Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

"Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı"

Âsâr-ı Bediiye · s.605

Şu kâinat tamamıyla bir bürhan-ı muazzamdır. Lisan-ı gayb, şehadetle müsebbihtir, muvahhiddir. Evet tevhid-i Rahman'la, büyük bir sesle zâkirdir ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Bütün zerrat hüceyratı, bütün erkân ve a'zâsı birer lisan-ı zâkirdir; o büyük sesle beraber der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... O dillerde tenevvü' var, o seslerde meratib var. Fakat bir noktada toplar, onun zikri, onun savtı ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Bu bir insan-ı ekberdir, büyük sesle eder zikri; bütün eczası, zerratı, küçücük sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Şu âlem halka-i zikri içinde okuyor aşrı, şu Kur'an maşrık-ı nuru, bütün zîruh eder fikri ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Bu Furkan-ı -Celîlü'ş-şe'n- o tevhide nâtık bürhan, bütün âyât sadık lisan. Şuâat-ı barika-i iman. Beraber der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Kulağı ger yapıştırsan, şu Furkan'ın sinesine; derinden tâ derine, sarihan işitirsin semavî bir sadâ der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... O sestir gayeten ulvî, nihayet derece ciddî, hakikî pek samimî, hem nihayet munis ve mukni' ve bürhanla mücehhezdir. Mükerrer der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Şu bürhan-ı münevverde, cihat-ı sittesi şeffaf ki, üstünde münakkaştır müzehher sikke-i i'caz. İçinde parlayan nur-u hidayet der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Evet, altında nescolmuş mühefhef mantık ve bürhan, sağında aklı istintak; mürefref her taraf, ezhan "Sadakte" der ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Yemîn olan şimalinde, eder vicdanı istişhad. Emamında hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. Onun miftahıdır her dem ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Emam olan verasında ona mesned semavîdir ki, vahy-i mahz-ı Rabbanî. Bu şeş cihet ziyadardır; burucunda tecelladar ki: Lâ İlahe İllâ Hu... Evet vesvese-i sârık, bâvehm-i şübhe-i târık, ne haddi var ki o mârık, girebilsin bu bârık kasra, hem şârık ki, sur sureler şâhik, her kelime bir melek-i nâtık ki: Lâ İlahe İllâ Hu... O Kur'an-ı Azîmüşşan nasıl bir bahr-i tevhiddir. Birtek katre misal için birtek sure, fakat kısa birtek remzi, nihayetsiz rumuzundan. Bütün enva'-ı şirki reddeder, hem de yedi enva'-ı tevhidi eder isbat; üçü menfî, üçü müsbet şu altı cümlede birden. Birinci cümle:ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ karinesiz işarettir. Demek ıtlakla tayindir. O tayinde taayyün var; Ey Lâ Hüve İllâ Hu... Şu tevhid-i şuhud bir işarettir; hakikat-bîn nazar tevhide müstağrak olursa der ki: Lâ Meşhude İllâ Hu İkinci cümle:ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﺣَﺪٌ dir ki, tevhid-i uluhiyete tasrihtir. Hakikat, hak lisanı der ki: Lâ Mabude İllâ Hu... Üçüncü cümle:ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ﺍﻟﺼَّﻤَﺪُ dir. İki cevher-i tevhide sadeftir.Birinci dürrü:Tevhid-i Rububiyet. Evet nizam-ı kevn lisanı der ki: Lâ Hâlıka İllâ Hu... İkinci dürrü:Tevhid-i Kayyumiyet. Evet seraser kâinatta, vücud ve hem bekada, müessire ihtiyaç lisanı der ki: Lâ Kayyume İllâ Hu...

Dördüncüsü:ﻟَﻢْ ﻳَﻠِﺪْ dir. Bir tevhid-i celalî müstetirdir; enva'-ı şirki reddeder, küfrü keser bîiştibah. Yani tagayyür, ya tenasül, ya tecezzi eden elbet; ne Hâlık'tır, ne Kayyum'dur, ne İlah... Veled fikri, tevellüd küfrünü ﻟَﻢْ reddeder, birden keser atar. Şu şirktendir ki, olmuştur beşer ekserîsi gümrah... Ki İsa, ya Üzeyr'in, ya melaik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev'-i beşerde gâh ba-gâh... Beşincisi:ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﻮﻟَﺪْ Bir tevhid-i sermedî işareti şöyledir: Vâcib, kadîm, ezelî olmazsa, olmaz İlah... Yani: Ya müddeten hâdis ise, ya maddeden tevellüd, ya bir asıldan münfasıl olsa, elbette olmaz şu kâinata penah... Esbabperestî, nücumperestlik, sanemperestî, tabiatperestlik şirkin birer nev'idir; dalalette birer çâh... Altıncısı:ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ Bir tevhid-i câmi'dir. Ne zâtında naziri, ne ef'alinde şeriki, ne sıfâtta şebihi ﻟَﻢْ lafzına nazargâh... Şu altı cümle manen birbirine netice, hem birbirinin bürhanı. Müselseldir berahin, mürettebdir netaic şu surede karargâh... Demek şu Sure-i İhlas'ta, kendi mikdar-ı kametinde müselsel hem müretteb otuz sure münderiç; bu bunlara sehergâh... ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ