Mahbub-u Hakiki En Akreb Hem En Eb'addir
Âsâr-ı Bediiye · s.610
Ey esbabperest arkadaş! Rahmet ve ilm ve kudret denizinde daima müsebbihane yüzen kâinat timsalini, Görmek eğer istersen; benimle beraber gel, hayâlî bir seyahat. İşte bahr-i ummanın (fakat suyu tatlıdır) en derin bir yerini Kendine makarr etmiş, yüzlerce menzillere hâvi olan bir cesim, tahtaları pek ince, tahtelbahrin içine, sen karınca cismini, ben arı libasını Giyeriz de gireriz. İstersen gel de otur, kanadımın üstüne, beraber de uçarız, muhit-i havaînin denizinde yüzeriz. Onun orada var bir balonu. Bu müthiş bir balondur, binlerle bölmeleri var, mürettep muntazamdır. Biz de girdik içine, ben kondum pencereye, sen istedin altını. Ey karınca kardeşim! Tahtelbahirde isterdik, suyun yüzünü görmek. Burada istiyoruz, ziya ile yıkanmak, ben bilirim yolunu. İkisinde ikişer yolumuz var.Birbasar, nazar yolu. Basar surete bakar, bölmelerde dolaşır, dama ulaşır ya ulaşmaz. İşte tarîk-ı fenni. İkincisi:Hidayet, basiret tarîkidir. Hidayet hakka bakar, basiret hakikate. Hak ve hakikat öyle, birer keskin âlettir, ki tahtelbahir balonu. Neresini istersen, onlar ile delersin, mâ ve ziya alırsın. Bu pencerede görürüm; zaten pek çoktur pencereler. Sen zulmette oturdun, görmezsin hiçbirini. Bizim gibi küçücük hayvanlara kâfidir, mesamatta tereşşuh, menafizde şuâat. Sen sözümü tutmadın, bölmelerde dolaştın, birşey bulmadın, ayaklar ezdi seni. İşte âlemde olan sebebler, vasıtalar; benzer o bölmelerde mürettep ve muntazam perdelere. Duvarlar, herbirinin altında, hem dahi pek yakını. Melekûtiyet vechinde, mâ-i kudret işliyor, ziya-i ilim okşuyor. Nesîm-i rahmet yelpezler, yüzünü hem gözünü, canını cânânını.