İKİNCİ MAKAM
Âsâr-ı Bediiye · s.33
Fâil muktedirdir. Kudrette noksan yoktur. A'zam ve asgar ona nisbeten birdirler.Evet bir Kadîr ki; âlem bütün güneşleri, yıldızları, avalimi, zerratı, cevahiri, gayr-ı mütenahî lisanlar ile azametine, kudretine şehadet eder. Hiçbir vehim ve vesvesenin hakkı var mıdır ki, haşr-i cismanîyi O kudretten istib'ad etsin? Şurada yalnız deriz: En çok ve en büyük şey, en basit ve en küçük şeye nisbeten kudrete daha ağır gelemez. ﻣَﺎ ﺧَﻠْﻘُﻜُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺑَﻌْﺜُﻜُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻛَﻨَﻔْﺲٍ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٍ İşte, şu sırrı"Sünuhat"tayazmıştım. Makamın münasebetiyle naklediyorum: İşte Kudret zâtiyedir. Acz tahallül edemez. Melekûtiyete taalluk eder. Mevani' tedahül edemez. Nisbeti kanunîdir. Cüz' külle müsavi, cüz'î küllî hükmüne geçer. Birinci Nokta: Kudret-i Ezeliye, Zât-ı Akdesin lâzıme-i zaruriye-i nâşie-i zâtiyedir.Öyle ise zıddı olan "acz", onun melzumu olan zâta bilbedahe ârız olamaz. Madem acz zâta ârız olamaz bilbedahe kudrete, tahallül edemez. Madem tahallül edemez, bilbedahe kudrette meratib olamaz. Zira meratibin vücudu ezdadın tedahülüyledir. Meselâ, hararette meratib, bürudetin tahallüliyledir. Hüsündeki derecât, kubhun tedahüliyledir. İlh... Mümkinatta hakikî, tabiî lüzum-u zâtî olmadığından kâinatta ezdad birbirine girebilmiş. Meratib tevellüd ederek ihtilafat ile tagayyürat neş'et etmiştir. Madem ki, kudrette meratib olamaz. Makdurat dahi bizzarure kudrete nisbeti bir olur. En büyük en küçüğe müsavi ve zerrat yıldızlara emsal olur. İkinci Nokta:Sâbıkan geçtiği gibi, kâinatın âyine gibi iki ciheti var; biri mülk, biri melekûtiyet. Mülk cihetiezdadın cevelangâhıdır. Hüsn kubh, hayır şer, sıgar kiber, sa'b sehl gibi umûrun mahall-i tevarüdüdür. Onun için vesait ve esbab va'z edilmiş. Tâ dest-i kudret zâhiren umûr-u hasise ile mübaşir görünmesin. Azamet ve izzet öyle ister. Fakat hakikî tesir vermemiş. Vahdet öyle ister. {() Eğer vasıta hakikî olsa idi ve hakikî tesir verilse idi; hem bir şuur-u küllî verilmek lâzım idi. Hem bizzarure eser-i itkan, kemal-i san'at muhtelif olacaktı. Halbuki en âdiden en âliye, en küçükten en büyüğe itkan derece-i kemalde, mahiyetin kameti nisbetindedir. -Müellif-} Melekûtiyet cihetiise, her şeyde şeffafedir. Teşahhusat karışmaz. O cihet vasıtasız Hâlıkına müteveccihtir. Terettüb, teselsülü yoktur. İlliyet, ma'luliyet giremez. İ'vicacatı yoktur. Avaik müdahale edemez. Zerre şemse kardeş olur. Evet Kudret, hem basit, hem nâmütenahî, hem zâtî... Mahall-i taalluk-u kudret, hem vasıtasız, hem lekesiz, hem isyansızdır. Büyük küçüğe tekebbürü yok, cemaat ferde rüçhanı yok. Küll cüz'e nisbeten kudrete karşı fazla nazlanması olamaz. Üçüncü Nokta: ﻟَﻴْﺲَ ﻛَﻤِﺜْﻠَﻪ۪ ﺷَﻲْﺀٌ٭ ﻭَﻟِﻠّٰﻪِ ﺍﻟْﻤَﺜَﻞُ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰﻰ Temsil, tasvir ve tasavvuru teshil ettiğinden şu gamız noktayı altı temsil ile işaret edeceğiz. İşte şeffafiyet, mukâbele, muvazene, intizam, tecerrüd, itaatın sırlarını birden zihinde mezc edebilsen; vesvesesiz bu noktayı anlayacaksın. Sakın mikyas yapma! Âciz mümkinâtın zaif, küçücük mikyasları Kadîr-i Ezelî'nin tasarrufatına şebih olamaz. Tanzir edemez. Yalnız şu emrin imkânının fehmini teshil eder. Birinci Temsil:Şemsin feyz-i tecellisi olan timsali, denizin mecmu'-u sathında, denizin herbir katresinde aynı hüviyeti gösteriyor. Küre-i Arz perdesiz güneşe karşı muhtelif cam parçalarından olsa; timsal-i şems herbir parçada ve umum sath-ı arzda müzahametsiz, tecezzisiz, tenakussuz bir olur. İşteşeffafiyetsırrı. Faraza şems muhtar olsaydı, o feyizden biri daha rahat, diğeri daha zahmet olamazdı. İkinci Temsil:Noktalardan terekküb eden bir daire-i azîmenin nokta-i merkeziyenin elinde bir mum ve muhitteki noktaların ellerinde birer âyine farzedilse; nokta-i merkeziyenin muhit âyinelerine verdiği feyz; müzahametsiz, tecezzisiz, tenakussuz nisbeti birdir. İştemukabelesırrı. Üçüncü Temsil:Hakiki bir mizanın iki gözünde iki güneş veya iki yıldız veya iki dağ veya iki yumurta veya iki cevher-i ferd, herhangisi bulunsa, sarfolunacak aynı kuvvetle o hassas, azîm terazinin bir kefesi süreyyâya, bir kefesi seraya inebilir. İştemuvazenesırrı. Dördüncü Temsil:En azîm bir gemi en küçük bir oyuncak çevirmesi gibi çevrilebilir. İşteintizamınsırrı. Beşinci Temsil:Bir mahiyet-i mücerrede, bütün cüz'iyatına en asgarından en ekberine yorulmadan, tenakus etmeden, tecezzi etmeden bir bakar, girer. Teşahhusat-ı mülkiye cihetindeki hususiyât müdahale edip şaşırtmaz, nazarını tağyir etmez. İştetecerrüdünsırrı. Altıncı Temsil:Bir kumandan"Arş!"emriyle bir neferi tahrik ettiği gibi, bir orduyu dahi tahrik eder. Her şeyin bir nokta-i kemali var. Ve o noktaya bir meyli var. Muzaaf meyil ihtiyaçtır. Muzaaf ihtiyaç iştiyaktır. Muzaaf iştiyak incizabdır. Bunlar emr-i tekvinînin mahiyat tarafından birer habb ve nüve-i imtisalidir. Mahiyat-ı mümkinatın mutlak kemali, mutlak vücuddur. Hususî kemali, istidadatını bilfiile çıkaran ona mahsus vücuddur. Bütün kâinatın ﻛُﻦْ emrine itaatı, bir nefer hükmünde olan bir zerrenin itaati gibidir. İrade-i Ezeliye'den gelen ﻛُﻦْ emr-i ezelîsine mümkinin itaat ve imtisalinde, yine iradenin tecellisi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizab birden mümtezic, mündemiçtirler. İşteitaatsırrı. Şu temsilat-ı sitte nâkıs, mütenahî, zaîf, hakikî tesiri yok olan kuvvet-i mümkinatta müşahede ile görünüyor. Öyle ise gayr-ı mütenahî, ezelî, ebedî, bütün kâinatı adem-i sırftan icad eden ve bütün ukûlü hayrette bırakan âsâr-ı azamet ile tecelli eden Kudret-i Ezeliyeye nisbeten herşey müsavidir. Hiçbirşey ağır gelemez. Gaflet olunmaya. Şu esrar-ı sitte olan küçücük mizanlarla o Kudret-i Ezeliye tartılmaz. Belki hiç münasebete giremez. Yalnız istib'adı def' için zikredilir. İşte şu üç noktayı ve üçüncü noktadaki altı sırrıyla mülk ve mümkün canibinde değil, belki melekûtiyet ve Kudret-i Ezeliye cihetinde nazar edilse, istinkâra incirar eden istib'ad zâil ve nefis mutmain olur.