Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

BİRİNCİ KIYASIN HÜLÂSASI

Âsâr-ı Bediiye · s.31

Bak, vücud-u insan tavırdan tavıra geçtikçe acib, muntazam inkılabatı geçiriyor. Nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan azm ve lahme, azm ve lahmden halk-ı cedide intikal, gayet dakik desatire tâbidir. Her bir tavrın öyle kavanin-i mahsusa ve öyle nizamat-ı muayyene ve öyle harekât-ı muttaridesi vardır ki; cam gibi altında kasd, irade, ihtiyar, hikmetin cilvelerini gösterir. İşte vücud itibariyle böyle her sene libasını değiştiren o vücudun bekası, inhilalin yerini dolduran bir terkibe muhtaçtır. İşte o hüceyratın yıkılmasıyla tamir etmek zarureti, bir madde-i latîfe ister ki, âzânın hâcatı nisbetinde Rezzak-ı Hakikî bir kanun-u mahsus ile taksim ediyor. İşte o madde-i latîfenin etvarına bak! Göreceksin ki; o kafile-i zerrat, küre-i havada, toprakta münteşir iken, bir hareket-i kasdîyi işmam eden bir keyfiyetle toplanıyorlar. Güya herbir zerre bir vazife ile muvazzaf, bir mekân-ı muayyeneye gitmek için memurdur gibi toplanır. Bir Saik-i Muhtarın kanun-u mahsusuyla âlem-i mevalide girer. Nizamat-ı muayyene ile, harekât-ı muttaride ile, desatir-i mahsusa ile bedende dört matbahda pişirildikten sonra, dört inkılab-ı acibeyi geçirdikten sonra, dört süzgeçten süzüldükten sonra aktar-ı bedende intişar ederek, bütün muhtaç olan a'zâların derece-i ihtiyaçlarına göre Rezzak-ı Hakikî'nin inayetiyle inkısam eder. İşte o zerrattan herbir zerreye bir nazar-ı hikmetle baksan göreceksin ki; kör ittifak, kör tesadüf hiç ona karışamaz. Herbiri hangi tavra girmiş ise, kavanin-i muayyenesiyle güya ihtiyaren amel ediyor. Hangi tabakaya sefer etmiş ise, öyle muntazam ayak atıyor ki, bilbedahe bir Saik'in emriyle gidiyor. İşte böyle tavırdan tavıra, tabakadan tabakaya gitgide hedef-i maksadından ayrılmayarak, makam-ı lâyıkına girer oturur. İşte bu hal gösteriyor ki; evvelen o zerreler muayyendiler, muvazzaftılar. O makamlar için namzed idiler. İşte şu neş'e-i ûlâyı gören, neş'e-i uhrayı istib'ad ile istinkâr etmemek gerektir. Meselâ, bir taburun askerleri istirahat izniyle dağılıp boru ile çağrılsa birden tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir taburu teşkil etmekten çok ve çok esheldir. Bir vücudda imtizac ile ünsiyet ve münasebet peyda eden zerrât, Sûr-u İsrafil ile Hâlıkının emrine lebbeykzen olmaları aklen birinci icaddan daha sehl, daha mümkündür. Hem nüveler hükmünde olan ecza-i asliye, ikinci neş'e için bir esas-ı kâfidir.