Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

BİRİNCİ MAKAM

Âsâr-ı Bediiye · s.28

Saadet-i Ebediyeye muktezî vardır. O muktezînin vücuduna bürhan, on menabi'den süzülen ve tehallüb eden bir hadstir. Birincisi:İşte kâinatta bir nizam-ı ekmel-i kasdî var. Her cihette reşehat-ı ihtiyar, lemaat-ı kasd görünüyor. Her şeyde bir nur-u kasd, her şe'nde bir ziya-yı irade, her harekette bir lem'a-yı ihtiyar, her terkipte bir şu'le-i hikmet nazar-ı dikkate çarpıyor. Evet saadet-i ebediye olmazsa, "Nizam" bir suret-i zaîfe-i vâhiyeden ibaret kalır, yalancı bir nizam olur. Nizamın ruhu olan maneviyat ve revabıt ve niseb heba olur. Demek nizamın nazzamı saadet-i ebediyedir. İkinci Menba':Hilkatte bir hikmet-i tamme var. Evet inayet-i ezeliyenin timsali olan Hikmet-i İlahiye kâinattaki riayet-i mesalih ve iltizam-ı hikem lisanıyla saadet-i ebediyeyi ilân eder. Zira saadet-i ebediye olmazsa, kâinatta bilbedahe sabit olan hikem ve fevaidi mükâbere ile inkâr etmek lâzım gelir. Üçüncü Menba':Akıl ve hikmet ve istikraın şehadetleriyle sabit olan hilkatteki adem-i abesiyet; hem Sâni'in fıtratta, her şeyde en kısa yolu ve en yakın ciheti ve en hafif sureti ve en güzel keyfiyeti ihtiyar ve intihab etmesiyle sabit olan adem-i israf, saadet-i ebediyeye işaret eder. Zira adem-i sırf herşeyi abes eder. Fıtratta, ezcümle insanda fenn-i menafi'ü'l-a'zâ şehadetiyle sabit olan adem-i israf gösterir ki; insanda olan istidadat-ı maneviye ve âmâl ve efkâr ve müyulat dahi israf edilmeyecektir. O meyl-i tekemmül, bir kemalin vücudunu ve o meyl-i saadet, bir saadet-i ebediyeye namzed olduğunu kat'î olarak ilân eder. Öyle olmazsa, insanın mahiyet-i hakikiyesini teşkil eden maneviyat ve âmâl kurur, hebaen gider. Acaba kıymettar bir cevherin kılıfına o derece dikkat ve itina edilse ki, gubarın konulmasına da müsaade etmeyen sahibi, nasıl ve ne suretle o cevher-i yegâneyi kırıp mahveder. Şu üç menba'daki üç şahidi tezkiye eden herbirinin mevzuunun nev'indeki nizamına şahid-i sadık olan cemi'-i fünunun istikra-i tammesidir. Ki o intizam-ı kâmili ihtilalden halâs eden, meyl-i tekemmülü tatmin eden yalnız saadet-i ebediyedir. Dördüncü Menba':Pek çok enva'da yevm ve sene gibi, hatta insanın şahıslarında bir çok kıyamet-i mükerrere-i nev'iye vardır ki; bir kıyamet-i kübranın tahakkukunu ihsas ediyor. Evet, maruf saatin saniye, dakika, saat, eyyamını sayan çarklarına benzeyen Allah'ın büyük saatindeki yevm, sene, ömr-ü beşer, deveran-ı dünya birbirine mukaddeme olarak döner, işler. Geceden sonra sabahı, kışdan sonra baharı işledikleri gibi; mevtten sonra subh-u kıyamet o destgâhtan, o saat-i uzmadan çıkacağını haber veriyorlar. Bir şahsın müddet-i ömründe başına geçen bir çok kıyamet çeşitleri geçmiştir. Beş altı senede bilittifak bütün zerratını değiştirmiş, belki bir senede iki defa tedricî bir kıyamet görmüş... Hem bazı enva'-ı hayvanatta bazı vakitte bir kıyamet-i nev'iye müşahede ediyoruz. İnsanın bir şahsı, başkasının nev'i hükmündedir. Zira nur-u fikir, onun âmâline öyle bir vüs'at vermiş ki; ezmine-i selâseyi yutsa tok olmaz. Sair nevilerdeki ferdlerin mahiyeti cüz'î, kıymeti şahsî, nazarı mahdud, kemali mahsur, lezzet ve elemi ânidir. Beşerin ise mahiyeti ulvî, kıymeti gâlî, nazarı âmm, kemali hadsiz, lezzeti, elemi kısmen dâimîdir. Öyle ise, çok nev'ilerde olan birer çeşit kıyamet-i mükerrere-i neviyede, insan için bir kıyamet-i şahsiye-i umumîyeye remz vardır. Beşinci Menba':Beşerin cevher-i ruhundaki gayr-ı mahsur istidadat ve o istidadatta mündemiç olan gayr-ı mahdud kabiliyât; ve o kabiliyâttan neş'et eden hadsiz müyulat; ve o müyulattan hasıl olan lâyetenahî âmâl; ve o âmâlden tevellüd eden gayr-i mütenahî efkâr ve tasavvurât; şu âlem-i şehadetin mâverasında olan saadet-i ebediyeye elini uzatmış, medd-i nazar ederek o tarafa müteveccih olmuştur. Hatta ruhun bir şâir san'atkârı olan hâsse-i hayale denilse: "Sana dünya bir milyon ömür ile verilecektir. Fakat sonun adem-i sırf, hiçlik olacaktır." Hayal, derinden derine, -bunu alkışlamak yerine- teessüf edecektir. Bir hizmetkârı tatmin etmeyen şu dünya, sultan-ı ruhu nasıl tatmin edebilir? İşte hiç yalan söylemeyen fıtrattaki şu kat'î, şedid, sarsılmaz, meyl-i saadet-i ebediye; saadet-i ebediyenin tahakkukuna bir hads-i kat'î veriyor. Altıncı Menba':Errahmanurrahîm olan Sâni'-i Zülcelal'in rahmetidir. Evet nimeti nimet eden, nimeti nıkmetlikten halas eden; ve kâinatı firak-ı ebedîden hasıl olan vaveylâlardan kurtaran saadet-i ebediye, o rahmetin şe'nindendir ki beşerden esirgemesin. Zira bütün nimetlerin reisi, re'si, neticesi olan saadet-i ebediye verilmezse, bütün nimetler nıkmetlere tahavvül eder. O tahavvül ise, bilbedahe ve bizzarure ve umum kâinatın şehadetiyle muhakkak olan Rahmet-i İlahiyeyi inkâr etmek lâzım gelir. Halbuki rahmet, en vâzıh ve güneşten daha parlak bir hakikattır. Bak, rahmetin cilvelerinden olan "Muhabbet ve Aşk ve Şefkat" nimetlerine dikkat et! Eğer firak-ı ebedî ve hicran-ı lâyezalîye incirar etse; görürsün ki, o muhabbet, en büyük musibet olur. Şefkat en büyük maraz olur. Akıl en büyük bela olur. Demek rahmet, rahmet olduğu için hicran-ı ebedîyi muhabbet-i hakikiyeye karşı çıkarmaz. Yedinci Menba':Kâinattaki bütün letaif, bütün mehasin, bütün kemalât, bütün incizabat ve iştiyakat ve terahhumat birer mazmundur ki, Sâni'in lütfu merhametinin, ihsan ve kereminin cilvelerini bizzarure ve bilbedahe kalbe gösteriyor. Madem bir hakikat var, bilbedahe hakiki rahmet var. Madem hakiki rahmet var, saadet-i ebediye olacaktır. Sekizinci Menba':Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandır. Kim kendi uyanık vicdanını dinlese: "Ebed!.. ebed!.." sesini işitecektir. Demek o, onun için mahluktur. Demek bu incizab ve cezbe bir gaye-i hakikî ve hakikat-i cazibedârın yalnız cezbiyle olabilir. Dokuzuncu Menba':Sadık, masduk, musaddak olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ihbarıdır. Evet O'nun sözleriyle saadet-i ebediyenin kapıları açılmış. Ve O'na karşı kelâmları birer penceredir. Zaten bütün kuvvetiyle bütün davaları tevhidden sonra o noktada temerküz ediyor. Onuncu Menba':Onüç asırda yedi vecihle i'cazını muhafaza eden Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyanın ihbarat-ı kat'iyesidir. Evet nefs-i ihbarı, haşr-i cismanînin keşşafı ve şu remz-i hikmetin miftâhıdır. Hem tazammun ettiği ve mükerreren tefekküre emrederek nazara vaz' ettiği berahin binlerdir. Ezcümle: Bir kıyas-ı temsiliyeyi tazammun eden ﻭَﻗَﺪْ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺍَﻃْﻮَﺍﺭًﺍ ve ﻗُﻞْ ﻳُﺤْﻴ۪ﻴﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻫَﺎ ﺍَﻭَّﻝَ ﻣَﺮَّﺓٍ hem bir delil-i adlîye işaret eden ﻭَﻣَﺎ ﺭَﺑُّﻚَ ﺑِﻈَﻼَﺎﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒ۪ﻴﺪِ gibi pek çok âyât-ı kesire ile haşr-i cismaniyedeki saadet-i ebediyeye nâzır pek çok dürbünleri nazar-ı beşere vaz' etmiştir.