Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

Âkilü'l-lahm Hayvanların Helâl Rızkı

Âsâr-ı Bediiye · s.568

Herşeyde bir hikmet ve nizam, caridir hem sâridir. Tesadüf, ittifak yoktur da; görünür o hikmet-i İlahî inayetli nizama.. Hayvandaki vahşiler kısmından, âkilü'l-lahm sınıfına ihsan etti, yabani hayvanların hadsiz cenazeleri, etti onlara kısmet, davet etti taama. Onlara sevkeyledi, bunlar dahi hem zemin yüzünü temizlerler, hem rızkını bulurlar. O helâldir onlara, düşmezlerse harama. Onlara haram olur şu mezheb-i hayatta bir zîhayatı yemek, yemek için öldürmek.. Herbir zaman her günde fillerden tâ hevama Yabanî hayvanların, milyonlar milyarların cenazeler veriyor, meydanda da görünmez. İşte bir cây-ı dikkat, bak hikmet ve nizama. O Kudret-i Fâtıra, o hikmet-i bahire bir ihtiyacı vermiş hayvana hem beşere. Açlıkla ihtiyacı yapmış yular onlara. Takmış, başa licame. Başta insan olarak açlıkla hem hâcatla; gem vurarak sokmuştur nizam ve intizama. Daire-i hâcette onları gezdiriyor deveran-ı daime. Harice meydan vermez, çekiyor insicama. Hem âlemi kurtarıp vahşice halt ve mercden. Hem hâcet zenberektir terakki-i âleme.

İsraf Sefahetin, Sefahet Sefaletin Kapısıdır

Ey müsrifli kardeşim! Tagaddi noktasında bir iken iki lokma; bir lokma bir kuruşa, bir lokma on kuruşa. Hem ağıza girmeden, hem boğazdan geçtikten, müsavi bir olurlar. Yalnız ağızda, o da kaç saniyede bîhuşe verir nûşe. Zevkî bir fark bulunur, daim onu aldatır o kuvve-i zaika, bedene hem mideye kapıcı, müfettişe. Onun tesiri menfî, müsbet değil. Vazife yalnız kapıcıyı taltif ve memnun etmek, nûş verirsin o bîhuşe Aslî vazifesinde onu müşevveş etmek, tek bir kuruş yerine onbir kuruşu vermek, olur şeytanî pişe. İsrafın en sefihi, tebzirin en sakîmi, bir tarzdır bir çeşidi; heves etme bu işe...

Zaika Telgrafçıdır, Telziz İle Baştan Çıkarma

Rububiyet-i İlah, hikmet ve inayeti, ağızla hem burunla iki merkezi teşkil eylemiştir; içinde hudud karakolu, hem Muhbirleri de koymuş. Şu âlem-i sağirde damarları telefon, a'sabları telgraf hükmüne vaz'eylemiş. Şâmme telefonu, hem Telgrafa zaika inayet memur etmiş. O Rezzak-ı Hakikî, erzak üstüne koymuş rahmetten bir tarife; taam ve levn ve hem Rayiha. İşte şu havass-ı selâse, o Rezzak canibinden birer ilânnamesi, birer davetnamesi, birer izinnamesi, hem Birer dellâldır ki; muhtaç ve müşteriler hep onlarla celb olur. Mürtezik hayvanlara zevk ve rü'yet ve şemm, birer âlet vermiş. Hem Taamları muhtelif zînetlerle süsletmiş; hevaî gönülleri avutup, lâkaydları tehyic ile cezbetmiş. Vaktâ, taam girse hem Ağıza, birdenbire zaika her tarafa bir telgraf çekiyor bedenin aktarına. Şâmme telefon veriyor, gelen taam nev'i, hem Çeşitleri de söyler. Hâcetleri muhtelif, ayrı ayrı mürtezik, ona göre davranır, ona da hazırlanır ya cevab-ı red gelir, hem Kapı dışarı atar, yüzüne de tükürür. İnayet tarafından madem buna me'murdur, zevki baştan çıkarma! Hem Telziz ile aldatma, sonra o da unutur doğru iştiha nedir? Bir iştiha-i kâzib gelir başına çatar; hatası marazla hem İlletlerle cezalar gelir. Hakikî lezzet, hakikî iştihadan çıkar. Doğru iştiha, sadık bir ihtiyaçtan.. Bu lezzet-i kâfide şah hem Geda beraber, hem bahemdir bir dinar ve bir dirhem. O lezzet berhem-zened, eleme olur merhem.

Niyet Gibi, Tarz-ı Nazar Dahi Âdeti İbadete Çevirir

Şu noktaya dikkat et; nasıl olur niyetle mubah âdât, ibadât... Öyle tarz-ı nazarla fünun-u ekvan, olur maarif-i İlahî... Tedkik dahi tefekkür. Yani: Ger harfî nazarla, hem san'at noktasında "ne güzeldir" yerine "ne güzel yapmış Sâni', nasıl yapmış o mâhi" Nokta-i nazarında kâinata bir baksan; nakş-ı Nakkaş-ı Ezel, nizam ve hikmetiyle lem'a-i kasd ve itkan, tenvir eder şübehi. Döner ulûm-u kâinat, maarif-i İlahî. Eğer mana-yı ismiyle, tabiat noktasında, "zâtında nasıl olmuş" eğer etsen nigahı, Bakarsan kâinata, daire-i fünunun daire-i cehl olur. Bîçare hakikatlar, kıymetsiz eller kıymetsiz eder. Çoktur bunun güvahı...

Yalnız Bir İsim Takmak, Müsemmayı Bilmek Yerine Bazan İkame Ediliyor

İşte bir nur-u muzlim, zulmet-i münevvere, efkâr-ı hazırada, cehl-i basiti yapar, cehl-i mürekkebe kalb. En mühim de bir sebeb; Meçhul bir şeye, parlak bir ismi takar, bu meçhul hakikatı, bununla bildim zanneder. Sair meçhul şeyleri, ona irca edip, İzah ettim zanneder. Halbuki tarif, izah: Ya had, ya resm iledir. Yoksa bir ism-i câmid ki vâzıı cahildir, bir vechi dahi cazib, Müsemmaya mümas vechi kara muzlimdir. Göze çarpan vechi parlak şeffaftır. O isimle ne tarif olur, ne de izaha câlib Belki zihni aldatır; -mesela- cazibe-i umumî, kuvve-i mıknatısî, elektrik kuvveti, telepati hem ihtizaz, hem manyetizma gibi esâmî cezb ve celb.