Böyle Zamanda Tereffühte İzn-i Şer'î Bizi Muhtar Bırakmaz
Âsâr-ı Bediiye · s.570
Lezaiz çağırdıkça "Sanki yedim" demeli. Sanki yedim düstur eden, bir mescidi yemedi. Eskide ekser İslâm filcümle aç değildi. Tena'uma ihtiyar bir derece var idi. Şimdi ise, ekseri açlığa düştü kaldı. Telezzüze ihtiyar, izn-i şer'î kalmadı. Sevad-ı a'zam, hem ekseriyet-i masumun maişeti basittir. Tagaddi besatetiyle onlara tabi olmak, Bin kere müreccahtır, ekalliyet-i müsrife, ya bir kısım sefihe; tagaddide tereffüh noktasında benzemek...
Lezzetin Elemde, Elemin Lezzette
Ey {() Bunun da vezni garibdir. "Ey beşer-i pür-şer" kıtası gibi nazma dikkat etmek gerektir. -Abdurrahman Nursî-} musibetzede! Âlâmın hedefi, muvakkat lezzetten ziyade muvakkat eleme tebessüm etmeli, "hoş geldin" demeli, Yüzüne gülmeli. Âlâmlar arılara benzer, ilişsen toplanır başına, lâkaydsan dağılır işine. Kim geçmiş ömrünü, yüzünü çevirip düşünse; ya kalbi, ya lisanı; ya ahı, ya ohu. Ya âhı ﺧﻰ , ya elhamdülillah diyecek, tahattur edecek. Âhh ﺥ ve âh; ﻩ ruhunda müstetir bir elem gösterir. Bir derdin vücudu, tercüman oluyor. Oh ﺍﻭﺥ ve elhamdülillah ise, ruhunda münderic, kalbinde mümtezic bir lezzet, bir nimetin muhbiri, mazharı oluyor. Âhh ﺥ ve âh ﻩ dediren lezaiz oluyor, lezaiz-i mazi. Zevali tahattur, tasavvur; hem kalbe lisana, Âhh ﺥ ve âh ﻩ dedirtir, ettirir feryadı. Nasıl ki, zeval-i elem lezzet olur, öyle de; zeval-i lezzet de elemdir, hem vehm-i zevali.. Belki de zeval-i lezzetin; tasavvur, tahattur, ruhanî elem müstemir. Bu sırdır uşşak-ı mecazî; Her biri bir divan, her divan bir feryad, şu feryad bu elemden gelir. Âlâm-ı mazidir lezzet-i zevali; Oh ve elhamdülüllah, hem kalbe lisana dedirir. Bir günlük lezzetin zevali müstemir elemdir. Bir günlük elemin zevali; Daimi lezzettir, ruhunda muzmerdir. Düşünmek deşmektir. Beşerin vicdanı, insanın fıtratı, İstiyor daima, daimi bir lezzet, müstemir bir nimet.. O ise muhabbet, marifet.. tefekkür, tecelli, kemalat-ı ruhî.. Füyuzat-ı kalbî, lem'a-i hakikat, emel-i saadet; imandır, yakîndir bunların hem başı, esası.
Zaman Olur ki, Adem-i Nimet Nimettir
Hâfıza bir nimettir. Fakat ahlâksız bir adamda musibet zamanında, nisyan ona racihtir. Nisyan da bir nimettir, yalnız her günün âlâmını çektirir. Müterakim olmuş âlâmı unutturur.
Her Musibette, Bir Cihet-i Nimet Var
Ey musibetzede! Musibetin içinde bir nimet münderiçtir. Dikkat et de onu gör. Nasıl herşeyde vardır Bir derece-i hararet, her musibette vardır bir derece-i nimet. Daha büyüğü düşün. Küçükteki nimetin Dereceyi görerek, Allah'a çok şükür et. Yoksa isti'zamla ürkersen, "of-of"la üflersen, o da aksine şişer. Şişer de dehşetlenir. Eğer merak da etsen, bir iken ikileşir. Kalbde olan misali, döner hakikat olur; Hakikattan ders alır. Sonra döner, başlıyor, kalbini tokatlıyor...