Âkıbet-i Dünyevîye İkab-ı Uhrevîye Delildir
Âsâr-ı Bediiye · s.566
Herkesin bir zamanda hususi tecrübeyle böyle netice bulmuş: "Filan fenalık etti, belâsını da buldu" bir düstur-u hayattır. Şu cümle-i mânidar zebanzed-i cumhurdur. Masiyetin muhtelif enva'ının içinde, tek hadd-i müşterek var, ki tab'-ı masiyettir. Demek masiyet haysiyeti, müstelzim-i cezadır. Küçükleri bu darda, büyükleri o dârda, masiyetin âkıbeti burada, ukbadaki ikaba bir delildir.
Beşerin Rahatı; İhtiyar, İktidarıyla Makûsen Mütenasiptir. Rızık Tekâsüf Etmemiş Genişçe Bir Ceseddir
Ey beşer-i pür-şer! {() Nazmı garip, cümleleri kısadır. Her kelimenin ortasında az temdid-i nefes, âhiri sâkindir. -Müellif-} Sendeki iktidar ihtiyar, sebebtir menşe'dir açlığa, zahmete. Zaaftır, aczdir, rızkının sebebi. Bir zaman bir hayvanı gördüm, bîçare bir deri bir kemik. Yavrular getirdi muktedir, valide bir kemik bulmazdı. Âciz yavrulara sekiz musluğunda akar bir latîf rızık, geldi beslettirdi, mugaddi bir madde, kudretten verildi. O zaman rahm-ı maderde sâkindi, ez'aftı â'cezdi. Rızkı da ahsendi ekmeldi, geldi de dünyaya âcizdi zaîfti. Rızkı da kâmildi hasendi. Bir parça büyüdü ihtiyarı geldi; zahmete de çattı iktidarı yoktu, ebeveyn şefkati muîni edildi. İhtiyar, iktidar beraber geldiği bir zaman; ipi boğaza dolandı, kendisi kendine bıraktı, o vakit ihtiyar nereye ilişti karıştı. İhtiyar girmedi mideye bedene, makine işledi, nizamı bozmadı, hanede beldede işledi çalıştı. Nizamı bozuldu noksan da bıraktı. İhtiyar daimî demeli: ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎﺗَﻜِﻠْﻨَﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻨَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺭِﺯْﻕٍ ﻓ۪ﻰ ﺟَﺪ۪ﻯ İktidar demeli daimî: ﻳَﺎﺭَﺑّ۪ﻰ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻓ۪ﻰ ﺑَﺪْﺋ۪ﻰ ﻭَﻋُﻮﺩ۪ﻯ Hayvanın rızkı da, hayatı kadardır nazar-ı kudrette, mevkii kıymeti. Nasıl ki o Kudret, âdetâ bahane buluyor hayatı veriyor. Öyle de rızkını önünde, halk eder serpiyor. Güya ki kudret çalışır, hummalı bir faaliyetle; âlem-i mevatı âlem-i hayata, kesifi latîfe kalb ve tebdil eder. Hatta ki en hasis bir maddede, hayatın lemaatı serper. Öyle de: Herşeyde rızkı da hem eker, hem saklar. O hayat nuruyla, birleşmek içindir zerrat-ı meyyite. Bir kısmı hakikî ceseddir toplanır. Bir kısmı mecazî ceseddir, Rızık olur geliyor, birleşir tutuşur. Rızık dahi münteşir, hem geniş ceseddir. Elhasıl: Hayatın ikidir cesedi; Birisi muhassal, diğeri münteşir. Rızık ile hayatın ikisi ikizdir, tev'emdir; nazar-ı kudrette, bir olur kıymeti. "Kudret"tir herşeyi ademden çıkarır. "Kader"dir birinci cesedi nazm edip giydirir. "İnayet" topluyor rızkını, münteşir cesedi. Teksifle sevkeder besletir. Yalnız bir fark var; hayatın mazbut ve muhassal olduğu içindir, def'aten görünür zîhayat cesedi. Rızık ise tedrici münteşir olduğu içindir; vesvese verdirir. Beşerin zalim ihtiyarı tavassut etmezse, âyetteki hüküm vâkidir, doğrudur: "Açlıktan ölmek yok, rızıksızlık öldürmez." Zira ki bedende çok vardır ihtiyat mahzenleri, herbiri doludur Şahm ile çok şeyler suretinde mahzar ﻣﺤﻀﺮ , orada müddehar bir gıda-yı ekser. O gıda bitmeden şahsın mevti gelir. O mevtin sebebi rızıksızlık değildir. Zira o yüz güne kâfi idi, o ise on günde fevt oldu. Belki terk-i âdetten tevellüd eden bir maraz, bir illet geldi, vurdu onu, rızkı da varken öldürdü. ﺍِﻧَّﺎ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻭَﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَ