SAİD KENDİ SÖYLÜYOR:
Sikke-i Tasdik-i Gaybî · s.146
Hazret-i Şeyh-i Geylanî, hizmet-i Kur'aniyeye nazar-ı dikkati celbetmek ve o hizmet-i Kur'aniye âhirzamanda dağ gibi büyük bir hâdise olduğuna işaret için, kerametkârane şu hizmette istidad ve liyakatımın pek fevkinde bulunması ve fedakâr, çalışkan kardeşlerimle çalıştığımıza fazilet noktasından değil, belki sebkatiyet noktasından ismimi bir derece göstermesi beni epey zamandır düşündürüyordu. Acaba bunun izharında manevî bir zarar bana terettüb eder, bir gurur, bir hodfüruşluk getirir diye sekiz-on senedir tevakkuf ettim. Bugünlerde izhara bir ihtar hissettim. Hem kalbime geldi ki: Hazret-i Şeyh bana bir pâye vermedi. Belki Said isminde bir müridim mühim bir hizmette bulunacak, fitne ve belalardan izn-i İlahî ile ve Şeyh'in duasıyla ve himmetiyle mahfuz kalacak. Hem uzak yerde taşlar görünmez, dağlar görünür. Demek sekiz yüz sene bir mesafede görünen, hizmet-i Kur'aniyenin şâhikasıdır; yoksa Said gibi karıncalar değil. Madem bu keramet-i Gavsiyeyi ilân ve izharından, Kur'an şakirdlerinin ve hizmetkârlarının şevki artıyor, elbette arkalarında Şeyh-i Geylanî gibi kahramanlar kahramanı zâtlar himmet ve dualarıyla ve izn-i İlahî ile himaye ettiklerini bilseler, şevk ve gayretleri daha artar.
Elhasıl:
Bunu, kardeşlerimi fazla şevke ve ziyade gayrete getirmek için izhar ettim. Eğer kusur etmiş isem, Cenab-ı Hak afvetsin. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻻﺎَﻋْﻤَﺎﻝُ ﺑِﺎﻟﻨِّﻴَّﺎﺕِ ......... ﻓَﻴَﺎ ﻣُﻨْﺸِﺪًﺍ ﻧَﻈْﻤ۪ﻰ fıkrasında dahi Hazret-i Şeyh'in (R.A.) muhatabı şübhesiz Bedîüzzaman Molla Said'dir (R.A.).
Elhasıl:
Şu acib kasidesinin âhirindeki şu beş beyitte beş kelime, medar-ı nazar-ı Şeyh ve mahall-i hitab-ı Gavsî'dir. Ve o beş kelime ise, ﻟِﻤُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ ﻭَ ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ ﻭَ ﻣُﻨْﺸِﺪًﺍ ﻭَ ﻗَﺎﺩِﺭ۪ﻯ ﻭَ ﺳَﻌ۪ﻴﺪًﺍ lafızlarıdır. Said'in dahi iki lakabı olan"Nursî", "El-Kürdî";iki ismi"Molla Said", "Bedîüzzaman"bu beş kelimede bulunur. Hazret-i Gavs'ın medar-ı teveccüh ve hitabı olan şu beş kelimesinde, aşikâr bir surette, mezkûr iki isim ve lakab, ilm-i cifir kaidesinde makam-ı ebced ile görünmesi şübhe bırakmıyor ki, Hazret-i Şeyh kasidesinin âhirinde onunla konuşuyor, ona teselli verip teşci' ediyor. ﻭَﺍﻟْﻌَﺎﻗِﺒَﺔُ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ sırrıyla muvaffakıyetine teminat veriyor. ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ٭ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎﻟﺼَّﻮَﺍﺏِ ﻓَﻴَﺎ ﻣُﻨْﺸِﺪًﺍ ﻧَﻈْﻤ۪ﻰ fıkrasında, ﻧَﻈْﻤ۪ﻰ kelimesi, makam-ı ebcedîsibin(1000) olup; ﺭِﺳَﺎﻟَﺔُ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ iki farkla, ﺭَﺳَٓﺎﺋِﻞُ ﻛِﺘَﺎﺏِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ un (iki medde sayılmazsa ve şedde de lâm sayılsa) makam-ı ebcedîsi yinebindir.Demek ﻓَﻴَﺎ ﻣُﻨْﺸِﺪًﺍ ﻧَﻈْﻤ۪ﻰ ﻓَﻘُﻠْﻪُ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ fıkrasının meal-i gaybîsi şudur ki: ﻳَﺎ ﻣَُﻠِّﻒَ ﺭِﺳَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺟَﺎﻫِﺪْ ﺑِﻬَﺎ ﻓَﻘُﻞْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ yani"Korkma, sözlerini söyle, neşrine çalış." ﻭَﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Amma ﻓَﻘُﻠْﻪُ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ fıkrasında şâyan-ı hayret bir tevafuk var ki: İlm-i Cifir kaidesiyle makam-ı ebcedîsibin üçyüz otuziki(1332) eder. Şu halde ﻳَﺎ ﻣُﻨْﺸِﺪًﺍ ﻧَﻈْﻤ۪ﻰ ﻓَﻘُﻠْﻪُ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ meal-i gaybîsi"Yâ Risaletü'n-Nur ve Sözler sahibi! Bana bak. Gafil davranma! Bin üçyüz otuzikide mücahedeye başla; Sözleri korkma yaz, söyle!"Filhakika Said (R.A.) Hürriyetten sonra az bir zamanda mücahedesinde tevakkuf etmiş ise, bin üçyüz otuzikide İşaratü'l-İ'caz'ı te'lif ile beraber Eski Said'den sıyrılmak niyet edip, Yeni Said suretinde bütün kuvvetiyle mücahede-i maneviyeye başlayıp, iki-üç sene sonra da Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'de bir-iki sene Hazret-i Gavs-ı Geylanî'nin şu vasiyetini ve emrini imtisal ederek envâr-ı Kur'aniyeyi neşretmiş. Lillahilhamd, şimdiye kadar devam ediyor. Bu şâyan-ı hayret fıkrada cây-ı dikkat şu nokta var ki; Hazret-i Gavs, doğrudan doğruya altıncı asırdan şu asrımıza bakıyor. O altıncı asrın âhirlerinde Hülâgu felâketi gibi feci', dehşetli meşhur fitnenin çok elîm ve feci' ve kuburdaki emvatı ağlattıracak derecede dehşetli bir nev'i, şu ondördüncü asırda bulunuyor. Bu iki asır birbirine tevafuk ediyor ki, Hazret-i Şeyh ondan buna bakıyor.
Risale-i Nur talebeleri namına
Re'fet, Hüsrev, Hâfız Ali, Sabri