Beşinci vecih:
Sikke-i Tasdik-i Gaybî · s.143
Üstadımız kendisi söylüyor ki: "Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî Tarîkatında ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zâttan istimdad ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak"Yâ Gavs-ı Geylanî"derdim. Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur." Acibdir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fatiha ve ezkâr ne kadar okumuş isem, Zât-ı Risalet'ten (A.S.M.) sonra Şeyh-i Geylanî'ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kādirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarîkatla iştigale, ilmin meşguliyeti mani' oluyordu. Sonra bir inayet-i İlahiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, Hazret-i Şeyh'in "Fütuhu'l-Gayb" namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş. Yirmisekizinci Mektub'da beyan edildiği gibi, Hazret-i Şeyh'in himmet ve irşadıyla Eski Said (R.A.) Yeni Said'e inkılab etmiş. O Fütuhu'l-Gayb'ın tefe'ülünde en evvel şu fıkra çıktı: ﺍَﻧْﺖَ ﻓ۪ﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔِ ﻓَﺎﻃْﻠُﺐْ ﻃَﺒ۪ﻴﺒًﺎ ﻳُﺪَﺍﻭ۪ﻯ ﻗَﻠْﺒَﻚَ Yani, "Ey bîçare! Sen Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'de bir a'zâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın manevî hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki en ziyade hasta sensin. Sen evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış." İşte o vakit, o tefe'ül sırrıyla, maddî hastalığım gibi manevî hastalığımı da kat'iyyen anladım. O şeyhime dedim:"Sen tabibim ol."Elhak o tabibim oldu. Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. "Fütuhu'l-Gayb" kitabında"Yâ gulam!"tabir ettiği bir talebesine pek müdhiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulam yerine vaz'ettim. Fakat pek şiddetli hitab ediyordu. "Eyyühe'l-münafık" "Ey dinini dünyaya satan riyakâr" diye diye yarısını ancak okuyabildim. Sonra o risaleyi terkettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin arkasından bir lezzet geldi; iştiyak ile o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim. Elhamdülillah kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı." Hocamızın sözü bitti. İşte hocamızın bu macera-yı hayatiyesi gösteriyor ki, Hazret-i Şeyh'in müteveccih olduğu ve ehemmiyetle bahsettiği ve istikbalde gelecek müridi bu olmak için kuvvetli bir ihtimaldir. Hazret-i Şeyh'in vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufu ehl-i velayetçe kabul edilen üç evliya-yı azîmenin en a'zamı, o Hazret-i Gavs-ı Geylanî'dir. Ve demiş: ﺍَﻓَﻠَﺖْ ﺷُﻤُﻮﺱُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ ﻭَ ﺷَﻤْﺴُﻨَﺎ ٭ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻓَﻠَﻚِ ﺍﻟْﻌُﻠٰﻰ ﻻﺎ ﺗَﻐْﺮُﺏُ fıkrasıyla ba'de'l-memat dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında ve önünde bulunmasıyla, böyle hârika keramet-i acibe ile meşhur bir zât, elbette böyle bir zamanda kıymetdar bir hizmet-i Kur'aniye bir müridinin vasıtasıyla olacağını onun görmesi ve göstermesi şe'nindendir. Hazret-i Şeyh'in bahsettiği ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himayegerdesi olan şahıs; binden sonra, ondördüncü asırda geleceğine bir îmadır.
Süleyman, Sabri, Zekâi, Asım, Re'fet, Ali, Ahmed Hüsrev, Mustafa Efendi (R.H.), Rüşdü, Lütfü, Şamlı Tevfik, Ahmed Galib (R.H.), Zühdü, Bekir Bey, Lütfü (R.H.), Mustafa, Mustafa, Mes'ud, Mustafa Çavuş (R.H.), Hâfız Ahmed (R.H.), Hacı Hâfız (R.H.), Mehmed Efendi (R.H.), Ali Rıza.
ŞEYH-İ GEYLANÎ'NİN FIKRASIYLA KERAMETKÂRANE VERDİĞİ HABER-İ GAYBÎNİN TETİMMESİDİR.
ﺍَﻧَﺎ ﻟِﻤُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ fıkrasında ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ"Molla Said"kelimesine tam tevafuk ediyor. Yalnız bir elif fark var. Elif ise, kaide-i Sarfiyece"elfün"okunur. Elfün ise, bindir. Demekbin ikiyüz doksandörtte(1294) dünyaya gelecek bir müridi, bu ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ lafzında muraddır. Çünki ﻟِﻤُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ de lâm sayılsaikiyüz doksandört(294) eder ki, bir tek fark ile Said'in tarih-i veladetine tevafuk eder. Esas arabî sayılsa fark yoktur. Lâmsız ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ iseikiyüz altmışdört(264) eder. "Molla Said" dahiikiyüz altmış beş(265) eder. "Molla"daki elif, bine işaret olduğu için mütebâkisi ikiyüzaltmışdört (264) kalır.
Elhasıl:
Şu zamanda dellâl-ı Kur'an ve hâdim-i Furkan olan o adamın iki ismi ve iki lakabı var."El-Kürdî"lakabı ile "Molla Said" ismi, ﺍَﻧَﺎ ﻟِﻤُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ fıkrasında zahir görünüyor."Nursî"lakabıyla"Bedîüzzaman Said"ismi ﻛُﻦْ ﻗَﺎﺩِﺭِﻯَّ ﺍﻟْﻮَﻗْﺖِ fıkrasında aşikâr görünüyor. Hattâ hizmet-i Kur'aniyede en mühim bir arkadaşı ve hâlis bir talebesi olan Hulusi Bey'e ﻟِﻠّٰﻪِ ﻣُﺨْﻠِﺼًﺎ ﺗَﻌ۪ﻴﺶُ ﺳَﻌ۪ﻴﺪًﺍ ﺻَﺎﺩِﻗًﺎ ﺑِﻤُﺤَﺒَّﺘ۪ﻰ fıkrasında işaret olduğu gibi, diğer bir kısım talebelerine işaretler var.
Risale-i Nur talebeleri namına
Rüşdü, Hüsrev