HAZRET-İ GAVS'IN KERAMET-İ GAYBİYESİNİ TEYİD EDEN BİR ÂYETİN İŞARATINDAKİ BİR NÜKTE-İ İ'CAZİYEDİR
Sikke-i Tasdik-i Gaybî · s.162
Kur'andan tereşşuh eden o Sözler ve risaleler, Kur'an-ı Hakîm'in bir nevi müstakim tefsiri ve hakaik-i imaniyenin istikametli ve kuvvetli delilleri olduğundan; o risaleler ve Sözler'e gelen şeref ve takdir ve tahsin, Kur'ana ve hakaik-i imana aittir. Madem öyledir bilâ-perva derim ki: ﻭَﻻﺎ ﺭَﻃْﺐٍ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺎﺑِﺲٍ ﺍِﻻَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻛِﺘَﺎﺏٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ sırrıyla, Kur'anda elbette bu istikametli tefsirinin istikametine işaret var. Evet var. Kur'an o tefsirine hususî bakıyor. Çünki âyât-ı mühimmeden Sure-i Hud'daki {(Haşiye): Hattâ Resul-i Ekrem (Aleyhissalâtü Vesselâm) ferman etmiş ki: ﺷَﻴَّﺒَﺘْﻨ۪ﻰ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﻫُﻮﺩٍ yani Sure-i Hud'daki ﻓَﺎﺳْﺘَﻘِﻢْ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕَ âyeti beni ihtiyarlattırdı. Çünki ehemmiyeti azîmdir. İstikamet-i tammeyi emrediyor.} ﻓَﻤِﻨْﻬُﻢْ ﺷَﻘِﻰٌّ ﻭَ ﺳَﻌ۪ﻴﺪٌ âyeti bulunan sahifenin karşısında ﻓَﺎﺳْﺘَﻘِﻢْ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕَ âyeti, fâ-yı atf hariç olarak ﺍِﺳْﺘَﻘِﻢْ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕَ makam-ı ebcedîsibin üçyüzikidir(1302). Demek ﺍِﺳﺘَﻘِﻢْ deki emr-i has içinde bulunan hitab-ı âmmın hadsiz müstakim efradları içinde, obin üçyüz iki(1302) tarihinde bir ferdin bir cihette istikamet emrinin imtisali bir hususiyet kazanacak.Demek ondördüncü asırda Kur'andan iktibas edip, istikametsiz sakîm yollar içinde sırat-ı müstakimi gösterecek âsârı neşreden bir adamı, o hadsiz efrad içinde dâhil ediyor.Hem o istikametin bir hususiyeti var ki, tarihiyle işaret ediyor. Halbuki, o asırda şahsen istikamette mümtaz bir hususiyet kesbetmek çok uzaktır. Demek, şahsî istikamet değil. Öyle ise, o adamın teşebbüsüyle neşredilen esrar-ı Kur'aniye, o asırda istikamette imtiyaz kesbedecek. O adam şahsen gayr-ı müstakim olduğu halde, müstakimler içine idhali, o imtiyaza remzeder. Madem hakikat budur, ben kat'î bir surette itiraf ediyorum ki; hayatım istikametsiz gitmiş, kalbim sekametten kurtulmamış, o kudsî emrin imtisalinden belki yüz derece uzağım. Fakat ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻓَﺤَﺪِّﺙْ sırrıyla o nimete bir şükür olarak derim ki: O bin üçyüz iki (1302) tarihi ise, -arabî tarih itibariyle olsa- Kur'an okumağa başladığım aynı tarihe tevafuk eder. Ve rumi tarihi hesabıyla, ilme başladığım tarihe tevafuk eder. Öyle ise o îma edilen ferd olabiliriz. Halbuki şahsen bütün hayatı sakîm ve istikametsiz olan bir ferde istikametle îma edilse ve gayr-ı müstakim iken müstakimler içine idhal edilse, elbette o ferdin mazhar olacağı âsârın istikametine îmadır. Ve o âsârın istikameti, o tarihte başlayıp dalalet yolları ve zulümat tarîkleri içinde sırat-ı müstakimi gösterecek ﺍِﺳْﺘَﻘِﻢْ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍُﻣِﺮْﺕَ emrini imtisal edecek demektir. Evet lillahilhamd Risale-i Nur eczaları, Kur'anın bu mu'cizane îma-i gaybîsini bilfiil göstermiş, meydandadır. Şu âyetin gizli îmasını ﺍِﻥَّ ﺣِﺰْﺏَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻐَﺎﻟِﺒُﻮﻥَ âyeti teyid ediyor. Çünki ﺍِﻥَّ deki şeddeli nun bir sayılsa tam evvelki âyete tevafuk ile, Hizbü'l-Kur'anın faaliyetine vasıta olan bir hâdiminin Kur'an okumağa başladığı bin üçyüz iki (1302) tarihine, iki fark ile tevafuk etmekle beraber, şeddeli nun iki nun sayılsa, bin üçyüz elli (1350) eder ki, bu tarihte Kur'andan muktebes olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kur'anın hizmetlerine çalışan Hizbü'l-Kur'anın faaliyeti ve dalalet ve zındıkaya manen galebe ettikleri bir zamana tevafuku ise, istikbalde tam galebelerine bir îma-i gaybîdir.
Sual:
Sen bu zamanın hâdisatına, fitne-i âhirzaman diyorsun. Halbuki hadîste vârid olmuş ki:"Âhirzamanda Allah Allah denilmeyecek; sonra kıyamet kopacak."
Elcevab:
Evvelâ: Fitne-i âhirzamanın müddeti uzundur, biz bir faslındayız.