Risale-i NurRumuzat-ı Semaniye

Yedinci Remzin Üçüncü Parçasının İkinci Küçük Kısmı

Rumuzat-ı Semaniye · s.209

Aziz, sıddık, hakikatli âhiret kardeşim ve ciddi ve kuvvetli arkadaşım! Kur'an-ı Hakîm'in baş hâşiyelerinde, âyât-ı Kur'aniyenin adedi altı bin altı yüz altmış altı (6666) olmakla, envar-ı Kur'aniye ve hakikat-i Furkaniye eyyam-ı şer'iye ile altı bin altı yüz altmış altı (6666) sene kadar küre-i arzda hükmü cereyan edeceğine işaret ettiğine dair sualinize o vakit zihnim başka yere müteveccih olduğu için izahlı bir cevap veremedim. Sonra bana ihtar edildi ki: Âsım'ın suali ehemmiyetlidir, cevap ver. Ben de o ihtara binaen, üç esasla bir parça izah edeceğim: Birinci Esas:Nasıl ki nur-u Muhammedî ve hakikat-i Ahmediye aleyhissalâtü vesselâm, divan-ı nübüvvetin hem fatihası hem hâtimesidir. Bütün enbiya, onun asl-ı nurundan istifaza ve hakikat-i dininin neşrinde onun muînleri ve vekilleri hükmünde oldukları o nur-u Ahmedî (asm) cephe-i Âdem'den tâ Zat-ı Mübarek'ine müteselsilen tezahür edip neşr-i nur ederek intikal ede ede tâ zuhur-u etemle kendinde cilveger olmuştur. Hem mahiyet-i kudsiye-i Ahmediye, Risale-i Mi'rac'da kat'î bir surette ispat edildiği gibi şu şecere-i kâinatın hem çekirdek-i aslîsi hem en âhir ve en mükemmel meyvesi olmuş. Öyle de hakikat-i Kur'aniye, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar hakikat-i Muhammediye (asm) ile beraber müteselsilen enbiyaların suhuf ve kütüblerinde nurlarını neşrederek gele gele tâ nüsha-i kübrası ve mazhar-ı etemmi olan Kur'an-ı Azîmüşşan suretinde cilveger olmuştur. Bütün enbiyanın usûl-ü dinleri ve esas-ı şeriatları, hülâsa-i kitapları Kur'an'da bulunduğuna, ehl-i tahkik ve ehl-i hakikat ittifak etmişler. Bu sırra binaen, fetret-i mutlakanın zamanı ihraç edildikten sonra, rivayet-i meşhure ile zaman-ı Âdem'den tâ kıyamete kadar, eyyam-ı şer'iye ile tabir edilen yedi bin (7000) seneden fetret-i mutlakanın zamanı tarh edildikten sonra altı bin altı yüz altmış altı (6666) sene kadar din-i İslâm'ın sırrını neşreden hakikat-i Kur'aniye küre-i arzda ayrı ayrı perdeler altında neşr-i envar edeceğine, âyâtın adedi işaret ediyor, demektir. İkinci Esas:Malûmdur ki küre-i arzın mihveri üstündeki hareketiyle gece gündüzler ve medar-ı senevîsi üstündeki hareketiyle seneler hasıl oluyor. Güneşle beraber her bir seyyarenin belki sevabitin ve Şemsü'ş-şümus'un dahi her birinin mihveri üstünde eyyam-ı mahsusalarını gösteren bir hareketi ve medarı üzerinde deveranı dahi bir nevi seneleri gösteriyor. Hâlık-ı arz ve semavat'ın hitabat-ı ezeliyesinde o eyyam ve seneleri dahi irae ettiğine delili şudur ki: Furkan-ı Hakîm'de ﺛُﻢَّ ﻳَﻌْﺮُﺝُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻡٍ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻘْﺪَﺍﺭُﻩُٓ ﺍَﻟْﻒَ ﺳَﻨَﺔٍ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﻌُﺪُّﻭﻥَ ﺗَﻌْﺮُﺝُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﺍﻟﺮُّﻭﺡُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻡٍ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻘْﺪَﺍﺭُﻩُ ﺧَﻤْﺴ۪ﻴﻦَ ﺍَﻟْﻒَ ﺳَﻨَﺔٍ gibi âyetler ispat ediyor. Evet, kış günlerinde ve şimal taraflarında gurûb ve tulû mabeyninde dört saat günden ve bu yerlerde kışta sekiz dokuz saatten ibaret eyyamlardan tut tâ güneşin mihveri üstünde bir aya yakın yevminden, hattâ kozmoğrafyanın rivayetine göre tâ "Rabbü'ş-Şi'ra" tabiriyle Kur'an'da namı ilan edilen ve şemsimizden büyük "Şi'ra" namında diğer bir şemsin belki bin seneden ibaret olan gününden tâ Şemsü'ş-şümus'un mihveri üstündeki elli bin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye vardır. İşte semavat ve arzın Rabb'i, o Şemsü'ş-şümus ve Şi'ra'nın Hâlık'ı hitap ettiği vakit, o semavat ve arzın ecramına ve âlemlerine bakan kudsî kelâmında o eyyamları zikreder ve zikretmesi gayet yerindedir. Madem eyyamın lisan-ı şer'îde böyle ıtlakatı vardır. İlm-i tabakatü'l-arz ve coğrafya ve tarih-i beşeriyet ulemasınca nev-i beşerin yedi bin sene değil belki yüz binler sene geçirdiğini teslim de etsek, Âdem'den kıyamete kadar ömr-ü beşer yedi bin senedir olan rivayet-i meşhurenin sıhhatine ve beyan ettiğimiz altı bin altı yüz altmış altı (6666) sene nur-u Kur'an hüküm-ferma olduğuna münafî olamaz, cerh edemez. Çünkü eyyam-ı şer'iyenin dört saatten elli bin seneye kadar hükmü ve şümulü var. Fakat nefsü'l-emirdeki eyyamın hakikati o rivayet-i meşhurede hangisi olduğu şimdilik bu dakikada kalbime inkişaf ettirilmedi. Demek o sırrın inkişafı münasip değil. Üçüncü esas:ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Şu meselede şimdilik delilini gösteremeyeceğim bir müddeayı beyan ediyorum. Şöyle ki: Şu dünyanın bir ömrü ve şu dünyadaki küre-i arzın dahi ondan kısa diğer bir ömrü ve küre-i arzda yaşayan nev-i insanın daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içinde üç nevi mahlukatın ömürleri, saatin içindeki dakika, saniye, saatleri sayan çarkların nisbeti gibidir. Nev-i insanın ömrü, küre-i arzın iki hareketiyle hasıl olan malûm eyyam ile olduğu gibi; zîhayatın vücuduna mazhar olduğu zamandan itibaren küre-i arzın ömrü ise merkez-i irtibatı olan şemsin hareket-i mihveriyesiyle hasıl olan eyyam ile olması hikmet-i Rabbaniyeden uzak değildir. Ve dünyanın ömrü ise Şemsü'ş-şümus'un hareket-i mihveriyesi ile hasıl olan eyyam iledir. Şu halde nev-i insanın ömrü yedi bin sene eyyam-ı malûme-i arziye ile olsa küre-i arzın hayata menşe olduğu zamandan harabiyetine kadar eyyam-ı şemsiye ile iki yüz bin seneden geçer. Ve Şemsü's-şümus'a tabi ve âlem-i bekadan ayrılıp küremize bakan dünyaların ömrü -Şemsü's-şümus'un işarat-ı Kur'aniye ile her bir günü elli bin sene olmasıyla- yedi bin sene o eyyam ile yüz yirmi altı milyar sene yaşarlar. {(Hâşiye): Bu hesap Şamlı Hâfız, Kuleönü'nden Mustafa ve arkadaşı Hâfız Mustafa'nın şehadetiyle bir dakika zarfında ezber yapılmıştır. (Sene 360 gün hesabına göredir, kusur varsa bakılmamak gerektir.} Demek eyyam-ı şer'iye tabir ettiğimiz eyyam-ı Kur'aniyede bunlar dâhil olabilirler. Evet semavat ve arzın Hâlık'ı, semavat ve arza bakan bir kelâmıyla, semavat ve arzın sebeb-i hilkati ve çekirdek-i aslîsi ve en mükemmel âhir meyvesi olan bir zata hitabında, o eyyamları istimal etmek, Kur'an'ın ulviyetine ve muhatabının kemaline yakışır ve ayn-ı belâgattır... ﻭَﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎَﺳْﺮَﺍﺭِ ﻛِﺘَﺎﺑِﻪ۪ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗَُﺎﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎ

Said Nursî

Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmı'nın

SEKİZİNCİ REMZİ

ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın âyâtında ve kelimatında ve maânîsinde ve nazmında müteaddid vücuh-u i'caziye ve esrar-ı kudsiye bulunduğu gibi, hurufatında dahi çok lemaat-ı i'caziye bulunur. Hattâ hurufunun vaziyetlerinde çok işarat-ı âliye var. Hattâ tekerrür adetlerinin tevafukatlarında çok münasebat-ı latîfe var. İşte o denizden bir katre hükmünde, medar-ı bahsimiz olan tevafukat meselesine münasebeti bulunan huruf-u Kur'aniyenin tevafukat-ı adediyesinden bir iki cüz'î misali, numune için göstereceğiz. Yani âyât ve kelimat ve hakaik ve nazmında bulunan esrardan değil, belki yalnız hurufatın vaziyetlerinde ve o vaziyetin vücuh-u kesîresinden yalnız tekerrür eden hurufatın adetlerinin tevafukatından çıkan münasebat-ı adediyeye dair ve bunun dahi vücuh-u kesîresinden yalnız mecmu-u Kur'an'da yirmi dokuz huruf-u hecaiyenin yekûn adetlerindeki manidar bir kısım tevafukatına Yedinci Remiz'de işaret edildi. Sekizinci Remiz'de bir numune için dört kısa sure olanSure-i İhlasveMuavvizeteynveFatiha'nınhurufatının meselemiz olan tevafukata temas eden cihetini, kısmen işaret edeceğiz. Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın surelerinde bulunan bin letafetinden bir letafeti numune olarak şudur ki: Sure-i İhlas'ta elifbeş, ﻭ beş, ﺩ beş olarak birbirine tevafuku ve Lafzullah'ın beş harfine muvafakatı ve ﻩ dört ve ﻡ dört ve ﻥ dört, (tenvin) dahi ﻥ olarak birbirine tevafuku ve surenin dört âyetine muvafakatı, hem üçü ﻝ ın on iki adedine mutabakatı ve (sakin elif) iki ve ﻙ iki ve ﺡ iki olarak birbirine muvafakatı ve iki defa Lafzullah ve iki kere ﺍَﺣَﺪ adedine tevafuku elbetteSure-i İhlas'ınkudsî ve nurani harflerinin intizamına bir letafet daha katarlar. Sure-i İhlas'ta ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ makam-ı ebcedîsi bin yüz yirmi üçtür (1123), eğer şeddeli iki ﺭ her biri iki ﺭ sayılsa ve sâkıt hemzeler sayılmazsa. Eğer bir ﻝ bir ﺭ olsa yedi yüz seksen üç (783) olur. Birinci hesaptaSure-i İhlas'ınadedine bin üçte (1003) -kesirden kat'-ı nazar- muvafıktır. Bu iki muvafık, binBesmele ism-i a'zam hükmünü verdiğine îmaveSure-i İhlas'ınhatme-i hâssası olan bin adedineişaretve bin esma-i İlahiyeyetelvihvebin İhlas-ı Şerif de ism-i a'zam hâsiyetini verdiğine remzeder.Hattâ çoklar ayn-ı ism-i a'zam demişler. Yani ism-i a'zamın mufassal bir suretidir. Üç adet ise hadîsin rivayetiyle üçİhlasbir hatme-i Kur'aniye hükmünde olduğuna binaen ekser umûr-u mübarekedeSure-i İhlas'ınüçer defa tekrar edilmesini îma etmekten hâlî değildir. ŞuSure-i İhlas'ınbin üç (1003) adedi, üç defa tekerrür sırrıyla üç bin dokuz (3009) olmakla, muhakkikînce Kur'an'ın esrarını câmi' olanSure-i Kevser'inüç bin adedine tevafuk etmesiyle mühim sırları ihtar eder. Sure-i İhlas'ın en latîf bir nükte-i tevafukiyesi şudur ki:Kur'an'ın üç esasından en mühim esası olan tevhidi ilan hususunda en câmi' bir tarzda olduğuna îmaen Besmele ileSure-i İhlas'ınaded-i hurufu olan altmış yedi,Lafzullah'ınaltmış yedi aded-i ebcedîsine tevafuk etmekle beraberLafzullah'ta(sakin elif) ﻛُﻔُﻮًﺍ 'de tenvin sayılmazsa her biri altmış altı olup, âyât-ı Kur'aniye'nin dört mertebe altı adetlerine iki mertebe ile tevafuk etmek ileSure-i İhlas'ıncâmiiyeti veLafzullah'ınism-i câmi' ve ism-i a'zam olduğunu îmadan hâlî değildir. Sure-i İhlasaltı cümle olup üçü müsbet üçü menfîdir.Lemaat'tabeyan edildiği gibi, altı mertebe-i tevhidi ispat ve altı enva-ı şirki nefyetmekle beraberİ'caz-ı Kur'an Risalesinin Birinci Şulesinin Birinci Şuâ'ındabeyan edildiği üzere, bu altı cümle her biri umumuna hem delil hem netice olduğundanSure-i İhlas'tatevhide dair berahin silsilesi ile müdellel otuzSure-i İhlaskadar içinde otuz emsali münderic olduğuna binaen şuSure-i İhlasne kadar safi ve hâlis bir bahr-i tevhid olduğunu îma eder. Sure-i El-Felak: Elifaltı, ﻕ altı, ﻝ altı olarak birbirine tevafuku ve Besmele ile altı adet âyetlerine muvafakatı... ﺱ üç, ﺩ üç, ﻑ üç birbirine tevafuku ve evvelki üçler ile nısfiyet cihetinde muvafakatı ve birbirine merbut şu üç surenin adedine mutabakatı ve ﻡ beş olup beş âyetine muvafakatı şu surenin celalli hurufatına bir cemal daha katarlar. Sure-i Felakaded-i hurufatı doksan dokuz olmakla doksan dokuz esma-i hüsnanın adedine tevafuk sırrıyla, bütün esma-i hüsna ile bir istiaze-i câmia hükmünde olduğunu îma eder. El-Felak'ınhurufatının ebcedî makamı olan on bin iki yüz (10200) küsur olmaklaFatiha-i Şerife'nindahi hurufatının ebcedî makamı olan on bin iki yüz on iki (10212) adedine tevafuk etmesiyle, her bir sure umum sureler ile münasebettar olduğunu îma eder. Sure-i En-Nâs:Harflerinin birer adet fark ile muntazaman bir'den on ikiye kadar terakki etmesi; mesela ﻕ bir, ﻩ iki, ﺡ üç, ﻯ dört, ﺭ beş, {(Hâşiye): ﺷَﺮِّ deki ﺭ bir olmak cihetiyledir.} Besmele'deki ﻡ ler beraber altı âyetin adedine muvafık olarak ﻡ altı, ﻭ yedi, (sakin elif) sekiz, ﻥ dokuz, {(Hâşiye): ﺍَﻟْﺨَﻨَّﺎﺱِ daki nun ﻥ bir sayılsa, ﺍَﻟْﺠِﻨَّﺔِ deki iki sayılsa dokuz olur. Yoksa (sakin elif) gibi sekiz veya ﺱ gibi on olur.} ﺱ on, (elif) on bir, ﻝ on iki {(Hâşiye): ﺍَﻟَّﺬ۪ﻯ de lâm bir sayılsa on ikidir, iki sayılsa on üç olur.} gelmesi veSure-i İhlas'ınon iki ﻝ ına muvafakatı, ateşîn hurufatına bir ışık daha katarlar. Kur'an'ın âhirki suresi olanSure-i En-Nâs'ınaded-i hurufatı yüz dört (104) olmakla, yüz dört (104) suhuf ve kütüb-ü enbiyanın adedine tevafuk etmekle,Kur'an-ı Hakîm, umum suhuf-u enbiyanın esaslarını câmi'olduğuna gizli bir îmadır. Ebcedî hesabıyla şu surenin aded-i hurufatı beş bin beş yüz elliden (5550) bir noksandır. Şu adetSure-i El-FelakileFatiha'nınnısfı olmakla beraber, îma ettiği sırları şimdilik izah edemiyoruz. Fatiha-i Şerife:Hurufatının ebcedî hesabı olan on iki bin iki yüz on iki (12212) adedi ise mecmu-u Kur'an'da hem ﺏ hem ﺕ 11 bin adetlerine tevafuk etmesiyle beraber, başka sırları gösteren küsurattan sarf-ı nazar edilmiştir.Fatiha'nınon bin huruf-u adedini yedi adet âyetine darb etmesiyle mecmu-u kelimat-ı Kur'aniye adedi olan 70 bine muvafık gelmesiyle ehl-i hakikat indinde muhakkak ve hadîsçe musaddak olan "Fatiha, Kur'an kadardır." ve "Kur'an, Fatiha'da mündericdir." ve bu indirac sırrına binaen "Fatiha, Tenzil'de 'Es-seb'ul-mesanî ve'l-Kur'anu'l-azîm' namıyla teşhir edilmiş." diye olan meşhur hükmün ispatını îma ve ihtar eder. Suver-i Kur'aniye'nin başlarında olan mukattaat-ı huruf, gayet manidar ve esrarlı bir şifre-i İlahiye olduğu gibi,Fatihahurufatı belki Kur'an'ın umum hurufatı dahi kudsî ve ayrı ayrı mütenevvi binler İlahî şifreler olduğunu Yedinci, Sekizinci Remiz'lerde işaret edilen sırlar ve tevafuklar teyid ediyorlar. Fatiha-i Şerife'ninhurufatı yüz otuz ve kelimatı bir hesap ile otuz altı ve bir vecihle otuz olarak otuz cüz Kur'an'a fihriste cihetiyle Kur'anFatiha'dabulunduğuna îma eder. Besmele, Şafiî mezhebince her surenin bir âyeti olduğu gibi,Fatiha'nında bir âyetidir. Hanefîce BesmeleFatiha'nıncüzü değil. Bahsimizde iki mezhebe riayet edeceğiz. Harflerin adedi şudur: Besmele ile: "Hemze"denilen müteharrik (elif) on sekizdir, (sakin elif) on üçtür, ﻝ yirmi üçtür, ﻡ on beştir, ﺭ sekizdir, ﻉ altıdır, ﻥ on bir, ﻯ on altı, ﻩ beş, ﺏ beş, ﺡ beş, ﺩ dört, ﻭ dört, ﺕ üç, ﻙ üç, ﺱ üç, ﺹ iki, ﺽ iki, ﻁ iki, ﻍ iki, ﻕ bir, ﺫ bir. Besmele'siz: Fatiha'da "hemze"denilen (elif) on dört, (sakin elif) on birdir. ﻝ on dokuz, ﻡ on iki, ﻥ on, ﺭ altı, ﻉ altı, ﻯ on beş, ﻩ dört, ﺏ dört, ﺩ dört, ﻭ dört, ﺡ üç, ﻙ üç, ﺕ üç, ﺱ iki, ﺹ iki, ﺽ iki, ﻁ iki, ﻍ iki, ﻕ bir, ﺫ birdir. Fatiha'daBesmele ile"hemze"olan (elif) on sekiz olup 18 bin âlemin adedine tevafuk işaretiyle, her bir harfi her bir âlemin anahtarı olduğuna îma etmekten hâlî değildir. Ve (hemze) ile (sakin elif) ﺑِﺴْﻢِ 'deki gizli hemze sayılmamak şartıyla otuzdur. Otuz cüz Kur'an'a remz eder. (Hemze), Besmele'siz on dört olmak haysiyetiyle şu ﺳَﺒْﻊُ ﺍﻟْﻤَﺜَﺎﻧ۪ﻰ 'nin yedi adet âyeti müsennâ olarak iki defasına işaretle iki defa nüzulüne ve namazda tekerrürüne îma eder. (Sakin elif) on üç, ﻝ yirmi üç olupFatiha'nınbir hesapla otuz altı kelimelerine tevafuk işaretiyle, beş farz namaz ve revatibinde ve revatib hükmündeki iki rekat teheccüd namazında yirmi dört saatte otuz altı defaFatiha'nıntekerrürüne îma eder. Besmele'siz ﻝ ile ﺍ ikisi otuz olup ﻝ ın ebcedî makamı olan otuza muvafakatla ve Besmele'sizFatiha'nınotuz kelimatına mutabakatla beraber otuz cüz Kur'an'ın adedine ve yalnız ﻝ , Besmele'nin on dokuz hurufuna tevafuk işaretiyle otuz cüz Kur'an'ın esasları bu "Es-seb'ul-mesanî ve'l-Kur'anu'l-azîm" namıyla müştehir olanFatiha'damünderic ve dâhil olduğunu îma eder. Hem ﻝ ın yirmi üç adedi, nüzul-ü vahyin yirmi üç senesine remzeder. ﺏ beş, ﻩ beş, ﺡ beş olup hem birbirine hem beş farza ve beş erkân-ı İslâmiyeye veLafzullahgibiFatiha'nınekser kelimelerinin beşer harflerine veFatiha'dabeş esma-i hüsnanın adedine muvafakatla beraber, üç beşler birbirine muvafık ve otuz cüz Kur'an'a remz eden on beş ﻡ ve on beş ﻯ nin her birinin adetlerine tevafuk işaretiyle o mütevafıkların mecmuu kırk beş olduğundan ömr-ü Nebevînin kırk beşinci senesinde birinci defaFatiha'nınnüzulüne îma etmek o kudsî harflerin şe'nindendir. Ve ﺩ dört, ﻭ dört olup hem birbirine hem ﺩ ın ebcedî makamına tevafukla beraber, mecmuu sekiz defa tekerrür eden ﺭ ya muvafakatla besmele ile beraber, Hanefî mezhebinceFatiha'nınsekiz âyetine ﺭ gibi işaret edip dörder rekat namazda dörtFatihavücubunu ve dörtlükle iştihar eden çok mühim dörtlere îma ederler. ﺕ üç, ﻙ üç, ﺱ üç olup birbirine tevafukla beraber, ﺕ üç defasıyla bin iki yüz (1200) sene kadar Kur'an'ın galibane vaziyetine işaret ve ondan sonra âlem-i küfrün galebesine îma etmekle beraber, bin iki yüz (1200) sene kadar Kur'an'ın galibane fütuhatı devamına ve ondan sonra tedafü vaziyetine girmesine işaret eden ﺍِﻧَّﺎ ﻓَﺘَﺤْﻨَﺎﻟَﻚَ ﻓَﺘْﺤًﺎ ﻣُﺒ۪ﻴﻨًﺎ âyetineFatiha'nınşu ﺕ 'si üç adedi ile tevafuk ederek aynı işareti veriyor. ﻙ in ebcedî makamı yirmi olup üç tekerrürü üç sayılsa yirmi üç olur. Nüzul-ü vahyin yirmi üç senesine tevafuk ediyor. ﺱ ebcedî makamı altmış olup üç tekerrürü üç sayılsa medar-ı vahiy olan zat-ı nebevînin ömrüne tevafukla beraber çok sırları îmadan hâlî değildir. Besmele'siz ﺱ iki, ﺹ iki, ﺽ iki, ﻁ iki, ﻍ iki olup birbirine tevafukla beraber;FatihaBesmele ile beraber iki defaLafzullah,iki kere ﺭﺣﻤٰﻦ , iki kere ﺭﺣﻴﻢ , iki kere ﺍِﻳَّﺎﻙَ , iki kere ﺻِﺮَﺍﻁْ , iki ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ müsennâ olarak ﺳَﺒْﻊُ ﺍﻟْﻤَﺜَﺎﻧ۪ﻰ 'de ikişer adetlerine muvafakat işaretiyleFatiha'nıniki defa nüzulünü ve Kur'an'ın hem evvelinde hem âhirinde iki kere vücub-u tilavetini ve her umûr-u hayriyenin hem başında hem âhirinde iki kere sünnet kıraatını îma ederler. ﻉ altı, Besmele'siz ﺭ nın altı adedine muvafakatla beraber, altı rükn-ü imanî gibi İslâm ıstılahatında mühim çok altıları îma eder. Fatihaharflerinin latîf tevafukat ve zarif işaretlerinden başka çok letaif-i bedîiyeleri var. Ezcümle: Sure-i En-Nâsgibi harfleri birer adet farkla bir'den on dokuza kadar terakki ediyorlar. Mesela ﻕ bir, ﻍ iki, ﻙ üç, ﻭ dört, ﻩ beş, ﻉ altı, ﺭ sekiz, Besmele'siz ﻥ on, (sakin elif) on bir, Besmele'siz ﻡ on iki, Besmele dâhil olsa (sakin elif) on üç, Besmele'siz (hemze) on dört, ﻯ on beş, Besmele ile ﻯ on altı, ﺑِﺴْﻢِ 'deki gizli hemze sayılmazsa (hemze) on yedi, sayılsa on sekiz, Besmele'siz ﻝ on dokuzdur. Altı ism-i a'zam adediyle ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ 'in adedine tevafuk eder. ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗَُﺎﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻻﺎ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﺳَﺒْﻊَ ﺍﻟْﻤَﺜَﺎﻧ۪ﻰ ﺍِﺟْﻌَﻞْ ﻓَﺎﺗِﺤَﺔَ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟِﻨَﺎ ﻣِﻔْﺘَﺎﺡَ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺍَﻋْﻨ۪ﻰ ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَﺍﺟْﻌَﻞْ ﺧَﺎﺗِﻤَﺔَ ﺍُﻣُﻮﺭِﻧَﺎ ﻓَﺎﺗِﺤَﺔَ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺍَﻋْﻨ۪ﻰ ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ ﻭَﺻَﻞِّ ﻭَﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺧَﺎﺗَﻢِ ﺍﻻﺎَﻧْﺒِﻴَﺎﺀِ ﻭَﻓَﺎﺗِﺤَﺘِﻬِﻢْ ﻭَﻋَﻠٰﻰ ﺍٰﻟِﻪ۪ ﻭَﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪ۪ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﻔُﺘُﻮﺣَﺎﺕِ ﺍﻟْﻤَﺎﺩِّﻳَّﺔِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻌْﻨَﻮِﻳَّﺔِ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﺗَﻘَﺒَّﻞْ ﻣِﻨَّﺎ ﺑِﺴِﺮِّ ﺳُﻮﺭَﺓِ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑِﺤَﻖِّ ﺍَﺳْﺮَﺍﺭِ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﻭَﺳِﺮِّ ﴾ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﻨَﺎ﴿ ﻭَﺳِﺮِّ ﴾ﺍِﻧَّﺎ ﻓَﺘَﺤْﻨَﺎ﴿ ﺍِﻓْﺘَﺢْ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻨْﺴِﺦِ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺮِّﺳَﺎﻟَﺔِ ﻭَﺭُﻓَﻘَﺎﺋِﻪِ ﺍَﺑْﻮَﺍﺏَ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻭَﻋِﻨَﺎﻳَﺘِﻚَ ﻭَﻛَﺮَﻣِﻚَ ﻭَﺟَﻨَّﺘِﻚَ ﺍٰﻣ۪ﻴﻦَ ﺱ ﻉ

Ben, bu nüshanın tashihinden tesemmüm hastalığıyla çok yoruldum.

Ehl-i vukufun: "Nurların Remizler kısmını cezbe halinde yazmış." demelerine bir derece hak verdim.

Fakat Kur'an'ın tercümesini Kur'an yerinde camilerde hâfızlara okutmak planını işiten bîçare Said, bu israflı tafsilata manen mecbur oldum.

Said Nursî