Risale-i NurRumuzat-ı Semaniye

Tenbih

Rumuzat-ı Semaniye · s.29

Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın en ziyade münteşir nüshalarınınsahifeleri,en uzun âyet olanÂyet-i Müdâyenevâhid-i kıyas ve mikyas olmuştur. Ve o ölçüye binaen sahifeler tanzim edilmiş. Vesatırlar içinvâhid-i kıyas ve mikyas ve ölçüSure-i İhlasolmuştur. Onun için bu kısım mushaflarda tezahür eden meziyetler ve mehasin, doğrudan doğruya Kur'an'ın i'cazına aittir ve Kur'an'ın malıdır. Bu mehasinin envaı çoktur. Bir nev'i, tevafukattır. Tevafukatın da envaı çoktur.Bir sahife içindeki tevafukat ve karşı karşıya sahifelerdeki tevafukat ve mecmu-u Kur'an'daki tevafukattır.Bunların da hemmanevîhemlafzîhemhükmîaksamları var. Biz, o çok envadan ve çok efraddan yalnız bir sahifedeki tevafukatı tafsilen yeni bir Kur'an'ı yazdırmakla göstereceğiz. Sair envaa icmalî işaretler edeceğiz. Ve tevafukat-ı gaybiyeye mazhar, mu'cizekâr ve parlak ve şüphesiz olarak iki bin sekiz yüz altı (2806)Lafza-i Celal'dekitevafukat, hârikadır. Ve o tevafukatla beraber âyetlerin münasebet-i adediyesi bazen surenin âyetleriyle bazen bir sahife karşıki veya arkadaki sahifenin adediyle manidar ve medar-ı dikkat nisbet-i adediyeyi gösteriyor. Lafz-ı Celal'densonra en mühim,Lafz-ı Kur'anveLafz-ı Resul'dekimu'cizane ve hârika tevafukattır. Bu tevafukatın bir sahifedeki nev'i ise hakaik-i Kur'aniyenin tefsiri olan Risaletü'n-Nur'da zahiren görülmüş ve gözlere de gösterilmiştir. Ve mecmu-u Kur'an'da tevafukat-ı acibeyi iki üç nükte ile bir derece beyan edeceğiz.

BİRİNCİ NÜKTE

Kur'an'daki ﻗُﺮْﺍٰﻥْ kelimesinde pek çok sırlarından bir sırrı şudur ki: Latîf bir tevafuktur ki Kur'an'daki ﻗُﺮْﺍٰﻥْtevafukatımu'cize-i mi'raca işaret edenSure-i İsra'dave Şakk-ı Kamer'i beyan edenSure-i Kamer'deo silsile-i tevafukatın altısındandört silsilesinin esaslarını buldum. Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâminen büyük mu'cizesi Kur'an ve Mi'rac ve Şakk-ı Kamer olduğundan Mi'rac, Şakk-ı Kamer ortasında bir cilve-i i'cazıLafz-ı Kur'anile bana ihsas etti. O üç mu'cize-i azîme birbirine merbut olduğunu bir hatıra verdi. Kur'an'daaltmış dokuzﻗُﺮْﺍٰﻥْkelimesi gördük.Altmış yedi tam ve manidar tevafuktadır.İkisi, Suretü'l-Kıyamet'te ikiﻗُﺮْﺍٰﻥْlafzı kıraat manasında olduğundan tevafuka girmemişler.Bu adem-i tevafuk manidar bir işarettir ve bir tevafuktur. Benim matbu nüsha-i Kur'aniyem Kur'an'ın hatt-ı hakikisine yakın olduğunu anlıyoruz.Başka nüshalarda, gördüğümüz tevafukat tam görülmezse; o nüshalar müstensih veya matbaanın kusuruyla hatt-ı hakikîsinden uzaklaşmışlar ki matlub tevafuku göstermemişler. ﻗُﺮْﺍٰﻥْ kelimesi, Sözler'de bir keramet-i i'caziye-i basariye gösterdiği gibi Kur'an-ı Azîmüşşan'daki dahi keramet değil aynı bir şule-i i'caziyeyi göstermeye dair bir nüktedir.Sözler'de bir sahifede tevafukat suretinde kendini göstermiş.ﻗُﺮْﺍٰﻥْ isemecmu-u Kur'an bir sahife-i vâhide hükmünde öyle hârika bir tevafuku var,zerre miktar insafı olan dikkat etse itiraf edecek kibu, sun'-u beşer olamaz ve tesadüfün işi değildir.Şöyle ki: Sure-i İsra'dasahife iki yüz seksen beşte (285) üç ﻗُﺮْﺍٰﻥْkelimesivar. Biri dördüncü satırda, ikincisi on birinci satırda, üçüncüsü sekizinci satırda. Birinci ile ikinci tam muvazi, terazinin iki gözü gibi; üçüncüsü satır nihayetinde terazinin dili mesabesinde vaziyet almış. Her birisi bir silsile-i tevafukat teşkil ediyor.