Risale-i NurRumuzat-ı Semaniye

Dördüncü Remiz

Rumuzat-ı Semaniye · s.98

ﻭtevafukatının bir sırr-ı acibi: ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺑِﺎﺳْﻤِﻪ۪ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺍِﻻَﺎ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩ۪ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻻﺎِﺧْﻮَﺍﻥَ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﺍﻟﺼِّﺪّ۪ﻳﻘ۪ﻴﻦَ ﺍﻟْﻤُﺼَﺪِّﻗ۪ﻴﻦَ Aziz kardeşlerim! İnsan ara sıra yemişlere muhtaç oluyor. Kut ile beraber tefekküh de lâzım olduğu gibi,ilm-i belâgattakut ve gıda hükmünde olanfenn-i meâni ve beyanınbelâgat nüktelerinin fakihesi dahifenn-i bedî'ınmezayasıdır. Çendansanat-ı bedîalafza ve surete aittir fakat ehl-i belâgatça kelâmın ziyneti, fakihesi, yemişi hükmündedir. Kur'an-ı Hakîm ve ehadîs-i Nebeviyede çok bulunuyor. Demek güzeldir. Onun için güzel kelâmlar içinde bulunuyor. Hem çok defa hakaike hizmet ediyor ve manaların muntazam ve mevzun olduğunu gösteriyor. Madem Cenab-ı Hakk'ın esma-i hüsnasından bir ismi,Bedî'dir.Onun cilvesine mazhariyet, bir sırrı işmam ediyor. Hem bir zat-ı azîmin iltifatının zarfı ve iltifat ile verilen hediyeye sarılan bir parça bez, çendan zatında ehemmiyetsiz cüz'î bir şey olarak görünse de fakat o iltifat-ı şahanenin ve işarat-ı mülûkânenin unvanı ve zarfı olduğu cihetinde çok kıymettardır. On paralık ise de, on lira kıymetindedir. Madem Sultan-ı Ezel ve Ebed'in bir işaret-i hususiyesini "Yedi İnayet" namıyla bir mektubda yazdığımız gibi yedi işarat ve o yedi inayetin içinde ve o yedi inayetten tevafuk kısmından bir iltifat-ı hususiye hissettik. O iltifatın zarfı ve gılafı olan tevafukun envaına ne kadar cüz'î olursa olsun o işaretin hesabına ehemmiyetle bir hakikat-i ilmiye gibi ehemmiyet vermeye kendimizi mecbur biliyoruz. Biz onun içinİşaratü'l-İ'caztefsirindeki tevafukat-ı harfiyeye ehemmiyet veriyoruz.

Bir defa acele ile baktım.Elifve ﺕ nin, en muannid bir adamı dahi susturacak bir derecede bir intizam, bir ıttıradı göründü. Tesadüfe havale edilse yüz yirmide ancak yirmide zahiren tesadüfe verilebilir. Mütebâkisi kasdı ve iradeyi ihsas ediyor bir tarzdadır. Hattâ en âhirki yapraktaelifon beş gelmiş, tevafuksuz. Karşısındaki ﺕ sekiz gelmiş, onun da tevafuku yok. Halbuki tevafuktan çıkanlar, kısmen kitabın sahifelerindeki rakamı işaret ediyordular. Dedim: "Acaba kitabın başından âhirine kadarelifile ﺕ ekseriyetle tevafukla muntazaman geliyor. Hâtimesinde ﺧِﺘَﺎﻣُﻪُ ﻣِﺴْﻚٌ lâzım gelirken ikisi de tevafuktan çıkmış." Dikkat ettim, canım sıkıldı. ﺕ yielifinbaşına vurdum, "Ne için böyle karıştırarak yoldan çıktınız?" Birden o darbımdan yüz yirmi adet gösterdiler. Parmaklarıyla işaret eder gibi "İşte senin tefsir kitabının nihayeti yüz yirmi adettir. Bizim vazifemiz onu göstermektir." ﺧِﺘَﺎﻣُﻪُ ﻣِﺴْﻚٌ sırrına mazhar oldular. İkinci defa tekrar acele ile tefsire baktım. Dedim: Acabaelif,Allah'ın evvelki harfidir. ﺕ ekseriyetle ve hususan vakf halinde ﻩ ye kalbolduğu içinLafzullah'ınâhir harfi hükmündedir. Hem huruf-u kasemiye olduğu cihetle,Lafzullah'ınönünde ﺗَﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺗَﺎﻟﻠّٰﻪِ gibi zikredilir. Bu iki huruf gibi bütün kitapta devam eden yoktur. Yalnız en büyük huruf-u kasemiye olan ﻭLafzullah'ınönünde kasem vaktinde ekseriyetle zikredilir. Bu kitapta ekseriyet-i mutlaka ile devam ediyor. Bir intizam ve bir kasd ve iradeyi işmam edecek çok münasebatını şu tefsirde gördük. ﻭ ın tevafukatına kısmen tefsirin bir köşesinde işaretler koydum. Sizdeki tefsiri ona bakarak kaydediniz. Ben bu ﻭ ,elif,ﺕ deki latîf ince intizamı gördükten sonra acaba başka kitaplarda bu sırrın bu tarzına mazhariyetleri var mı diye baktım. Halebî gibi Arabî ve şerh ve mübarek bir kitabın satırları yirmi iki, hemeliflerive ﺕ leri çoktur. Üç yüz elli sahife içinde, üç yüz otuz sahifeye kadar baktım.Eliftevafukatı karşı sahifeye on dört taneden başka yok. Arka sahifeyi de ilâve etsek, on dört de olmaz. Mecmuu yirmi sekiz olur. Haydi kırk ve haydi yüz olsun farz etsek yine hiç tefsire benzemiyor. Çünkü tefsirde yüzde ancak yirmi, zahiren hariç kalıyor. Sonra dedim: Kendim eskiden yazdığım Arabî risalelerim var. Biri Türkçe olarak on iki küçük Arabî risalelerime baktım. On iki risalede on iki tam tevafuk buldum. İki yüz yetmiş sekiz (278) sahifeden ibaret olan risalelerden seksen sekiz sahifesi Türkçe, mütebâkisi Arapça olduğu halde tetkik ettim. On iki kadar sahife tevafukatı ve arka sahife, ya o kadar veyahut daha bir parça fazladır. Olsa olsa yirmi otuz tevafuk bulundu. Halbuki onların bazı sahifeleri yirmi satırdır. Hemelif,ﺕ tefsir gibi devam etmiyor, ıttırad ve intizamı yok. Hem hurufatta küçük adetler oluyor. İki, üç, dört gibi adede iniyor. Küçük adetlerde tevafuk çok olmak lâzım gelirken pek az var. Tefsirinelif,ﻭ ve ﺕ lerinde adet çok olduğu halde tevafukatı pek az lâzım gelirken pek çok olduğu cihetle şekk ve şüphe bırakmadı ki bir iltifat-ı has ve bir işaret-i hususiye ve bir inayet-i mahsusanın lemaatı ve emaratı ve tereşşuhatıdır. Madem neşemizi açıyor ve hizmet-i Kur'aniyede şevkimizi ziyadeleştiriyor ve itimadımızı teyid ediyor ve menfaatli meyveler veriyor,elbette hakikattir ve min indillahtır.{(Hâşiye): İşaretin mahiyeti gizli olur, sarîh bir suret onda aranılmaz. İşaretlerin cüzleri daha ziyade gizlenir. Bir işaretin yüz eczasından bir cüzü, gayet hassas bir dikkatle hissedilir. İşte bu sırra binaen, beyan ettiğimiz ince tevafukattan ve münasebattan sarahat-i kat'iye istemek gayet insafsızlıktır. Hem de gayet acele ile bakıldığından, hatamız bulunsa da ıslah edilmeli.}

İhtar

ﻭ ,elif,ﺕ tevafukatı bazen bir yaprak atlar. Bazen de başka tevafuk içine karışır. Mesela: Otuz altıncı sahifedeelifdokuz, bir yaprak sonraelifdokuza bakar. O iki dokuz ortasındaelifiniki altı tevafuku var. Bazen zelzele lafzı gibi, o iki tevafuk birbirine karışır. Hem bazen ﺕ ﻭ a tevafuk eder. ﻭ dahi onlara tevafuk için yolunu değiştiriyor. İ'tizar:Bu küçük ve ince meselede ziyade tafsil ve ehemmiyet verdiğimden kusurumu affetmek, ruhları sıkılmamak için kardeşlerimden rica ediyorum. {(Hâşiye): Hakikaten uzun konuştun, belki israf ettin. Böyle ince şeyleri, senden başka kim vakit ve ihtiyaç bulur ki tetkik etsin.}