TERAVİH NAMAZI:
Nimet-i İslâm · s.336
{(1) Teravih namazı, bâzı kitaplarda böyle müstakil fasılda ve bir çok mütedavilâtta, nafile bâbı mesaili sırasında, ve kudurîde ve Hidayede (Ramazan ayı kıyamı) unvanı altında mezkûrdur. Tesabih tesbihin cemi olduğu gibi, teravih dahi tervîhin cemidir. Tervih, kendini rahatlandırmaktır. Teravih kıldırmak mânâsınada gelir. Tervîha, Ramazan gecelerine mahsus olan namazın, her dört rekâtına itlâk olunmuştur ki, onu bir tervîh takip etmekte, yâni her dört rekâtta bir, oturulup, istirahat olunmaktadır. Mücaveret veya istilzam münasebetine mebni, o namazın, her dört rekâtına tervîha denilmiştir. Teravih, yirmi rekât olduğu için, beş tervîhadır. Bunda ve sair namazlarda, her iki rekâta bir şefa' dediğimiz gibi, bilhassa, bu namazın her dört rekâtına, bir tervîha diyeceğiz.} Teravih kılmak, rical ve nisaya sünneti ayni müekkededir. {(2) Aynı sünnet, sünneti kifaye mukabilidir. Farzı aynı ve farzı kifaye gibi bu kitabın ahkâmı teklifiyye bahsine bakınız.} Onda, cemaat olmak sünneti kifayedir. Teravih vaktin sünnetidir. {(3) Hadîs-i şerifte, Cenab-ı Hak size ramazanın orucunu farz kıldı, ben de kıyamını size, sünnet kıldım, buyurulmuştur.} Savmın sünneti değildir. Binaen âlâ hâzâ oruç tutmayan hasta ve yolcuya, teravih kılmak sünnet olduğu gibi, gündüzün sonunda, ehli salât olana {(4) Temiz olan, âdetli veya lohusa kadına, ve ihtida etmiş olana ve bülûğa erene.} dahi, o akşam teravih kılmak, mesnun olur. Teravihte cemaat, sünneti kifaye olduğundan, bir takım kimseler onu, mescidde cemaat olarak kılıp, sair kimseler, {(5) Fukahanın, mutlak olan ifadeleri muktazası, teravihte cemaat, mahallea halisi için değil, belde ahalisi için, sünneti kifaye olmak iken, müellifin müfâdıkelâmı, mescidi olan her mahalde ahalisi için olmaktır ki, müteaddit mescidleri bulunan, beldede yalnız bir mahalle mescidinde, cemaat olunmakla, diğerlerinden sünnet sâkıt olmayacak demektir.} evlerinde münferid olarak kılsalar, sünneti terk etmiş olmazlar. {(6) Ashab ve tabiinden, bâzı kimselerin, tehallüfü mervidir.} Teravihi cemaat olarak, evinde kılan kimse, sahih olan budur ki, iki faziletin birine nail olmuştur: Cemaat bir fazilettir. Mescitte cemaat ise, diğer bir fazilettir. Teravih, evde cemaatle kılan, faziletin birini işlemiş, ve ötekini terk etmiştir. Cemaat meşru olan, her namazda elbette, mescit efdâldir. Çünkü, onda cemaatin teksiri, ve şiarı İslâmın, izharı vardır. {(1) Teravihte cemaat matlûp olmaktan, onu cemaatle kılmanın fazileti, münferiden kılmanın faziletinden ekser olduğu anlaşılır. Bu fazilet, farzda olan cemaat fazileti gibi, yirmi yedi veya yirmi beş derece, muzaaf olmak veçhile midir? Yoksa bunda mütahakkak olan: Adet ile mukayyed olmayıp, sevabı tezyîd edici olmak mıdır? Bu sual - tedaî vech üzere - cemaatle kılınan sair tetavvuda dahi, irad olunur, tahrîr oluna.} Teravihin vakti, yatsı namazından sonra, fecrin tulûuna kadar olan zamandır. Teravih, yatsıya tâbî olduğundan {(2) Hattâ, yatsının fesadı tebeyyün edip, teravihin ve vitirin fesadı olmasa, evvelâ yatsıyı ve sonra teravihi, iade ederler. İndel-imam, vitir, mahallinin gayride olduğundan dolayı, mutlak nafile vâki olduğu için, iade etmezler. Sahih olan budur.} vitri, teravihten evvel veya sonra kılmak, sahih olup sonra kılmak, efdâldir. Evvel kılmak dahi. sahih olmakla, teravihin bir miktarı, cemaatle kendisini fevt eden kimse, imam vitire kaim oluverirse, vitri beraberce kılıp, {(3) Çünkü, onu ramazanda cemaatle kılmak, gecenin son sülüsünde bile - münferiden - kılmaktan efdâldir. Cemaatle teravih kılıp ta, vitiri isticalen - alel-infirad kılanlar, isabet etmezler.} ondan sonra, teravihten kalanı kılar. Onun bir miktarını unutup, vitirden sonra hatırlayan, münferit dahi böyle yapar. Alâ kavlin, teravih vakti yatsıdan sonra ve vitirden evveldir. Ve bu kavl, müraccahtır. {(4) Teravih, kıyam-ı leyl olduğu için, gecenin tamamı yâni, gerek yatsıdan sonra veya evvel, gerek vitirden evvel veya sonra olsun, ona vakit olmak üzere, dahi asılda, bir - gayr-i musahhah - kavl mezkûrdur. Demek ki, bunda üç kavl vardır. Onlardan iki evvelkiler, musahhahtır. Semere-i hilâf, bir veya iki tervihanın kaçırılması suretinde, zahir olur ki, onunla iştigal takdirinde, vitiri - cemaatle kılamayacak olursa - ikinci kavle göre onunla iştigal eder. Evvelki kavle göre, vitiri kılar.} Teravihi, gecenin üçte birinden evvelceye, yahut gecenin yarısından evvelceye kadar, tehir etmek müstahaptır. Gece yarısından sonra, teravih kılmakta ihtilâf olunmuştur: Bâzılar, mekruh olur, zîra teravih, yatsıya tâbidir, yatsının, sünneti gibi olmuştur, dediler. Bazılar, mekruh olmaz, zîra gece namazının, haddi zâtinde {(5) Yâni, teravihe nazaran değil.} efdâli, gecenin âhirinde kılınanıdır, dediler. Ales'sahih, mekruh olmaz. {(6) Tahrimen mekruh olmaz, demektir. Ve illâ, evlâya muhalefet sabittir. Buna, müellifin "lâkin ehabb olan..." kavli delildir.} Ve lâkin güzel olan, kaçırma korkusuna mebni, o kadar geciktirmemektir.