Risale-i NurNimet-i İslâm

TÂZİYET:

Nimet-i İslâm · s.441

Tâziyet, hüsnü sabır mânâsına olan, âzâ kelimesinin masdarıdır ki, bir kısım vefat edene ve sâir suretle, musibete uğrayana, teselli verme, ve Cenab-ı Hak, size sabır ve ecir ihsan buyursun, gibi sözlerle acısını hafifletmede bulunmaktır. Mutevaatı teazzidir ki sabır ve tehammülden ibarettir. Onun da cevabı; ِﻧَّﺎ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻭَِﻧَّﺎ ِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَ diye, hakka tevessüldür. Taziyet, erkeğe ve kadına müstahaptır. Meyyitin, bütün akrabaları taziye olunur. Hadîs-i şerifte, bir musibet karşısında, din kardeşlerinden birini, tâziye eden kimseyi, Cenab-ı Hak kıyamet gününde, tekrîme delîl olan hulleler ile, kisvelendirir, buyurulmuştur. Tâziyetin, definden sonra olması, efdaldir. Çünkü, definden evvel meyyitin ehli, teçhiz ile meşgullerdir. Onların tevehhuşu ürküntüsü definden sonra, ziyadeleşir. Definden evvel dahi, sabırsızlıkla fazlaca hüzün izhâr ettiklerinde tâziyet olunur. Tâziyenin, kabristanda olması, mekruh olur. Bir kere tâziyede bulunanın, tâziyeyi tekrarı, lâyık değildir. Meyyitin velîsine mesnun olan, definden sonra, ilk gece geçmeden kolayında olanı, tasadduk etmek ve bir şey bulamadığına göre, iki rekât namaz kılıp, sevabını meyyitin ruhuna ihda eylemektir. Meyyitin defninden sonra, her gün mümkün olanı vermek üzere, yedinci güne kadar, ruhu için tasaddukta bulunmak, müstahaptır. Meyyit velîsinin, yemekler yapıp, ziyafet etmesi (helva yapması ve lokma dökmesi) mekruhtur. Meyyitin komşularına, ve uzakta dahi olsa, akrabasına müstahap olan, o gün ve o gece, taam tertip edip, onları yâni, meyyitin ehlinin itamını temin etmektir. {(1) Şir'ada mezkûr olduğuna göre, Hazret-i Hamzanın, ve asılda zikr edildiğine göre, Hazret-i Câfer Tayyarın şehadetlerinin vukuunda, Resûl-ü Ekrem sallallahü teâlâaleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, kendi evinin halkına, âli Hamza ve âli Câferiçin, taam tertibini emredip. "Zira onlara, kendilerine bakamayacak hal, hasıl oldu. "buyurdular. Müellif der ki, ve onlara, yemek için ısrar eylemelidir. Çünkü, hüzünün ağırlığı, kendilerini yemekten menederek, zayıflatır. Cenab-ı Hak, sabrı ilham veecri tâviz eder.} Gemide vefat eden müslim, kara uzak olduğu, ve cenaze durdukça, bozulmaktan korkulduğu takdirde, {(2) Kara, uzak olsa da, meyyitin bozulmasından korkulmadığı ve yahut kara yakın olup çıkmak dahi, mümkün bulunduğu takdirde, cenaze denize atılmaz.} yıkanıp kefenlendikten ve namazı kılındıktan sonra, sağ canibiﺩﺀere kıbleye karşı olarak denize bırakılır. Ve imam Ahmed bin Hanbel hazretlerinden, menkul olduğu üzere, denizin dibine batmak için, ona ağır bir şey bağlanır. Dârı harbe, yâni yabancı milletler sahillerine yakın olan denizler için, Şafiî imamlarından dahi, menkul olan budur. Dârı harbe yakın değilse, sular onu, bir sahile atarak, islâm sahiline ulaştırmakla, onlar defnederler, diye meyyit iki tahta arasına sıkıca bağlanıp denize bırakılır. Bizim mezhebimizde de böyledir.