NAMAZIN SÜNNETLERİ:
Nimet-i İslâm · s.200
Sünen, sünnetin cem'idir. Sünnetin tarif ve taksimi mükellefiyet hükümlerinde geçmiştir. Sünnetin hükmü: Namazda sünnet olan şeyin terki, ne farzın terki gibi fesadı, ne vâcibin terki gibi sücûdi sehvi, veya keraheti tahrîmiyyeyi. mucip olmayıp, terk amden olduğu ve istihfaf edildiği takdirde isaeti mûcip olmaktır. {(1) Tahtâvî der ki, günah ancak vâcibin terkine taallûk eder. İbni Nuceym merhum, sünnetin terkine dahi günah terettüp eder. Çünkü "özürsüz cemaati terkeden âsîm olur" dediler, demiştir. Cemaat ise, sünneti müekkededir. Velâkin günah derece derecedir. Sünnetin terkiyle olan günah daha hafiftir.} Amden olmadığı halde, günah dahi yoktur. {(2) Belki, iade-i salât mendup olur.} Günah, (Tahrimen mekrûh olanın mâdûnu ve tenzîhen mekrûh olanın mâfevkidir). Sünnet istihfaf olunur yâni, şâri nazarında onun, ehemmiyeti verilmez bir şey olduğu itikad edilirse, günah olur. Namazın sünnetleri elli birdir: {(3) Maksut tahdit değildir, tâlim için sıralamaktır.} 1- İftitah tekbirinde ve kezâ, bayram namazı tekbirlerinde ve vitir kunutünde, erkek kısmı iki ellerini iki kulaklarına ve hür olan kadınlar. {(4) Ellerin kaldırılması hususunda, cariye erkek gibidir, rükû ve sücudde, hurre gibidir.} omuzları hizasına kaldırmaktır. (Elleri baştan yukarı kaldırmak, mekruh olur. Sünnet olan derecede kaldırmağa kudreti yetmeyen, yahut bir elini kaldırıp, diğer elini kaldıramayan, kaadir olduğu kadar kaldırır. {(5) Maksut, ellerin kulak yumuşağı hizasına kadar kaldırılmasıdır. Baş parmakların onlara değdirilmesi, hizanın tahakkukunu tesbit içindir.} Ellerini kaldırarak tekbir almakta hizmet: Sağır ve âmâ gibi mazurlara ilâmdır ki, cehri tahrîme, {(6) İmamın tekbiri cehr etmesi dahi namazın sünnetlerindendir.} âmâları ve ellerin kaldırılması, sağırları, namaza başlamağa agâh eder. {(7) Bunu, Muhaşşî merhum Vitir bâbında zikretmiştir. Terkibi ef'ali salât faslında, Buhârî şerhi Aynîden naklen demiştir ki, ellerin kaldırılmasında ihtilâf olundu, kimi: Tevhide işarettir dedi ve kimi: Dünya işlerini arkaya atıp, Milliyetle namaza ikbal etmekle işarettir, dedi. Ve kimi: Cemîi varlığiyle kıbleye yönelmek içindir, dedi. İbni Ömer radiyallahü teâlâ anhüma hazretlerinden mervidir ki, müşârünileyh: Ref'i yed salâtın zinetidir, her kaldırışta on hasenat vardır, her parmağa bir hasene buyurmuştur.} 2- Ellerini kaldırırken el parmaklarını açmaktır. Onun da keyfiyeti, parmaklarını ne büsbütün birbirine bitiştirmiş ve ne de büsbütün açmış, olmayıp belki, tabiî haliyle yaygın bulundurmaktır. 3 - Gerek ellerin, gerek parmakların iç yüzü, kıbleye karşı gelmektir. 4 - Muktedînin iftitah tekbiri, imamın iftitah tekbirine, yakın olmaktır. {(1) Çünkü, hadîs-i şerifte "İmam tekbir alınca siz de alın" buyurulmuştur ki, İmamın tekbiri zamanında, tekbir edin, demektir. Muktedinin ismi celâl ve ekber lafzını bitirmesi, imamdan evvel olmamak şartiyle...} İndel-imameyn, muktedînin iftitahı imamın iftitahından sonra (yâni fâsılasız ve onu müteakip) olmaktır. {(2) Şöyle ki muktedinin Allah lâfzına başlaması imamın ekber kelimesinin birhecesine ulaşmış olmalıdır.} (Cevazda ales-sahih {(3) Bir söze göre ihtilâf cevazdadır. Semere dahi muktedînin iftitahı, imamın iftitahına mukaarrin olmak suretinde zâhirdir ki, indel-imam caiz olur ve İndel-imameyn olmaz. Amma muktedînin iftitahı, imamın iftitahından sonra olmak suretindeki cevaz mütefekkun-aleyhtir.} hilâf yoktur. İhtilâf, imamın hali teyekkun olunmakla beraber {(4) Burası: "Mukarenette muktedînin tekbirinin, imamın tekbirini, geçmiş olması ihtimali olur" diyenleri, reddir ki, kelâmı, ademi sebekın teyekkun olunması suretindedir.} evleviyyettedir). 5- Erkek kısmı, ellerini sağı sol üzerinde olarak, göbeği altına koymaktır. Koyuş şekli, sağ elin serçe ve baş parmaklarını, sol bileğin iki tarafından halkalamak üzere (ki, tahlik tâbir olunur) sağ elin içini, sol bileğin üzerinde bulundurmaktır. {(5) Çünki hadis rivayetinde eli el üzerine koymak varit olduğu gibi, bileği tutmak dahi varit olmuştur. Bu türlü el bağlamaya itimat tâbir olunur ve bunu bir çok büyük fakihler amelen tatbik etmişlerdir.} (Namazda el bağlamak, iftitah tekbirini müteakiben ellerini yanlarına indirmeyerektir. Musâlli namazın her kıyamında el bağlar velev hükmen kıyam olsun). {(6) Oturarak namaz kılan dahi bunda dahildir ki, hükmen kaaim demektir. Ve o kıyamda zikr-i mesnun olmak lâbüddür. Zikri mesnun olmayan kıyamda, el bağlamak dahi mesnun değildir. İmam Muhammed: Musâllî kıraete başlamadıkça, el bağlamaz, demiştir. Şeyhayne göre, el bağlamak, kendisinde zikri meşru' olan kıyamın sünnetidir. Nitekim, terkibi ef'al-i salât faslında zikrolunur. İmam Muhammede göre, kıraetin sünneti olmakla, musâllî haleti senada ve kunutte ve cenaze namazında, ellerini yanlarına salıverir. Ve şeyhayn katında bunların hepsinde, musâllî el bağlar. Kavmede ve bayram namazlarının tekbirleri arasında zikir ve kıraet olmadığından, bunlarda ellerini yanlarına bil-icma salıverir. Gerçi kavmede tesmi' ve tahmid vardır. Velâkin, karar olmadığından kavme, kendisinde zikr-i meşru olan kıyamdan sayılamaz. Tesbih namazının kavmesi, kararlı kıyam olduğu ve onda zikr-i mesnun dahi bulunduğu için, musallî el bağlar mı? Oraya müracaat olunsun.} 6- Kadın kısmı, ellerini sağını solu üzerine götürerek -tahliksiz-göğsü üstüne koymaktır. {(1) Vazîül-mir'e tâbirinin zahiri, cariyeye dahi şâmil olmaktır. Kadın kısmı bir takım mesailde erkeğe muhalif bulunur. Muhaşşi dahi, bu makamda onlardan bâzılarını zikretmiştir.} 7- Senâ etmek, yâni "Subhaneke" okumaktır. (Terkibi ef'ali salât faslına bakınız). 8- Kıraet için taavvüz etmek yâni (Eûzü billâhi mineş-şeytânîr-râcîm) demektir. {(2) Zâhiri mezhep budur. Yahut âyete muvafık olmak üzere (Esteîzü billâhimineş-şeytanîr-racîm) dir. Taavvüz, sünneti kıraet olduğundan, onu imam ve münferit okur. Bayram namazlarında imam onu, ziyade tekbirlerden sonra okur. Muktedi okumaz. Mesbuk, kazâî mâ sabaka, kıyamında okur. İmam Ebû Yusuf: Taavvüz senaya tâbidir, şeytanın vesvesesini def'i için, salâtın sünnetidir.} 9- Her rekâtin evvelinde Fatihadan evvel tesmiye etmek yâni(bismillâhir-rahmanir-râhim) demektir. 10 - Fatihanın sonunda "temin etmek yâni" âmin demektir. {(3) Temin: Hem imam, hem muktedi, hem de münferit için sünnettir. Namaz dışında, Fatiha okuyan için dahi sünnettir. Âmin: Duâmızı müstecap kıl, mânasınadır. Cemaatın temini, imamın cehri kıraet etmesi halindedir.} 11 - Muktedi ve münferit ittifâkla ve (indes-sâhibeyn) imam dahi tahmid etmektir. (Sahibeyn, imameyn demektir). {(4) Rükûdan doğrulurken "Semiallahü limen hamide" demeğe: Tesmi' ve"Rabbenâ lekel-hamd" demeğe: Tahmid denilir. Bunların, her ikisi münferit için ve yalnız tahmîd, muktedi için ve yalnız tesmi' imam için, ittifakla sünnettir. İmam için, tahmit dahi İndel-imameyn sünnettir.} 12 - Bunları, yâni senâ ve ondan sonrakileri israr etmektir. 13 - Tahrîmenin iptida ve intihasında baş eğmeyerek itidal üzere bulunmaktır. 14 - Tekbîr ve teşmîi, {(5) Tekbir (Allahü ekber) demek olduğu gibi, tesmi' dahi (Semiallahü limenhamide) demektir.} imam cehr etmektir. (Tekbîr tabiri, bayram ve cenaze namazlarının tekbirlerine şâmildir). {(6) Şürû' ve intikaali, cemaate ilân için, mezkûr cehre hacet vardır. Münferit ve muktedi için buna ihtiyaç yoktur. Meğer ki, muktedi mübelliğ ola. Tebliğ zarûretine mebni, ona da hacet olursa, imamın sesi, cemaate bâliğ olduğu halde tebliğ, bâhusus ki, sesini âleme beğendirmek kasdiyle, lüzumundan ziyade bağırırsa Bil-it-tifak bid'atı mekrûhe ve kendi hakkında müfsidi salâttır.} İmamın namaza şüruu sahih olmak için, iftitah tekbîri ile kasdi tahrime etmesi lâzımdır. Yalnız cemaatin bilmesini kasd ederse sahih olmaz. {(1) Eğer imam, hem tahrîmeyi ve hem iylâmı kasderse, ondan şer'an matlup olan, İşte budur. Ve iki ecre nâil olur. Mübelliğ dahi böyledir ki, indeş-şürû mücerret tebliğ kasdiyle Allahü ekber der ise onun namazı olmadığı gibi, o halde ondan ahzile namaza duranın dahi namazı olmaz. Zira, namazda olmayan kimseye İktida ve mutabeat etmiş olur. Amma, imamın tesmiî ve mübelliğin tahmîdi ve her ikisinin tekbirleri, bunlarda kasdi zikir, sıhhati salât için şart olmayıp, belki sevap için aranır. Ve zira, namazda olana, İktida edicidir. Sureti ûlâ gibi, değildir.} 15 - Kıyamda iki ayağın arasını, dört parmak kadar {(2) Muhaşşî der ki, bu tahdit özrü olmayan içindir. Eğer şişmanlıktan veya fıtık illetinden ötürü, ayaklarını daha ziyade açık bulundurmağa muhtaç ise, iş ona kolay gelendir.} açık bulundurmaktır. {(3) Çünkü, huşûa yakındır. Kıyamda iki ayağını dikmektense, teravüh etmek efdaldir. Teravühün tefsir ve izahı: Bir kere bir ayağının ve bir kere öbür ayağının üzerine durmaktır. Çünkü, bu daha kolaylıklı ve kıyamın devamı için daha elverişlidir. İmam Ebû Hanîfe hazretlerinin, Kâbe içinde kıldıkları iki rekâtte Kur'ânı hatmetmiş olmaları bu suretledir. İlleti mezkûre kıyam, kısa olmak suretinde zahir olmaz.} (Açıklıkta ayaklar, yine kıble istikametinde bulunur. Mekruhatın 34 üncüsüne bakınız). 16 - Fatihaya zam olunacak sûre, sabah ve öğle namazlarında uzun mufassal, ikindi ve yatsı namazlarında orta mufassal, ve akşam namazında kısa mufassal, olmaktır. Tıval, tavîlin ve kısar, kasîrin ve evsat, vasatın cem'idir. Mufassal, kesîrül-füsûl veya kesîrul-fevasıl mânâsına olarak, Mushafı şerifin, en son yedide biridir ki, başlangıcı çoğunluk indinde, Hucurat sûresidir. İmdi, mebde-i mufassaldan sûre-i Burûca kadar: Tıvalı mufassal, sûre-i huruçtan "Lem yekün" sûre-i şerîfesine kadar: Evsat-ı mufassal, "Lem yekün" den nihayete kadar: Kısar-ı mufassaldır. {(4) Bir kavle göre Tıvâl-ı mufassal: Hucurattan Abese'ye kadar, Evsat-ı mufassal: Kuvviret'ten, Duhâ sûresine kadar, Kısâr-ı mufassal: Ondan sonrasıdır.} Münferit ve imam, bunda müsavidir. İmamda, cemaate sıklet vermemek kaydi muteberdir. (Tâ ki, halkı tenfîr ile, cemaatin azalmasına sebep olmaya). {(5) Hazret-i Muâzin, nâsa sûre-i Bakara veyahut sûre-i Nisâ ile namaz kıldırdığı haberini alan âlî nebevî üç kere: Ya Muaz, sen fettan mısın? Namazı "Sebbih ismerabibkel-âlâ, Veş-şemsi ve duhâha," sûreleriyle kıldırmalı değil misin, zira senin arkanda ihtiyar ve zayıf ve sahibi hacet olanlar da kılar, buyurmuş oldukları Sahih-i Buhârîde mezkûrdur.} Genişlik ve ikamet halinde, sünnet olan budur. {(1) Kıraetin, vâcip ve sünnete taksim olunmasından evvele nazarandır. Taksimden sonra kıraet, ne kadar olursa olsun, hep farz vâki olur. Nitekim vâcibatta dahi beyan olundu.} Sefer ve zarûret halinde, musâlli hangi sûreyi dilerse okur ve mesnun olur. Hazret-iResûl-i Ekrem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, bir sabah namazını muavvezeteyn ile kıldırmışlar ve: Namazı kısalttınız sualine cevaben: "Bir çocuk ağladığını işittim, vâlidesinin telâşlanmasından korktum" buyurmuşlardır. (Zaîf, marîz ve hacet sahibi dahi,ilel-i mezkûreye mebni, ona ilhak olunur). Seferde dahi, sabah namazını muavvezeteyn ile kılmışlardır. (Seferde sabah namazını sûre-i kâfirun ve sûre-i ihlâs ile kıldıkları dahi mervidir). Sefer hali, dört rekâtlı farzların yarısının düşmesine tesir ederse, kıraetin tahfifine tesir edeceği, evleviyyette kalır. (Bu bapta, hali karar ile halli istical, müsavi olup, seferber bulunan kimse, emn-u karar üzere dahi olsa, yine dilediği sûreyi okumak, ona mesnûn olur). {(2) Zaruret halindeki tahfif, sûreye muhtas olmayıp, zaruretin derecesine göre, Fatiha ve sûreye bedel, yalnız bir âyet bile okunabilir. İmam Ebû Yusuf, imam Ebû Hanîfe hazretlerine bir sabah namazında imamlık edip, vakit dar olduğundan, her rekâtte sûre-i Fatihadan yalnız bir âyet okumuş, namaz tamam oldukta imam Ebû Hanife hazretleri; Yakubumuz fakih olmuş, demişler. Yakup, imam EbuYûsufun adıdır. İbni Âbidin der ki, her namazda böyle midir? Yoksa tahfifin cevazı, fecir namazına mı mahsustur? Bunda ihtilâf vardır. Azhar olan salâtı fecrin gayride vücup miktarına riâyet olunmaktadır. Zira, vâcibin ihlâli, huruci vakit gibi değil. Bâzı eimme indinde salâtı ifsat eder. Vaktin çıkması ise, fecir namazının gayride ittifaka müfsit değildir.} 17 - Ancak sabah namazının birinci rekâtini, ikinci rekâtinden - istihbaban - iki misli olarak uzatmaktır. {(3) Kurb ve farka göre nisbet, kâh adedi âyât itibariyle ve kâh kelimat ve huruf itibariyle olur.} Peygamberimizden bugüne kadar, böyle devam ede gelmiştir. {(4) Hikmeti budur ki, sabah namazının zamanı, uyku ve gaflet vaktidir. İlk rekâti uzatmalıdır ki, nâs cemaate yetişebilsin.} Ve bunda ittifak vardır. {(5) "Ancak sabah namazı" tâbiri, imam Muhammed'in muhalefetlerine işarettirki, müşârün-ileyh: Bence bütün salâvatı mektubenin ilk rekâtlerini, ikincilerinden uzun etmek daha iyidir, demişler. Dirayede mezkûrdur ki, evlâ olan: Fetva imam Muhammed kavline değil, Şeyheyn kavli üzere olmaktır. Muhîti Rıdavî de: İmam birinci rekâtta yetişebilmek için kıraeti uzatırsa - cemaate sıklet vermez derecede olmak şartiyle - beis yoktur, dedi. Cuma ve bayramlar bunun hilâfınadır.} 18 - Rükûa varırken "Allahu ekber" demektir. 19 - Rükûda üç kere "Subhane rabbiyel-azim" demektir. {(1) Rükû ve sücûd tesbihlerinin meratibi vardır: Azı üç, ortası beş, âlâsı yedi olmaktır. Tesbihi büsbütün terk veya üçten eksik etmek, tenzîhen mekrûhtur. Zira sünnete muhaliftir. Müellif der ki, münferit tek adetle hatmetmek üzere tesbihine kadar ziyade ederse efdâldir. İmam cemaate usanç vermemek düşüncesiyle, tesbihi üçten ziyade etmez. Eğer gelen yetişsin diye, tesbihini ziyade ederse mekrûh olur, denilmiştir ise de mezkûr ziyade kasdi kurbet ile olursa (Teavenû alel-birrivet-takvâ = hayır ve hasenâtta birbirinizle yardımlaşın.)kavl-i kerîmine binaen, mekrûh olmak şöyle dursun, müstahsen bile olur. Ebû Mutîi Belhî kavlince, rükûve sücûd tesbihlerinin terki veya üçten azı, namazın kifayetine mânidir.} 20 - Rükûda iken, dizlerini elleriyle tutmaktır. {(2) Dizlerini tutmak erkeğe sünnettir. Bayram namazının birinci rek'âtinde imama ancak, rükûda yetişen kimse, bu sünneti terk etmemek için tekbiratı zaideyi rükûda - el kaldırmayarak - yapar ki, buna edâya şebih, kazâ tabir olunur.} 21 - Erkekler, rükûda dizleri üzerinde ellerini parmaklarını aralık bulundurmaktır. (Kadınlar parmaklarını biribirinden ayırmayarak, ellerini dizleri üzerine, yalnız koymakla iktifa ederek dizlerini tutmazlar). 22 - Erkek kısmı, rükûda inciklerini dik tutmaktır. (Kadınlar dizlerini bükük bulundururlar). 23 - Erkek kısmı, arkasını düz bulundurmaktır. (Dizlerini ve dirseklerini dik tutmakla, arka dümdüz hale gelir.) (Kadınlar bunda dahi, erkeğe muhalif olarak sırtları eğik bulunurlar.) 24- Rükûda başını sağrısı ile bir doğrulukta bulundurup, ne yukarıya dikmek, ne de aşağıya eğmektir. 25 - Rükûdan kalkmaktır. 26 - Rükûdan sonra mutmain olarak kaim olmaktır. 27 - Secdeye varır iken yere iptida dizlerini ve sonra ellerini ve sonra yüzünü koymaktır. 28 - Secdeden kıyama kalkarken, bunun aksine olarak iptida, yüzünü, sonra ellerini kaldırıp (Dizlerine koyarak ve iki ayağına birden dayanarak) dizlerini yerden kaldırmaktır. {(3) Bunlar, imkân ve kudretle mukayyettir ki, kendinde özür yok ise demektir. İmam kendisi zaîf veyahut ayağında mâni bulunursa, gerek iniş, gerek kalkışta, kaadir olduğunu işler, secdeye inerken müstahap olan, evvelce sağ: Dizini koymak ve secdeden kalkarken müstahap olan evvelce sol dizini kaldırmaktır.} 29 - Secdelere varırken (Allahü ekber) demektir. 30 - Secdelerden kalkarken "Allahü ekber" demektir. 31 - Sücudu iki elleri arasına etmektir. {(1) Yâni, secdede eller geride ve uzakta bulunmayıp, yüze yakın ve aynı hizada olmaktır. Gerek bu ve gerek bundan evvelki sünnetler erkeğe muhtas olmamakla, bunlarda müellifin müzekker zamiri iradı, mutlak musâllî itibariyledir.} 32 - Secdelerde üçer kere "Sübhane rabbiyel-âlâ" demektir. {(2) Bu, ekalli meratiptir. Bundan ekalli, büsbütün terki gibi mekrûhtur. Ondokuzuncu sünnetin hâmişine bakınız. Muhaşşi der ki, rükû ve sücuddan her birinin tesbîha dair, kendine tahsis olunan şeye münasebeti hafî değildir. Çünkü, rükû tezellül ve huzû'dur. Binaenaleyh, mukabilinde, Cenâb-ı Hakkın azameti zikrolunmak münasip olmuştur. Sücûd dahi küçülmenin nihayetidir. Binaenaleyh, ona mukabil Cenâb-ı Hakkı yücelik ile yâdetmek münasip olmuştur. Yücelikten maksat, şan ve iktidardır. Yoksa mekânca yükseklik değildir ki, Allah bundan münezzehtir. Tuhfe şerhi Aynîde mezkûrdur ki (Fesebbih bi ismi rabbikel-azim) kavl-i kerîminin nüzûlünde, Aleyhis-sâlâtü ves-selâm efendimiz hazretleri: "rükûlarınızda" bunu söyleyin ve "Sebbi hisme rabbikel-âlâ" kavl-i kerîminin nüzûlünde: "Secdelerinizde bunu söyleyin." buyurmuştur, (aliyyül-âlâ) demek yoktur.} Musâllî sücudda başka bir şey okumaz. İmam Şâfîi hazretleri demişler ki, musâllî rükûda: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻟَﻜَﺮَﻛَﻌْﺖُ ﻭَﻟَﻚَ ﺧَﺸَﻌْﺖُ ﻭَﻟَﻚَ ﺍَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﻭَﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُ "Allahım! Sana rükû ettim, sana boyun eğdim, sana teslim oldum ve sana güvendim." Secdede ise: ﺳَﺠَﺪَ ﻭَﺟْﻬِﻲَ ﻟِﻠَّﺬِﻱ ﺧَﻠَﻘَﻪُ ﻭَﺷَﻖَّ ﺳَﻤْﻌَﻪُ ﻭَﺑَﺼَﺮَﻩُ ﺑِﺤَﻮْﻟِﻪِ ﻭَﻗُﻮَّﺗِﻪِ ﻓَﺘَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ َﺣْﺴَﻦُ ﺍﻟْﺨَﺎﻟِﻘِﻴﻦَ "Yüzüm, kendisini yaratana ve göz, kulak verip şekillendirene secde etmektedir. Yaratanların en güzeli olan Allah ne Uludur!" cümlelerini ilâve eder. {(3) Nitekim Hazret-i Aliden mervidir. Biz onu hali teheccüde "teneffüle" hamleylemişizdir.} Bir kavle göre, rükû ve sücud tesbihleri ve tekbirleri vâciptir. {(4) Buna göre, onların sehven terk olunmasına, sehiv secdesi terettüp eder.} 33- Erkek kısmı sücudda karnını uyluklarından ve dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutmaktır. {(1) Hadîs-i şerifte: Yere yayılma, iki ellerin üzerine itimat eyle, bazlılarını çıkar. Eğer böyle edersen, her uzvun secde etmiş olur, buyurulmuştur. Çünkü, bu halde her uzuv binefsini zahir olup, ibadetin edâsında kendinin gayriye itimat etmez olur. Hem de bu hal tevazua eşbeh ve alnın yere temkinine eblâğ ve tenbeller heyetinden uzaktır.} Kolları yanlardan ayırmak, izdihamın gayride mesnundur. Cemaatın izdihamında, -başkalarına ezâdan sakınmak için- terk olunur. {(2) Kolları yere yatırmanın, kaydi ihtiraziye ihtiyacı yoktur. Çünkü, onun izdihamında dahi, kimseye zararı olmaz. Ezâ onları yere yatırmamaktadır.} 34 - Kadın kısmı sücudda alçalıp, kollarını yanlarına bitiştirmek ve karnını uyluklarına yapıştırmaktır. 35 - Secdeden doğrulup oturmaktır ki, maksûd iki secde arasındaki celsedir. {(3) Müellif bunu dahi vâcibattan saymıştı. Buradaki (çünkü, sücûddan kurbikuuda kalkmak farz ve onun itmamı sünnettir) diye vâki olan talili dahi, vücubü muktazidir. Zira ki, farzın mütemmimi, vâciptir. Bu da kavli diğer demektir. Gariptir ki, müellif buna kavme ismi verip, celseyi başkaca zikretmiştir.} 36 - Celsede, tahiyyat hali gibi, iki ellerini uylukları üzerine koymaktır. {(4) Elleriyle dizlerini tutmaz. Esah olan budur. Ve ellerini dizlerinden uzak tutmayıp, parmaklarının ucu, dizlerinin ucu üzerine gelir.} 37 - Gerek celsede ve gerek kadede erkek kısmı, sol ayağını yere yayıp, sağ ayağını, parmaklar kıbleye müteveccih olmak üzere, dikmektir. {(5) Kudreti yettiği kadar demektir. Çünkü, en küçük parmağın kıbleye teveccühü, güçlükten hâli olmaz.} 38 - Kadın kısmı, kalçası üzerine oturup, ayaklarım sağ tarafa yatık olarak çıkarmaktır. 39- Tahiyyatın teşehhüdünde, yalnız sağ elinin {(1) Çünkü, iki elinin şahadet parmaklarını kaldırana, Hazret-i Resûlullah sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem "ehad" diye tevhidi emretmişlerdir.} şehadet parmağiyle {(2) Şahadet parmağının gayrisiyle işaret etmek yoktur. O da, sağ elinin şahadet parmağına mahsustur. Hattâ, sağ elinin şahadet parmağı kesik ve mariz olsa, ne o elin diğer parmağiyle ve ne sol elinin şahadet veya sair parmağı ile işaret etmez} işaret eylemektir. İşaret: Esnâyı şehadette "Lâ ilâhe" der iken sağ elinin şehadet parmağını kaldırmak ve "İllâl-lâh" der iken indirmektir. {(3) Diğer parmaklar olduğu gibi durur. Alâ kavlin onlar bükülüp, baş parmak ile orta parmak halka edilir, fetva da bunun üzerinedir.} 40 - Teşehhüd kıraetini ısrar eylemektir. 41 - Üç ve dört rekâtlı farzlara göre, ilk iki rekâtın mâdâsında yalnız fâtiha okumaktır. 42 - Kade-i ahîrede tahiyyattan sonra, Aleyhis-sâlâtü ves-selâm efendimiz hazretlerine salâvat okumaktır. Şu veçhile okunur: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻛَﻤَﺎ ﺻَﻠَّﻴْﺖَ ﻋَﻠَﻰ ِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢ ِﻧَّﻚَ ﺣَﻤِﻴﺪٌ ﻣَﺠِﻴﺪٌ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑَﺎﺭِﻙَ ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻛَﻤَﺎ ﺑَﺎﺭَﻛْﺖَ ﻋَﻠَﻰ ِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢ ِﻧَّﻚَ ﺣَﻤِﻴﺪٌ ﻣَﺠِﻴﺪٌ 43 - Salâvattan sonra duâ okunur. Namazda Arapçadan başka dilde duâ okumak haram olup, Arapça olan duâ dahi halk kelâmına benzememek için âyetlerden ve hadîslerden alınmış olmalıdır. Âyeti kerîme olan duâlar şunlardır: ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﺍٰﺗِﻨَﺎ ﻓِﻲ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺣَﺴَﻨَﺔً ﻭَﻓِﻲ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺣَﺴَﻨَﺔً ﻭَﻗِﻨَﺎ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﺍٰﺗِﻨَﺎ ﻣِﻦ ﻟَّﺪُﻧﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَﻫَﻴِّﺊْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ َﻣْﺮِﻧَﺎ ﺭَﺷَﺪًﺍ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗُﺰِﻍْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﺑَﻌْﺪَ ِﺫْ ﻫَﺪَﻳْﺘَﻨَﺎ ﻭَﻫَﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦ ﻟَّﺪُﻧﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ِﻧَّﻚَ َﻧﺖَ ﺍﻟْﻮَﻫَّﺎﺏُ ﺭَﺏِّ ﺍﺟْﻌَﻠْﻨِﻲ ﻣُﻘِﻴﻢَ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ ﻭَﻣِﻦ ﺫُﺭِّﻳَّﺘِﻲ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻭَﺗَﻘَﺒَّﻞْ ﺩُﻋَﺎﺀ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﺍﻏْﻔِﺮْ ﻟِﻲ ﻭَﻟِﻮَﺍﻟِﺪَﻱَّ ﻭَﻟِﻠْﻤُْﻤِﻨِﻴﻦَ ﻳَﻮْﻡَ ﻳَﻘُﻮﻡُ ﺍﻟْﺤِﺴَﺎﺏُ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻫَﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ َﺯْﻭَﺍﺟِﻨَﺎ ﻭَﺫُﺭِّﻳَّﺎﺗِﻨَﺎ ﻗُﺮَّﺓَ َﻋْﻴُﻦٍ ﻭَﺍﺟْﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘِﻴﻦَ ِﻣَﺎﻣًﺎ gibi âyetlerdir ki; bunlar namazın kâde-i âhirinde duâ kasdiyle okunur. Kur'ân (yâni kıraet) kasdi ile okunursa tahrîmen mekrûhtur. Hadîs-i şerîf olan duâlar da şunlardır: ﺍَﻟﻠّـٰﻫُﻢَّ ِﻧِّﻲ ﻇَﻠَﻤْﺖُ ﻧَﻔْﺴِﻲ ﻇُﻠْﻤﺎً ﻛَﺜِﻴﺮﺍً ﻭَﻻﺎ ﻳَﻐْﻔِﺮُ ﺍﻟﺬُّﻧُﻮﺏَ ِﻻّﺎ َﻧْﺖَ ﻓَﺎﻏْﻔِﺮْ ﻟِﻲ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓً ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﻙَ ﻭَﺍﺭْﺣَﻤْﻨِﻲ ِﻧَّﻚَ َﻧْﺖَ ﺍﻟْﻐَﻔُﻮﺭُ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢُ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ِﻧِّﻲ َﺳَْﻠُﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮِ ﻣَﺎ ﻋَﻠِﻤْﺖُ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻢْ َﻋْﻠَﻢْ ﻭََﻋُﻮﺫُ ﺑِﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺮِّ ﻛُﻠِّﻪِ ﻋَﺎﺟِﻠِﻪِ ﻭَﺍٰﺟِﻠِﻪِ ﻣَﺎ ﻋَﻠِﻤْﺖُ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻢْ َﻋْﻠَﻢْ 44 - Birer selâm ile, evvelâ sağa ve sonra sola başını çevirmektir. {(1) Eğer evvelâ sehven veya amden, sola selâm vermiş olursa, sağa dahi selâm verir. Sola verdiği selâmı iâde etmez. Amd halinde, kendisine isaetten gayribir şey terettüp eylemez. Ve eğer önüne doğru selâm vermiş ise sol tarafına dahi selâm verir. Sol tarafına vereceği selâmı unutup da, kalkar ise, kıbleye arka çevirmedikçe veya söz söylemedikçe, oturup sola dahi selâm verir.} 45 - Her iki tarafa "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh" diye selâm vermektir. {(2) Eğer musâlli ondan eksik olarak yalnız: Es-selâmü aleyküm, yahut aleyküm selâm veyahut selâmün aleyküm der ise, sünneti terketmek sebebiyle isaet etmiş olur. Farzı sahihtir. Müellif (Berekâtuhu) nun ilâvesinin bid'at olduğunu söylemiş ise de, Muhaşşi, onun dahi sünnette sübutunu zikretmiştir.} 46 - İmam her iki tarafa selâm verirken "aleyküm" hitabı ile kendisine muktedi bulunan, bil-cümle cemaatı ve hafaza meleklerini niyet eylemektir. 47 - Muktedi selâmında cemaat ile beraber imamı niyyete almaktır. 48 - Münferid, selâmında melekleri niyyet eylemektir. {(3) Müellif der ki, bu sünnetlere dikkat olunmak gerekir. Çünkü, bunlara dikkat eden ehli ilim bile azdır.} 49 - İmam ikinci selâmda sesini, birinci selâmdan daha yavaşlatmalıdır. 50 - Muktedînin selâmı, imamın selâmına mukarin olmaktır. 51 - Mesbuk olan muktedi, imamın namazdan ferağına yâni, ikinci selâmına muntazır olmaktır. (İntizar edilmeyen yerler, Sücud-i sehiv babında zikr olunur. Mesbuk o intizarında, tahiyyattan; sonraki salâvatı okur mu? Bazıları: Evet, hattâ duâyı dahi okur. Ve bazıları: Onları okumayıp şehadet getirir. Ve bazıları da: Tahiyyattan sonra hiç bir şey okumayıp sükût eder, dediler. Tahiyyatı teenni üzere okur, deyen de oldu. Lâyık olan, bununla fetvâ olunmaktır).