Risale-i NurNimet-i İslâm

MEHR-İ MUACCEL VE MEHR-İ MÜECCEL:

Nimet-i İslâm · s.643

Mehr-i müsemmâ, nasın örfünde, ikiye ayrılıp, âdet: Bir kısmı peşin ve bir kısmı son vaktinde verilmek üzere, cari olmuştur. Peşin verilene (mehr-i muaccel) denir ki, tâcil edilip evvelce verilmiş olan mehir demektir. {(2) Bizim örfümüzde, buna ağırlık ismi verilir. Bazı peşin verilemeyerek cümlesi deftere tesbit edilmekle, peşin olanı (müstevfa) namını alıyor ki, defterde ahz ve istifâ olunmuş diye, gösterilmiş oluyor. İbni Âbidin, ağırlığa eâcim örfünde (destiman) denildiğini söylüyor.} Son vaktinde verilene (mehr-i müeccel) denilir ki, ecel vakti demek olan (son vakit) ile tecil edilmiş bulunan mehir demektir. {(1) Son vakit: Mevt yahut talâktan ibarettir.} Bunların tamamı, bir mehr-i müsemmâdır. İndel-itlâk mütebadir olan mehr-i müecceldir. Mehr-i müsemmâ ikiye inkisam etmek suretinde eşler arasında nikâh kaim iken, zevce mehr-i müeccelini zevcinden almağa kaadir olamamak ki, alacağını zamanından evvel istemek kabilinden olur. Zevc dilerse verir (onu vermekle, zevcesini boşamış olmaz). Fakat mehr-i muaccelini almağa kaadirdir. {(2) Erkeğin işine uygun olmayan sagîreyi, babası kocasına teslim etmeden, mehr-i muaccelini isteyip almağa kaadir olur.} Onu almadıkça, nefsini zevcine temkin ve teslim etmeyebilir. {(3) İsteyerek halvet ve hattâ dühul vukubulmuş olmakla, zevcenin bu hakkı zail olmadığı gibi, nefsini bu sebeple, zevcinden menetmekte olmasından dolayı, kendisi nafakadan dahi, sâkıt olmaz. Hurûcu da zevcin iznine tevekkuf etmez.} Mehr-i müeccel, vakti gayette verilmek lâzım gelir. Ondan sonraya da tecil olunmaz. {(4) Yâni, talâk veya ölüm vukuu ile, edâsı lâzım gelen, mehirde tecil, sahih olmaz. Zeyd, zevcesi Hindi talâkı bayin ile, boşadıktan sonra, Zeydin zimmetinde olan mehr-i müeccelini, belli müddetle tehir edip hemen ödemese, Hind beklemeyerek, mehrini Zeydden almağa kaadir olur mu? Cevabı: Olur. Ric'î olarak dahi vaki olan boşamada, İddetin sona ermesiyle, mehr-i müeccel dahi, muaccel olmakla, hemen verilmesi lâzım gelir.} Mehrin hepsini müeccel kılmak dahi sahih olmakla, şu kadar kuruş mehir (müeccel) tesmiyesiyle, vâki olan tezevvüçte, mehr-i muaccel tesmiye olunmasa, vakti gayette onu, örf ve âdete mebni, istemeğe hak olmaz. Mehr-i muaccel ve müeccel akidde tâyin olunduğuna göre, tamamen zevcenin hakkıdır. Ona mukabil, zevcin bir şey istemeğe hakkı yoktur. Tezevvüçten erkek için maksat, teehhüldür. Mala ulaşmak vesilesi değildir. Ancak örf ve âdet dahi riâyeti icap ettirmekle, mehr-i muaccel, akdin icrasına tehir clunmayarak, ağırlık namiyle, zevc tarafından evvelce verilip, zevce canibinden alınmış bulunmak sûretinde, ona mukabil, kızın çeyizi meyanında zevce müteallik bâzı eşya olmak, mûtad bulunduğundan, zevcesi kendisine çeyizsiz gönderilen kimse, - zifaftan sonra razı olup sükût etmedikçe - istemeğe hakkı olur, denilmiştir. İster ölüm yoluyla, ister talâkla eşlerin ayrılması zarurî ve çaresiz olduğundan, vefat suretiyle, ayrılışta mutlaka, yâni duhul veya halvet gerek vâki olsun gerek olmasın, mehr-i misil veya müsemmanın, tamamı lâzım gelir. Zevc vefat etmiş ise, zevce, terekesinden onu alır. {(1) Zeyd, Hindi belli bir ev ve bahçe ve şu kadar eşya, mehr-i muaccel olmak üzere, tezevvüç ettikten sonra, Zeyd ölse, Hind o ev ve bahçe ve eşyayı almağa kaadir olur mu? Cevabı: Olur.} Zevce vefat etmiş ise, zevcin onu zevcenin veresesine vermesi, lâzım gelir. Talâk suretiyle ayrılışta, duhul veya halvet vuku bulup bulmadığına bakılır: Onlardan biri vâki olmuş ise, mehr-i müsemmanın tamamı ve vâki olmamış ise, yarısı lâzım gelir. {(2) Mehir, zevceye teslim olunmamışsa zevcin yalınız talâkı ile, onun yarısı, zevcin milkine avdet eder. Eğer verilmiş ise zevcenin onda, esbabı milkten olankabzı, bâtıl olmamakla, yarısının zevcin milkine avdeti rızâya, yahut hâkimin hükmüne tevekkuf eder. Hakikaten ve hükmen - cinsî münasebetten - evvel vukuu sebebiyle, mehrin yarısını icap eden firkat zevc tarafından gelen firkattir. Gerek talâk ve gerek fesih yolu ile olsun: İlâ Liân, İniniyyet, İrtidâd, zevcesinin islâmı takdirinde, kendinin islâmdan imtina etmesi zevcenin usul yahut furûuna musâheret hürmetini mucip, fiilde bulunması gibi. Firkat, eğer zevce tarafından gelmişse, ona mehrin yarısı dahi verilmek lâzım olmayıp, sâkıt olur: Zevcenin irtidadı, kitabiyye olmadığı halde, zevcinin islâmında kendisine arz olunan islâmdan imtina eylemesi, zevcenin asıl ve fer'ine, musaheret hürmetini mucip bir fiilde bulunması gibi ki, bunlara - tefrik bil-mâsiye - tâbir olunur.} Mehr-i müsemmâ, olmadığı takdirde duhul veya halvet vâki olduğuna göre, mehr-i misil verilir. Onlardan biri vâki olmadığına göre, mutallâkaya - müt'a - itâ olunur. {(3) Talâk mut'âsı, tecmîm demektir. Tecmîm, müt'a talâkında kadına verilen şeye, denir.} Bu bapta müt'a: Kadın kisvesinden, bir car ve bir entari ve bir baş örtüsünden ibaret, üç parça eşyadır.Onları, kıymet olarak itâ halinde dahi, zevce kabule mecbur olur. Müt'a, - müftabih kavl üzere - nafaka gibi tarafların hallerine göre olur ki, tarafeyn zengin olduğuna göre, müt'ânın âlâsı, ve fakir olduğuna göre, ednâsı ve orta halli bulunduğuna göre vustası verilir. Fakir zevcin vereceği kıymet, beş dirhem gümüş değerinden aşağı, ve zengin kocanın vereceği kıymet, yarım mehr-i misilden fazla olmaz. Nefsini, - duhul ve halvetten evvel - bülûğ hiyârı ile ihtiyar etmiş olan yeni bülûğa ermişin, mehri olmaz.