Risale-i NurNimet-i İslâm

DÜHUL VE HALVET:

Nimet-i İslâm · s.646

Mehr-i misil olsun, mehr-i müsemma olsun, bizce onun mûcibi sahih akiddir. Duhul, onun müekkedidir. Mehir, üç mânânın biriyle, teekküd eder: Duhul, sahih halvet, vefat. Bu mânâların biri hâsıl olmazdan evvel mehir, vücubü sabit ve şu kadar ki, - sukûtu muhtemel - olup, akidde sıhhat olmadığına göre, - duhulden evvel - vefat dahi vuku bulsa, tamamen, ve akidde sıhhat olup ta, - duhulden evvel - talâk vukuuunda yarım olarak, sâkıt olur. Zikrolunan üç mânâdan biri hâsıl olduktan sonra, zevce ve onun vefatı sûretinde, hak sahibi - kimse tenzil veya hibe yahut ibra - etmedikçe, mehirden bir şey sâkıt olmaz. Duhul: Zevcin zevcesine mukarenetidir. {(1) Misbâhta mezkûrdur ki, duhul kelimesi - ba - ile sığalandıkta kadın ile ilk mukarenetten kinâye olur. Zifaf: Zevceyi zevcine teslimden ibarettir.} Dâr-ı İslâmda - milki yemini olmadan - bir erkeğin bir kadına mukareneti, ikiden hâli olmayıp, - velev min cihetin olsun - meşrû ise, mehri ve gayr-i meşru ise, haddi (ukubeti) mûcip olur. Meşrû surette, nikâh şartlarını câmi olmayarak, fâsid veya mevkuf oluverir ise, had sâkıt olur. Mehrin de misil ve müsemmasından en azı lâzım gelir. Nitekim, babında beyan olunur. Sahih nikâh ile olan, sahih halvet dahi, duhul hükmündedir. Halvet: Zevc ile zevce izinleri olmadıkça üçüncü bir kimsenin kendilerini göremiyeceğini sandıkları bir yerde yalnız bulunmalarından ibarettir. Halvetin sıhhati: Zevceynde - vikâ' ve mukarenete - mânî bir hal bulunmamaktır. Mânî, gerek hissi olsun: Hastalık, küçüklük, çelimsizlik gibi. {(2) Zeyd, Hindi şu kadar para, mehir tesmiyesiyle, tezevvüç ettikten sonra, zifaf vaki olup, lâkin Zeyd mariz olmakla, - vâti - mümkün olamayıp, Hindi boşasa, Zeyd mehr-i müsemmanın yarısını Hinde verirken, Hind razı olmayıp tamam almağa kaadir olur mu? Cevabı: Olmaz. Zeyd sekiz yaşında olan kızı sagire Hindi şu kadar para, mehir tesmiyesiyle Amre tezviç ettikten sonra, zifaf vâki olup, lâkin Hind çelimsiz olmakla, - vatt -olmaksızın, Amr Hindi boşasa, mehr-i müsemmânın yarısını mı, yoksa tamamını mı vermek lâzım gelir? Cevabı: Yarısını.} Gerek şer'î olsun: Farz olan namaz, farz olan oruç, {(3) Oruç: Edâ, kazâ, keffaret, tetavvû dahi olsa.} Alelitlâk ihram, âdet, lohusalık gibi. {(4) Sonraki, ikiden mâdâsı, iki tarafta da olabilir.} Yanlarında, erkek ve kadından bir kimse bulunmak, velev ki, bulunan kimse, âmâ veya uyur yahut sabî olsun, {(1) Maksud mümeyyiz sabîdir. Bulunan şans, mümeyyiz olmayan sabî ise, veya deli yahut baygın olursa, halvete mâni sayılmaz.} halvete mânî olduğu gibi, hiç kimse bulunmamak suretinde, zevceynin birinde zikrolunan mânilerden biri, bulunmak dahi halvetin sıhhatine mânîdir.İnniniyyet, halvetin sıhhatine mânî değildir. Mücerret halveti sahiha {(2) Sıhhatin kaydi, mehrin lüzumuna göredir. İddet lüzumunda, mezkûr kayıt muteber değildir.} guslü ve şiddetle korunmayı, {(3) Hakkında, zina isnad edene hadd, ve Zinâ irtikâbı takdirinde, kendisine recm, terettüp etmek üzere muhsin (SAD Harfi iledir) olmak.} ve kızlığı hürmeti ve mebtûte - o kimseye zevce olmaktan kesilen {(4) Üç talâk ile mutallâka, mânâsınadır. Talâk kitabına bakınız.} - hakkında, zevci evvele helâliyyeti ve ric'atı {(5) Kitabı talâka, bakınız.} ve mirâsı, mûcip olmaz ise de, nesebin sübutünü ve İddetin lüzumunu ve nafaka itâsını ve mehrin teekküdünü, mûcip olur. Vefat: Gerek eceli mevûdu ile ve gerek katl veya intihar {(6) Çünkü, kişinin kendi nefsine cinayeti, dünya ahkâmı hakkında, muteber olmadığından, zevcenin intihar etmesi - döşeğinde nefesi tükenerek ölmesi - gibi olur. Hem de, zevce intihar etmekle, kendi veresesinin hukukunu iskata malik olamaz.} tarikiyle olsun ve duhul veya halvet, gerek vâki olsun ve gerek olmasın, mehr-i misil veya müsemmadan, hiç bir şey sâkıt olmamak üzere, onu zevcin zimmetinde, mukarrer kılar. {(7) Daim! cinnet ile mecnun olan Zeydin, en yakın velîsi baba bir amcası Amr Hindi mehr-i misil olarak şu kadar para mehir tesmiyesiyle Zeyde tezviç ettikten sonra, Zeyd ölse, Hind Zeydin terekesinden mehr-i müsemmayı ve mâdâsından hissesini almağa kaadir olur mu? Cevabı: Olur.} İntihar sûretinde, zevce başkasının memlûkesi dahi olsa hüküm böyledir. (Cariyenin mâliki, ona âid olan mehirden mahrum olmaz). Eğer cariyeyi, zevci kendine dahil olmadan - mükellef - maliki {(8) Câriyenin katili olan maliki, sabî yahut deli bulunmak gibi, mükellef değilise mehir sâkıt olmaz.} katl ederse, mehir sâkıt olur. Bu sûrette, malik teslimden evvel, satmış olduğu şeyi itlâf eden, satıcı gibi mübeddeli menettiği için bedelin de men'i ile, {(1) Dürr-ü Muhtârın nikâhı rakibinde böyle zikr edilmiş olup, Hindiyyede, mehrin sukûtunun Hazret-i İmamın kavli olduğu, ve imameyn indinde mehrin sukût etmemesi, zikrolunmuştur.} cezalandırılır. Bir kız, birisine yalnız namzet ve nişanlı olmakla, ona zevce olmayacağından, nişan yahut ağırlık (mehr-i muaccel) namiyle verilen şey, kızın - akidden önce - vefatında, mevcut ise aynen ve istihlâk edilmiş ise, mislen veya kıymeten, istirdat olunabilir. {(2) Çünkü, henüz tamam olmamış bir mübadeledir.} Akidden evvel zevcin vefâtı sûretinde, istirdat hakkı veresenindir. {(3) Zeyd namzedi olan Hinde, mehr-i muaccel namiyle bir inek verip, lâkin nikâh akdinden evvel, Zeyd ölse, veresesi ineği Hindden almağa kaadir olurlar mı ? Cevabı: Olurlar.} Hediyye namiyle verilmiş olmak suretinde, hibe edilen şey, mevcut ise, istirdat olunabilir. Hâlik yahut müstehlek ise, istirdat olunmaz.Nişandan sonra, cayıldığı takdirde dahi, hüküm yine böyledir. {(4) Zeyd Hinde namzet oldukta mehr-i muaccel namına, Hinde şu kadar eşya gönderip ondan sonra, Hindi tezevvüçten vazgeçse, o eşyayı geri almak olur mu? Cevabı: Olur.} Kimsenin vilâyeti altında olmayan hürre-i mükellefe {(5) Vilâyet altında olmamak, onun mekşuf sıfatıdır.} hakkında, gerek velînin ve gerek yabancı birinin "kendim için, şu kadar para verilmedikçe, nikâh ettirmem" demeğe hakkı olamaz.Bu yolda alınan şey, rüşvettir, istirdat olunur. {(6) Kız tarafı, menkuhayı zevcine teslim ederken bir şey alsa, zevc onu dahi, istirdat edebilir. Çünkü, o dahi, rüşvettir.} Amma, zevcin tezvicin tervici için, vasıta olana vaad ettiği şey, onun çalışması karşılığı demek olmakla, bu hususta, o vasıtaya verdiği ücreti zevc istirdat edemez. (Vaadler, aynen yerine getirilmekle lâzım olur.)

MEHİRDE MUVAZAA, TASARRUF VE TEKRAR:

Akidler, sırren bir miktar, veya mehrin cinsi üzerine, ve aşikâr olarak {(1) Aşikâr mukabili kullanılan (alâniyet) kelimesi rafahiyet gibi tek yâ iledir.} ondan ziyade bir miktar, veya başka bir mehir cinsi üzerine, nikâhı akdetmiş olmak sûretinde, taraflar muvazaada, yâni zahirin süm'a {(2) Meşmuâta nazaran süm'a; meriyyata göre, riyâ gibidir ki, gösteriş, demektir.} olduğunda, müttefik olmadıkça, akdin zahiri muteber olur. Meğer ki aksi ispat oluna. İmhardan sonra (mehrin tâyininden sonra), geri alınmamak üzere {(3) Bu kaydın faidesi, usul okuyanlarca malûmdur.} tesmiye olunan mehir, zevcenin milki olmakla, onda tasarruf hakkı dahi, zevcenindir. Zevc kendisine dahil olsun olmasın, zevce-i mükellefe mehrini kocasına - rızâsiyle - bağışlayabilir. Ve bu bapta velîlerden hiç birinin, ne babasının ve ne gayrisinin, itiraza hakkı olamaz. Ölen kocasına dahi, bağışlayabilir. Mehrini, zevcinin veresesine dahi, hibe etse, olur. Mehir, zevcenin hakkı, ve memlûkeye göre, mevlânın hakkı olduğundan, mevlâ dahi, mükâtip olmayan cariyesinin mehrini, zevcine hibe edebilir. Baba, vilâyeti altındaki - sagire - kızının mehrini kimseye bağışlayamaz. Zevce mehrini zevcine - bir şart ile - hibe etmiş olduğuna göre, şart yerine getirilirse, mehir hibe edilmiş olur. Şart mevcut olmadıkça, mehir - olduğu gibi - zevceye âit bulunur. {(4) Zeydin, medhul zevcesi Hind, Zeyde (bana bir cariye alıverirsen mehrimi sana hibe ederim) deyip, lâkin Zeyd câriye almayıp aralarında talâk vukuunda Zeyd bu sözden dolayı, Hindin mehrini vermemeğe kaadir olabilir mi? Cevabı: Olmaz.} Zevce mehrinde bir miktar tenzilât dahi yapabilir. Bunlar, zevcin kabulüne tevakkuf etmez. Şu kadar ki, onun reddiyle merdût olur. Zevcede tenzil hakkı olduğu gibi, zevciyyet kaim olmak şartiyle, zevcte dahi, tezyit hakkı vardır. Zevceyn arasında nikâh kaim iken zevcin mehire muayyen miktar ettiği ziyade, zevcenin, ve teakkûl edemeyen sagire olduğuna göre, velîsinin, derhal kabulü ile muteber olup, zevcin vefatında, zevce o ziyadeye dahi, hak kazanmış bulunur. {(1) Zevcenin vefatından sonra, mehrini tezyit etmek, indel-imam câiz ve imameyn indinde, gayr-i câizdir.} Aradan zevciyyet zâil olduktan sonra, mehire yapılan zam, muteber olmaz. Tezyit bir şart ile meşrut olduğuna göre, - şart mevcut olmadıkça -ziyade lâzım olamaz. Mehrin ziyadesi dahi, mehrin aslı gibi, duhul, halvet, vefattan ibaret bulunan, üç mânânın biriyle teekküd eder. Bu meaniden biri bulunmayarak, ayrılış vâki olur, yani zevce duhul ve halvetten önce tatlik olunursa, ziyade bâtıl olup, asıl müsemma yarıya iner ki, ancak mehrin aslının nısfı verilir. Tezyit edilmiş olunandan bir şey verilmez. {(2) Yâni, edilen ziyadenin dahi, yarısı verilmek lâzım gelmez.} Marazı mevt, alacaklıların hakkını ve vârislerin hakkını korumak için, hacri mucip olduğundan, gerek zevcenin hibe cevazı ve gerek zevcin mehri tezyit edebilmesi, sıhhat hali ile mukayyeddir. Fakat mehr-i misil ile tezevvüçten, mariz mahcûr değildir. {(3) Zeyd, marazı mevtinde Hindi, şu kadar para, mehir tesmiyesiyle tezevvüç ettikten sonra, Zeyd, fevt olsa, tesmiye olunan mehir Hindin mehri misline müsavi olacak, o mehrin bâliğini, Hind Zeydin terekesinden almağa kaadir olu mu? Cevabı: Olur.} Babında açıklanmış olduğu üzere, talâkı ric'îde zevceye ricat kâfi olmakla akdin yenilenmesine lüzum olmadığı gibi, mehrin tecdidinin şart kılınmasına dahi lüzum yoktur. Binaenaleyh, ric'î olarak mutallâkaya müracaatte, mehrin tekrarına hacet yoktur. {(4) Eğer zevc: "Sana bin kuruş ile müracaat ettim" der ve zevce kabul ederse, câiz olur. Kabul etmezse, olmaz. Çünkü, mehirde ziyade demektir. Zevcenin kabulüne tevakkuf eder.} Talâkı bainde, akid tecdit edileceğinden, mehr-i müsemmasını vermeden tekrar olarak, tezevvüç ve tesmiye vuku bulursa, zevce, neticede her ikisini de almağa hak kazanır. {(5) İkinci nikâh iddet esnasında vâki olduğuna göre, zevc onu, ikinci olarak duhulden evvel dahi tatlik etse, zevce, her iki nikâhtan mehirlerin tamamına müstahak olur. İkinci boşanmadan sonraki, üçüncü akid dahi, böyledir.} İkinci tezevvüçte, zevceyn yekdiğerini ibra etseler, zevc ikinci mehirden kurtulmuş olabilir. Talâk vuku bulmaksızın, nikâhın tecdidinde - ki ihtiyat zannı ile olan işbu tecdit, lüzumsuzdur - zâit dahi olsa, muteber olmaz. İkinci akit ile, mehrin tezyidi maksut olmadıkça, bir şey vâcib olmayıp, eğer mehrin tezyidi maksadiyle, bir akit daha, edilmiş bulunursa, o halde ikinci mehir muteber olur. Vefatta, ve duhulden ve o hükümden olan halveti sahihadan sonraki talâkta, tamam mehr-i misil veya müsemmanın, ve duhul ve halvet olmaksızın, talâkta, mehr-i müsemmanın yarısının yahut müt'anın lüzumu, sahih akde göredir. Fâsid akid ve diğer tâbirle fâsid nikâh ipka olunamayacağından, onun mufarekatında, eğer duhul vâki olmamış ise, halveti sahiha vukubulmuş bile olsa, mehire dâir hiç bir şey lâzım gelmeyip, duhul vâki olmuş bulunduğuna göre, mehir - müsemmâ değil ise - bâligan mâ belâğ, mehr-i misil, ve mehir - müsemma ise - ondan ekser olmayan, mehr-i misil, itâ olunur. Yâni, onlardan hangisi az ise, o verilir. Verilen onun mehri değil, ukru - bud'unun diyeti - dur. {(1) Budû, kadının tenasül uzvudur.}