KİTAB-UZ-ZEKÂT
Nimet-i İslâm · s.507
(ZEKÂT) Zekât, senelik bir malî ibadettir ki, müslimlerin zenginleri, seneden seneye, mallarının kırkta birini, müslimlerin fakirlerine vermelerinden ibarettir.Nemâ ve taharet, mânâlarından müştaktır. ﻭَﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻓِﻰ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﺣَﻖٌّ ﻣَﻌْﻠُﻮﻡٌۙ ٭ ﻟِﻠﺴَّٓﺎﺋِﻞِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺤْﺮُﻭﻡِ vâd-i kerimine mebni, mal için zekât, berekât ve artmayı mucip olduğu gibi, hem de tahareti, muciptir. Taharet, mala teallûk edip onun, - hakkullahın - çıkarılarak mustehak olanlara itasiyle temizlenmesi, hâsıl olduğu gibi, mûtî nefis için dahi taharettir ki, onu buhl pisliklerinden ve muhalefetten, temizler. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕُ ﻟِﻠْﻔُﻘَﺮَٓﺍﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛِﻴﻦِ âyet-i kerimesindeki (sadakat), zekâttan ibaret olduğu gibi, ﺧُﺬْ ﻣِﻦْ َﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﺻَﺪَﻗَﺔً ﺗُﻄَﻬِّﺮُﻫُﻢْ ﻭَﺗُﺰَﻛِّﻴﻬِﻢ ﺑِﻬَﺎ (tevbe:103)Kulun ubûdiyyetteki sıdkına delâletten dolayı, zekâta şeriat dilinde (sadaka) dahi denilmiştir. kavl-i kerîmindeki (sadaka) dâhi, zekâttır. Malûm olduğu üzere, sevap için hibe edilen, yâni, karşılıksız fakire temlik kılınan mal diye tarif olunan (sadaka) farz ve tetavvû olmaktan hâli olmayıp, tetavvû olan sadaka, belli değil ise de {(1) Bir hurmanın yarısı dahi, tesadduk edilebildiği ve fakir, her kim olursa sadaka verilebileceği cihetle, tesaddukta mikdaren, tâyin olmadığı gibi, masrifen dahi, tâyin yoktur. Tebeadan olan, gayr-i müslime dahi sadaka verilir. (Bir kimse, zimmiye sadaka verse câiz olur, verene sevap olur mu? El-cevap: Olur.) Harbîye sadaka verilmez. Mümtehine sûresinin 8 ve 9 uncu âyet-i kerimelerini (humuz-zâlimûn) lâfzına kadar okuyunuz.} farz olan sadaka, - miktaren ve masrifen - bellidir ki, bizim mevzuumuz olan zekât, işte odur. {(1) Şerân mâle taallûk eden hukuk, on nevi olarak sayılır: Zekât, sadakat, humus, öşür, haraç, cizye, sadaka-i fıtır, keffaret, nafakat.} Zekât lâfzı: Tasrif (çekim) yönünden, salât lâfzı gibidir. Zekât vermeğe tezkiye {(2) Tezkiye, senâ mânâsına da gelir.} ve verene - musallî vezninde - müzekkî denir. Zekât lâfzı: Tasrif (çekim) yönünden, salât lâfzı gibidir. Zekât verne, şartına, müteallıkına, masrifine dair olmak üzere, mütenevvidir. Zekâtın hakikati: Mali mahsusu, şahsı mahsusa temliktir. Mali mahsus: Kırkta bir demek olan öşrün dörtte birinden ve onun makamına kaim olan, malın cüzünden ibaret olup, şahsı mahsus dahi: Masrifinde mübeyyen bulunan müslim fakirdir. Zekât, vücup ile mevsuf olmak ve taalluku itibariyle vücup, mükellefin fiillerinin sıfatı olup, fıkıh ilmi mevzuu dahi, mükellefin fiili bulunma hasebiyle zekâtı, mükellefin fiili olan temlik ile, tarif etmek, sahih olduğu gibi, (âtüz-zekâte) kavl-i kerîminde itâya {(3) Te ile, iytâ: Tı ile, itâ mânâsınadır. İstimalen ondan ehastır. Çok miktarda iytâ, ve az miktarda olursa îtâ, kullanılır.} müteallik olan mal, kasdedilmiş olmakla, zekâtı ona isim kılmak dahi, sahihtir. {(4) Tahtâvî der ki, zekâtın, mahreç olan mal miktarına itlâki şer'î mecazdır. (Ve âtüz-zekâte) kavl-i kerîmi dahi, ondandır. Yahut maksut (ekimus-salâte) de olduğu gibi, onu ademden vücuda ihraçtır.} Zekâtın sıfatı: Fariza-i muhkeme olmasıdır. {(5) Muhkem, gayr-i mensuh mânâsınadır ki, sabit dahi denir.} Kitabı kerîmde, otuz iki mevzide {(6) Diğer bâzı kitaplarda seksen iki mevzide, denilmiş ise de, Tahtâvînin beyanına göre, tadat neticesinde otuz ikiden ziyade bulunmamıştır.} zekât, salâte mükarin olarak, mezkûrdur. İslâm beş temel üzerine kurulmuştur hadis-i şerifinde zekât, İslâmın üçüncü rüknü olarak, mezkûr olduğu gibi, diğer hadis-i şerifte dahi"Allahtan korkunuz, beş vaktinizi kılınız, bir ay orucunuzu tutunuz, malınızın zekâtını veriniz, emre itaat ediniz ki Rabbiniz sizi cennete girdirsin." buyurulmuştur. {(7) Mezkûr hadîs, haccetül-vedâ hutbesindendir.} Zekât, oruç gibi, hicreti seniyyenin ikinci yılında ve oruçtan evvel farz olmuştur. Kavli müftabih üzere, vücubu, fevrîdir {(8) Çünkü, fakirin hâcetinin temini, muaccel işlerdendir.} ki, özürsüz tehir eden, günahkâr olur ve şehadeti reddolunur. Zekâtın vücubünü idrakte aranacak, nükte ve meaninin esası, ikidir: Biri nefsi, buhl rezilesinden kurtarmak, ve diğeri ehli hacâta, yardımda bulunmaktır ki, bunlardan evvelkisi nefsin tehzibine ve ikincisi de, memleketin tedbir ve idaresine âit, iki mühim maslahattır. Zekâtın hükmü: Dünya cihetinden, teklif vazifesini yapmak, ve âhiret cihetinden de, cezadan halâs ve sevaba nâil olmaktır. {(1) Zekâtını vermeyenler hakkında, ilâhî tehdit şiddetlidir. Âl-i İmran sûresiâyet: 180, Nisâ sûresi âyet: 37. âyet-i kerimesinin tefsirine ve Buhâriye ve el-hakayikimizde, Hazret-i Sıddikın ve Sâlebenin tercemelerine müracaat olunsun.} Sadaka demek olduğundan, müzekkînin verdiği zekâttan dönmesi câiz olmamak dahi, zekâtın hükmündendir. {(2) Bir kimse, fakire "Mâlımın zekâtıdır" diye bir miktar para verip, o dahi almış olsa, veren kimse, incinmekle rücû edip, o zekâtı, fakirden geri almağa kadir olur mu? El-cevap: Olmaz.} Zekâtın rüknü: Temliktir ki, menfaatini - her vecihten - kendinden kesmek yoluyla, malının cüzünü, masrifi olan fakire, vermektir. Kendinin borçlusu bulunan fakirin, zimmetini zekâtına karşı tutarak, ibrâ etmek, {(3) Bunun için çare: Zekâtını, o borçluya verip, ondan sonra onu alacağına mahsuben almaktır. Borçlu, imtina ederse, alacaklı elini uzatıp alır. Çünkü, hakkının cinsine, eli erişmiştir. Borçlu karşı koyarsa, hâkime müracaatle dâva eyler. Mâle sahip olmayarak, vefat eden borçlunun zimmetinde kalan alacağını, zekâtına karşılık tutmak, câiz olmaz.} yahut zekât niyyetiyle, kul azat eylemek veya cami yaptırmak ve hac ve umre eylemek, temlik ve zekât olmadığı gibi, usul ve furudan olan fakir temlik dahi, menfaatini - kendinden Milliyetle kesmemiş olmak cihetiyle, zekât değildir. (Mal) kaydiyle, menfaat hariç kalmıştır ki, - meselâ, zekâtına karşılık tutarak, fakiri mülkinde iskân etmek -dahi, zekât değildir. Zekâtın sebebi: Nisaptır. Her şeyin asıl ve mercii demek olan (nisâp), şeriat ıstılahında, malın zekâtla alâkalı olan, miktarına denir ki, gümüşten iki yüz dirhem ve altından yirmi miskal en'âmı sâimeden (çobansız otlakta otlayan dört ayaklı ehlî hayvan demektir), devede beş ve sığırda otuz ve ganemde kırk, adettir. Mezkûr nisap, nâmî (artması) ve havlî (tam bir senelik) olmak şartiyle, sahibin memlûkü olmak, {(4) Mükâtibin malını çıkarmak için "milki tam ile" kaydını, ziyadeye hâcet yoktur. Çünkü, hürriyet zekât şartlarının cümlesindendir.} zekât vermesi için, sebeptir. {(5) Zeval vaktinin, öğle namazına sebep olduğu gibi, bu sebep de aşikârdır. Hakiki sebep: "Ve âtûz-zekâte" hitabı celîlinin teveccühüdür.} Bundan azına, zekât terettüp etmez. Zekâtın şartı: Müzekki, müslim, hür ve mükellef (âkil ve bâliğ) ve borçtan ve aslî hacetten hâlî olan, mâlın nisabına malik olmak, ve müzekkâda, nemâ, havelân, semeniyet, yahut saimiyyet veyahut ticaret niyyeti, bulunmaktır. Müslim olmayan, zekât ile mükellef olmadığı gibi, zekât için islâm, hem de beka şartı olduğundan, - vâcip olduktan sonra - irtidat edenden dahi zekât, sakıt olur. Harp diyarında müslim olup senelerce kalarak, zekâtın vücubünü bilmeyen kimseye dahi, zekât terettüp etmekle, {(1) Müzekki, zekâtın farz olduğunu, hükmen olsun bilmek cani şarttır. Hükmen bilmek, islâm diyarında bulunmakladır.} islâm diyarına dahil olduktan sonra, o kimse geçmiş senelerin zekâtını, itâ etmekle mükellef değildir. Memlûk kul, - ticarette izinli - dahi olsa zekât ile, mükellef olmaz, {(2) Bir kimsenin, mezun olup medyun olmayan, müdebbir kulunun elinde olan, nisâba bâliğ kisb edilmiş malından, müdebbir kul üzerine zekât vermek, vâcip olur mu? Cevabı: Müdebbir kulun elinden aldıkta, havelân-ı havl bulunduysa, kulun efendisi üzerine lazım olur ise de, kulun üzerine lâzım olmaz.} müdebbir, Ümm-ü veled, mükâtip dahi öyledir. Müstes'i dahi İmam ebû Hanîfe indinde, mükâtip hükmündedir. {(3) (Müdebbir), âzâdı, efendisinin mevtine tâlik olunan köledir. (Ümm-ü veled.)efendisinden çocuğu olan câriyedir. (Mükâtip), kendinin âzâdı, bir miktar mal vermekle kesime bağlanmış, ve o köle bu sebeple kazanmağa izinli bulunmuştur. (Müstes'a), kısmen âzâd olan köledir ki, kölelikten kurtulmak için, takdir edilen bakiye kıymetini, ödemek için, tahsile çalıştırılır, köledir. İmameyn indinde, o borçlu, fakat hürdür.} Mükellefiyyet şartına mebni, sabî ve mecnûn zekât ile mükellef olmaz. {(4) Zekât nisabına mâlik olan, bir çocuğa malının zekâtı lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz. Bu suretle, çocuğun vasisi, çocuğun malından, zekât diye, fakirlere verdiğini, çocuğun kendisine ödemeğe borçlu olur mu? Cevabı: Olur.} Bunamak dahi, bir nevi cünun olmakla, bunak olan, oruç, namaz ile mükellef olmadığı gibi, zekât ile de, mükellef değildir. Nisâba malik olan, müslim ve hür sabî (çocuk) baliğ oldukta, sene iptidası bülûğ vaktinden muteber olur. Nisaba malik olan, müslim ve hür mecnunun, deliliği bir sene devam ederse, ifakat bulduktan sonra, o senenin zekâtı, ona lâzım olmaz. Malın nisabından sonra, senenin evvelinden veya âhirinden, az çok, bir müddette ifakat bulmuş olursa, zekât lâzım olur. {(1) Bu da, ârızî deliliğe, yâni bülûğdan sonra târî olan deliliğe göredir. Amma, aslî cünuna, yâni deli olarak bâliğ olana göre, indel-iman havlin iptidâsı, - ifakat vaktinden - muteber olur.} Baygınlık - ne kadar uzarsa uzasın - zekâtı iskat etmez. Nisaba malik olmayan, hür mükellefe zekât vâcip olmadığı gibi, borçtan ve aslî hacetten hâlî olmayan, nisaba malik olana dahi, zekât vâcip olmaz. (Deyn) ki, borçtur - zimmette sabit bir vasıftır, eseri mütalebede zâhirdir - maksut nisabı aşmış olup, {(2) Borcundan fazla malı olur ve nisaba baliğ bulunur ise, havelân husulünde, zekât vermek lâzım olur.} ibat tarafından talep olunan borçtur: Gerek ödünç, satın alınan emtia bedeli, ziyâ' borcu, kefalet, zevcesinin mihri muacceli gibi, hukuku ibad olsun ve gerek zekât, mahsulâtın öşrü, ve haraç gibi - hukuku ilâhî - bulunsun. Nezir ve keffaret ve hac borçlarının, kullar tarafından mutalibi olmamakla, onlar mânî değildir. Aslî hacet: Nafaka, mesken, {(3) Eve, dükkâna, mağazaya şâmildir. Evler ve menzillerin, sükna için olması dahi, şart değildir. Neması olmadığından, akarın kendisinden zekât terettüp etmez.} yazlık ve kışlık elbise, {(4) Velev ki, kifayetten fazla ve kıymetleri, nisâba baliğ bulunsun. Bir kimse, kâfi miktardan fazla olup, kıymetleri nisâba baliğ olan esvaba malik iken, bir sene geçip, lâkin o kimse, ticarete niyet eylemese, mezkûr esvap için, kendisine zekât vermek vacip olur mu? cevabı: Olmaz.} sanat alât ve edevatı, ev eşyası, binek hayvanı, {(5) Binek hayvanı olarak kullanılan, at, katır, eşek, deve.} hizmet memlûkları, {(6) Ticaret için olmayıp, hizmet için olan köle ve câriyeler.} kitaplar, silâhlar {(7) Ticaret için olmadıkça, velev ki ehlinin gayride olsun.} gibi şeylerdir ki, bunlar nisaba dahil edilmez. (Nema) - ki malın artması ve çoğalmasıdır - hakikî ve takdiriden eam olup, (hakikî nema): Temettü, ticaret, tevalüd, tenasül iledir. (Takdîrî nema): Mal kendi sahibi, yahut vekili elinde bulunmakla, onu nemalandırmağa, maliki mütemekkin olabilmekledir. Nisab, nâmî olmadıkça ona zekât terettüp etmediği gibi, havelân hâsıl olmadıkça dahi, zekât terettüp etmez. (Havelân) - ki, sene mânâsına olan (hevle) izafetle, havelânı havl dahi denir - senenin deveranı mânâsınadır ki, nisap, bir kamerî sene, yıllanmış olmaktır. Yıllanmakta, sahibinin - milki tam - ile memlûkü bulunmak dahi, meşrut olduğundan, iki kişi arasında müşterek bulunan nisaba, iki şerikten biri - bilâhare - tamamen malik olmak takdirinde, geçmiş sene için, zekât terettüp etmediği gibi, rehin olan mal dahi, nisap miktarında olarak, sahibinin makbuzu olduktan sonra, rehinde kaldığı müddetler için, ona zekât terettüp etmez. {(1) Rehin müddetinde, merhun mal rahinin malı olmadığı gibi, rehn edenin dahi, fiilen tasarrufunda değildir. Binaenaleyh, hiç birine, zekât lâzım olmaz. Çünkü, memlûkiyyette muteber olan, milki mutlaktır ki, sahibi ona hem hukuken, hem de fiilen malik bulunmaktır. Mükâtibin kazandığı mal dahi böyledir ki, efendisi hakkında, elinde bulunmaması ve mükâtibin hakkında milki rakabesi olmaması hasebiyle, onlardan hiç birine, zekât terettüp etmez. Ticaret için iştira edilen mala dahi tesellümden evvel, zekat terettüp etmez.} (Malî dımar) takdiren dahi nemalar olmadığından, havelân olsa da, onun için zekât müterettip olmaz. {(2) Hadîs-i şerifte "Malı dımara zekat yoktur." buyurulmuştur.} Dımar; kabili istifade olmayan mal, demektir. Mal, mevcut olmakla beraber, kendisine erişilmesi mümkün olmayan mala dahi (dımar) tâbir olunur: Ticaret memlûklerinden olan, kul âbik, (âbik, kaçak demektir), kayıp mal ki; gasben veya müsadereten ahz ve zapt edilmiş veya denize düşmüş veyahut, kır bir yerde veya geniş bir arsada gömülüp te, yeri unutulmuş, yahut bilinmeyen bir kimse nezdinde emanet kalmış olan mal gibi ki, bunlar bir vakit sonra, sahibinin eline geçse, onun elde olmadığı seneler için, zekâtını vermek, lâzım gelmez.Alacak zekâtı, âtide zikrolunmuştur. {(3) Zevcin zimmetinde borç olup, kendisinin vefatı veya talâkı üzerine, zevcemin eline geçen, mihri müecceldir ki, almadan, ona zekât terettüp etmez. Nitekim, (deyni zaif) kısmında zikrolunacaktır.} Malın bir sene içinde, bir halde kalması nadirattan olmakla, bidayetinde ve nihayetinde tam olmak şartiyle, havl esnasında eksilmesi, zarar etmez. Eğer, nisap tamamen yok olursa, havl dahi bâtıl olmuş olur. {(1) Deyn, havli kesmez.} Senenin iki başında, nisabın kemali şart olduğuna mebni başka malı olmayan kimsenin, nisap kıymetinden aşağı olarak, malik olduğu ticaret malı sene sonunda, nisap değerini bulsa bile, o sene için, ona zekât lâzım olmaz. Havelân şartı, aslî nisap içindir. Havl sırasında dahi, istifade olunan mal, {(2) İstifade yollan: Temettu, tevalüd, irs, hibe gibi şeylerdir. Çoğaltma vârit olunca, para biriktirmek dahi, bir yoldur.} kendi cinsine münzam olarak, aslî havlinin tamamında cümlesinin zekâtı, verilir. Nisaba sahip olan kimse, birkaç senenin zekâtını, önceden peşin olarak verse de olur. {(3) Çünkü, vücubün sebebinin mevcudiyetinden sonra tediye etmiştir. Meselâ üç yüz dirhem gümüşü olan kimse, onun yüz dirhemini, iki yüz dirhemin, yirmi senelik zekâtı olmak üzere, peşin verse, olur. "Zekât nisâbına malik olan kimse, malik olduğu malın üzerine" havelânı havl etmeden, bir sene veya bir seneden çok müddet için, zekâtın edâsını, takdim ve tâcil etmek câiz olur mu? Cevabı: Olur.} (Semeniyye): Bilhassa, altına ve gümüşe aittir ki, onlar hilkat aslında, paradır. {(4) Bunun içindir ki, mütekavvim olmayan malın bey'i bâtıl ve mübadelesi fasittir.} Binaenaleyh, her ne veçhile imsâk olunsalar, zekâtla alâkalıdırlar. Nukut zekâtına bakınız. (Saimiyyet) ki, ona sevm dahi denir: En'am hayvanat zekâtına göredir. {(5) Dört ayaklı olan ve eti yenilen ehlî hayvanata (en'âm) tâbir olunur.} Sevaim zekâtına bakınız. (Ticaret niyyeti): Uruz zekâtındadır. Bunlar, vücup şartlarıdır. {(6) Bir çoğu vücubün kendi şartları olup, nemâ gibi edâ vücubünün şartı dahi vardır.} Zekâtın vücubüne, erkeklik şart değildir. Vücup şartları kendisinde tahakkuk etmiş olan kadın dahi, zekât vermekle mükelleftir. Zekâtın edâsı sıhhatinin şartı: Zekâta niyet eylemektir. Zekâtı verirken, yahut vermek üzere vekiline (işlerini idare edene) teslim ederken, {(1) Vekil, niyyetsiz ita etse, yahut müsliminin fakirlerine vermek üzere, onu bir zimmiye teslim eylese câiz olur. Çünkü, itibar âmirin niyyetinedir.} yahut malının zekâtını tamamen veya kısmen ayırırken, {(2) Ayırmağa (azl) tâbir olunur. Zekâtını azl etmekle uhdesinden çıkmış, yâni zekât vermiş olmaz. Azl ettiği andaki niyyet dahi, kâfi olmak üzere, tediye lâzımdır.} niyyet eyler. Niyyetin, itaya hükmen mukareneti dahi, kâfidir. Niyyetsiz verip te, fakirin elinde mal istihlâk edilmeden niyyet etmek gibi. Niyyet sırasında, fakirin. mecliste hazır - olması şart olmadığı gibi kendisine verilen şeyin, zekât olduğunu bilmesi dahi, şart değildir. {(3) Lâkin tetavvu sadakasında, ihfa ve israr ve farz olan sadakalarda, ilân ve izhar efdâldir. Veresenin müdahalesinden havf üzere olan mariz, zekâtını onlardan ketm edebilir.} Hattâ fakire, zekât niyyetiyle verdiğini, veren hibe, yahut borç adıyla verse, edânın sıhhatine zarar vermez. Akrabasının çocuklarına, bayramlık namiyle verdiği paralar bile, niyyet ile, zekât olur. Zekâtın mütaâllâkı - ki, taallûk ettiği türlü emval demektir - şunlardır: Nukut, uruz, sevaim. Ziraat mahsulleri ile madenlerin zekâtı bunlara zeyl olabilir. Hububat ve meyvelerin zekâtı öşür (onda bir), veya öşrün yarısı (yirmide bir) dır. Madenlerin zekâtı ise humus (beşte bir) tur.