Risale-i NurNimet-i İslâm

KİTAB-UT-TALÂK (BOŞANMA)

Nimet-i İslâm · s.677

"Evlenin, boşanmayın. Çünkü sık sık evlenip boşananları Allah sevmez." - Hadîs-i Şerîf - Evlenmenin yolu iki olduğu gibi, ayrılmanın yolu dahi ikidir: Biri talâk ve diğeri fesihtir. İkisinin de neticesi, eşlerin birbirinden ayrı düşmesi olmakla beraber, talâk başka ve fesih de başkadır. Talâkın adedi vardır ki, - talâk vuku buldukça - eksilir, ve adet ve iddet bâki kaldıkça, mutallâka dahi tatlik olunabilir. (Gayr-i medhulenin iddeti olmadığından, bu sözün ona şümulü yoktur.) Feshin ise adedi, talâk adedinin tenkısına, tesiri olmadığı gibi, intaç ettiği ayrılma, zevceyi zevcinden büsbütün cüdâ etmekle, ona zevcin talâk vermesi dahi, mümkün olamaz. Zevcin ikâı, ve tevfiz sûretinde zevcenin ihtiyarı gibi, hâkimin hükmüne muhtaç olmayan ve tavaşîlik ve inniyyet misilli, hâkimin hükmüne muhtaç bulunan sebepler neticesindeki ayrılmalar, talâk kısmındandır. Bülûğ hiyârı ve kefaetin mevcut olmaması gibi, hâkimin hükmüne muhtaç olan, ve itk hiyârı ve nikâhın fesadında - duhulden evvel - mütareke misilli hâkimin hükmüne muhtaç olmayan, sebepler neticesindeki ayrılıklar, fesih kısmındandır. {(1) Şu ifadeye göre, talâkı zevcin fiilinden ve feshi, hâkimin fiilinden ibaret kılamayacağımız gibi, zevc tarafından gelen, her ayrılığın talâk, zevce tarafından gelen her ayrılmanın fesih olduğuna da, - alelitlâk - hükmedemeyeceğiz. Zevcenin iylâsı talâktır da, irtidadı fesihtir.} Fesih nevinden olan ayırma yahut ayrılmalar, nikâh faslında geçmiştir. Talâk nevinden olan ayırmalar yahut ayrılmalar kalmıştır ki, bu kitabın akdi, işte onlar içindir. Talâk: Nikâh düğümünü çözmektir ki, nikâh bağını, (lâfzı mahsus) ile hâlen veya mâlen, kaldırmaktan ibarettir. Netif sahibi demiştir ki, talâk olmayan firkat, on altı vech üzeredir. Birincisi: Bu ki, bir kimse kayın vâlidesini - bilerek, bilmeyerek - nikâhlayıp dahil olsa, zevcesi kendisine haram olur ki, bu talâk değildir. İkincisi bu ki, kayın validesini şüphe-i milke mebni vatî eyleyen kimsenin zevcesi, kendisine haram olur, bu da, talâk değildir. Üçüncüsü bu ki, kayın validesini şehvet ve şüphe-i nikâh ile takbil veya muânaka yahut beşeresi beşeresine temas veya tenasül yerine nazar eylese zevcesi kendisine haram olur ki, bu da talâk değildir. Dördüncüsü bu ki, kayın validesine - o şeylerden birini - şüphe-i milke mebni yapsa, zevcesi kendisine haram olur ki, bu da talâk değildir. Beşincisi bu ki, o şeylerden birini, öveyi kızına şüphe-i milk veya şüphe-i nikâha mebni yapsa, zevcesi kendisine haram olur, bu da talâk değildir. Altıncısı bu ki, onlardan birini şüphe-i nikâha veya şüphe-i milke mebni öveyi anasına yapsa, o kadın babasına haram olur ki, bu da talâk değildir. Yedincisi bu ki, onlardan birini oğlunun zevcesine, şüphe-i nikâh veya şüphe-i milke mebni yapsa, oğlunun karısı oğluna haram olur ki, bu da talâk değildir. Sekizincisi bu ki, tezevvüç edilmiş cariye, gerek sırf memlûke ve gerek müdebbire veya mükâtebe yahut ümm-ü veled olsun, azat edildikte, nefsini ihtiyar ederse, firkat vâki olur, bu da talâk değildir. Dokuzuncusu bu ki, sabiyyeyi pederinin gayri olan velisi tezviç etmiş olmak suretinde, sabiyye hiyârı bülûğ ile, nefsini ihtiyar edip, hâkimin hükmü ile, zevcinden tefrik olunmakla firkat vâkî olur, bu da talâk değildir. Onuncusu bu ki, bir kadın kureyşî yahut arabî olmak üzere, bir erkeğe tezviç olunup, zevc âzâtlılardan zuhur etmekle, kadın nefsini ihtiyar ettikte hâkimin tefriki ile firkat vâkî olur, bu da talâk değildir. On birincisi bu ki, kadın islâmdan irtidat ederse, nikâh bâtıl olur, bu da talâk değildir. On ikincisi, bu ki, zevc ihtida edip, müşrike zevcesi imtina ederse, beyinlerinde firkat vâkî olur, bu da talâk değildir. On üçüncüsü bu ki, müslimin tezevvücü altında bulunan kitabiyye, mecusî olsa firkat vaki olur, talâk olmaz. On dördüncüsü bu ki, Zevceynden biri diğerine ve hattâ onun bir hissesine malik olsa nikâh fâsit olur, bu da talâk değildir. On beşincisi bu ki, bir kimsenin büyük karısı, küçük karısını müddeti rıdaında emzirse, ikisi dahi haram olur, bu da talâk değildir. On altıncısı bu ki, dört zevce-i radîası olan bir kimsenin zevcelerini bir kadın emzirse, cümlesi ona bilâ talâk haram olur. Amma liân, iylâ, muhalâa, innîn firkati, fukahâ indinde, hep talâktır. On birincide irtidat hükmünü zevceye hasrı ittifâkî, vâkî olmuştur. Zevcin irtidadı dahi, fesihtir. Mezkûr kaldırmağa tatlik {(1) Tatlikten (talâk), tezinden (ezan), teklimden (kelâm), teslimden (selâm)gibi, isimdir. Nitekim kitabı salâtta, zikrolundu.} ve onu îyka eden zevce mutallik ve tatlik olunan zevceye mutallâka denilir. (Lâfzı mahsus), talâkı ifade eden tâbirdir. Onunla, fesihten korunulmuştur. (Filhâl) kaydi, talâkı bâine göre olup, (filmâl) kaydi, talâkı ricîye nazarandır ki, İddetin hitama ermesinden veyahut bir talâka, iki talâk daha, munzam olduktan sonra, demektir. Nitekim, talâk hükmünü, ifadeden bellidir. Talâkın aksamı olduğu gibi; sebebi, şartı, rüknü, hükmü, sıfatı, mehashri dahi, vardır. Talâkın sebebi: Ahlâk ve tabiatin uymaması halinde, kurtulmaya hacettir. Talâkın şartı: Zevcin, mükellef ve müstaykaz olması, yâni akil ve baliğ ve ayık bulunması ve zevcenin, sahih nikâh ile menkuha veyahut mahalli talâk olmağa salih, mutedde, bulunmasıdır. {(2) Hattâ, musaheret hürmeti ile, hillin zevalinde, ve fesih nevinden olan tefrikte, duhul vukuundan nâşi, İddet lâzım gelse de, o iddette ika' olunan talâk vâki olmaz. Behcede mezkûrdur ki, bâliga Hint, nefsini yakîn velisi erkek kardeşi Amrûnizni olmaksızın, küfvü olmayan Bekire tezviç edip, Bekir Hind ile mukarenetten sonra, çocuğu olmadan, Amr razı olmayıp, Hindi Bekirden tefrik ettirdikten sonra, Bekir Hindi iddeti içinde üç talâk ile tatlik eylese, talâk vâki olmaz. Bu surette Bekir, Amrin izni ile, Hindi - rızasıyle bilâ hulle, tezevvüce kaadir olur. Duhulden önce tatlikte dahi, zevce - iddetsiz bâine olmakla, ona, ondan sonra îka olunan, iki talâkın da, hükmü olmayıp, rızasıyle onu - mutallik olan zevcinin - hullesiz olarak tezevvücü, câiz olur.} Talâkın rüknü: Anlaşılır söz, yâni kaydi kaldırmağa delâlet eden ve istisnadan hâli bulunan, tâbiri mahsustur. {(3) İstisnâ: İnşaallah demektir. Lâfzın açık kitabete, ve işaretin dilsize, şümulü vardır.} Talâkın hükmü: Ric'îye göre, İddetin temamlanmış olması ile müeccel ve bâine göre, bilâ tecil, firkatin vukuudur, adedinin tamam olmasında, firkatin husulü, hürmeti galîzadır. İleride beyan olunacaktır. Talâkın sıfatı: Hacet olmadıkça, memnuiyyettir. Âyet-i kerimede: "Eğer size itaat ediyorlarsa, artık boşamakiçinyol aramayın." (Nisa: 34) ve hadîs-i şerifte: "Allahın en sevmediği helâl talâktır." buyurulmuştur. "Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin. Hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir." (Nisa: 19) vaadi celîlince, insan kerih gördüğü zevcesine, sabır yüzünden iyi neticelere, nailiyyet gibi, çok hayırlara mazhar olmak dahi, vardır. {(1) Dürr-ü Muhtârdan, bâzı âyâtı kerimenin - zahiren - itlâkına mebni, talâkın- hacetsiz - ibahası dahi, anlaşılmakta ise de, hacet onda, mezkûr olan, töhmet ve yaşlılık gibi, şeylere münhasır değildir. Âtideki misaller buna delildir: Aleyhissalatü vesselâm efendimiz hazretleri, Hazret-i Hafsayı - Buhârîde mezkûr olduğu üzere - ric'iyyen tatlik ettiler, sonra müracaat ettiler. Hazret-i Ömer Ümm-ü Asımı, ve Hazret-i Abdurrahman bin Avf zevcesi temaduru ve Hazret-i Mûgire dört zevce tatlik ettiler. Ve Hazret-i Hasan bir çok tezevvüç ve tatlikte bulundular. Radiyallahu teâlâanhum.} Talâkın mehâsini: Dînî ve dünyevî mekruhlardan, onunla halâs olunması {(2) Çünkü, münaferet halinde, zevciyyet üzere bekada meşakkat vardır. Meşakkat kolaylığı celbeder. Hıskıfî der ki, mezkûr kurtuluşun, mehasini talâktan olmasiyle, malûm olur ki; "ben eğer seni tatlik edersem, sen ondan evvel, üç talâkile boşsun" demek tarzında olan (talâkı devir), icmaan vâkidir. Eğer vâki olmasa, bu hikmet fait olur. Buna talâkı devir, denilmesi işin, iki - mütenâfi - arasında devreder olmasındandır. Çünkü, caiz olan talâkın vukuundan evvel, muallâk Uç talâkın vukuu lâzım gelip, onun vukuundan ise, caiz olanın ademi vukuu lâzım geliyor. Mezkûr devir, iki şeyden her biri diğerine tevakkuf etmekle, şeyin kendi nefsine tevakkufu, mânâsınca kelâm ilminde olan, mustalâh devir, değildir.} ve ricalin elinde bulunması ve müteaddit olmasıdır. {(3) Pişmanlık halinde, tedarik ve telâfi, mümkün olabilmek için, talâk müteaddittir. Ve mel'âbe olmamak için adet üçe, münhasırdır. Bu da, hür olanlar hakkındadır. Memlûkenin talâkı ikidir.} Talâkın şahide ihtiyacı yoktur. {(1) Usulde kaydedilmiştir ki, budû' duhul halinde, mutekavvemdir: İvaz ve şahide muhtaçtır. Velînin reyinin inzimamına bile, ihtiyaç arz eder. Bunlar, - mahallin - kadr ve kıymetinin izharı içindir ki, meccanen elde edilen şeyin, o derece, kadr ve kıymeti ve iptizalden masuniyyeti olmaz. (Budu'), nesil mahalli olmak itibariyle, nefisler gibi, kıymetli olmağa lâyıktır. Varlığında, mülâhaza olunan meânî, yokluğunda mülâhaza olunmamak cihetiyle - budûn - hürûç halinde tevekkümü, ve binaenaleyh şahide ve velîye ve ivaza, ihtiyacı olmaz. Bu bapta, vasıtaya ihtiyaç olmamak ta, makuldur ki, zevceynin, adaveti ve ayrılığı mucip olan, esrarı, kendi aralarında gizli kalıp, şâyi olmamış olur. Bu da, aklı olanlarca matlup olsa, gerektir. Kadın sırrının ifşası, vaidi şer'isi azimdir. Zevcesinin talâkını murad eden bir salih kimse: Zevcenin nesinden şüphe ediyorsun? diye kendisine tevcih olunan soruya: "Âkil olan, kendi zevcesinin örtüsünü yırtmaz." cevabını vermiştir. Zevceyn arasında geçimsizlik vukuunda, aralarının ıslahı için, hakem baasi hususu, Kur'anın emri veçhile, evvelce müracaat edilecek tedbirlerdendir ki, "Eğer aralarının açılmasından korkarsanız erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem, gönderin." (Nisâ: 35) buyurulmuştur.} Tatlîkte kullanılan söz, mânâyı ifadede sarih oldukça, talâkın niyyete dahi, ihtiyacı olmaz. Çünkü "Bir zahire göre hükmederiz, gizli niyyetleri ise ancak Allah bilir." Aksamına gelince, talâkta şu kısımlar görülür: Sünniy, bıd'î, bâin, ric'î, müfsah, mekniy. Bunlar tedahül edici kısımlardır: Talâk, sıfatı itibariyle (sünniy ve bıd'î) ve hükmü itibariyle (bâin ve ric'iy) ve kullanılan söz itibariyle (müfsah ve mekniy) yahut (sarîh ve kinâye) olur.