Risale-i NurNimet-i İslâm

KEFFARETE VE ONU ZİMMETTEN İSKAT EDİCİ ŞEYE DAİR:

Nimet-i İslâm · s.478

Savm keffareti, {(1) Orucun keffareti, hadis ile sabittir: Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz Hazretlerine, bir kimse - ki, Seleme bin Sahrul-Ensârî radiyallahü teâlâ anhu hazretleridir - gelip, ya Resûlallah ben helâk oldum, demiş. Seni ihlâk eden şey nedir? Suali âlisine cevaben, ramazanda gündüzleyin, zevcesinin üzerine (vâki) olduğunu söylemiş olmakla, keffareti emir buyurmuşlardır. Kıssa, lâtif bir takım hasaısı havidirki, hadîs kitaplarını mütalaa edenlerin malûmudur.} zıhar keffareti {(2) Zihar keffareti, mücadele sûresiyle mansustur. Sûrenin nüzulü sebebi kitabımızın üçüncü kısmını teşkil eden münakehatte mezkûrdur.} gibidir ki, keffaret niyyeti ile köle âzât etmek ve ondan âciz ise, iki ay arka arkaya oruç tutmak ve ona da kaadir değil ise, altmış fakiri, akşamlı sabahlı doyurmak veyahut onlardan her fakire, ya aynen veya kıymeten birer sadakai-i fıtır vermektir. (Verilen Sadaka-i fıtır değil, onun aynen veya bedelen miktarıdır.). {(3) Keffaret, usul ve furua ve karı - kocanın birbirlerine verilemez.} (Tahriri rekabe) terkibindeki (tahrir) hür kılmak mânâsınadır ki, âzât etmek demektir. (Rekabe) dahi, köle ve cariyeden eam olmak üzere, memlûk demektir. {(4) Onun mü'min ve bâliğ olması, şart değildir. El, ayak, göz, lisan ve akıl menafiinin, cinsinden mahrum olmaması, yâni hiç elsiz veya hiç ayaksız veya hiç gözsüz, yahut dilsiz veya daimî akılsız bulunmaması şarttır. Merhun veya firari ve mutemerrit veya gayr-i daimî deli olması (ifakatı halinde itak olunur), sağır ve hattâ radi' bulunması ve bağırıldığı vakit işitir derecede sağır veya kulaksız, yahutta vâşî veya tek gözlü, yahut bir kollu veya bir ayaklı olması mâni değildir. Müdebbir veya bedelinin bir kısmını ödemiş mükâtip olmak, yahut Ümm-ü veled bulunmak mânîdir. Eğer bedelinden hiç tediyede bulunmamış olan mükâtip olursa, câiz olduğu gibi, satın aldığında, keffareti niyyet eylediği köle, kendinin yakin mahremi olsa da, câizdir. Mûrisinin ölmesiyle, kendisine intikal eden, abd-i karîbin azadında, kendi sun'u olmadığı için, onun azadı keffarete kâfi olamaz.} Tahriri rekabeden âciz olan, yâni ne azat edebilecek kulu ve ne azat etmek üzere satın almağa kudreti olmayan veya alıp azat edebilecek, rakabe bulamayan kimse, {(1) Hizmetine muhtaç olduğu, mevcut kulunu bile, azat etmeğe borçludur. Deyn dahi mevcut rakabeyi azada mâni değildir. Alâ kavlin satmasına mânidir. Kul satın almak için, meskenini satmak câiz değildir. Gaib mali var ise intizar eder.} araya ramazan ve menhi günler ve tetabua mâni bir özür, girmemek şartiyle, iki ay arka arkaya oruç tutar. {(2) Ayın başından başlamış ise, iki ayın mecmuu elli sekiz dahi olsa kâfidir. Gurreden başlanmamış ise, tam altmış gün saim olmak lâzım gelir. Halkın dilindeki - altmış bir gün - tâbiri, yediği günün kazası dahi dahil olmak itibariyledir. Kazâ edilecek günler birden fazla ise o günler, altmışa ilâve edilince, günlerin adedi, ona göre 61, 62, 63 ve daha fazla olabilir.} İkinci ayın son gününde, itaka kadir olsa, yine itak lâzım olup, tutmuş olduğu oruçlar, tetavvu olarak kalır. O günün orucunu dahi mendup olarak itmam eder. {(3) İftar ederse, kazâ lâzım olmaz.} Oruç keffaretinde tetabû (tevali, arası kesilmemek) şart olduğundan, ya özürsüz ve yahut sefer ve maraz gibi, bir özre mebni, keffaret günleri arasında, iftar edilirse, istinaf etmek - yâni yeniden başlayarak - arası kesilmeksizin tutmak lâzım gelir. Kadınların âdet günleri bundan - zarurî olarak- müstesna ise de {(4) Kadın âdetten temizlendikten sonra, oruç keffaretini bitiştirmek ona lâzım olmakla, vasl etmezse istinaf eyler (yâni yeniden başlar).} lohusalık günleri müstesna değildir. Araya ramazandan, yahut menhi günlerden, bir gün girmek dahi, tevâliye mânidir. {(5) Üzerine, oruç keffareti lâzım olan kimse, recep ayının dördüncü günü, oruca başlayarak elli altı gün tuttuktan sonra, ramazan ayı dahil olup, ramazan ayında dört gün dahi saim olsa, o dört gün, ramazandan sayılıp, o kimseye keffareti istinaf etmek mi lâzım olur? Yoksa keffaret sayılıp, ramazanın dört gününü kaza etmek mi lâzım olur? El-cevap: Keffaretin istinaf edilmesi lâzım olur.} Hastalığa ve yahut yaşlılığa mebni, iki ay arka arkaya oruç tutmağa dahi kadir olmayan kimse, altmış fakiri akşamlı sabahlı doyurur. {(6) Bir günlük ihtiyacın definde, en elverişli yol budur: Onların toplu olarak yemeleri şart değildir. İtamda ibaha kâfidir. Lâzım olan, tokluk husulüdür. Buğday ekmeği olursa, katığa bile hacet yoktur. Arpa ekmeği sertliği hasebiyle katığa lüzum vardır. İtam edilecek fakirin aç olması ve çocuk olmaması şarttır. Murahik olabilir. Tok kimse, aç gibi fazla yese bile, keffaret için kifayet etmez.} Onların akşam ve sabah doyurulmaları lâzım olmakla, yalnız sabah veya yalnız akşam taamı ile kendilerini it'am etse, keffaret tam olmayacağı gibi, yüz yirmi kişiden altmış fakiri sabah ve diğer altmış fakiri akşam taamı ile, it'am etmiş olmak suretinde, dahi, keffaret yarım olup, altmış kişiden ibaret olan takımı, it'amen tamamlamak, {(1) Çünkü, lâzım olan, miktarla adettir. Adetten maksat altmış kişi olmak ve miktardan maksat, iki öğün yemektir.} yahut sabahları it'am etmiş olduğu altmış fakire, onların akşam yiyeceklerinin bedelini ve akşamdan doyurmuş ise, onlara sabah taamlarının bedelini vermek lâzım olur. (Doyurulmaları, ramazan günlerine müsadif olursa, sabah yemeğine bedel sahur yedirilir). Bir fakiri altmış gün, sabah ve akşam, yahut yüz yirmi sabah veya yüz yirmi akşam doyurursa, o dahi kâfi olur. {(2) Her günün haceti müteceddit olduğu için, altmış fakir it'am edilmiş gibi olur.} Altmış fakiri sabah ve akşam, it'ama yetecek kadar, birer Sadaka-i fıtır olup, {(3) Her günün hâceti müteceddit olduğu için, altmış fakir it'am edilmiş gibi sadaka-i fıtırda, zekât gibi temlik şarttır. Nitekim, avariz faslında, fidye ile onun, farkının vechi mezkûrdur.} onun da aynı buğdaydan, yahut buğday unundan veya onun kavrulmuşundan yarım sâ' ve kuru hurmadan, yahut arpadan veya üzümden bir sâ'dır. Nitekim, kendi babında beyan olunmuştur.Fakirlere bunların bedelini dahi vermek câizdir. Bir fakire iki ayda, her gün ya aynen veya kıymeten, birerden altmış Sadaka-i fıtır verirse câiz ve sahih olup, bir günde bir fakire altmış defa dahi, verecek olursa, o günden madası için, sahih olmaz. Gerek yedirmek ve gerek bedelini vermek fakire olmak şart olduğundan, zengine ve onun memlûküne câiz olmaz. Keffaret almada, islâm şart değildir. Zimmi zekâta musarif olamaz ise de, keffarete olur. {(4) Ehab olan, müsliminin fakirlerine verilmektir.} Harbî, ne zekâta, ne keffarete ve ne sâir sadakaya mahal olamaz. Keffaret için, zikrolunan üç şekil, mutlak olarak mezkûr olmakla herkese seviyyen şâmildir. Pek zengin bir kimse dahi, tahriri rakabe ile ve memlûk olanlar - mala malik olmadıkları cihetle - {(5) Sefahetinden dolayı, - hacir altında - olan dahi, böyledir.} oruç ile keffaret ederler. {(6) Bazıları, keffaretten maksat, zecrî kabul etmektir. Zengine göre bir ay yiyip, bir rakabe azat etmek kolay olmakla, zecir hâsıl olmayacağından, zenginler- her halde - iki ay orucu ile, keffaret etmelidirler, demişler, o takdirde fakire de köle azat etmek gerekir ki, şeriatin maksadı tagyir olunmuş olur.} Keffaret zecren meşru olduğundan, {(1) Keffaretler, ibadet ile ukubet arasında, deveran eden hukuktur. Ve onların, fıtır keffaretinden mâdâsında, galip olan cihet, ibadettir. Fıtır keffaretinde, ukubet ciheti râcihtir. Şu delîl ile, ki hata edene ve unutana terettüp etmez. Ve ibaha güphesi tahakkuk eden her mevzide, hudut gibi sukut eder.} araya girmiş olmadıkça tedahul eder: Müteaddit günler için ve hattâ iki ramazanın müteaddit günleri için, bir keffaret, kifayet eder. {(2) Cinayet, gerek el ve gerek (muvakaa) yüzünden olsun.} Eğer araya girer, yani bir keffaretin icrasından sonra, keffareti mucip bir iftar daha vukua gelir ise, evvelki keffaret, sonraki cinayet için, kâfi olmayıp, yine keffaret edilmek lâzım gelir. Keffaretlerin vücubü - fetva yolu ile - olduğundan, hudut gibi kerhen istifa olunmaz. Zimmetine, oruç keffareti terettüp eden kimse, orucunu bozduğu gün, kendisine fıtri ibaha olan, maraz ve kadın olduğuna göre de, âdet ve lohusalık ârız olsa, keffaret sakıt olur. {(3) Çünkü, keffaret ancak, müstahak olan oruç için vacip olup, bir gün içindeki savmın istihkakı ise, sabit ve sakıt olarak mütecezzi, yâni onun bir kısmı sabit ve diğer kısmı sakıt olamayacağından, savm nakz olunduğu günün âhirinde özür zuhur etmekle, o günün İptidasından itibaren, orucun - ademi istihkakına - şüphe temekkün etmiştir. Keffaretler ise, şüphe ile mündefidir. Bu mesele, kazayı mûcip olan muftıratın otuz beşincisi olarak, geçmiştir.} Âriz olan maraz, asümani (tabii) olmayıp ta, kendi sun'u ve ihtiyarı ile olur, ve meselâ kendini bir yerden atarak, yahut yaralayarak hastalanmış bulunursa keffaret sakıt olmamak, muhtardır. {(4) Kulun fiili ile olan şeyin - şer'î hakkı - Iskatta tesiri olamaz. Hem de, yaralamadan hâsıl olan maraz, mevcut olduğuna göre, hale maksur olup, geçmişe tesir edemez.} Kendini iş içinde yorup, yahut çalışa çalışa hararetlenip, maraz zanniyle, orucunu bozmuş olan kimse, ne mariz, ne müsafir olmadığı için keffaret çeker. Meğer ki, efendisinin kahrı altında bulunan cariye ola. Nitekim, kazayı mucip olan muftıratm yirmi üçüncüsünde zikredilmiştir. Sefer, maraz gibi asumânî özür olmadığından, amden - bilâ özür - ramazan orucunu bozduğundan dolayı, zimmetine savm keffareti terettüp eden kimse, ihtiyariyle o gün, guruptan evvel müsaferet etmekle, keffaret kendisinden sakıt olmadığı gibi, - ikrah ile - müsafir edilse dahi, ondan keffaret sakıt olmaz. {(1) Çünkü özür, Cenab-ı Hak tarafından gelmemiştir. Bu da, iftarın müsaferetten evvel olmasına göredir. Müsaferetten sonra olan iftarda, kerafetin sakıt olacağında ittifak vardır. Müsaferet, gerek kerhî gerek ihtiyarî olsun.}