KABE İÇİNDE VE KÂBE ÜSTÜNDE NAMAZ:
Nimet-i İslâm · s.341
Kâbenin, - gerek içinde, gerek üstünde - her tarafı kıbledir. Çünkü, Kâbe - malûm olan binadan ibaret olmayıp - onun yerinin ve se mâya doğru üstündeki havasının adıdır. Üstünde, siper ittihazına dahi hacet yoktur. Kâbe içinde, namaz kılmak, Hazret-iResûl-i Ekrem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimize vâkî olmuş {(1) Hazret-i Bilâlden mervi, hadîste varit olduğu ve Buhârî şerhi Aynîde, tasrih olunduğu üzere, yevm-i fetihte, Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz hazretleri, Kâbe içinde iki rekât nafile namaz kılmışlardır. Cevaz şartlarınca, farzın dahi, nefelden farkı olmadığı için, nafile kılmak câiz olan yerde, farz kılmak dahi caiz olur. Hem de, bakare sûresinin yüz yirmi altınca âyetinde namaz için, beyti muazzamın tathir ve tanzîfini, emir, onun dahilinde kılınacak namazın, sıhhatinde zahirdir. Çünkü, içinde, namaz câiz olmayacak mekânı, namaz için temiz tutmak mânâsızdır.} ve Kâbe fevkinde namaz kılmak - zahirde olan hürmetsizliğe binaen - edebe mugayir görülmüştür. Kâbenin gerek içinde, gerek üstünde, cemaatle namaz kılmak suretinde her taraf kıble olmakla, yalnız bir tarafa, yönelerek saflar teşkili, lâbüd olmayıp, her nasıl durulsa olur, ve imamın bulunduğu cihetin gayride, onu tekaddüm ve teehhür dahi aranmayıp, arkası imamın yüzüne gelmeyen muktedînin iktidası, her nasıl dursa, sıhhat bulur: Gerek kendi veçhi imamın zahrına, yahut yanına gelsin, gerekse kendi zahrı imamın yanına veya arkasına gelsin,veyahut kendi yanı imamın yüzüne veya kendisi, imamın müteveccih olduğu cihetin gayriye teveccüh etmiş bulunduğu halde, yanı, imamın yanına gelmiş olsun, {(2) Bu sûret, Kâbe rükünlerinin birinde, ikisi (imamiyle muktedi) bir araya gelip te, her biri, bir ciheti istikbal etmiş, olmak tarikiyle olur. (Gayr cihete) kayd, imamın müteveccih olduğu cihete müteveccih olarak yanyana gelmek sûretinin cevazı, evleviyyette olduğu içindir.} ve yahut imam ile yüz yüze gelmiş bulunsun. Bu yedi suretin hepsinde, iktida sahih olur. Şu kadar ki, arada bir örtü olmaksızın imam ile yüz yüze gelmek, suret perestliğe müşabehetinden dolayı mekruhtur. Eğer muktedi, kendi arkasını, imamın yüzüne getirirse, imamına kendi cihetinde, tekaddüm etmiş olmak hasebiyle, iktidası sahih olmaz. Kâbe kapısı açık olduğu halde, Kâbe içinde bulunan imama, {(1) Burada müellif, gerek beraberinde cemaat olsun, gerek olmasın demişise de, beraberinde cemaatten kimse bulunmamak suretinde, imam bütün cemaatten ayrı olarak, yüksek bir yerde bulunmuş olmak cihetiyle, kerahet vardır. Mekruhatın 64 ve 65 incisine bakınız.} Kâbeye yönelmiş bulunmak şartiyle, Kâbe dışından iktida etmek, sahih olur. Çünkü, imamın dahilde bulunması, sair mescitlere nazaran, mihrapta bulunması gibidir. Kâbe kapısının açık olması kaydi, dahi ittifakîdir. Kapı kapalı olduğu halde, tebliğ işitilirse, iktidanın sıhhatine mâni yoktur. {(2) Nitekim, iktidanın sıhhatinin şartlarında geçmiştir ki, imamın intikalâtına, iştibah olup olmadığına, itibar olunmak esahtır.} İmam ve cemaat, Kâbe dışında halka olmak, yâni Kâbe-i Mükerremenin etrafını, dışından tamamen ihata ile, cemaat teşkil ederek, namaza durmak dahi, cümle cemaat hakkında sahih olup, yalnız imamın cihetinde yâni, imamın sırasında, duvara imamdan yakın olanın, iktidası, imamına tekaddüm etmiş olması cihetiyle, sahih olmaz. Amma, imamın cihetinde olmayarak, duvara imamdan daha yakın bulunanın, iktidası sahih olur. Zîra tekaddüm ve teehhür, ancak imam ile muktedînin, teveccüh ettikleri canibin birleşmesi halindedir.