Risale-i NurNimet-i İslâm

İDDET:

Nimet-i İslâm · s.739

Sayı mânâsına olan adetten alınan, iddet: Kadının kocasından ayrıldıktan sonra, başkasına varamayıp, {(1) Boşanan kadının iddeti - beynûnet-i kübra olmadıkça - kendi kocasına varmasına engel değildir. Talâk ister rec'î, ister bâin olsun, fark etmez.} malûm olan müddet beklemesidir. O müddeti beklemeğe (itidad) ve o beklemekte olan kadına (mutedde) denilir. {(2) Mu'tedde kelimesi burada ism-i fâil müennestir. İddete sıfat kılınırsa ism-i mef'ul olur. İ'tidat, saymaktır. Hesaba konan şeye - muteber bir şey olursa - (Mu'teddunbih) denir.} İddetin: Mucibi, nevî, rüknü, mahzuru vardır. İddet: Çocuk yatağının, gebelikten beri olduğu, bilinmek ve eşlerin haysiyyet ve itibarı gözetilmek {(3) Bu nükte vefat iddetinin uzun müddetine ve bilhassa henüz cinsî yaklaşma meydana gelmeden olan vefat iddetine göredir.} için konulmuştur. İddetin mucibi: Ya dühulün husulü veya halvet, yahut vefatın vukuudur. Zevcin vefatında; zevce, hakikaten ve hükmen (medhule) olmasa, ve vefat eden zevc, yahut onun zevcesi veya her ikisi, küçük yaşta, bulunmuş olsa bile, akdin sahih olması şartiyle, ona iddet lâzım olduğu gibi, tatlîk ve tefrik sûretinde dahi, zevce fâsiden menkuha bile olsa, duhulün vukuu veya halvetin husulü şartiyle, ona iddet lâzım olur. Zevcin meyyiten mufarakatinde, İddetin lüzumu için, şart olan: Akdin sahih olmasıdır. (Fakat zinâ için, iddet olmaz.) {(4) Zinâ için iddet yoktur (Dürrü'l-Muhtar). Kendisiyle zinâ edilen kadınla iddet beklemeden evlenmek câizdir, isterse bu kadın zinâdan gebe kalmış olsun. Ancak bu durumda kadın doğum yapıncaya kadar onunla cinsî münasebette bulunmaktan koca men'edilir. Kocaya, bu durumda kendini ondan uzak tutmak mendup olur. (T). ]} Ölmeden ayrılıkta, ayrılık gerek talâk ve gerek fesih ve tefrik suretiyle olsun, İddetin lüzumu için şart olan: Duhul veya halvettir. {(1) Halvetî, bu bapta - sahih ile - takyide hacet yoktur.} İşte buna binaen, iddet şöyle tarif olunur: Ölüm ile yahut duhül veya halvet ile, müekked olan, {(2) Mehir bahsine bakınız.} milk-i nikâhın, {(3) Fâsid nikâh babına bakınız.} veya muteber firaşın zevali, {(4) Filcümle ve bilcümle zâil olmağa, şâmildir.} ve bir de şüpheli takarrub sebebiyle, kadına {(5) Sağire, yahut mecnune olduğuna göre, lüzum onun velisinedir ki, iddet müddetince, onu gözden uzak tutmaz.} lâzım gelen tarabbus ve intizar {(6) Tarabbus, iddet nassının ibaresidir.} ve tevakkuftur. Nikâh, menkuhalara ve firaş, ümm-ü veledlere {(1) Ümm-ü veledin cem'i, ümmehat-ı evlâttır. Efendilerinden çocuk getirdikleri sabit olan, câriyelerdir.} ve şüpheli takarrublara (hataen zifafa), {(2) Bir evde, evlenen iki kimseden birinin menkuhası, diğeri ile zifaf olabilir ki, bu halde vukua gelen muvakaa, şüpheli takarruptur. Gerçi haram ve mâni-i ihsan olduğundan, muvakaada bulunana haddi şer'î lâzım gelmez. Ve lâkin, temekkünün şüpheli olması, haddi şer'îyi dâfîdir. Hazret-i İmamın zamanında, sual vukubulmuş bir hâdisedir ki, iki kardeş iki hemşireyi tezevvüç edip, zifafta hata vukua gelmişti. Hazret-i İmamdan istifta ettiklerinde, müşarünileyh hazretleri, onlardan her biri, nikâhlısını boşayıp, zifaf olduklarını, tezevvüce fetva vermişti. Kitab-un-nikâhın on sekizinci meselesini okuyunuz.} göredir.