CUMA NAMAZI:
Nimet-i İslâm · s.399
İçtimadan, cuma ve iftiraktan, fırka gibidir. Ona yevm ve salât izafe edilerek yevm-i cuma {(2) Cuma gününün, Arapça eski ismi Urubedir ki, ifsah ve tahsin mânâsınadır. Nâs, o günde süslenip bezendikleri için, öyle denilmiştir. Ona cuma ismini, iptida veren Kaab İbni Levi'dir. Bu husustaki Hadîs-i şerif mantukunca, cuma günü, günlerin en şereflisi olup, Burûc sûresindeki (yevm-i mev'ud), kıyamet günü ve (yevm-imeşhûd). arefe günü ve (yevm-i şâhid), cuma günü, ile tefsir olunmuştur. Cuma günü, müminlerin bayramı ve biçarelerin haccıdır.} ve salât-ı cuma deniliyor. Çok istimal ile, muzafın hazf edildiği olur. Burada maksut, cuma namazıdır. Salât-ı cuma (cuma namazı), malûm olduğu gibi, cuma günü öğle vaktinde, salâtı zuhra (öğle namazına), bedel olan, iki rekât namazdır. Cemaatle kılınır. Ve kıraet, aşikârdır. Ve evvelce hutbe okunur. Hutbe farzdır. Onun dört rekât ilk sünneti ve dört rekât son sünneti vardır. İkisi dahi, müekkededir. Nitekim, nevafil babında zikrolunmuştur. Cuma namazı - şartları kendisinde mevcut olan - her kimse için, farzı ayndır. Farz olması, kitap ve sünnet ve icma-i ümmet ile sabittir. Akıl dahi. buna delildir. Kitab-ı Kerîmde ِﺫَﺍ ﻧُﻮﺩِﻱ ﻟِﻠﺼَّﻼﺎﺓِ ﻣِﻦ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﺠُﻤُﻌَﺔِ ﻓَﺎﺳْﻌَﻮْﺍ ِﻟَﻰ ﺫِﻛْﺮِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺫَﺭُﻭﺍ ﺍﻟْﺒَﻴْﻊَ buyrularak, zikrüllaha saay ile salât emri için, nidaya müterettip kılınmıştır. Zikirden maksat, namaz olmak, aşikârdır. Hutbe dahi, edilmek câizdir. Ve her iki takdirde, âyetin mânâsı farz olduğunu, müfîddir. Evvelki takdire göre, bu meydandadır. İkinci takdire göre dahi, zahirdir ki şarta, saayin farz oluşu, meşrutun farziyyetinin, bir dalıdır. Üzerine, cuma namazı lâzım olmayana, hutbeye gitmek dahi- icma ile - lâzım olmaz. {(1) Tefsirlerde mezkûr olan: Zikirden, umumî mecaz tarikiyle, hem hutbe vehem namaz, kasdolunmuştur. En doğru olan da budur. Zira ki, ikisine de, zikir it. lâkı, sadıktır. Hem de, Cenab-ı Hak cumanın farziyyetini, bir mübahın tahrîmi ile, tekîd eylemiştir ki, o da, beyîdir. Mübahın tahrîmi ise, (muktazayı hikmet) olduğuveçhile, ancak vücub için olabilir.} Hadîs-i şerifte: ﺍِﻋْﺎَﻣُﻮ ﺍﺍﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺗَﻌَﺎﻟٰﻰ ﻓَﺮَﺽَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﺠُﻤُﻌَﺖَ ﻓِﻰ ﻳَﻮْﻣِﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﻓِﻰ ﻣَﻘَﺎﻣِﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﻓِﻰ ﺷَﻬْﺮِﻯ ﻫٰﺬَﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﻓَﺮِﻳﻀَﺔٌ ﻭَﺍﺟِﺒَﺔٌ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﺮَﻛَﻬَﺎ ﺟُﺤُﻮﺩًﺍ ﻭَﺳْﺘِﺨْﻔَﺎﻑً ﺑِﺤَﻘِّﻬَﺎ ﻓِﻰ ﺣَﻴَﺎﺗِﻰ ﻭَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻰ ﻭَﻟَﻪُ ﺍِﻣَﺎﻡٌ ﻋَﺎﺩِﻝٌ ﺍَﻭْ ﺟَﺎﺀِﺭٌ ﻓَﻼﺎ ﺟَﻤَﻊَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺷَﻤَﻠَﻪُ ﻭَﻻﺎ ﺍَﺗَﻢَّ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺍَﻣْﺮِﻩِ ﺍَﻻﺎ ﻓَﻼﺎ ﺻَﻠٰﻮﺓَ ﺍَﻻﺎ ﻓَﻼﺎ ﺯَﻛَﺎ ﺓَ ﻟَﻪُ ﺍَﻻﺎ ﻓَﻼﺎ ﺻَﻮْﻡَ ﻟَﻪُ ﺍَﻻﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺘُﻮﺏَ ﻓَﻤَﻦْ ﺗَﺎﺏَ ﺗَﺎ ﺏَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ buyurulmuş {(2) Bu hadîs, ilk hutbe-i nebeviyyedendir ki, onu muhaceretleri üzerine, kıldıkları, ilk cumada îrad buyurmuşlardır. Malûm olduğu üzere hicreti seniyye, nübüvvet senelerinin, on dördüncü yılının rebîül-evveli evailinde idi. Bir pazar ertesi günü, Medine-i Münevvere yakininde Benî Amrû bin Avf yurduna konup, salı, çarşamba ve perşembe günleri orada ikamet ve onlara mescitlerini tesîs buyurmuşlardır ki, Medine-i Münevverenin güney tarafında vâkî, Kuba mescidi şerifidir. Cuma günü oradan çıkarak, Sâlim bin Avf yurduna ulaştıklarında, cuma vakti olmakla (ranûnâ) denilen vadîde vâkî, Benî Sâlim mescidinde, ilk hutbesini, îrad ile, cuma namazını edâ buyurmuşlardır.} olduğu gibi, diğer bir hadîs-i şerifte dahi; ﻣَﻦْ ﺗَﺮَﻙَ ﺛَﻼﺎﺙَ ﺟُﻤُﻊٍ ﻣُﺘَﻮَﺍﻟِﻴَﺎﺕٍ ﻋَﻦْ ﻏَﻴْﺮِ ﻏُﺬْﺭٍ ﻃَﺒَﻊَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻠْﺒِﻪِ ﻭَ ﻣَﻦْ ﻳَﻄْﺒَﻊُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻠْﺒِﻪِ ﻳَﺠْﻌَﻠُﻪُ ﻓِﻰ ﺍَﺳْﻔَﻞِ ﺩَﺭْﻙِ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ buyurulmuştur. {(3) Diğer hadîs, azabın şiddetine mahmuldür. Öyle buyurulması o kimse, vahdaniyyeti ve onun tevabiini ikrar etmekle beraber, cumayı terketmiş olmak cihetiyle, münafıkların hareketinde bulunmuş olmasındandır. Münafıklar ise, cehenneminen sefil derekesindedir. Yahut cumayı, inkâr ederek terk edenler ve yahut o akîde üzere, vefat edenler hakkındadır.} Müslümanlar dahiHazret-iRisalet zamanından bugüne kadar, cumanın farziyyeti üzerine, kimsenin inkârı olmayarak, icmâ eylemiştir. Şu mânâ dahi mâkuldür ki, biz cuma gününde cuma namazını ikame için, öğle namazının terki ile, emrolunmuşuzdur. Öğle namazı ise, farzdır. Bir farzın terki, ancak ondan daha müekket ve evlâ, bir farz için, olabilir. Demek ki, cuma namazı, farziyyetçe öğle namazından daha tekitli, bir farzdır. Cuma namazı için, vücub ve sıhhat şartları olarak, iki türlü şartlar vardır ki, onlar bütün namazlarda muteber olan şartlardan, fazladır. Vücub şartları, musâllîde, ve sıhhat şartları, musâllînin gayri hakkındadır. Aradaki fark dahi, vücub şartları zail ve mefkut olmakla, edâ sahih ve sıhhat şartları mevcut olmazsa, edâ gayr-i sahih olmaktan ibarettir. Vücub şartları altıdır: Birincisi, erkek olmak, {(1) Hunsâyı ihraç için, erkekliğinin tahkiki ileri sürülmüş ise de, Hunsa noksan yaratılışlı olmak hasebiyle, halinin muktazası cuma, ona vâcip olmaktır, diyenlerde olmuştur.} kadınlara cuma, lâzım değildir. İkincisi, Hürriyettir. Köle olanlara cuma, lâzım değildir. {(2) Efendi, kendi kölesini cuma ve cemaatten, menedebilir. İzin verirse, köle cuma kılmakta, muhayyer olur. Hayvanını korumak için, efendi ile beraber, camiye gelirse, korumağa halel getirmemek üzere, cuma kılabilir. Ücretli hizmetkârı, cumadan menedemez. Şu kadar ki, cuma yeri uzakta ise, o müddetin ücretini vermeyebilir.} Üçüncüsü, ikamettir ki, şehir içinde yahut şehirden sayılan, yöresinde {(3) Misafir salâtı, babına bakınız.} mukîm bulunmaktır. Köylülere, ve bir şehirde - hiç olmazsa, on beş gün ikameti niyyet eylememiş olan - misafire cuma, lâzım değildir. {(4) Sahabet kiram hazeratından, şehirlerden mâda, yerlerde cuma ikame olunduğu, nakl ve rivayet olunmamıştır. Köylü, cuma günü şehre girer ve o gün orada kalmağı niyyet eylerse, cumayı Kılar.} Dördüncüsü, sıhhattir. Camiye çıkmadan âciz olan, yahut hastalığının artmasından veya geç iyi olmasından korkan, marîze cuma, lâzım olmadığı gibi, camiye çıkmasiyle, bakılamayacak olan hastasının zıyaından korkan - hastayı bakmakla mükellef ve meşgul kimseye -dahi cuma, lâzım değildir. Kudretsiz ihtiyar dahi, marîz hükmündedir. Beşincisi, gözü görene ki; göz selâmetidir. Gözsüze cuma, lâzım değildir. Meğer ki, yedicisi ola. Altıncısı, ayakların selâmetidir. Kötürüme ve ayaksıza cuma, lâzım değildir. Eğer bir ayağı, felçli veya kesik olup ta, meşakkatsiz yürümeğe kadir ise, cumaya çıkar. {(1) Sel halinde yağmur, kar, çamur cuma için, özürlerdendir. Akl ve bülûğun şart kılınması, sırf cuma namazına has olmamakla, ayrıca zikre lüzum görülmemiştir.} Cumanın sıhhat şartlan da, altıdır: Birincisi, cuma kılınan yer, şehir veya şehir yöresi olmaktır. {(2) Şehir: En büyük mescidine, cuma ile mükellef bulunan, ahalisi sığmayan, yerdir, diye tarif olunduğu gibi, bu tarifin, birçok köyler içinde doğru olacağı iddiasiyle, şöyle de tarif edilmiştir; Şehir: İçinde, emîri, müftüsü ve kadısı, mukim bulunan yerdir. Küffarın, müsliminden kalabalık bulunduğu yerde, cuma ve bayramların ikamesi câiz olur. Şehir kenarı tâbiri için, salâtı misafir bâbına müracaat lâzım gelir. Şehir içinde, cuma namazının, camide kılınması şart olmayıp, namazgâhlarda ve minber ittihaziyle, Ok meydanı gibi, açık yerlerde dahi, cuma kılınır.} Köyde ve kırda cuma kılınmaz. {(3) Hac mevsiminde, Minâda Mekke emîri mevcut olmakla beraber, binalar dahi bulunduğundan, cuma kılmak câiz olur. Arafat, kır olduğu için, orada Cuma kılmak câiz olmaz.} Bir şehrin müteaddit mevziinde, cuma kılınır. {(4) Bu sarahate göre, geçmişe itibara ve - ihtiyatan - zuhur-u ahîr kılmağa lüzum da kalmaz ki, onun itibarı, ve zuhur-u ahîr itiyadı, cumanın teaddüdünün menedilmesi, hakkındaki - zaif olan kavle - mebnidir. Ona göre ki, ebû Yûsufun kavli ve imam Şâfiînin mezhebidir. Cuma, ilk kılanındır. Ona binaen, ve ihtiyat olarak, (âhir zuhur) yahut (zuhur ahîr) niyyetiyle, dört rekât namaz kılınır. Onu kılan, her rekâtında fatiha okur ve sûre veya âyât zam eder. Kılınan, eğer farz olursa zammın zararı olmaz, ve eğer nefel vâkî olursa zam, vâcib bulunur. İlk kadede, teşehhüde iktisar eder. Üçüncü rekâtte, sübhaneke, okumaz. Müellif der ki, ihtiyat onu kılmakta değildir. Çünkü, ihtiyat, iki delilin en kavisi ile amel etmektir. Bu bapta, - delîleynin akvası ise - cuma teaddüdünün, câiz olmasının mutlak olmasıdır. Hem de, onu kılmakta, cahillerin cumayı farz değil itikat etmek, ve yahut cuma vaktinde, farz olan namazın - müteaddit olduğunu - itikat eylemek mahuzru vardır. Onu kılmak için, havastan mâdâya, üfta olunmaz. Onların dahi, o namazı evlerinde kılmaları en muvafık olanıdır. Bu ifadeye göre, zuhru ahîr namazı, ramazan arefesinde tutulan oruç gibi, havasın işi iken, tamîm ve umuma teklif ve rekâtların kesretiyle nas tenfîr, edilerek, cuma namazının, son müekked sünnetinden dahi mahrum bırakılmasıdır. Muhaşşi der ki, yevmi şekte (ramazan arefesinde) tutulan oruçta, farz niyyet olunmayıp, zuhr-u ahîr namazında, farz niyyet olunmak, arasındaki fark salâtın vakti, zarf olduğundan, onda niyet tayininin lüzumu, ve orucun vakti miyar olduğundan onda niyet tayininin lüzumsuzluğu, cihetiyledir. Bu da, cuma babındaki, imam ebi Yûsufun kavline göredir. İbni Nuceym dahi, Bahr-i Râikta: Zuhr-u ahîr namazı, cuma namazının, - bir büyük şehirde - cumanın teaddüdünün câiz olmaması, rivayeti sebebiyle, sıhhatinde edilen şek üzerine, müteehhirînden bâzılarının, mevzuatıdır. Bu rivayet ise, muhtar değildir. Ve cumadan sonra, zuhr-u ahîr namazı, ne imam azamdan rivayet olunmuş ve ne de sahibeyn, rivayet etmiştir. (Cuma gününün farzı odur. Cuma farz değildir) diye itikat olunmak, korkusuna mebni ben o namazın, olmadığını keraren üfta ettim demiştir.} İkincisi, cuma kıldırmak için, vazifeli kimse bulunmaktır. Memuriyet ve mezuniyetleri cihetiyle, cuma ikamesine malik olan, imam ve hatipler kendi yerlerine başkalarım, ikameye dahi maliktirler. İzinnâmelerinde buna da, mezuniyetin mezkûr olması, şart değildir. {(1) Hutbeden sonra, gerek bir özre mebni, ve gerek özürsüz, namaza geçirmek istedikleri kimsenin, hutbe okunurken bulunmuş ve yahut, hutbenin bir kısmına yetişmiş olması şarttır. Namaza başladıktan sonra, sebk-i hades suretinde, imamete salih, her kim olursa olsun, imam onu İstihlâf edebilir. İkisi, bir şey olduğu için, ikiye bölünerek, hutbeyi biri okuyup, namazı başkası kıldırmak lâyık değil, yâni tenzîhen mekruhtur.} Üçüncüsü öğle namazı vakti olmaktır. Öğle vaktinin girmesinden evvel, cuma kılmak, sahih olmadığı gibi, onun çıkmasiyle de bâtıl olur. {(2) Velev ki, vaktin çıkışı, teşehhüd miktarı kuûddan sonra olsun ve artık onamaz - zuhur olarak ta - itmam edilemez. Şeyhaynin kavli üzere, nefel olarakta, itmam edilebilir. Müfsidata ve isna aşeriyeden, on birincinin hamişine bakınız.} Dördüncüsü, namazdan önce, hutbe okunmaktır. {(3) Muhaşşinin beyanına göre, sadr-i islâmda, hutbe, bayramlarda olduğu gibi namazdan sonra idi. Hutbeyi dinlemenin terkinde, bir şey yok, zanniyle "Onlar bir kazanç veya bir eğlence gördüklerinde, seni kıyamda bırakıp oraya koşuştular." (Cuma: 11) kavl-i kerîminde bildirilen halin, hâdis olması üzerine, hutbe öne alınarak, tehir hakkındaki hüküm, mensuh oldu.} Beşincisi, genel izin, olmaktır. {(4) Çünkü, cuma namazı şeair-i islâmdan ve islâm dininin hasîsalarındandır. Ve bir takım, hususiyyat ile meşrûdur ki, onlarsız olmaz. İşaa edilmek sûretiyle şöhretlendirilmek - izn-i âm - ile ikame olunmak dahi, o cümledendir. Gelenler için, cami kapılarının açık bulunması dahi böyledir. Caminin kapısını kapayarak içinde cuma kılan cemaatin, ve maksurelerin kapılarını, başkalarına sed ederek, yahut namaz kıldığı yere kendi ashap ve arkadaşları ile kapanarak cuma ikame eyleyenin, cuması câiz değildir. Eğer halkı girmeğe mezun kılmış ise, onlar girseler de, girmeseler de, cuma sahih, ve fakat, o kimse, mescit ve caminin hakkını kazâ etmemiş olmak hasebiyle, kerahette bulunmuş olur.} Yani herkese açık bir yer olmaktır. Hutbenin sıhhati için, bülûğ şart olmadığından, namaza geçmemek üzere hutbeyi - mümeyyiz sabi -dahi okuyabilir. Altıncısı, Cemaat olmaktır. {(1) Münferidin cuması, - icmâ ile - sahih değildir. Cuma cemaattendir. Cemaat, -indel-imam - cumanın edâsı inikadının şartı olduğundan, rükûda iktida etmiş olsalar bile, imam ilk secdeye varıncaya kadar, beraber bulunmaları lâzımdır. Ondan sonra, namazlarını bozup, dağılırlarsa, imam namazı, cuma olarak yalnızca, itmam eder. Ve eğer imam, secdeye varmadan, onlar dağılıp, imamın arkasında, iki erkekten başka kimse, kalmayacak olursa, cuma bâtıl olur. İmameyn indinde cemaat, tahrîmenin inikadı şartı olup, o dahi, tahakkuk etmiş olmakla, onlardan sonra, imam yalnızca, cumayı itmam eyler.} Cemaatin en azı, imamdan başka, üç erkek olmaktır. {(2) İndet-tarafeyn, çünkü, cemi - tesniye ve müfred sigalarına muhalif olduğu için - hakikaten üçtür. İkiye cemi itlâki, mecazdır. Asl olan, hakîkat ile ameldir. Hem de Allahın zikrine koşunuz! kavl-i kerîminde, huzurun talebi, cemi lâfzına teallûk etmiştir. Saayin dayandığı şey olan zikr dahi, bir zakiri müstelzemdir ki, o, huzuru istenilen, cemin, gayridir. Onların hutbede hazır olmuş olmaları ve cuma ile mükellef bulunmaları, meşrut değildir. Hattâ, hutbeyi dinleyenler gidip, başka üç kişi gelse, hatip onlara - rivayetin zahirinde - hutbeyi iade etmeyerek, cumayı kıldırmak câiz olduğu gibi, cemaat olan üç kişinin, cümleten veya karışık olarak, köle, yahut marîz veya misafir olması dahi câizdir. Çünkü, bunlar, cuma ile mükellef olmasalar da, imamete salih kimselerdir. iktidaya salih olmaları, evleviyyettedir.} İki erkek ile. bir kadın yahut bir erkek çocuk, bu bapta kâfi değildir. İmamdan başka, iki erkek kişi, cemaattir, dedi.