Risale-i NurMesnevî-i Nuriye

ONUNCU RİSALE:

Mesnevî-i Nuriye · s.266

Diğerlerine nisbetle büyük olan bu risalede, Sözler'den bazılarının hülâsalarıyla, müteferrik ve muhtelif mevzulardan ibaretİ'lemlervardır. Birinci İ'lem'inde ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﺭُﺟُﻮﻣًﺎ ﻟِﻠﺸَّﻴَﺎﻃ۪ﻴﻦِ âyet-i kerimesinin tefsirini, semavata çıkmak isteyen şeytanların recmedilmeleriniYedi Basamakile beyan eder. Birinci basamağında: Semadaki sükûnet ve sükûta ve intizama işaretle der ki: "Sema ehli, arz ehli gibi hayırların ve şerlerin karışmasından ve zıdların içtimaından meydana gelen münakaşa ve ihtilafat ve tezebzüb içinde değillerdir. Belki onlar, kendilerine Hâlıkları tarafından emredilen şeyleri kemal-i itaatla yapan mutî'lerdir." Şeytanların recmedilmelerini beyan ve isbattan sonra başka birİ'lemde(Üstadımız) Kur'andan istifade ettiği dört tarîkı dört hatve ile gayet veciz bir tarzda izah eder. Risale-i Nur'un Sözler kısmında mufassal izahı bulunan buİ'lemçok mühimdir. Diğer birİ'leminde,ubudiyetin mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, netice-i nimet-i sâbıka olduğunu beyandan sonra çok hakikatlı ve geniş manadakiİ'lemleregeçerek Nur'un İlk Kapısı'nda ve Küçük Sözler'de bir derece mealleri bulunan hakikatların izahıyla bu kıymetdar ve mühim risale hitama erer. Bu kıymetdar risalenin münderecatından şems gibi nurlu kamer gibi parlak bir misali şudur: Kur'an-ı Hakîm kâinattaki insana raci' ve menfaatli olan eşyayı ihtar için zikrediyor. Yoksa Kur'an-ı Hakîm'in o beyanatı yalnız o faidesine inhisar etmiyor. Çünki insan kendisiyle alâkası olan ve faidesi dokunan bir zerreye, kendisi ile alâkası olmayan bir şems'den ziyade ehemmiyet verir. Meselâ: ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﻗَﺪَّﺭْﻧَﺎﻩُ ﻣَﻨَﺎﺯِﻝَ ٭ ﻟِﺘَﻌْﻠَﻤُﻮﺍ ﻋَﺪَﺩَ ﺍﻟﺴِّﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﺤِﺴَﺎﺏَ Yani, kamerin küre-i arz etrafında devrinin Cenab-ı Hak tarafından takdir edilmesinin pek çok hikmetlerinden bir hikmeti de beşerin günlerini, aylarını, senelerini hesab etmesi, bilmesidir. Yoksa kamerin takdiri, bizce çok lüzumlu bulunan bu faidesine inhisar etmez. Hâlık-ı Zülcelal'in esmasına âyinedarlık eden binler hikmetleri daha var. Bu kıymetdar risalenin âhirinde, altı katrede İ'caz-ı Kur'anı hülâsa eden küçük fakat o nisbette şümullü bir risale vardır. MU'CİZE-İ KÜBRADAN BİRKAÇ KATREYİ TAZAMMUN EDEN ONDÖRDÜNCÜ REŞHA Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletinin hakkaniyetine bir delil de Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'dır... Kur'an-ı Hakîm'in kırka yakın vech-i i'cazı, Lemaat ve İşaratü'l-İ'caz tefsirinde beyan edildiğinden onlara havale ederek Birinci Katre nihayet bulur. İkinci Katre'de: Yirmibeşinci Söz'de zikredilen "Kur'an Nedir?" diye olan tarifin kısa bir Arabcası vardır. Üçüncü Katre: Altı Noktadır. Üçüncü Noktasında: Nasılki insan muhtelif hâcat-ı cismaniyeye muhtelif vakitlerde muhtaçtır... Meselâ: Havaya her an, hararete, suya her vakit, gıdaya her gün, ziyaya her hafta muhtaçtır. Öyle de hâcat-ı maneviye-i insaniye de muhteliftir. Bir kısmına her an muhtaçtır. Lafzullah gibi. Bir kısmına her vakit muhtaçtır. Bismillah gibi. Bir kısmına her saat muhtaçtır. "Lâ İlahe İllallah" gibi. Ve hâkeza kıyas et. Dördüncü Katre: Altı Nüktedir. Beşinci Nüktesinde çok âyet-i kerime bulunmasından; ve orası da izah makamı olmadığından Mu'cizat-ı Kur'aniyeye havale edilerek o nükte tayyedilmiştir. Bazan bir harf-i Kur'anîde, Kur'an'ın i'cazını isbat eden bu risale ve arkadaşları olan "İşaratü'l-İ'caz" ve "Mu'cizat-ı Kur'aniye" risaleleri Kur'an-ı Hakîm'in birer elmas kılıncıdırlar. Altıncı Katre: Belâgat-ı Kur'aniyenin bir sırrını keşfederek; ediblerin"Unzur ilâ men kāle"yani "Kim söylemiş" demelerine mukabil"Unzur ilâ men kāle ve limen kāle ve limâ kāle ve fimâ kāle"diyerek i'caz-ı Kur'aniyeyi parlattırıyor. Bu Altıncı Katre, belâgat-ı Kur'aniye için mühim bir anahtardır.