Risale-i NurMektubat

Tevrat'ın diğer bir âyeti daha:

Mektubat · s.167

ﻋَﺒْﺪِﻯَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭُ ﻟَﻴْﺲَ ﺑِﻔَﻆٍّ ﻭَﻻﺎ ﻏَﻠ۪ﻴﻆٍ İşte"Muhtar"ınmanası;"Mustafa"dır,hem ism-i Nebevîdir. İncil'de, İsa'dan sonra gelen ve İncil'in birkaç âyetinde"Âlem Reisi"unvanıyla müjde verdiği Nebinin tarifine dair: ﻣَﻌَﻪُ ﻗَﻀ۪ﻴﺐٌ ﻣِﻦْ ﺣَﺪ۪ﻳﺪٍ ﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺑِﻪِ ﻭَﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ İşte şu âyet gösteriyor ki:"Sahibü's-seyf ve cihada memur bir peygamber gelecektir."Kadîb-i Hadîd, kılınç demektir. Hem ümmeti de onun gibi sahibü's-seyf, yani cihada memur olacağını, Sure-i Feth'in âhirinde ﻭَ ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺠِﻴﻞِ ﻛَﺰَﺭْﻉٍ ﺍَﺧْﺮَﺝَ ﺷَﻄْﺎَﻩُ ﻓَﺎٰﺯَﺭَﻩُ ﻓَﺎﺳْﺘَﻐْﻠَﻆَ ﻓَﺎﺳْﺘَﻮٰﻯ ﻋَﻠٰﻰ ﺳُﻮﻗِﻪِ ﻳُﻌْﺠِﺐُ ﺍﻟﺰُّﺭَّﺍﻉَ ﻟِﻴَﻐ۪ﻴﻆَ ﺑِﻬِﻢُ ﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ âyeti, İncil'in şu âyeti gibi, başka âyetlerine işaret edip, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm sahibü's-seyf ve cihada memur olduğunu İncil ile beraber ilân ediyor. Tevrat'ın Beşinci Kitabının Otuzüçüncü Bâbında şu âyet var:"Hak Teâlâ, Tûr-i Sina'dan ikbal edip bize Sâîr'den tulû' etti ve Fâran Dağlarında zahir oldu." İşte şu âyet nasılki " Tûr-i Sina'da ikbal-i Hak" fıkrasıyla nübüvvet-i Museviyeyi ve Şam Dağları'ndan ibaret olan "Sâîr'den tulû-u Hak" fıkrasıyla, nübüvvet-i İseviyeyi ihbar eder. Öyle de bil'ittifak Hicaz Dağları'ndan ibaret olan Fâran Dağları'ndan zuhur-u Hak fıkrasıyla, bizzarure risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) haber veriyor. Hem Sure-i Feth'in âhirinde ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ hükmünü tasdikan, Tevrat'ta Fâran Dağları'ndan zuhur eden peygamberin sahabeleri hakkında şu âyet var:"Kudsîlerin bayrakları beraberindedir ve onun sağındadır.""Kudsîler" namıyla tavsif eder. Yani:"Onun sahabeleri kudsî, sâlih evliyalardır." Eş'iya Peygamber'in kitabında, Kırkikinci Bâbında şu âyet vardır:"Hak Sübhanehu âhir zamanda, kendinin ıstıfagerde ve bergüzidesi kulunu ba's edecek ve ona Ruhu'l-Emin Hazret-i Cibril'i yollayıp, din-i İlahîsini ona talim ettirecek. Ve o dahi, Ruhu'l-Emin'in talimi vechile nâsa talim eyliyecek ve beyne'n-nâs hak ile hükmedecektir. O bir nurdur, halkı zulümattan çıkaracaktır. Rabbin bana kable'l-vuku' bildirdiği şeyi, ben de size bildiriyorum." İşte şu âyet gayet sarih bir surette, Âhirzaman Peygamberi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın evsafını beyan ediyor. Mişail namıyla müsemma Mihail Peygamber'in kitabının Dördüncü Bâbında şu âyet var:"Âhirzamanda bir ümmet-i merhume kaim olup, orada Hakk'a ibadet etmek üzere, mübarek dağı ihtiyar ederler. Ve her iklimden orada birçok halk toplanıp, Rabb-i Vâhid'e ibadet ederler. Ona şirk etmezler." İşte şu âyet, zahir bir surette dünyanın en mübarek dağı olan Cebel-i Arafat ve orada her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetlerini ve ümmet-i merhume namıyla şöhretşiar olan ümmet-i Muhammediyeyi tarif ediyor. Zebur'da Yetmişikinci Bâbında şu âyet var: "Bahrden bahre mâlik ve nehirlerden, Arz'ın makta' ve müntehasına kadar mâlik ola.. ve kendisine Yemen ve Cezayir Mülûkü hediyeler götüreler.. ve padişahlar ona secde ve inkıyad edeler.. ve her vakit ona salât ve her gün kendisine bereketle dua oluna.. ve envârı Medine'den münevvir ola.. ve zikri ebedü'l-âbâd devam ede.. onun ismi, şemsin vücudundan evvel mevcuddur. Onun adı, güneş durdukça münteşir ola..." İşte şu âyet, pek aşikâr bir tarzda Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı tavsif eder. Acaba Hazret-i Davud Aleyhisselâm'dan sonra Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka hangi nebi gelmiş ki; şarktan garba kadar dinini neşretmiş ve mülûkü cizyeye bağlamış ve padişahları kendine secde eder gibi bir inkıyad altına almış ve her gün nev'-i beşerin humsunun salavat ve dualarını kendine kazanmış ve envârı Medine'den parlamış kim var? Kim gösterilebilir? Hem Türkçe Yuhanna İncili'nin Ondördüncü Bâb ve otuzuncu âyeti şudur:"Artık sizinle çok söyleşmem, zira bu âlemin reisi geliyor. Ve bende, onun nesnesi aslâ yoktur!"İşte "Âlemin Reisi" tabiri, "Fahr-i Âlem" demektir. Fahr-i Âlem unvanı ise, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en meşhur unvanıdır. Yine İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb ve yedinci âyeti şudur:"Amma ben, size hakkı söylüyorum. Benim gittiğim, size faidelidir. Zira ben gitmeyince, tesellici size gelmez."İşte bakınız! Reis-i Âlem ve insanlara hakikî teselli veren, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kimdir?Evet Fahr-i Âlem odur ve fâni insanları i'dam-ı ebedîden kurtarıp teselli veren odur. Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb, sekizinci âyeti:"O dahi geldikte; dünyayı günaha dair, salaha dair ve hükme dair ilzam edecektir."İşte dünyanın fesadını salaha çeviren ve günahlardan ve şirkten kurtaran ve siyaset ve hâkimiyet-i dünyayı tebdil eden Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kim gelmiş? Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb, onbirinci âyet:"Zira bu âlemin reisinin gelmesinin hükmü gelmiştir."İşte "Âlemin Reisi" {(Haşiye): Evet, o Zât, öyle bir reis ve sultandır ki; binüçyüz elli senede ve ekser asırlardan herbir asırda, lâekal üçyüz elli milyon tebaası ve raiyeti var. Kemal-i teslim ve inkıyadla, evamirine itaat ederler, her gün ona selâm etmekle tecdid-i biat ederler.} elbette Seyyidü'l-Beşer olan Ahmed-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bâb ve onüçüncü âyet:"Amma o Hak ruhu geldiği zaman, sizi bilcümle hakikata irşad edecektir. Zira kendisinden söylemiyor. Bilcümle işittiğini söyleyerek, gelecek nesnelerden size haber verecek."İşte bu âyet sarihtir. Acaba umum insanları birden hakikata davet eden ve her haberini vahiyden veren ve Cebrail'den işittiğini söyleyen ve kıyamet ve âhiretten tafsilen haber veren, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kimdir ve kim olabilir? Hem Kütüb-ü Enbiya'da, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Muhammed, Ahmed, Muhtar manasında Süryanî ve İbranî isimleri var. İşte: Hazret-i Şuâyb'ın suhufunda ismi, Muhammed manasında"Müşeffah"tır.Hem Tevrat'ta yine Muhammed manasında"Münhamenna",hem Nebiyyü'l-Haram manasında"Hımyata".Zebur'da "El-Muhtar" ismiyle müsemmadır. Yine Tevrat'ta"El-Hâtemü'l-Hâtem".Hem Tevrat'ta ve Zebur'da"Mukîmü's-Sünne".Hem Suhuf-u İbrahim ve Tevrat'ta"Mazmaz"dır.Hem Tevrat'ta"Ahyed"dir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş: ﺍِﺳْﻤ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞِ ﺍَﺣْﻤَﺪُ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﺍَﺣْﻴَﺪُ buyurmuştur. Hem İncil'de, Esma-i Nebevîden "Sahibü'l-Kadîbi ve'l-Herave" yani"seyf ve asâ sahibi."Evet sahibü's-seyf enbiyalar içinde en büyüğü; ümmetiyle cihada memur, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Yine İncil'de"Sahibü't-Tâç"dır.Evet "Sahibü't-Tâç" unvanı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a mahsustur. Tâc, amame yani sarık demektir. Eski zamanda milletler içinde, milletçe umumiyet itibariyle sarık ve agel saran, Kavm-i Arabdır. İncil'de"Sahibü't-Tâç",kat'î olarak"Resul-i Ekrem"(Aleyhissalâtü Vesselâm) demektir. Hem İncil'de"El-Baraklit"veyahut"El-Faraklit"ki İncil tefsirlerinde,"Hak ve bâtılı birbirinden tefrik eden hakperest"manası verilmiş ki; sonra gelecek insanları, hakka sevkedecek zâtın ismidir. İncil'in bir yerinde, İsa Aleyhisselâm demiş:"Ben gideceğim; tâ dünyanın reisi gelsin."Acaba Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dan sonra dünyanın reisi olacak ve hak ve bâtılı fark ve temyiz edip Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın yerinde insanları irşad edecek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kim gelmiştir?Demek Hazret-i İsa Aleyhisselâm ümmetine daima müjde ediyor ve haber veriyor ki: "Birisi gelecek, bana ihtiyaç kalmayacak. Ben, onun bir mukaddimesiyim ve müjdecisiyim."Nasılki şu âyet-i kerime: ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻳَﺎ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻯَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﻭَﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﺑِﺮَﺳُﻮﻝٍ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﺍﺳْﻤُﻪُ ﺍَﺣْﻤَﺪُ {(Haşiye): ﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤَّﺎﺩُﻭﻥَ Seyyah-ı meşhur Evliya Çelebi; Hazret-i Şem'un-u Safa'nın türbesinde, ceylan derisinde yazılı İncil-i Şerif'te, bu gelen âyeti okumuştur. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında nâzil olan âyet: ﺍﻳﺘﻮﻥ Bir oğlan, ﺍﺯﺭﺑﻴﻮﻥ yani: İbrahim neslinden ola, ﺭﻭﻓﺘﻮﻥ Peygamber ola, ﻟﻮﻏﺴﻠﻴﻦ yalancı olmaya, ﺑﻨﺖ onun ﺍﻓﺰﻭﻻﺕ mevlidi Mekke ola, ﻛﻪ ﻛﺎﻟﻮﺷﻴﺮ sâlihlikle gelmiş ola, ﺗﻮﻧﻮﻣﻨﻴﻦ onun mübarek adı ﻣﻮﺍﻣﻴﺖ (Bu "Mevamit" kelimesi "Memed"den ve "Memed" dahi "Muhammed"den tahrif edilmiş.) Ahmed Muhammed ola. ﺍﺳﻔﺪﻭﺱ Ona uyanlar, ﺗﺎﻛﺮﺩﻳﺲ bu cihan ıssı olalar. ﺑﻴﺴﺖ ﺑﻴﺚ dahi, ol cihan ıssı ola.} Evet İncil'de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, çok defalar ümmetine müjde veriyor.İnsanların en mühim bir reisi geleceğinive o zâtı da bazı isimler ile yâdediyor. O isimler, elbette Süryanî ve İbranîdirler. Ehl-i tahkik görmüşler. O isimler,"Ahmed, Muhammed, Farikun beyne'l-hakk-ı ve'l-bâtıl"manasındadırlar. Demek İsa Aleyhisselâm, çok defa Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm'dan beşaret veriyor. Sual: Eğer desen: "Neden Hazret-i İsa Aleyhisselâm, her nebiden ziyade müjde veriyor; başkalar yalnız haber veriyorlar, müjde sureti azdır."

Elcevab:

Çünki Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm, İsa Aleyhisselâm'ı Yahudilerin müdhiş tekzibinden ve müdhiş iftiralarından ve dinini müdhiş tahrifattan kurtarmakla beraber.. İsa Aleyhisselâm'ı tanımayan Benî-İsrail'in suubetli şeriatına mukabil, suhuletli ve câmi' ve ahkâmca Şeriat-ı İseviye'nin noksanını ikmal edecek bir şeriat-ı âliyeye sahibdir. İşte onun için çok defa,"Âlemin Reisi geliyor!"diye müjde veriyor. İşte Tevrat, İncil, Zebur'da ve sair suhuf-u enbiyada çok ehemmiyetle, âhirde gelecek bir peygamberden bahisler var, çok âyetler var. Nasıl bir kısım numunelerini gösterdik. Hem çok namlar ile o kitablarda mezkûrdur.Acaba bütün bu Kütüb-ü Enbiyada bu kadar ehemmiyetle, mükerrer âyetlerde bahsettikleri, Âhirzaman Peygamberi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kim olabilir? İKİNCİ KISIMirhasattan ve delail-i nübüvvetten maksad şudur ki: Bi'set-i Ahmediyeden evvel, zaman-ı fetrette kâhinler, hem o zamanın bir derece evliya ve ârif-i billah olan bir kısım insanları; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın geleceğini haber vermişler ve ihbarlarını da neşretmişler, şiirleriyle gelecek asırlara bırakmışlar. Onlar çoktur; biz, ehl-i siyer ve tarihin nakil ve kabul ettikleri meşhur ve münteşir olan bir kısmını zikredeceğiz. Ezcümle: Yemen padişahlarından Tübba' isminde bir melik, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın evsafını eski kitablarda görmüş, iman etmiş. Şöyle bir şiirini ilân etmiş: ﺷَﻬِﺪْﺕُ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺑَﺎﺭِﻯ ﺍﻟﻨَّﺴَﻢِ ﻓَﻠَﻮْ ﻣُﺪَّ ﻋُﻤْﺮ۪ﻯ ﺍِﻟٰﻰ ﻋُﻤْﺮِﻩِ ﻟَﻜُﻨْﺖُ ﻭَﺯ۪ﻳﺮًﺍ ﻟَﻪُ ﻭَﺍﺑْﻦَ ﻋَﻢٍّ Yani:"Ben Ahmed'in (A.S.M.) risaletini tasdik ediyorum. Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum."(Yani, Ali gibi ona fedai bir hâdim olurdum.)

İkincisi:

Meşhur Kuss İbn-i Sâide ki, kavm-i Arabın en meşhur ve mühim hatibi ve muvahhid bir zât-ı ruşenzamirdir. İşte şu zât da, bi'set-i Nebevîden evvel risalet-i Ahmediyeyi şu şiirle ilân ediyor: ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﻓ۪ﻴﻨَﺎ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﺧَﻴْﺮَ ﻧَﺒِﻰٍّ ﻗَﺪْ ﺑُﻌِﺚَ ٭ ﺻَﻠّٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣَﺎ ﻋَﺞَّ ﻟَﻪُ ﺭَﻛْﺐٌ ﻭَ ﺣُﺚَّ

Üçüncüsü:

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ecdadından olan Kâ'b İbn-i Lüeyy, nübüvvet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ilham eseri olarak şöyle ilân etmiş: ﻋَﻠٰﻰ ﻏَﻔْﻠَﺔٍ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻓَﻴُﺨْﺒِﺮُ ﺍَﺧْﺒَﺎﺭًﺍ ﺻَﺪُﻭﻗًﺎ ﺧَﺒ۪ﻴﺮُﻫَﺎ Yani:"Füc'eten, Muhammedü'n-Nebi gelecek, doğru haberleri verecek."

Dördüncüsü:

Yemen padişahlarından Seyf İbn-i Zîyezen, kütüb-ü sâbıkada Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın evsafını görmüş; iman etmiş, müştak olmuş idi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ceddi Abdülmuttalib Yemen'e kafile-i Kureyş ile gittiği zaman, Seyf İbn-i Zîyezen onları çağırmış. Onlara demiş ki: ﺍِﺫَﺍ ﻭُﻟِﺪَ ﺑِﺘِﻬَﺎﻣَﺔَ ﻭَﻟَﺪٌ ﺑَﻴْﻦَ ﻛَﺘْﻔَﻴْﻪِ ﺷَﺎﻣَﺔٌ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻻﺎِﻣَﺎﻣَﺔُ ﻭَﺍِﻧَّﻚَ ﻳَﺎ ﻋَﺒْﺪَ ﺍﻟْﻤُﻄَّﻠِﺐِ ﻟَﺠَﺪُّﻩُ Yani:"Hicaz'da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omuzu arasında hâtem gibi bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imam olacak!"Sonra gizli Abdülmuttalib'i çağırmış,"O çocuğun ceddi de sensin"diye kerametkârane, bi'setten evvel haber vermiş.

Beşincisi:

Varaka İbn-i Nevfel (Hatice-i Kübra'nın ammizadelerinden) bidayet-i vahiyde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm telaş etmiş. Hatice-i Kübra o hâdiseyi, meşhur Varaka İbn-i Nevfel'e hikâye etmiş. Varaka demiş: "Onu bana gönder." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Varaka'nın yanına gitmiş, mebde'-i vahiydeki vaziyeti hikâye etmiş. Varaka demiş: ﺑَﺸِّﺮْ ﻳَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪُ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﻨْﺘَﻈَﺮُ ﻭَﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻚَ ﻋ۪ﻴﺴٰﻰ Yani:"Telaş etme, o halet vahiydir. Sana müjde! İntizar edilen Nebi sensin! İsa, seninle müjde vermiş."

Altıncısı:

Askelânu'l-Hımyerî nam ârif-i billah, bi'setten evvel Kureyşîleri gördüğü vakit, "İçinizde dava-yı nübüvvet eden var mı?" "Yok" derlerdi. Sonra bi'set vaktinde yine sormuş; "Evet" demişler, "Biri dava-yı nübüvvet ediyor." Demiş:"İşte âlem onu bekliyor."

Yedincisi:

Nasara ulema-yı be-namından İbnü'l-Alâ, bi'setten ve Peygamber'i görmeden evvel haber vermiş. Sonra gelmiş. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş, demiş: ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻌَﺜَﻚَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻟَﻘَﺪْ ﻭَﺟَﺪْﺕُ ﺻِﻔَﺘَﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞِ ﻭَﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻚَ ﺍﺑْﻦُ ﺍﻟْﺒَﺘُﻮﻝِ Yani:"Ben senin sıfatını İncil'de gördüm, iman ettim. İbn-i Meryem, İncil'de senin geleceğini müjde etmiş."

Sekizincisi:

Bahsi geçen Habeş padişahı Necaşî demiş: ﻟَﻴْﺖَ ﻟ۪ﻰ ﺧِﺪْﻣَﺘَﻪُ ﺑَﺪَﻻﺎ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺴَّﻠْﻄَﻨَﺔِ Yani:"Keşke şu saltanata bedel Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanatın pek fevkindedir." Şimdi ilham-ı Rabbanî ile gaibden haber veren bu âriflerden sonra; gaibden ruh ve cinn vasıtasıyla haber veren kâhinler, pek sarih bir surette Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın geleceğini ve nübüvvetini haber vermişler. Onlar çoktur; biz, onlardan meşhurları ve manevî tevatür hükmüne geçmiş ve ekser tarih ve siyerde nakledilmiş birkaçını zikredeceğiz. Onların uzun kıssalarını ve sözlerini siyer kitablarına havale edip, yalnız icmalen bahsedeceğiz.

Birincisi:

Şıkk isminde meşhur bir kâhindir ki; bir gözü, bir eli, bir ayağı varmış. Âdeta yarım insan... İşte o kâhin, manevî tevatür derecesinde kat'î bir surette tarihlere geçmiş ki; risalet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ı haber verip, mükerreren söylemiştir.

İkincisi:

Meşhur Şam kâhini Satih'tir ki; kemiksiz, âdeta âzâsız bir vücud, yüzü göğsü içinde bir acube-i hilkat ve çok da yaşamış bir kâhindir. Gaibden verdiği doğru haberler, o zaman insanlarda şöhret bulmuş. Hattâ Kisra (yani Fars padişahı) gördüğü acib rü'yayı ve veladet-i Ahmediye (A.S.M.) zamanında sarayın ondört şerefesinin düşmesinin sırrını Satih'ten sormak için, Muyzan denilen âlim bir elçisini göndermiş. Satih demiş: "Ondört zât sizlerde hâkimiyet edecek, sonra saltanatınız mahvolacak. Hem birisi gelecek, bir din izhar edecek. İşte o sizin din ve devletinizi kaldıracak!" mealinde Kisra'ya haber göndermiş. İşte o Satih, sarih bir surette, âhirzaman peygamberinin gelmesini haber vermiş. Hem kâhinlerden Sevad İbn-i Karibi'd-Devsî ve Hunafir ve Ef'asiye Necran ve Cizl İbn-i Cizli'l-Kindî ve İbn-i Halasate'd-Devsî ve Fatıma Bint-i Nu'man-ı Neccariye gibi meşhur kâhinler, siyer ve tarih kitablarında tafsilen beyan ettikleri vecih üzere; âhirzaman peygamberinin geleceğini, o peygamber de, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olduğunu haber vermişler. Hem Hazret-i Osman'ın akrabasından Sa'd İbn-i Bint-i Küreyz kâhinlik vasıtasıyla, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nübüvvetini gaibden haber almış. Bidayet-i İslâmiyette Hazret-i Osman-ı Zinnureyn'e demiş ki: "Sen git iman et." Osman bidayette gelmiş, iman etmiş. İşte o Sa'd, o vakıayı böyle bir şiir ile söylüyor: ﻫَﺪَﻯ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋُﺜْﻤَﺎﻧًﺎ ﺑِﻘَﻮْﻟ۪ﻰ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﺑِﻬَﺎ ﺭُﺷْﺪُﻩُ ﻭَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﻖِّ Hem kâhinler gibi; "hâtif" denilen, şahsı görünmeyen ve sesi işitilen cinnîler, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın geleceğini mükerreren haber vermişler. Ezcümle: Zeyyab İbnü'l-Haris'e hâtif-i cinnî böyle bağırmış, onun ve başkasının sebeb-i İslâmı olmuş: ﻳَﺎ ﺫَﻳَﺎﺏُ ﻳَﺎ ﺫَﻳَﺎﺏُ ﺍِﺳْﻤَﻊِ ﺍﻟْﻌَﺠَﺐَ ﺍﻟْﻌُﺠَﺎﺏَ ﺑُﻌِﺚَ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺑِﺎﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻳَﺪْﻋُﻮ ﺑِﻤَﻜَّﺔَ ﻓَﻼﺎ ﻳُﺠَﺎﺏُ Yine bir hâtif-i cinnî, Sâmia İbn-i Karreti'l-Gatafanî'ye böyle bağırmış, bazılarını imana getirmiştir: ﺟَﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻓَﺴَﻄَﻊَ ﻭَ ﺩُﻣِّﺮَ ﺑَﺎﻃِﻞٌ ﻓَﺎﻧْﻘَﻤَﻊَ Bu hâtiflerin beşaretleri ve haber vermeleri pek meşhurdur ve çoktur. Hem nasıl kâhinler, hâtifler haber vermişler; öyle de sanemler dahi ve sanemlere kesilen kurbanlar dahi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletini haber vermişler. Ezcümle: Kıssa-i meşhuredendir ki: Mâzen Kabilesinin sanemi bağırıp demiş: ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻞُ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ diyerek, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) haber vermiş. Hem Abbas İbn-i Mirdas'ın sebeb-i İslâmiyeti olan meşhur vakıa şudur ki: Dımar namında bir sanemi varmış; o sanem, bir gün böyle bir ses vermiş: ﺍَﻭْﺩٰﻯ ﺿِﻤَﺎﺭُ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻳُﻌْﺒَﺪُ ﻣُﺪَّﺓً ﻗَﺒْﻞَ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ Yani: "Muhammed gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu, şimdi Muhammed'in beyanı gelmiş; daha o dalalet olamaz." Hazret-i Ömer, İslâmiyetten evvel saneme kesilen bir kurbandan böyle işitmiş: ﻳَﺎ ﺍٰﻝَ ﺍﻟﺬَّﺑ۪ﻴﺢِ ﺍَﻣْﺮٌ ﻧَﺠ۪ﻴﺢٌ ﺭَﺟُﻞٌ ﻓَﺼ۪ﻴﺢٌ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ İşte bu numuneler gibi çok vakıalar var, mevsuk kitablar kabul edip nakletmişler. Nasılki kâhinler, ârif-i billahlar, hâtifler, hattâ sanemler ve kurbanlar, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) haber vermişler; herbir hâdise dahi, bir kısım insanların imanına sebeb olmuş. Öyle de, bazı taşlar üstünde ve kabirlerde ve kabirlerin mezar taşlarında hatt-ı kadîm ile ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻣُﺼْﻠِﺢٌ ﺍَﻣ۪ﻴﻦٌ gibi ibareler bulunmuş; onunla bir kısım insanlar imana gelmişler. Evet hatt-ı kadîm ile bazı taşlarda bulunan, ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻣُﺼْﻠِﺢٌ ﺍَﻣ۪ﻴﻦٌ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan ibarettir. Çünki ondan evvel, zamanına pek yakın, yalnız yedi Muhammed ismi var, başka yoktur. O yedi adamın hiçbir cihetle "Muslih-i Emin" tabirine liyakatları yoktur. ÜÇÜNCÜ KISIMirhasattan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın veladeti hengâmında vücuda gelen hârikalardır ve hâdiselerdir. O hâdiseler, onun veladetiyle alâkadar bir surette vücuda gelmiş. Hem bi'setten evvel bazı hâdiseler var ki, doğrudan doğruya birer mu'cizesidir. Bunlar çoktur. Numune olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadîs kabul etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç numuneyi zikredeceğiz:

Birincisi:

Veladet-i Nebevî gecesinde hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman İbni'l-Âs'ın annesi, hem Abdurrahman İbn-i Avf'ın annesinin gördükleri azîm bir nurdur ki; üçü de demişler:"Veladeti ânında biz öyle bir nur gördük ki; o nur, maşrık ve mağribi bize aydınlattırdı."

İkincisi:

O gece Kâ'be'deki sanemlerin çoğu başı aşağı düşmüş.

Üçüncüsü:

Meşhur Kisra'nın eyvanı (yani saray-ı meşhuresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve ondört şerefesinin düşmesidir.

Dördüncüsü:

Sava'nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması ve İstahr-Âbad'da bin senedir daima iş'al edilen, yanan ve sönmeyen, Mecusilerin mabud ittihaz ettikleri ateşin, veladet gecesinde sönmesi. İşte şu üç-dört hâdise işarettir ki:O yeni dünyaya gelen zât; ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, izn-i İlahî ile olmayan şeylerin takdisini men'edecektir.

Beşincisi:

Çendan veladet gecesinde değil, fakat veladete pek yakın olduğu cihetle, o hâdiseler de irhasat-ı Ahmediyedir ki (A.S.M.), Sure-i ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﻛَﻴْﻒَ de nass-ı kat'î ile beyan edilen "Vak'a-i Fil"dir ki; Kâ'be'yi tahrib etmek için, Ebrehe namında Habeş Meliki gelip, Fil-i Mahmudî namında cesîm bir fili öne sürüp gelmiş. Mekke'ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebabil kuşları onları mağlub etmiş ve perişan etmiş, kaçmışlar. Bu kıssa-i acibe, tarih kitablarında tafsilen meşhurdur. İşte şu hâdise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın delail-i nübüvvetindendir. Çünki veladete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâ'be-i Mükerreme, gaybî ve hârika bir surette Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur.

Altıncısı:

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm küçüklüğünde Halîme-i Sa'diye'nin yanında iken, Halîme ve Halîme'nin zevcinin şehadetleriyle; güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler ve o vakıa sıhhatle şöhret bulmuş. Hem Şam tarafına oniki yaşında iken gittiği vakit, Buheyra-yı Rahib'in şehadetiyle, bir parça bulut, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın başına gölge ettiğini görmüş ve göstermiş. Hem yine bi'setten evvel Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir defa Hatice-i Kübra'nın Meysere ismindeki hizmetkârıyla ticaretten geldiği zaman, Hatice-i Kübra, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın başında iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görmüş. Kendi hizmetkârı olan Meysere'ye demiş. Meysere dahi Hatice-i Kübra'ya demiş: "Bütün seferimizde ben öyle görüyordum."

Yedincisi:

Nakl-i sahih ile sabittir ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bi'setten evvel bir ağacın altında oturdu; o yer kuru idi, birden yeşillendi. Ağacın dalları, onun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştır.

Sekizincisi:

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ufak iken, Ebu Talib'in evinde kalıyordu. Ebu Talib, çoluk ve çocuğu ile onunla beraber yerlerse, karınları doyardı. Ne vakit o zât yemekte bulunmazsa, tok olmuyorlardı. Şu hâdise hem meşhurdur, hem kat'îdir. Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın küçüklüğünde ona bakan ve hizmet eden Ümm-ü Eymen demiş:"Hiçbir vakit Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm açlık ve susuzluktan şikayet etmedi, ne küçüklüğünde ve ne de büyüklüğünde."

Dokuzuncusu:

Murdiası olan Halîme-i Sa'diye'nin malında ve keçilerinin sütünde, kabilesinin hilafına olarak çok bereketi ve ziyade olmasıdır. Bu vakıa hem meşhurdur, hem kat'îdir. Hem sinek onu taciz etmezdi, onun cesed-i mübarekine ve libasına konmazdı. Nasılki evlâdından olan Seyyid Abdülkadir-i Geylanî (K.S.) dahi, ceddinden o hali irsiyet almıştı; sinek ona da konmazdı.

Onuncusu:

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dünyaya geldikten sonra, bâhusus veladet gecesinde, yıldızların düşmesinin çoğalmasıdır ki; şu hâdise Onbeşinci Söz'de kat'iyyen bürhanlarıyla isbat ettiğimiz üzere; şu yıldızların sukutu, şeyatîn ve cinlerin gaybî haberlerden kesilmesine alâmet ve işarettir. İşte madem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı; elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gaibden haber verenlerin ve cinlerin ihbaratına sed çekmek lâzımdır ki, vahye bir şübhe îras etmesinler ve vahye benzemesin. Evet bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'an nâzil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler imana geldiler. Çünki daha cinler taifesinden olan muhbirlerini bulamadılar. Demek Kur'an hâtime çekmişti. İşte eski zaman kâhinleri gibi, şimdi de medyumlar suretinde yine bir nevi kâhinlik Avrupa'da ispirtizmacıların içlerinde baş göstermiş. Her ne ise...

Elhasıl:

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nübüvvetinden evvel nübüvvetini tasdik ettiren ve tasdik eden pek çok vakıalar, pek çok zâtlar zahir olmuşlar. Evet dünyaya manen reis olacak{(Haşiye): Evet Sultan-ı LEVLÂKE LEVLÂK, öyle bir reistir ki: Bin üçyüz elli senedir saltanatı devam ediyor. Birinci asırdan sonra herbir asırda lâekal üçyüz elli milyon tebaası ve raiyeti vardır. Küre-i Arz'ın yarısını bayrağı altına almış ve tebaası, kemal-i teslimiyetle ona hergün salât ü selâm ile tecdid-i biat ederek emirlerine itaat ederler.}ve dünyanın manevî şeklini değiştirecek ve dünyayı âhirete mezraa yapacak ve dünyanın mahlukatının kıymetlerini ilân edecek ve cin ve inse saadet-i ebediyeye yol gösterecek ve fâni cin ve insi i'dam-ı ebedîden kurtaracak ve dünyanın hikmet-i hilkatini ve tılsım-ı muğlakını ve muammasını açacak ve Hâlık-ı Kâinat'ın makasıdını bilecek ve bildirecek ve o Hâlık'ı tanıyıp umuma tanıttıracak bir zât; elbette o daha gelmeden herşey, her nev', her taife onun geleceğini sevecek ve bekleyecek ve hüsn-ü istikbal edecek ve alkışlayacak ve Hâlıkı tarafından bildirilirse, o da bildirecek. Nasılki sâbık işaretlerde ve misallerde gördük ki; her bir nev'-i mahlukat, onu hüsn-ü istikbal ediyor gibi mu'cizatını gösteriyorlar, mu'cize lisanıyla nübüvvetini tasdik ediyorlar.