Risale-i NurMektubat

ONYEDİNCİ İŞARET:

Mektubat · s.179

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Kur'andan sonra en büyük mu'cizesi, kendi zâtıdır. Yani onda içtima' etmiş ahlâk-ı âliyedir ki; herbir haslette en yüksek tabakada olduğuna, dost ve düşman ittifak ediyorlar. Hattâ şecaat kahramanı Hazret-i Ali, mükerreren diyordu:"Harbin dehşetlendiği vakit, biz Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın arkasına iltica edip tahassun ediyorduk."Ve hâkeza... Bütün ahlâk-ı hamîdede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye mâlik idi. Şu mu'cize-i ekberi, Allâme-i Mağrib Kadı Iyaz'ın Şifa-i Şerif'ine havale ediyoruz. Elhak o zât, o mu'cize-i ahlâk-ı hamîdeyi pek güzel beyan edip isbat etmiştir. Hem pek büyük ve dost ve düşmanla musaddak bir mu'cize-i Ahmediye (A.S.M) şeriat-ı kübrasıdır ki, ne misli gelmiş ve ne de gelecek. Şu mu'cize-i a'zamın bir derece beyanını, bütün yazdığımız otuzüç Söz ve otuzüç Mektub'a ve otuzbir Lem'aya ve onüç Şuâ'ya havale ediyoruz. Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın mütevatir ve kat'î bir mu'cize-i kübrası,şakk-ı Kamer'dir.Evet şu inşikak-ı Kamer; çok tarîklerle mütevatir bir surette, İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İmam-ı Ali, Enes, Huzeyfe gibi pek çok eazım-ı sahabeden müteaddid tarîklerle haber verilmekle beraber, nass-ı Kur'anla ﺍِﻗْﺘَﺮَﺑَﺖِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ âyeti, o mu'cize-i kübrayı âleme ilân etmiştir. O zamanın inadcı Kureyş müşrikleri, şu âyetin verdiği habere karşı inkâr ile mukabele etmemişler, belki yalnız "sihirdir" demişler. Demek kâfirlerce dahi Kamer'in inşikakı kat'îdir. Şu mu'cize-i kübrayı, şakk-ı Kamer'e dair yazdığımız Otuzbirinci Söz'e zeyl olan Şakk-ı Kamer Risalesi'ne havale ederiz. Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nasılki Arz ahalisine inşikak-ı Kamer mu'cizesini göstermiş; öyle de Semavat ahalisine Mi'rac mu'cize-i ekberini göstermiştir. İşte Mi'rac denilen şu mu'cize-i a'zamı, Otuzbirinci Söz olan Mi'rac Risalesi'ne havale ederiz. Çünki o risale, o mu'cize-i kübrayı, ne kadar nuranî ve âlî ve doğru olduğunu kat'î bürhanlarla, hattâ mülhidlere karşı da isbat etmiştir. Yalnız mu'cize-i Mi'racın mukaddimesi olan Beytü'l-Makdis seyahatı ve sabahleyin Kureyş kavmi, ondan Beytü'l-Makdis'in tarifatını istemesi üzerine hasıl olan bir mu'cizeyi bahsedeceğiz. Şöyle ki: Mi'rac gecesinin sabahında, Mi'racını Kureyş'e haber verdi. Kureyş tekzib etti. Dediler: "Eğer Beytü'l-Makdis'e gitmiş isen, Beytü'l-Makdis'in kapılarını ve duvarlarını ve ahvalini bize tarif et!" Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman ediyor ki: ﻓَﻜَﺮَﺑْﺖُ ﻛَﺮْﺑًﺎ ﻟَﻢْ ﺍَﻛْﺮُﺏْ ﻣِﺜْﻠَﻪُ ﻗَﻂُّ ﻓَﺠَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟ۪ﻰ ﺑَﻴْﺖَ ﺍﻟْﻤَﻘْﺪِﺱِ ﻭَﻛَﺸَﻒَ ﺍﻟْﺤُﺠُﺐَ ﺑَﻴْﻨ۪ﻰ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻪُ ﺣَﺘّٰﻰ ﺭَﺍَﻳْﺘُﻪُ ﻓَﻨَﻌَﺘُّﻪُ ﻭَ ﺍَﻧَﺎ ﺍَﻧْﻈُﺮُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ Yani: "Onların tekziblerinden ve suallerinden pek çok sıkıldım. Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Birden Cenab-ı Hak, Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi; ben de Beytü'l-Makdis'e bakıyorum, birer birer herşey'i tarif ediyordum." İşte o vakit Kureyş baktılar ki, Beytü'l-Makdis'ten doğru ve tam haber veriyor. Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Kureyş'e demiş ki: "Yolda giderken sizin bir kafilenizi gördüm, kafileniz yarın filan vakitte gelecek. Sonra o vakit, kafileye muntazır kaldılar. Kafile bir saat teehhür etmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ihbarı doğru çıkmak için, ehl-i tahkikin tasdikiyle, Güneş bir saat tevakkuf etmiş. Yani Arz, onun sözünü doğru çıkarmak için vazifesini, seyahatını bir saat ta'til etmiştir ve o ta'tili, Güneş'in sükûnetiyle göstermiştir. İşte Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bir tek sözünün tasdiki için koca Arz vazifesini terkeder, koca Güneş şahid olur. Böyle bir zâtı tasdik etmeyen ve emrini tutmayanın ne derece bedbaht olduğunu ve onu tasdik edip emrine ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ diyenlerin ne kadar bahtiyar olduklarını anla, "Elhamdülillahi ale'l-iman ve'l-İslâm" de.