ALTINCI NÜKTELİ İŞARET:
Mektubat · s.105
-Nakl-i sahih-i kat'î ile- Hazret-i Fatıma'ya (R.A.) ferman etmiş ki: ﺍَﻧْﺖِ ﺍَﻭَّﻝُ ﺍَﻫْﻞِ ﺑَﻴْﺘِﻰ ﻟُﺤُﻮﻗًﺎ ﺑ۪ﻰ deyip, "Âl-i Beytimden herkesten evvel vefat edip, bana iltihak edeceksin." diye söylemiş. Altı ay sonra, haber verdiği gibi aynen zuhur etmiş. Hem Ebâ Zer'e ferman etmiş: ﺳَﺘُﺨْﺮَﺝُ ﻣِﻦْ ﻫُﻨَﺎ ﻭَﺗَﻌ۪ﻴﺶُ ﻭَﺣْﺪَﻙَ ﻭَﺗَﻤُﻮﺕُ ﻭَﺣْﺪَﻙَ deyip, Medine'den nefyedilip, yalnız hayat geçirip, yalnız bir sahrada vefat edeceğini haber vermiş. Yirmi sene sonra haber verdiği gibi çıkmış. Hem Enes İbn-i Mâlik'in halası olan Ümm-ü Haram'ın hanesinde uykudan kalkmış, tebessüm edip ferman etmiş: ﺭَﺍَﻳْﺖُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﻳَﻐْﺰُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﻛَﺎﻟْﻤُﻠُﻮﻙِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﺳِﺮَّﺓِ Ümm-ü Haram niyaz etmiş: "Dua ediniz, ben de onlarla beraber olayım." Ferman etmiş: "Beraber olacaksın." Kırk sene sonra, zevci olan Ubade İbn-i Sâmit refakatiyle Kıbrıs'ın fethine gitmiş; Kıbrıs'ta vefat edip, mezarı ziyaretgâh olmuş. Haber verdiği gibi aynen zuhur etmiş. Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻣِﻦْ ﺛَﻘ۪ﻴﻒَ ﻛَﺬَّﺍﺏٌ ﻭَ ﻣُﺒ۪ﻴﺮٌ yani: "Sakif Kabilesinden biri dava-yı nübüvvet edecek; ve biri, hunhar zalim zuhur edecek." deyip, nübüvvet dava eden meşhur Muhtar'ı ve yüzbin adam öldüren Haccac-ı Zalim'i haber vermiş. Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ﺳَﺘُﻔْﺘَﺢُ ﺍﻟْﻘُﺴْﻄَﻨْﻄ۪ﻴﻨِﻴَّﺔُ ﻓَﻨِﻌْﻢَ ﺍﻻﺎَﻣ۪ﻴﺮُ ﺍَﻣ۪ﻴﺮُﻫَﺎ ﻭَﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﺠَﻴْﺶُ ﺟَﻴْﺸُﻬَﺎ deyip, İstanbul'un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş. Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦَ ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻨُﻮﻃًﺎ ﺑِﺎﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ ﻟَﻨَﺎ ﻟَﻪُ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﻣِﻦْ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀِ ﻓَﺎﺭِﺱَ deyip, başta Ebu Hanife olarak İran'ın emsalsiz bir surette yetiştirdiği ulema ve evliyaya işaret ediyor, haber veriyor. Hem ferman etmiş ki: ﻋَﺎﻟِﻢُ ﻗُﺮَﻳْﺶٍ ﻳَﻤْﻞَﺀُ ﻃِﺒَﺎﻕَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻋِﻠْﻤًﺎ deyip, İmam-ı Şafiî'ye işaret edip haber veriyor. Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: ﺳَﺘَﻔْﺘَﺮِﻕُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﺛَﻼﺎﺛًﺎ ﻭَﺳَﺒْﻌ۪ﻴﻦَ ﻓِﺮْﻗَﺔً ﺍَﻟﻨَّﺎﺟِﻴَﺔُ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٌ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻣَﻨْﻬُﻢْ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﺎ ﺍَﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑ۪ﻰ deyip, ümmeti yetmişüç fırkaya inkısam edeceğini ve içinde fırka-i naciye-i kâmile, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğunu haber veriyor. Hem ferman etmiş ki: ﺍَﻟْﻘَﺪَﺭِﻳَّﺔُ ﻣَﺠُﻮﺱُ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻻﺎُﻣَّﺔِ deyip, çok şubelere inkısam eden ve kaderi inkâr eden Kaderiye taifesini haber vermiş. Hem çok şubelere inkısam eden Râfızîleri haber vermiş. Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- İmam-ı Ali'ye (R.A.) demiş: Sende Hazret-i İsa (A.S.) gibi iki kısım insan helâkete gider. Birisi, ifrat-ı muhabbet; diğeri, ifrat-ı adavetle. Hazret-i İsa'ya Nasrani muhabbetinden hadd-i meşru'dan tecavüz ile hâşâ "İbnullah" dediler. Yahudi, adavetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemalini inkâr ettiler. Senin hakkında da bir kısım, hadd-i meşru'dan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir. ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒْﺰٌ ﻳُﻘَﺎﻝُ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺮَّﺍﻓِﻀِﻴَّﺔُ demiş. Bir kısmı, senin adavetinden çok ileri gidecekler, onlar da Havariç'tir ve Emevîlerin müfrit bir kısım tarafdarlarıdır ki, onlara Nâsibe denilir.