Cüz-24
Kur'an-ı Kerim Meali · s.461
ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﻇْﻠَﻢُ ﻣِﻤَّﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻛَﺬَّﺏَ ﺑِﺎﻟﺼِّﺪْﻕِ ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﺀَﻩُۜ ﺍَﻟَﻴْﺲَ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻣَﺜْﻮًﻯ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٢﴿ 32- Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi? ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟﺼِّﺪْﻕِ ﻭَﺻَﺪَّﻕَ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾٣٣﴿ 33- Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler var ya, işte kötülükten sakınanlar onlardır. {"Doğru", kelimesiyle ifade edilmek istenen, tevhid inancı ve Kur'an'dır. Doğruyu getiren Hz. Muhammed ve diğer peygamberlerdir. Onu tasdik edenler de peygamberlerin ümmetleridir.} ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﻭُۭ۫ﻥَ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْۜﺬٰﻟِﻚَ ﺟَﺰٰٓﻭُۭﺍ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَۚ﴾٣٤﴿ 34- Onlar için Rableri yanında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik edenlerin mükâfatıdır. ﻟِﻴُﻜَﻔِّﺮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻨْﻬُﻢْ ﺍَﺳْﻮَﺍَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﻭَﻳَﺠْﺰِﻳَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮَﻫُﻢْ ﺑِﺎَﺣْﺴَﻦِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٣٥﴿ 35- Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükâfatlarını verecektir. ﺍَﻟَﻴْﺴَﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻜَﺎﻑٍ ﻋَﺒْﺪَﻩُۜ ﻭَﻳُﺨَﻮِّﻓُﻮﻧَﻚَ ﺑِﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﻀْﻠِﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻔَﻤَﺎﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﻫَﺎﺩٍۚ﴾٣٦﴿ 36- Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur. {Müşrikler, Hz. Peygamber'e "İlâhlarımızı kötüleme, sonra onlar seni çarpar!" diyorlardı. Hz. Peygamber, Hâlid b. Velîd'i Uzzâ adlı putu kırmak için gönderdiğinde putun bekçileri Hâlid'e: "Bak, o öfkelidir, sakın başına bir şey gelmesin!" demişlerdi. Hâlid gidip putun burnunu kırmış, korkutmalarının da bir sonuç vermediği böylece ortaya çıkmıştır.} ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻬْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬُﻔَﻤَﺎﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﻣُﻀِﻞٍّۜ ﺍَﻟَﻴْﺴَﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻌَﺰ۪ﻳﺰٍ ﺫِﻯ ﺍﻧْﺘِﻘَﺎﻡٍ﴾٣٧﴿ 37- Allah kime de hidayet ederse, artık onu saptıracak yoktur. Allah, mutlak güç sahibi ve intikam alıcı değil midir? ﻭَﻟَﺌِﻦْ ﺳَﺎَﻟْﺘَﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻟَﻴَﻘُﻮﻟُﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬُۜﻘُﻞْ ﺍَﻓَﺮَﺍَﻳْﺘُﻢْ ﻣَﺎ ﺗَﺪْﻋُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻥْ ﺍَﺭَﺍﺩَﻧِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُﺒِﻀُﺮٍّ ﻫَﻞْ ﻫُﻦَّ ﻛَﺎﺷِﻔَﺎﺕُ ﺿُﺮِّﻩ۪ٓ ﺍَﻭْ ﺍَﺭَﺍﺩَﻧ۪ﻰ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺔٍ ﻫَﻞْ ﻫُﻦَّ ﻣُﻤْﺴِﻜَﺎﺕُ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪ۪ۜ ﻗُﻞْ ﺣَﺴْﺒِﻰَﺍﻟﻠّٰﻬُۜﻌَﻠَﻴْﻪِ ﻳَﺘَﻮَﻛَّﻞُ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻠُﻮﻥَ﴾٣٨﴿ 38- Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette "Allah'tır" derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar. ﻗُﻞْ ﻳَﺎ ﻗَﻮْﻡِ ﺍﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻜَﺎﻧَﺘِﻜُﻢْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻋَﺎﻣِﻞٌۚ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ﴾٣٩﴿ ﻣَﻦْ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻪِ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻳُﺨْﺰ۪ﻳﻪِ ﻭَﻳَﺤِﻞُّ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻣُﻘ۪ﻴﻢٌ﴾٤٠﴿ 39-40- De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; doğrusu ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek, yakında bileceksiniz! {Müşrikleri rezil edecek azap, Bedir mağlubiyetiyle gelmiştir. Cehennem azabı da sürekli olarak üzerlerine çöküp binecektir.} ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۚ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﻫْﺘَﺪٰﻯ ﻓَﻠِﻨَﻔْﺴِﻪ۪ۚ ﻭَﻣَﻦْ ﺿَﻞَّ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﻀِﻞُّ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎۚ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﻮَﻛ۪ﻴﻞٍ۟﴾٤١﴿ 41- (Resûlüm)! Şüphesiz biz bu Kitab'ı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin. {Âyete göre Hz. Peygamber, dalâlete sapanları zorla hidayete sevkeden veya onlara bekçilik yapan kimse değildir.} ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻴَﺘَﻮَﻓَّﻰ ﺍﻻﺎَﻧْﻔُﺲَ ﺣ۪ﻴﻦَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎ ﻭَﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻟَﻢْ ﺗَﻤُﺖْ ﻓ۪ﻰ ﻣَﻨَﺎﻣِﻬَﺎۚ ﻓَﻴُﻤْﺴِﻚُ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻗَﻀٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕَ ﻭَﻳُﺮْﺳِﻞُ ﺍﻻﺎُﺧْﺮٰٓﻯ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺟَﻞٍ ﻣُﺴَﻤًّﻰۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَ﴾٤٢﴿ 42- Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır. ﺍَﻡِ ﺍﺗَّﺨَﺬُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﺸُﻔَﻌَٓﺎﺀَۜ ﻗُﻞْ ﺍَﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻻﺎ ﻳَﻤْﻠِﻜُﻮﻥَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٤٣﴿ 43- Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçılar mı edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (şefaatçı edineceksiniz)? ﻗُﻠْﻠِﻠّٰﻬِﺎﻟﺸَّﻔَﺎﻋَﺔُ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜ ﻟَﻪُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﺛُﻢَّ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴾٤٤﴿ 44- De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺫُﻛِﺮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺣْﺪَﻩُ ﺍﺷْﻤَﺎَﺯَّﺕْ ﻗُﻠُﻮﺏُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺫُﻛِﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ٓ ﺍِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻳَﺴْﺘَﺒْﺸِﺮُﻭﻥَ﴾٤٥﴿ 45- Allah, tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler. ﻗُﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَّﻔَﺎﻃِﺮَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻋَﺎﻟِﻢَ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻭَﺍﻟﺸَّﻬَﺎﺩَﺓِ ﺍَﻧْﺖَ ﺗَﺤْﻜُﻢُ ﺑَﻴْﻦَ ﻋِﺒَﺎﺩِﻙَ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻳَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ﴾٤٦﴿ 46- De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de aşikârı da bilen Allah! Kullarının arasında, ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak sen vereceksin. ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻭَﻣِﺜْﻠَﻪُ ﻣَﻌَﻪُ ﻻﺎﻓْﺘَﺪَﻭْﺍ ﺑِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﺳُٓﻮﺀِ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۜ ﻭَﺑَﺪَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻳَﺤْﺘَﺴِﺒُﻮﻥَ﴾٤٧﴿ 47- Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Allah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır. {Zulmedenlerin karşılarına çıkacak olan şeyler, ilâhî gazap ve azaptır. Çünkü bunlara hiç ihtimal vermiyor ve hatırlarına getirmiyorlardı.} ﻭَﺑَﺪَﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺕُ ﻣَﺎﻛَﺴَﺒُﻮﺍ ﻭَﺣَﺎﻕَ ﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺎﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﻭُۭ۫ﻥَ﴾٤٨﴿ 48- Onların kazandıkları kötülükler (o gün) açığa çıkmış, alaya aldıkları şey, kendilerini sarmıştır. ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻣَﺲَّ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﺿُﺮٌّ ﺩَﻋَﺎﻧَﺎۘ ﺛُﻢَّ ﺍِﺫَﺍ ﺧَﻮَّﻟْﻨَﺎﻩُ ﻧِﻌْﻤَﺔً ﻣِﻨَّﺎۙ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍُﻭ۫ﺗ۪ﻴﺘُﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻋِﻠْﻢٍۜ ﺑَﻞْ ﻫِﻰَ ﻓِﺘْﻨَﺔٌ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٤٩﴿ 49- İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, "Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır o, bir imtihandır, fakat çokları bilmezler. ﻗَﺪْ ﻗَﺎﻟَﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻓَﻤَٓﺎ ﺍَﻏْﻨٰﻰ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻣَﺎﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَ﴾٥٠﴿ 50- Bunu onlardan öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi. ﻓَﺎَﺻَﺎﺑَﻬُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺕُ ﻣَﺎﻛَﺴَﺒُﻮﺍۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﺳَﻴُﺼ۪ﻴﺒُﻬُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺕُ ﻣَﺎﻛَﺴَﺒُﻮﺍۙ ﻭَﻣَﺎ ﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻌْﺠِﺰ۪ﻳﻦَ﴾٥١﴿ 51- Bunun için yaptıkları kötülüklerin vebali onları yakaladı. Bunlardan da zulmedenlerin işledikleri kötülükler, başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı âciz bırakamazlar. ﺍَﻭَ ﻟَﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺒْﺴُﻂُ ﺍﻟﺮِّﺯْﻕَ ﻟِﻤَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﻳَﻘْﺪِﺭُۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ۟﴾٥٢﴿ 52- Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır. ﻗُﻞْ ﻳَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩِﻯَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺳْﺮَﻓُﻮﺍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻻﺎﺗَﻘْﻨَﻄُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺭَﺣْﻤَﺔِﺍﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻐْﻔِﺮُ ﺍﻟﺬُّﻧُﻮﺏَ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻐَﻔُﻮﺭُ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ﴾٥٣﴿ 53- De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. {Bu âyet-i kerimede Allah'ın rahmet ve muhabbetinin sonsuzluğu ifade edilmektedir. O'nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, her insan bu ilâhî rahmetten istifade edebilir. Ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" demek, günah işlemeye devam edin, demek değildir. Bundan maksat, en günahkâr insanların bile tevbelerinin kabul edileceğini bildirmek, dolayısıyla bir an evvel kötülükten vazgeçip Allah'a dönmelerini teşvik etmektir.} ﻭَﺍَﻧ۪ﻴﺒُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻜُﻤْﻮَﺍَﺳْﻠِﻤُﻮﺍ ﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞِ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﺛُﻢَّ ﻻﺎﺗُﻨْﺼَﺮُﻭﻥَ﴾٥٤﴿ 54- Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez. ﻭَﺍﺗَّﺒِﻌُٓﻮﺍ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْﻤِﻦْ ﻗَﺒْﻞِ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﺑَﻐْﺘَﺔً ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎﺗَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَۙ﴾٥٥﴿ 55- Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur'an'a) tâbi olun. ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻝَ ﻧَﻔْﺲٌ ﻳَﺎ ﺣَﺴْﺮَﺗٰﻰ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻓَﺮَّﻃْﺖُ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻨْﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺖُ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟﺴَّﺎﺧِﺮ۪ﻳﻦَۙ﴾٥٦﴿ 56- Kişinin: Allah'a yakınlık konusunda kusurlu davrandığım için bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim (diyeceği günden sakının)! ﺍَﻭْ ﺗَﻘُﻮﻝَ ﻟَﻮْ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻬَﺪٰﻳﻨ۪ﻰ ﻟَﻜُﻨْﺖُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَۙ﴾٥٧﴿ ﺍَﻭْ ﺗَﻘُﻮﻝَ ﺣ۪ﻴﻦَ ﺗَﺮَﻯ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَ ﻟَﻮْ ﺍَﻥَّ ﻟ۪ﻰ ﻛَﺮَّﺓً ﻓَﺎَﻛُﻮﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٥٨﴿ 57-58- Veya: Allah bana hidayet verseydi, elbette sakınanlardan olurdum, diyeceği, yahut azabı gördüğünde: Keşke benim için bir kez (dönmeye) imkân bulunsa da iyilerden olsam! diyeceği günden sakının. ﺑَﻠٰﻰ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻚَ ﺍٰﻳَﺎﺗ۪ﻰ ﻓَﻜَﺬَّﺑْﺖَ ﺑِﻬَﺎ ﻭَﺍﺳْﺘَﻜْﺒَﺮْﺕَ ﻭَﻛُﻨْﺖَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٥٩﴿ 59- Hayır (dönemeyeceksin)! Âyetlerim sana gelmişti de sen onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkârcılardan olmuştun. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﺗَﺮَﻯ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﺬَﺑُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻮُﺟُﻮﻫُﻬُﻢْ ﻣُﺴْﻮَﺩَّﺓٌۜ ﺍَﻟَﻴْﺲَ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻣَﺜْﻮًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَﻜَﺒِّﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٠﴿ 60- Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil midir? {Müşriklerin Allah hakkında uydurdukları yalanların başında O'na ortak koşmaları, evlât nisbet etmeleri ve sıfatlarını inkâr etmeleridir.} ﻭَﻳُﻨَﺠِّﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﺑِﻤَﻔَﺎﺯَﺗِﻬِﻢْۘ ﻻﺎﻳَﻤَﺴُّﻬُﻢُ ﺍﻟﺴُّٓﻮﺀُ ﻭَﻻﺎﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ﴾٦١﴿ 61- Allah, takvâ sahiplerini esenliğe kavuşturup kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﺨَﺎﻟِﻖُ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍۘ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻛ۪ﻴﻞٌ﴾٦٢﴿ 62- Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekîldir. ﻟَﻪُ ﻣَﻘَﺎﻟ۪ﻴﺪُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ۟﴾٦٣﴿ 63- Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O'nundur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır. ﻗُﻞْ ﺍَﻓَﻐَﻴْﺮَﺍﻟﻠّٰﻬِﺘَﺎْﻣُﺮُٓﻭﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﺒُﺪُ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻠُﻮﻥَ﴾٦٤﴿ 64- De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz? ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍُﻭ۫ﺣِﻰَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻭَﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَۚ ﻟَﺌِﻦْ ﺍَﺷْﺮَﻛْﺖَ ﻟَﻴَﺤْﺒَﻄَﻦَّ ﻋَﻤَﻠُﻚَ ﻭَﻟَﺘَﻜُﻮﻧَﻦَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٥﴿ 65- (Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun (bilfarz) Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun! ﺑَﻼﺎﻟﻠّٰﻬَﻔَﺎﻋْﺒُﺪْ ﻭَﻛُﻦْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺎﻛِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٦٦﴿ 66- Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. ﻭَﻣَﺎ ﻗَﺪَﺭُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺤَﻖَّ ﻗَﺪْﺭِﻩ۪ۗ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻗَﺒْﻀَﺘُﻪُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻭَﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕُ ﻣَﻄْﻮِﻳَّﺎﺕٌ ﺑِﻴَﻤ۪ﻴﻨِﻪ۪ۜ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ ﻭَﺗَﻌَﺎﻟٰﻰ ﻋَﻤَّﺎ ﻳُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ﴾٦٧﴿ 67- Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. ﻭَﻧُﻔِﺦَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺼُّﻮﺭِ ﻓَﺼَﻌِﻖَ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُۚﺜُﻢَّ ﻧُﻔِﺦَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍُﺧْﺮٰﻯ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻢْ ﻗِﻴَﺎﻡٌ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ﴾٦٨﴿ 68- Sûr'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar! {Birinci Sûr'da Allah'ın dilemesiyle ölmeyip kalanların, Cebrail, Mikâil, İsrâfil, Azrâil veya hamele-i arş ya da rıdvan melekleri, hûriler, cennetin hazinedârı olan Mâlik'le cehennem bekçileri olan zebâniler olduğu belirtilmiştir. Bu âyete göre nefha yani sûra üfürüş ikidir. Birincisi ölüm sûru, ikincisi de ba's yani dirilme sûrudur.} ﻭَﺍَﺷْﺮَﻗَﺖِ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﺑِﻨُﻮﺭِﺭَﺑِّﻬَﺎﻭَﻭُﺿِﻊَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻭَﺟ۪ٓﻰﺀَ ﺑِﺎﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَ ﻭَﺍﻟﺸُّﻬَﺪَٓﺍﺀِ ﻭَﻗُﻀِﻰَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٦٩﴿ 69- Yeryüzü, Rabbinin nûru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez. {"Yeryüzü", mahşer olarak yorumlanırken, "kitap" da, amel defterleri veya levh-i mahfuzla tefsir edilmiştir. Getirilen şahitlerin de peygamberlerin ümmetiyle, melekler ve sâlih insanlar olduğu açıklanmıştır.} ﻭَﻭُﻓِّﻴَﺖْ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠَﺖْ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﺎ ﻳَﻔْﻌَﻠُﻮﻥَ۟﴾٧٠﴿ 70- Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. ﻭَﺳ۪ﻴﻖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺯُﻣَﺮًﺍۜ ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ﻫَﺎ ﻓُﺘِﺤَﺖْ ﺍَﺑْﻮَﺍﺑُﻬَﺎ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻟَﻬُﻢْ ﺧَﺰَﻧَﺘُﻬَٓﺎ ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺎْﺗِﻜُﻢْ ﺭُﺳُﻞٌ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻳَﺘْﻠُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻜُﻤْﻮَﻳُﻨْﺬِﺭُﻭﻧَﻜُﻢْ ﻟِﻘَٓﺎﺀَ ﻳَﻮْﻣِﻜُﻢْ ﻫٰﺬَﺍۜ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺑَﻠٰﻰ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﺣَﻘَّﺖْ ﻛَﻠِﻤَﺔُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٧١﴿ 71- O küfredenler, bölük halinde cehenneme sürülür. Nihayet oraya geldikleri zaman kapıları açılır, bekçileri onlara: Size, içinizden Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi? derler. "Evet geldi" derler ama, azap sözü kâfirlerin üzerine hak olmuştur. {Âyetten, şerîat gelmeden önce teklifin olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü melekler, cehennem ehlinin kınanmasını, peygamberlerin gelmesi ve kitapların tebliğ edilmesine rağmen inanmamaları sebebine dayandırmışlardır.} ﻗ۪ﻴﻞَ ﺍﺩْﺧُﻠُٓﻮﺍ ﺍَﺑْﻮَﺍﺏَ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۚ ﻓَﺒِﺌْﺲَ ﻣَﺜْﻮَﻯ ﺍﻟْﻤُﺘَﻜَﺒِّﺮ۪ﻳﻦَ﴾٧٢﴿ 72- Onlara: İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin; kibirlenenlerin yeri ne kötü! denilir. ﻭَﺳ۪ﻴﻖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍﺭَﺑَّﻬُﻤْﺎِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺯُﻣَﺮًﺍۜ ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ﻫَﺎ ﻭَﻓُﺘِﺤَﺖْ ﺍَﺑْﻮَﺍﺑُﻬَﺎ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻟَﻬُﻢْ ﺧَﺰَﻧَﺘُﻬَﺎ ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻃِﺒْﺘُﻢْ ﻓَﺎﺩْﺧُﻠُﻮﻫَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٧٣﴿ 73- Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler. ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺻَﺪَﻗَﻨَﺎ ﻭَﻋْﺪَﻩُ ﻭَﺍَﻭْﺭَﺛَﻨَﺎ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻧَﺘَﺒَﻮَّ۬ﺍُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺣَﻴْﺚُ ﻧَﺸَٓﺎﺀُۚ ﻓَﻨِﻌْﻢَ ﺍَﺟْﺮُ ﺍﻟْﻌَﺎﻣِﻠ۪ﻴﻦَ﴾٧٤﴿ 74- Onlar: Bize verdiği sözde sadık olan ve bizi, dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. İyi amelde bulunanların mükâfatı ne güzelmiş! derler. ﻭَﺗَﺮَﻯ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﺣَٓﺎﻓّ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺣَﻮْﻝِ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﻳُﺴَﺒِّﺤُﻮﻥَ ﺑِﺤَﻤْﺪِﺭَﺑِّﻬِﻤْۚﻮَﻗُﻀِﻰَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﻗ۪ﻴﻞَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺑِّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ﴾٧٥﴿ 75- Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve "alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir.