Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

Cüz-22

Kur'an-ı Kerim Meali · s.421

ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻘْﻨُﺖْ ﻣِﻨْﻜُﻨَّﻠِﻠّٰﻬِﻮَﺭَﺳُﻮﻟِﻪ۪ ﻭَﺗَﻌْﻤَﻞْ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻧُﻮْۭﺗِﻬَٓﺎ ﺍَﺟْﺮَﻫَﺎ ﻣَﺮَّﺗَﻴْﻦِۙ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟَﻬَﺎ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻛَﺮ۪ﻳﻤًﺎ﴾٣١﴿ 31- Sizden kim, Allah'a ve Resûlüne itaat eder ve yararlı iş yaparsa ona mükâfatını iki kat veririz. Ve ona (cennette) bol rızık hazırlamışızdır. ﻳَﺎ ﻧِﺴَٓﺎﺀَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻟَﺴْﺘُﻦَّ ﻛَﺎَﺣَﺪٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀِ ﺍِﻥِ ﺍﺗَّﻘَﻴْﺘُﻦَّ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺨْﻀَﻌْﻦَ ﺑِﺎﻟْﻘَﻮْﻝِ ﻓَﻴَﻄْﻤَﻊَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻓ۪ﻰ ﻗَﻠْﺒِﻪ۪ ﻣَﺮَﺽٌ ﻭَﻗُﻠْﻦَ ﻗَﻮْﻻﺎ ﻣَﻌْﺮُﻭﻓًﺎۚ﴾٣٢﴿ 32- Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin. {Âyette geçen emir, her ne kadar Resûlullah (s.a.)ın hanımları için buyurulmuş ve onların özel durumları vurgulanmış ise de, hüküm, bütün müslüman hanımlara şamildir.} ﻭَﻗَﺮْﻥَ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻴُﻮﺗِﻜُﻦَّ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺒَﺮَّﺟْﻦَ ﺗَﺒَﺮُّﺝَ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻠِﻴَّﺔِ ﺍﻻﺎُﻭ۫ﻟٰﻰ ﻭَﺍَﻗِﻤْﻦَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ﻭَﺍٰﺗ۪ﻴﻦَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﺍَﻃِﻌْﻨَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُۜ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﺍﻟﻠّٰﻬُﻠِﻴُﺬْﻫِﺐَ ﻋَﻨْﻜُﻢُ ﺍﻟﺮِّﺟْﺲَ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖِ ﻭَﻳُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﺗَﻄْﻬ۪ﻴﺮًﺍۚ﴾٣٣﴿ 33- Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. {Âyette hitabedilen Ehl-i Beyt, Resûlullah'ın ev halkıdır. Ehl-i Beyt hususunda en uygun görüş şudur: Allah Resûlü'nün evlâtları, eşleri, torunları olan Hasan ve Hüseyin ve damadı Hz. Ali, Ehl-i Beyt'i teşkil ederler.} ﻭَﺍﺫْﻛُﺮْﻥَ ﻣَﺎ ﻳُﺘْﻠٰﻰ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻴُﻮﺗِﻜُﻦَّ ﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍﻟْﺤِﻜْﻤَﺔِۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻟَﻄ۪ﻴﻔًﺎ ﺧَﺒ۪ﻴﺮًﺍ۟﴾٣٤﴿ 34- Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır. ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻘَﺎﻧِﺘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻘَﺎﻧِﺘَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻟْﺨَﺎﺷِﻌ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﺨَﺎﺷِﻌَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻤُﺘَﺼَﺪِّﻗ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﺘَﺼَﺪِّﻗَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟﺼَّٓﺎﺋِﻤ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟﺼَّٓﺎﺋِﻤَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﺤَﺎﻓِﻈ۪ﻴﻦَ ﻓُﺮُﻭﺟَﻬُﻢْ ﻭَﺍﻟْﺤَﺎﻓِﻈَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟﺬَّﺍﻛِﺮ۪ﻳﻨَﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَﺍﻟﺬَّﺍﻛِﺮَﺍﺕِ ﺍَﻋَﺪَّﺍﻟﻠّٰﻬُﻠَﻬُﻢْ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓً ﻭَﺍَﺟْﺮًﺍ ﻋَﻈ۪ﻴﻤًﺎ﴾٣٥﴿ 35- Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟِﻤُﻮْۭﻣِﻦٍ ﻭَﻻﺎ ﻣُﻮْۭﻣِﻨَﺔٍ ﺍِﺫَﺍ ﻗَﻀَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُٓ ﺍَﻣْﺮًﺍ ﺍَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﺨِﻴَﺮَﺓُ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﺮِﻫِﻢْۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻌْﺼِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻓَﻘَﺪْ ﺿَﻞَّ ﺿَﻼﺎﻻﺎ ﻣُﺒ۪ﻴﻨًﺎ﴾٣٦﴿ 36- Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. ﻭَﺍِﺫْ ﺗَﻘُﻮﻝُ ﻟِﻠَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﻌَﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍَﻣْﺴِﻚْ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺯَﻭْﺟَﻚَ ﻭَﺍﺗَّﻘِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺗُﺨْﻔ۪ﻰ ﻓ۪ﻰ ﻧَﻔْﺴِﻚَ ﻣَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻤُﺒْﺪ۪ﻳﻪِ ﻭَﺗَﺨْﺸَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺳَۚﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﺣَﻖُّ ﺍَﻥْ ﺗَﺨْﺸٰﻴﻪُۜ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﻗَﻀٰﻰ ﺯَﻳْﺪٌ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻭَﻃَﺮًﺍ ﺯَﻭَّﺟْﻨَﺎﻛَﻬَﺎ ﻟِﻜَﻰْ ﻻﺎ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺣَﺮَﺝٌ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝِ ﺍَﺩْﻋِﻴَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﻗَﻀَﻮْﺍﻣِﻨْﻬُﻦَّ ﻭَﻃَﺮًﺍۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺍَﻣْﺮُﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﻔْﻌُﻮﻻﺎ﴾٣٧﴿ 37- (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. {Bu âyette zikredilen ve Kur'an'da adı geçen tek sahâbî olan zât, Zeyd b. Hârise'dir. Çocukluğunda esir düşmüş, Hz. Hatice onu köle olarak satın almıştır. Hz. Hatice'nin kendisine hediye ettiği bu çocuğu, Peygamberimiz azâd edip evlât edinmişti. Resûlullah, Zeyd'i çok severdi, ona halasının kızı Zeyneb binti Cahş'ı nikâhlamıştı. Fakat Zeyneb, Zeyd ile geçinemedi. Zeyneb, asil bir aileden geldiği için bir köle azâdlısı ile evlenmek istememiş, ancak bu yönde vahiy gelince onunla evlenmişti. Zeyd'e bir türlü ısınamamış, bu yüzden ona karşı asâletiyle övünmekten geri durmamıştı. Zeyd, bir süre daha buna sabretti ise de sonunda Allah'ın Resûlüne varıp Zeyneb'den ayrılmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Resûlullah hoşnutsuzluğun sona ermesi için ayrılmalarını uygun bulduysa da bunu Zeyd'in yüzüne söylemedi, ona sadece "karını yanında tut" dedi. Hz. Peygamber'in içinde gizlediği şey, Zeyneb'in sonradan kendisine zevce olacağını bildiği halde bunu açıklamamasıdır. Bu konuda uydurulan birtakım isnatların aslı yoktur. Peygamberimiz, Zeyneb'in güzelliğine hayran kaldığı için onunla evlenmiş değildir. Zeyneb onun halasının kızı idi ve Peygamber onu her zaman görüyordu. İsteseydi onunla Zeyd'den önce kendisi evlenebilirdi.} ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻣِﻦْ ﺣَﺮَﺝٍ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻓَﺮَﺿَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠَﻪُۜ ﺳُﻨَّﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻔِﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺧَﻠَﻮْﺍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺍَﻣْﺮُﺍﻟﻠّٰﻬِﻘَﺪَﺭًﺍ ﻣَﻘْﺪُﻭﺭًﺍۙ﴾٣٨﴿ 38- Allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir vebâl yoktur. Önce gelip geçenler arasında da Allah'ın âdeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﺒَﻠِّﻐُﻮﻥَ ﺭِﺳَﺎﻻﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻳَﺨْﺸَﻮْﻧَﻪُ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺨْﺸَﻮْﻥَ ﺍَﺣَﺪًﺍ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬَۜﻮَﻛَﻔٰﻰﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﺤَﺴ۪ﻴﺒًﺎ﴾٣٩﴿ 39- O peygamberler ki Allah'ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah (herkese) yeter. ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺍَﺑَٓﺎ ﺍَﺣَﺪٍ ﻣِﻦْ ﺭِﺟَﺎﻟِﻜُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﺭَﺳُﻮﻻﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺧَﺎﺗَﻢَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻤًﺎ۟﴾٤٠﴿ 40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﺬِﻛْﺮًﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍۙ﴾٤١﴿ 41- Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. ﻭَﺳَﺒِّﺤُﻮﻩُ ﺑُﻜْﺮَﺓً ﻭَﺍَﺻ۪ﻴﻼﺎ﴾٤٢﴿ 42- Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. {Sabah-akşam bütün vakitleri içine almaktadır. Tesbih ve zikir, öncelikle "Sübhânellah", "Elhamdülillâh", "Lâ ilâhe illâllah", "Allahü ekber" ve "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm" ifadeleriyle yapılır.} ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﺼَﻠّ۪ﻰ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﻣَﻠٰٓﺌِﻜَﺘُﻪُ ﻟِﻴُﺨْﺮِﺟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٤٣﴿ 43- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O'dur. Melekleri de size istiğfar eder. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir. ﺗَﺤِﻴَّﺘُﻬُﻢْ ﻳَﻮْﻡَ ﻳَﻠْﻘَﻮْﻧَﻪُ ﺳَﻼﺎﻡٌۚ ﻭَﺍَﻋَﺪَّ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮًﺍ ﻛَﺮ۪ﻳﻤًﺎ﴾٤٤﴿ 44- Kendisine kavuştukları gün, Allah'ın onlara iltifatı, "selâm" dır. Allah onlara çok değerli mükâfat hazırlamıştır. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻙَ ﺷَﺎﻫِﺪًﺍ ﻭَﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﻭَﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍۙ﴾٤٥﴿ 45- Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. ﻭَﺩَﺍﻋِﻴًﺎ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺒِﺎِﺫْﻧِﻪ۪ ﻭَﺳِﺮَﺍﺟًﺎ ﻣُﻨ۪ﻴﺮًﺍ﴾٤٦﴿ 46- Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik). ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺑِﺎَﻥَّ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﻀْﻼﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٤٧﴿ 47- Allah'tan büyük bir lütfa ereceklerini müminlere müjdele. ﻭَﻻﺎ ﺗُﻄِﻊِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺩَﻉْ ﺍَﺫٰﻳﻬُﻢْ ﻭَﺗَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﻛَﻔٰﻰﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻛ۪ﻴﻼﺎ﴾٤٨﴿ 48- Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah'a güvenip dayan, vekîl ve destek olarak Allah yeter. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُٓﻮﺍ ﺍِﺫَﺍ ﻧَﻜَﺤْﺘُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕِ ﺛُﻢَّ ﻃَﻠَّﻘْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞِ ﺍَﻥْ ﺗَﻤَﺴُّﻮﻫُﻦَّ ﻓَﻤَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ ﻣِﻦْ ﻋِﺪَّﺓٍ ﺗَﻌْﺘَﺪُّﻭﻧَﻬَﺎۚ ﻓَﻤَﺘِّﻌُﻮﻫُﻦَّ ﻭَﺳَﺮِّﺣُﻮﻫُﻦَّ ﺳَﺮَﺍﺣًﺎ ﺟَﻤ۪ﻴﻼﺎ﴾٤٩﴿ 49- Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın. {Zifaftan önce boşanan kadına, önceden tayin edilmiş bir mehir varsa onun yarısı verilir. Yoksa bağış yapılır. Bu bağışın belli bir miktarı yoktur. Bu şekilde boşanmış kadın iddet beklemeden evlenebilir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﺣْﻠَﻠْﻨَﺎ ﻟَﻚَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟَﻚَ ﺍﻟّٰﺘ۪ٓﻰ ﺍٰﺗَﻴْﺖَ ﺍُﺟُﻮﺭَﻫُﻦَّ ﻭَﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜَﺖْ ﻳَﻤ۪ﻴﻨُﻚَ ﻣِﻤَّٓﺎ ﺍَﻓَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻚَ ﻭَﺑَﻨَﺎﺕِ ﻋَﻤِّﻚَ ﻭَﺑَﻨَﺎﺕِ ﻋَﻤَّﺎﺗِﻚَ ﻭَﺑَﻨَﺎﺕِ ﺧَﺎﻟِﻚَ ﻭَﺑَﻨَﺎﺕِ ﺧَﺎﻻﺎﺗِﻚَ ﺍﻟّٰﺘ۪ﻰ ﻫَﺎﺟَﺮْﻥَ ﻣَﻌَﻚَۘ ﻭَﺍﻣْﺮَﺍَﺓً ﻣُﻮْۭﻣِﻨَﺔً ﺍِﻥْ ﻭَﻫَﺒَﺖْ ﻧَﻔْﺴَﻬَﺎ ﻟِﻠﻨَّﺒِﻰِّ ﺍِﻥْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍَﻥْ ﻳَﺴْﺘَﻨْﻜِﺤَﻬَﺎۗ ﺧَﺎﻟِﺼَﺔً ﻟَﻚَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَۜ ﻗَﺪْ ﻋَﻠِﻤْﻨَﺎ ﻣَﺎ ﻓَﺮَﺿْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟِﻬِﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜَﺖْ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧُﻬُﻢْ ﻟِﻜَﻴْﻼﺎ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺣَﺮَﺝٌۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥٠﴿ 50- Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. {Nisâ sûresinin üçüncü âyetinde dörtten fazla evlenmeye izin verilmediği halde, bu âyette Resûlullah'ın dörtten fazla hanımla evlenmesine müsaade edilmiştir. Resûlullah'a has olan bu müsaadenin hukukî, ictimaî, siyasî ve eğitimle ilgili sebepleri vardır. Hz. Peygamber dışındaki müminlere verilen birden fazla evlilik izni ve bunun sınırları hakkında bak. Nisâ 4/3'ün açıklaması.} ﺗُﺮْﺟ۪ﻰ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُ ﻣِﻨْﻬُﻦَّ ﻭَﺗُﺌْﻮ۪ٓﻯ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻣَﻦِ ﺍﺑْﺘَﻐَﻴْﺖَ ﻣِﻤَّﻦْ ﻋَﺰَﻟْﺖَ ﻓَﻼﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻚَۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍَﺩْﻧٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﻘَﺮَّ ﺍَﻋْﻴُﻨُﻬُﻦَّ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺤْﺰَﻥَّ ﻭَﻳَﺮْﺿَﻴْﻦَ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍٰﺗَﻴْﺘَﻬُﻦَّ ﻛُﻠُّﻬُﻨَّۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻜُﻢْۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻤًﺎ ﺣَﻠ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥١﴿ 51- Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Bıraktığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir. {28 ve 29. âyetlerde Resûlullah (s.a.)ın hanımlarına onunla birlikte kalmak veya ayrılmak şıklarından birini seçmeleri teklif edilmiş, onlar Resûlullah ile birlikte kalmayı tercih etmişlerdi. Bu âyette de aynı seçim hakkı Resûlullah'a verilmiş, o da hanımlarından ayrılmamayı uygun bulmuştur.} ﻻﺎﻳَﺤِﻞُّ ﻟَﻚَ ﺍﻟﻨِّﺴَٓﺎﺀُ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪُ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﺒَﺪَّﻝَ ﺑِﻬِﻦَّ ﻣِﻦْ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٍ ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻋْﺠَﺒَﻚَ ﺣُﺴْﻨُﻬُﻦَّ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜَﺖْ ﻳَﻤ۪ﻴﻨُﻚَۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﺭَﻗ۪ﻴﺒًﺎ۟﴾٥٢﴿ 52- Bundan sonra artık başka kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir. Allah her şeyi gözetler. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﺪْﺧُﻠُﻮﺍ ﺑُﻴُﻮﺕَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳُﻮْۭﺫَﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﻃَﻌَﺎﻡٍ ﻏَﻴْﺮَ ﻧَﺎﻇِﺮ۪ﻳﻦَ ﺍِﻧٰﻴﻪُۙ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﺍِﺫَﺍ ﺩُﻋ۪ﻴﺘُﻢْ ﻓَﺎﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻃَﻌِﻤْﺘُﻢْ ﻓَﺎﻧْﺘَﺸِﺮُﻭﺍ ﻭَﻻﺎ ﻣُﺴْﺘَﺎْﻧِﺴ۪ﻴﻦَ ﻟِﺤَﺪ۪ﻳﺚٍۜ ﺍِﻥَّ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻛَﺎﻥَ ﻳُﻮْۭﺫِﻯ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰَّ ﻓَﻴَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ ﻣِﻨْﻜُﻤْۘﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻼﺎﻳَﺴْﺘَﺤْﻴ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّۜ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺳَﺎَﻟْﺘُﻤُﻮﻫُﻦَّ ﻣَﺘَﺎﻋًﺎ ﻓَﺴْﺌَﻠُﻮﻫُﻦَّ ﻣِﻦْ ﻭَﺭَٓﺍﺀِ ﺣِﺠَﺎﺏٍۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﺍَﻃْﻬَﺮُ ﻟِﻘُﻠُﻮﺑِﻜُﻢْ ﻭَﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻦَّۜ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗُﻮْۭﺫُﻭﺍ ﺭَﺳُﻮﻻﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﻨْﻜِﺤُٓﻮﺍ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟَﻪُ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻩ۪ٓ ﺍَﺑَﺪًﺍۜ ﺍِﻥَّ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻛَﺎﻥَ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻌَﻈ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥٣﴿ 53- Ey iman edenler! Siz, bir yemeğe çağırılmadıkça, zamanını gözetmeksizin, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır. {Bu âyet, Hz. Peygamber'in evine yemekten önce gelen, yemek hazır oluncaya kadar bekleyen, yemekten sonra da kalkıp gitmeyenler hakkında nâzil olmuştur. Âyet-i kerime, müslümanların Resûlullah'a ve hane-i saadete karşı nasıl davranacaklarını, birbirlerine karşı nasıl muamele edeceklerini bildirmektedir. Buna göre bir kimsenin başkasını rahatsız etmemesi, evinde huzur ve istirahatını bozmaması, davet edildiğinde bildirilen zamandan önce gitmemesi, yemekten sonra fazla oturmaması gerekmektedir.} ﺍِﻥْ ﺗُﺒْﺪُﻭﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﺍَﻭْ ﺗُﺨْﻔُﻮﻩُ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﺑِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥٤﴿ 54- Bir şeyi açığa vursanız da, gizleseniz de şüphe yok ki Allah, her şeyi gayet iyi bilmektedir. {Peygamber hanımlarına hitaben perde arkasından konuşmayı emreden âyet inince, onların yakın akrabaları "Biz de mi perde arkasından konuşacağız?" diye sordular. Bunun üzerine bu âyet indi.} ﻻﺎ ﺟُﻨَﺎﺡَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ ﻓ۪ٓﻰ ﺍٰﺑَٓﺎﺋِﻬِﻦَّ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺋِﻬِﻦَّ ﻭَﻻٓﺎ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧِﻬِﻦَّ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀِ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧِﻬِﻦَّ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀِ ﺍَﺧَﻮَﺍﺗِﻬِﻦَّ ﻭَﻻﺎ ﻧِﺴَٓﺎﺋِﻬِﻦَّ ﻭَﻻﺎ ﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜَﺖْ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧُﻬُﻦَّۚ ﻭَﺍﺗَّﻘ۪ﻴﻨَﺎﻟﻠّٰﻬَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍ﴾٥٥﴿ 55- Onlara (Peygamber'in hanımlarına) babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları (mümin kadınlar) ve ellerinin altında bulunan câriyelerinden dolayı bir günah yoktur. (Ey Peygamber hanımları!) Allah'tan korkun; şüphesiz Allah, her şeye şahittir. ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﻣَﻠٰٓﺌِﻜَﺘَﻪُ ﻳُﺼَﻠُّﻮﻥَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّۜ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺻَﻠُّﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﺳَﻠِّﻤُﻮﺍ ﺗَﺴْﻠ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥٦﴿ 56- Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. {Allah'ın salevâtı, rahmet etmek ve kulunun şânını yüceltmektir. Meleklerin salevâtı, Peygamber'in şânını yüceltmek, müminlere bağış dilemek anlamınadır. Müminlerin salâtı ise, dua anlamına gelmektedir. Allah bütün müminlere, peygamberlerine salât ve selâm getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir. "Allahümme salli alâ Muhammedin" demek salât, "Esselâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü" demek selâmdır. Peygamberimizden rivayet edilen çok sayıda salevât-ı şerîfe vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selâm getirmek, Peygamber'in sevgisini celbeder, şefâatine sebep olur.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﺫُﻭﻧَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻟَﻌَﻨَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻔِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻭَﺍَﻋَﺪَّ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﻣُﻬ۪ﻴﻨًﺎ﴾٥٧﴿ 57- Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır. {Bunların, özellikle, "Uzeyr Allah'ın oğludur, Allah'ın eli bağlıdır, Allah fakir, biz zenginiz" diyen yahudiler; "Mesîh, Allah'ın oğludur, o üçün üçüncüsüdür" diyen hıristiyanlar; "Melekler, Allah'ın kızlarıdır, putlar onun ortaklarıdır" diyen müşrikler olduğu söylenmiştir.} ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﺫُﻭﻥَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕِ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻣَﺎﺍﻛْﺘَﺴَﺒُﻮﺍ ﻓَﻘَﺪِ ﺍﺣْﺘَﻤَﻠُﻮﺍ ﺑُﻬْﺘَﺎﻧًﺎ ﻭَﺍِﺛْﻤًﺎ ﻣُﺒ۪ﻴﻨًﺎ۟﴾٥٨﴿ 58- Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻗُﻞْ ﻻﺎَﺯْﻭَﺍﺟِﻚَ ﻭَﺑَﻨَﺎﺗِﻚَ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻳُﺪْﻧ۪ﻴﻦَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّ ﻣِﻦْ ﺟَﻼﺎﺑ۪ﻴﺒِﻬِﻦَّۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍَﺩْﻧٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳُﻌْﺮَﻓْﻦَ ﻓَﻼﺎ ﻳُﻮْۭﺫَﻳْﻦَۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥٩﴿ 59- Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. ﻟَﺌِﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﻨْﺘَﻪِ ﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ ﻭَﺍﻟْﻤُﺮْﺟِﻔُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺪ۪ﻳﻨَﺔِ ﻟَﻨُﻐْﺮِﻳَﻨَّﻚَ ﺑِﻬِﻢْ ﺛُﻢَّ ﻻﺎ ﻳُﺠَﺎﻭِﺭُﻭﻧَﻚَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎۚۛ﴾٦٠﴿ 60- Andolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar (fuhuş düşüncesi taşıyanlar), şehirde kötü haber yayanlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz (onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. ﻣَﻠْﻌُﻮﻧ۪ﻴﻦَۚۛ ﺍَﻳْﻦَ ﻣَﺎﺛُﻘِﻔُٓﻮﺍ ﺍُﺧِﺬُﻭﺍ ﻭَﻗُﺘِّﻠُﻮﺍ ﺗَﻘْﺘ۪ﻴﻼﺎ﴾٦١﴿ 61- Hepsi de lânetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse, yakalanır ve mutlaka öldürülürler. ﺳُﻨَّﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻔِﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺧَﻠَﻮْﺍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۚ ﻭَﻟَﻦْ ﺗَﺠِﺪَ ﻟِﺴُﻨَّﺔِﺍﻟﻠّٰﻬِﺘَﺒْﺪ۪ﻳﻼﺎ﴾٦٢﴿ 62- Allah'ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. ﻳَﺴْﺌَﻠُﻚَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔِۜ ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻋِﻠْﻤُﻬَﺎ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﻣَﺎ ﻳُﺪْﺭ۪ﻳﻚَ ﻟَﻌَﻞَّ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔَ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻗَﺮ۪ﻳﺒًﺎ﴾٦٣﴿ 63- İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır. ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻌَﻦَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍَﻋَﺪَّ ﻟَﻬُﻢْ ﺳَﻌ۪ﻴﺮًﺍۙ﴾٦٤﴿ 64- Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır. ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍۚ ﻻﺎﻳَﺠِﺪُﻭﻥَ ﻭَﻟِﻴًّﺎ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺼ۪ﻴﺮًﺍۚ﴾٦٥﴿ 65- (Onlar) orada ebedî olarak kalacaklar, (kendilerini koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır. ﻳَﻮْﻡَ ﺗُﻘَﻠَّﺐُ ﻭُﺟُﻮﻫُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﻳَﺎ ﻟَﻴْﺘَﻨَٓﺎ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻻﺎ﴾٦٦﴿ 66- Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler. ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ ﺳَﺎﺩَﺗَﻨَﺎ ﻭَﻛُﺒَﺮَٓﺍﺀَﻧَﺎ ﻓَﺎَﺿَﻠُّﻮﻧَﺎ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٦٧﴿ 67- Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler. ﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍٰﺗِﻬِﻢْ ﺿِﻌْﻔَﻴْﻦِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﻭَﺍﻟْﻌَﻨْﻬُﻢْ ﻟَﻌْﻨًﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ۟﴾٦٨﴿ 68- Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻻﺎ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﺫَﻭْﺍ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﻓَﺒَﺮَّﺍَﻫُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻤَّﺎ ﻗَﺎﻟُﻮﺍۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺟ۪ﻴﻬًﺎ﴾٦٩﴿ 69- Ey iman edenler! Siz de Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize çıkardı. O, Allah yanında şerefli idi. {Hz. Musa'nın, kavmiyle birlikte soyunup yıkanmadığını görenler, uzvî bir hastalığı olduğunu söyleyerek onu incittiler. Bir gün Hz. Musa tek başına yıkanırken elbisesini bir taşın üstüne koymuştu. Giyinmek için gelince, taş elbise ile hareket edip kavminin yanına geldi. Böylece onda bir hastalık olmadığını gördüler. Bu iddialarının asılsızlığı, kendi şehâdetleriyle ortaya çıkarıldı. Hz. Peygamber de bir ganimet taksimi esnasında münasebetsiz bir itirazla karşılaşmıştı. Âyet bu tür eziyetlere işaret ederek müminleri uyarmaktadır.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺗَّﻘُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﻗُﻮﻟُﻮﺍ ﻗَﻮْﻻﺎ ﺳَﺪ۪ﻳﺪًﺍۙ﴾٧٠﴿ 70- Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. ﻳُﺼْﻠِﺢْ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟَﻜُﻢْ ﻭَﻳَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻜُﻢْ ﺫُﻧُﻮﺑَﻜُﻢْۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﻄِﻌِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻓَﻘَﺪْ ﻓَﺎﺯَ ﻓَﻮْﺯًﺍ ﻋَﻈ۪ﻴﻤًﺎ﴾٧١﴿ 71- (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur. ﺍِﻧَّﺎ ﻋَﺮَﺿْﻨَﺎ ﺍﻻﺎَﻣَﺎﻧَﺔَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍﻟْﺠِﺒَﺎﻝِ ﻓَﺎَﺑَﻴْﻦَ ﺍَﻥْ ﻳَﺤْﻤِﻠْﻨَﻬَﺎ ﻭَﺍَﺷْﻔَﻘْﻦَ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻭَﺣَﻤَﻠَﻬَﺎ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥُۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﻇَﻠُﻮﻣًﺎ ﺟَﻬُﻮﻻﺎۙ﴾٧٢﴿ 72- Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. {İnsana yüklenen emanet, işlenmesinde sevab, terkinde ikab olan ibadet ve davranışlarla, akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riayet edilmezse, zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah, insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir.} ﻟِﻴُﻌَﺬِّﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛَﺎﺕِ ﻭَﻳَﺘُﻮﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨَﺎﺕِۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٧٣﴿ 73- (Allah bu emaneti insana vermek sûretiyle), münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek, inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tevbesini kabul buyuracaktır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. {Şirk, iman ve amel hususunda Allah'a ortak koşmak demektir. Bunu yapana da müşrik denir.}