Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

33-Ahzab

Kur'an-ı Kerim Meali · s.417

ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ٣٣ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻻﺎَﺣْﺰَﺍﺏِ {Medine'de nâzil olmuştur; 73 âyettir. "Ahzâb", "hizb"in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti gibi manalara gelir. Her gün mutad olarak devam edilen dua demetine, Kur'an cüzünün dörtte birine de hizip denir. Bu sûrede, müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerinden bahsedildiği için, bu isim verilmiştir. Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler "Uhud" savaşından sonra Medine'ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b. Übeyy'in evine misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüşmek üzere emân vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah'a: Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, "onlar menfaat sağlayabilir, şefâat edebilir" de, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım, dediler. Orada bulunan müslümanların canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan emânın bozulması konusunda Allah'tan korkmalarını ve kâfirler ile münafıkların sözlerine boyun eğmemelerini, Resûlullah'ın şahsında müminlerden isteyen bu âyet nâzil oldu.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﺗَّﻘِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﻻﺎ ﺗُﻄِﻊِ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻋَﻠ۪ﻴﻤًﺎ ﺣَﻜ۪ﻴﻤًﺎۙ﴾١﴿ 1- Ey Peygamber! Allah'tan kork, kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır. ﻭَﺍﺗَّﺒِﻊْ ﻣَﺎ ﻳُﻮﺣٰٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺧَﺒ۪ﻴﺮًﺍۙ﴾٢﴿ 2- Rabbinden sana vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır. ﻭَﺗَﻮَﻛَّﻞْ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻮَﻛَﻔٰﻰﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻛ۪ﻴﻼﺎ﴾٣﴿ 3- Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter. ﻣَﺎ ﺟَﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﻠِﺮَﺟُﻞٍ ﻣِﻦْ ﻗَﻠْﺒَﻴْﻦِ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻮْﻓِﻪ۪ۚ ﻭَﻣَﺎ ﺟَﻌَﻞَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟَﻜُﻢُ ﺍﻟّٰٓﺌ۪ﻰ ﺗُﻈَﺎﻫِﺮُﻭﻥَ ﻣِﻨْﻬُﻦَّ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗِﻜُﻢْۚ ﻭَﻣَﺎ ﺟَﻌَﻞَ ﺍَﺩْﻋِﻴَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻛُﻢْۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻗَﻮْﻟُﻜُﻢْ ﺑِﺎَﻓْﻮَﺍﻫِﻜُﻤْۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻘُﻮﻝُ ﺍﻟْﺤَﻖَّ ﻭَﻫُﻮَ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞَ﴾٤﴿ 4- Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, "zıhâr" yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir. {Araplar arasındaki bir geleneğe göre, bir adam karısına "sen bana anamın sırtı gibisin" dedi mi, o kadın kendi anası gibi sayılır ve artık o adam ona yanaşamazdı. İşte buna "zıhâr" denirdi. Âyette, bir insanda iki kalbin birarada bulunmadığı gibi, hem annelik hem zevceliğin, hem başka soydan evlâtlık hem gerçek oğul olma vasfının birleşemeyeceği anlatılmaktadır. Kur'an, Araplardaki bu iki geleneği (zıhâr ve evlâtlık edinmeyi) tanımamıştır. Zıhâr yapılması halinde, ceza olmak üzere "keffâret" hükmü getirilmiştir (bak. Mücâdele 58/ 1-4). Âyette Araplar arasında akıllı kişilerin iki kalp taşıdığı yolundaki inanca işaret olunduğu da bazı tefsirlerde belirtilmektedir.} ﺍُﺩْﻋُﻮﻫُﻢْ ﻻﺎٰﺑَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﻫُﻮَ ﺍَﻗْﺴَﻂُ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻔَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍٰﺑَٓﺎﺀَ ﻫُﻢْ ﻓَﺎِﺧْﻮَﺍﻧُﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻭَﻣَﻮَﺍﻟ۪ﻴﻜُﻢْۜ ﻭَﻟَﻴْﺲَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺟُﻨَﺎﺡٌ ﻓ۪ﻴﻤَٓﺎﺍَﺧْﻄَﺎْﺗُﻢْ ﺑِﻪ۪ۙ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻣَﺎ ﺗَﻌَﻤَّﺪَﺕْ ﻗُﻠُﻮﺑُﻜُﻢْۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻐَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ﴾٥﴿ 5- Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. ﺍَﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍَﻭْﻟٰﻰ ﺑِﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺯْﻭَﺍﺟُﻪُٓ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗُﻬُﻢْۜ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟُﻮﺍ ﺍﻻﺎَﺭْﺣَﺎﻡِ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍَﻭْﻟٰﻰ ﺑِﺒَﻌْﺾٍ ﻓ۪ﻰ ﻛِﺘَﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﻬَﺎﺟِﺮ۪ﻳﻦَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﻔْﻌَﻠُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺋِﻜُﻢْ ﻣَﻌْﺮُﻭﻓًﺎۜ ﻛَﺎﻥَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻣَﺴْﻄُﻮﺭًﺍ﴾٦﴿ 6- Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır. {Önceleri, müminler, bir aile gibi birbirlerine mirasçı olurlarken; bu âyetle, mirasçılıkta akrabalığa öncelik verilmiştir.} ﻭَﺍِﺫْ ﺍَﺧَﺬْﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻴّ۪ﻦَ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗَﻬُﻢْ ﻭَﻣِﻨْﻚَ ﻭَﻣِﻦْ ﻧُﻮﺡٍ ﻭَﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﻣُﻮﺳٰﻰ ﻭَﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦِ ﻣَﺮْﻳَﻢَۖ ﻭَﺍَﺧَﺬْﻧَﺎ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣ۪ﻴﺜَﺎﻗًﺎ ﻏَﻠ۪ﻴﻈًﺎۙ﴾٧﴿ 7- Hani biz peygamberlerden söz almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan da. (Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık. ﻟِﻴَﺴْﺌَﻞَ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﻋَﻦْ ﺻِﺪْﻗِﻬِﻢْۚ ﻭَﺍَﻋَﺪَّ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺍَﻟ۪ﻴﻤًﺎ۟﴾٨﴿ 8- Allah bu sözü doğruları doğruluklarıyla sorumlu kılmak için aldı. Kâfirler için de çok acıklı bir azap hazırladı. {Hicretin beşinci yılında Kureyş ve Gatafân kabileleri topluca Medine üzerine yürümüşler; müslümanlarla ittifakı bulunan Medine'deki Benî Kureyza kabilesi de, ihanet ederek onlarla birleşmişti. Böylece düşman ordusunun sayısı 12.000 kişiye varıyordu. Hz. Peygamber, istişare ederek Araplarda âdet olmayan bir savaş taktiği uyguladı: Medine çevresine hendek kazdırdı ve askerlerini, hendekten çıkan toprakların ardına mevzilendirdi. Düşman hendeği aşamadı. Bir ay kadar süren kuşatma sırasında yardım alamayan müslümanlar bunaldılar. İşte bu durumda bir mûcize meydana geldi: Birden ortaya çıkan soğuk bir fırtına, düşman çadırlarını söküyor, ateşlerini söndürüyor, atlarını ürkütüyor, düşmanı toza boğuyordu. Müslüman askerlerin etrafında sahipleri görünmeyen seslerden tekbirler işitiliyordu. Sonunda düşman perişan oldu, çekip gitti. Daha sonra Benî Kureyza kabilesinden de bu ihanetlerinin hesabı soruldu. İşte aşağıdaki âyetlerin, bu olay hakkında nâzil olduğu rivayet edilmektedir.} ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺍﺫْﻛُﺮُﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻜُﻢْ ﺟُﻨُﻮﺩٌ ﻓَﺎَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺭ۪ﻳﺤًﺎ ﻭَﺟُﻨُﻮﺩًﺍ ﻟَﻢْ ﺗَﺮَﻭْﻫَﺎۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮًﺍۚ﴾٩﴿ 9- Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi. ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﻭُۭ۫ﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﻓَﻮْﻗِﻜُﻢْ ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﺳْﻔَﻞَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﺍِﺫْ ﺯَﺍﻏَﺖِ ﺍﻻﺎَﺑْﺼَﺎﺭُ ﻭَﺑَﻠَﻐَﺖِ ﺍﻟْﻘُﻠُﻮﺏُ ﺍﻟْﺤَﻨَﺎﺟِﺮَ ﻭَﺗَﻈُﻨُّﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﻈُّﻨُﻮﻧَﺎ﴾١٠﴿ 10- Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vâdinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü şeyler düşündüğünüz zaman; ﻫُﻨَﺎﻟِﻚَ ﺍﺑْﺘُﻠِﻰَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﻭَﺯُﻟْﺰِﻟُﻮﺍ ﺯِﻟْﺰَﺍﻻﺎ ﺷَﺪ۪ﻳﺪًﺍ﴾١١﴿ 11- İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı. ﻭَﺍِﺫْ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺮَﺽٌ ﻣَﺎ ﻭَﻋَﺪَﻧَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُٓ ﺍِﻻَﺎ ﻏُﺮُﻭﺭًﺍ﴾١٢﴿ 12- Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar! diyorlardı. {Rivayete göre, onlardan biri, "Muhammed hem bize İran ve Bizans'ın fethini vadediyor, hem de biz korkumuzdan meydana çıkamayıp hendek kazıyoruz" demişti.} ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺔٌ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻳَٓﺎ ﺍَﻫْﻞَ ﻳَﺜْﺮِﺏَ ﻻﺎﻣُﻘَﺎﻡَ ﻟَﻜُﻢْ ﻓَﺎﺭْﺟِﻌُﻮﺍۚ ﻭَﻳَﺴْﺘَﺎْﺫِﻥُ ﻓَﺮ۪ﻳﻖٌ ﻣِﻨْﻬُﻢُ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰَّ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺍِﻥَّ ﺑُﻴُﻮﺗَﻨَﺎ ﻋَﻮْﺭَﺓٌ ﻭَﻣَﺎ ﻫِﻰَ ﺑِﻌَﻮْﺭَﺓٍۜ ﺍِﻥْ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻓِﺮَﺍﺭًﺍ﴾١٣﴿ 13- Onlardan bir gurup da demişti ki: Ey Yesribliler (Medineliler)! Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi dönün! İçlerinden bir kısmı ise: Gerçekten evlerimiz emniyette değil, diyerek Peygamber'den izin istiyordu; oysa evleri tehlikede değildi, sadece kaçmayı arzuluyorlardı. ﻭَﻟَﻮْ ﺩُﺧِﻠَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻗْﻄَﺎﺭِﻫَﺎ ﺛُﻢَّ ﺳُﺌِﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔَ ﻻﺎٰﺗَﻮْﻫَﺎ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻠَﺒَّﺜُﻮﺍ ﺑِﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻳَﺴ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٤﴿ 14- Medine'nin her yanından üzerlerine saldırılsaydı da, o zaman savaşmaları istenseydi, şüphesiz hemen savaşa katılırlar ve evlerinde pek eğlenmezlerdi. {Âyet, "... Şayet fitne çıkarmaları (dinden dönmeleri) istenseydi, bunu hemen yaparlardı" şeklinde de manalandırılmaktadır.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻋَﺎﻫَﺪُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻤِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻻﺎﻳُﻮَﻟُّﻮﻥَ ﺍﻻﺎَﺩْﺑَﺎﺭَۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻋَﻬْﺪُﺍﻟﻠّٰﻬِﻤَﺴْﻮُۭ۫ﻻﺎ﴾١٥﴿ 15- Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz mesuliyeti gerektirir! ﻗُﻞْ ﻟَﻦْ ﻳَﻨْﻔَﻌَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﺭُ ﺍِﻥْ ﻓَﺮَﺭْﺗُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﺍَﻭِ ﺍﻟْﻘَﺘْﻞِ ﻭَﺍِﺫًﺍ ﻻﺎ ﺗُﻤَﺘَّﻌُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ﴾١٦﴿ 16- (Resûlüm!) De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Eceliniz gelmemiş ise) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir. ﻗُﻞْ ﻣَﻦْ ﺫَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﻌْﺼِﻤُﻜُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻥْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺑِﻜُﻢْ ﺳُٓﻮﺀًﺍ ﺍَﻭْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺑِﻜُﻢْ ﺭَﺣْﻤَﺔًۜ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺠِﺪُﻭﻥَ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻟِﻴًّﺎ ﻭَﻻﺎ ﻧَﺼ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٧﴿ 17- De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O'na karşı sizi kim korur; ya da size rahmet dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah'tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı. ﻗَﺪْ ﻳَﻌْﻠَﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻌَﻮِّﻗ۪ﻴﻦَ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻭَﺍﻟْﻘَٓﺎﺋِﻠ۪ﻴﻦَ ﻻﺎِﺧْﻮَﺍﻧِﻬِﻢْ ﻫَﻠُﻢَّ ﺍِﻟَﻴْﻨَﺎۚ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺎْﺗُﻮﻥَ ﺍﻟْﺒَﺎْﺱَ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎۙ﴾١٨﴿ 18- Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: "Bize katılın" diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir. ﺍَﺷِﺤَّﺔً ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْۚ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﺨَﻮْﻑُ ﺭَﺍَﻳْﺘَﻬُﻢْ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺗَﺪُﻭﺭُ ﺍَﻋْﻴُﻨُﻬُﻢْ ﻛَﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﻐْﺸٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِۚ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺫَﻫَﺐَ ﺍﻟْﺨَﻮْﻑُ ﺳَﻠَﻘُﻮﻛُﻢْ ﺑِﺎَﻟْﺴِﻨَﺔٍ ﺣِﺪَﺍﺩٍ ﺍَﺷِﺤَّﺔً ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮِۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻟَﻢْ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﺍ ﻓَﺎَﺣْﺒَﻄَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻤَﺎﻟَﻬُﻢْۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻴَﺴ۪ﻴﺮًﺍ﴾١٩﴿ 19- (Gelseler de) size karşı pek hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir; bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a göre kolaydır. {"Korku gidince ise..." diye başlayan cümle, aşağıdaki şekillerde de manalandırılmıştır: "....hayra pek düşkün adamlar tavrıyla sizi keskin dilleri ile incitirler." "...mal düşkünlüğünden, ince sözlerle size sokulurlar."} ﻳَﺤْﺴَﺒُﻮﻥَ ﺍﻻﺎَﺣْﺰَﺍﺏَ ﻟَﻢْ ﻳَﺬْﻫَﺒُﻮﺍۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﺎْﺕِ ﺍﻻﺎَﺣْﺰَﺍﺏُ ﻳَﻮَﺩُّﻭﺍ ﻟَﻮْ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﺑَﺎﺩُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻥَ ﻋَﻦْ ﺍَﻧْﺒَٓﺎﺋِﻜُﻢْۜ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻜُﻢْ ﻣَﺎ ﻗَﺎﺗَﻠُٓﻮﺍ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ۟﴾٢٠﴿ 20- Bunlar, düşman birliklerinin bozulup gitmedikleri evhamı içindedirler. Müttefikler ordusu yine gelecek olsa, isterler ki, çölde göçebe Araplar içinde bulunsunlar da, sizin haberlerinizi (uzaktan) sorsunlar. Zaten içinizde bulunsalardı dahi pek savaşacak değillerdi. ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﺳُﻮﻻﺎﻟﻠّٰﻬِﺎُﺳْﻮَﺓٌ ﺣَﺴَﻨَﺔٌ ﻟِﻤَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻳَﺮْﺟُﻮﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَ ﻭَﺫَﻛَﺮَﺍﻟﻠّٰﻬَﻜَﺜ۪ﻴﺮًﺍۜ﴾٢١﴿ 21- Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. {Âyette, Hz. Peygamber'in, Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet nümûnesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece, Resûlullah'ın, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik değerden mahrum birtakım nazarî kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun hedefinin, insanlığa amelî kaideler öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Binaenaleyh, onun hayatı ve sîreti incelenirken bu nokta asla gözden uzak tutulmamalıdır.} ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﺭَﺍَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺍﻻﺎَﺣْﺰَﺍﺏَۙ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺎ ﻭَﻋَﺪَﻧَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻭَﺻَﺪَﻗَﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُۘ ﻭَﻣَﺎ ﺯَﺍﺩَﻫُﻢْ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧًﺎ ﻭَﺗَﺴْﻠ۪ﻴﻤًﺎۜ﴾٢٢﴿ 22- Müminler ise, düşman birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Resûlü'nün bize vâdettiği! Allah ve Resûlü doğru söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak imanlarını ve Allah'a bağlılıklarını arttırdı. {Allah, biraz güçlük ve sıkıntıya katlandıktan sonra zaferin müminlere ait olacağını müjdelemiş; Hz. Peygamber de müttefik orduların kısa bir süre sonra geleceğini, biraz sıkıntıdan sonra, sonucun müminler lehine olacağını haber vermişti. İşte burada bu vaadlere candan inanan müminlerin teslimiyetine işaret olunmaktadır.} ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﺻَﺪَﻗُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻋَﺎﻫَﺪُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠَﻴْﻪِۚ ﻓَﻤِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻗَﻀٰﻰ ﻧَﺤْﺒَﻪُ ﻭَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻳَﻨْﺘَﻈِﺮُۘ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﺪَّﻟُﻮﺍ ﺗَﺒْﺪ۪ﻳﻼﺎۙ﴾٢٣﴿ 23- Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. ﻟِﻴَﺠْﺰِﻯَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ ﺑِﺼِﺪْﻗِﻬِﻢْ ﻭَﻳُﻌَﺬِّﺏَ ﺍﻟْﻤُﻨَﺎﻓِﻘ۪ﻴﻦَ ﺍِﻥْ ﺷَٓﺎﺀَ ﺍَﻭْ ﻳَﺘُﻮﺏَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻏَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎۚ﴾٢٤﴿ 24- Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek yahut da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. ﻭَﺭَﺩَّﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﻐَﻴْﻈِﻬِﻢْ ﻟَﻢْ ﻳَﻨَﺎﻟُﻮﺍ ﺧَﻴْﺮًﺍۜ ﻭَﻛَﻔَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ ﺍﻟْﻘِﺘَﺎﻝَۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻘَﻮِﻳًّﺎ ﻋَﺰ۪ﻳﺰًﺍۚ﴾٢٥﴿ 25- Allah, o inkâr edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleri ile geri çevirdi. Allah(ın yardımı) savaşta müminlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir. ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﺎﻫَﺮُﻭﻫُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻣِﻦْ ﺻَﻴَﺎﺻ۪ﻴﻬِﻢْ ﻭَﻗَﺬَﻑَ ﻓ۪ﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢُ ﺍﻟﺮُّﻋْﺐَ ﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ ﻭَﺗَﺎْﺳِﺮُﻭﻥَ ﻓَﺮ۪ﻳﻘًﺎۚ﴾٢٦﴿ 26- Allah, ehl-i kitaptan, onlara (müşrik ordularına) yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü; bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz. {Müşrik kabileler gittikten sonra, gelen vahiy üzerine Hz. Peygamber, müslümanlarla olan ittifaklarını bozup hâinlik eden Benî Kureyza adlı yahudi kabilesi üzerine yürüdü. Müslümanlar, 25 gün kadar bir süre Kureyza'lıların kalesini kuşattılar. Sonunda kale müslümanların eline geçti.} ﻭَﺍَﻭْﺭَﺛَﻜُﻢْ ﺍَﺭْﺿَﻬُﻢْ ﻭَﺩِﻳَﺎﺭَﻫُﻢْ ﻭَﺍَﻣْﻮَﺍﻟَﻬُﻢْ ﻭَﺍَﺭْﺿًﺎ ﻟَﻢْ ﺗَﻄَﻮُۭ۫ﻫَﺎۜ ﻭَﻛَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮًﺍ۟﴾٢٧﴿ 27- Allah, onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve ayak basmadığınız topraklara sizi mirasçı yaptı. Allah'ın her şeye gücü yeter. ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻗُﻞْ ﻻﺎَﺯْﻭَﺍﺟِﻚَ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻦَّ ﺗُﺮِﺩْﻥَ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺯ۪ﻳﻨَﺘَﻬَﺎ ﻓَﺘَﻌَﺎﻟَﻴْﻦَ ﺍُﻣَﺘِّﻌْﻜُﻦَّ ﻭَﺍُﺳَﺮِّﺣْﻜُﻦَّ ﺳَﺮَﺍﺣًﺎ ﺟَﻤ۪ﻴﻼﺎ﴾٢٨﴿ 28- Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. {Âyetin nâzil olduğu sıralarda, artık Hz. Peygamber, aşağı yukarı bütün Arabistan'a hakim durumda idi. İctimaî hayatta büyük değişiklikler meydana gelmişti. Artık fakirlik yerine, refah ortalığı kaplamaktaydı. Bu şartlar altında Hz. Peygamber'in hanımları da, umumî refahtan pay almayı arzulayarak, Resûlullah'tan bazı zînet eşyaları ve daha iyi bir geçim istemişlerdi. İşte bu sırada gelen vahiy, Hz. Peygamber'e, yine eskisi gibi, sadelikten ayrılmamasını emretti. Böyle bir emir, dünya hayatına düşkün, her geçen gün gücüne güç, servetine servet katmak için çırpınan maddeperest bir insan tarafından tebliğ edilmiş olamazdı. Şayet Resûlullah, zevcelerine de bu umumî refahı sağlamış olsa idi, en küçük bir itirazla karşılaşmazdı. Ne var ki Resûl-i Ekrem, yaşantısını ve yaşantısının sadeliğini asla değiştirmeyecekti. Cemiyetin yaşantısında ne kadar değişiklik olursa olsun, dünyanın geçici zinetleri Resûlullah'ın evinde yer almayacak, nübüvvet harîmi, dünya âlâyişinden uzak kalacak, iktidar sahiplerine örnek olacaktı. Hz. Peygamber'in hanımlarından gelen istekler üzerine nâzil olan bu âyete "tahyîr" (serbest bırakma) âyeti denir. Neticede, hanımları, refah ve zinet yerine Hz. Peygamber'i tercih etmişlerdir.} ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻦَّ ﺗُﺮِﺩْﻧَﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻭَﺍﻟﺪَّﺍﺭَ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓَ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎَﻋَﺪَّ ﻟِﻠْﻤُﺤْﺴِﻨَﺎﺕِ ﻣِﻨْﻜُﻦَّ ﺍَﺟْﺮًﺍ ﻋَﻈ۪ﻴﻤًﺎ﴾٢٩﴿ 29- Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır. ﻳَﺎ ﻧِﺴَٓﺎﺀَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻣَﻦْ ﻳَﺎْﺕِ ﻣِﻨْﻜُﻦَّ ﺑِﻔَﺎﺣِﺸَﺔٍ ﻣُﺒَﻴِّﻨَﺔٍ ﻳُﻀَﺎﻋَﻒْ ﻟَﻬَﺎ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﺿِﻌْﻔَﻴْﻦِۜ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻴَﺴ۪ﻴﺮًﺍ﴾٣٠﴿ 30- Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah'a göre kolaydır.