Cüz-13
Kur'an-ı Kerim Meali · s.241
ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﺑَﺮِّﻯُۭ ﻧَﻔْﺴ۪ﻰۚ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲَ ﻻﺎَﻣَّﺎﺭَﺓٌ ﺑِﺎﻟﺴُّٓﻮﺀِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎﺭَﺣِﻤَﺮَﺑّ۪ﻰۜﺍِﻧَّﺮَﺑّ۪ﻰﻏَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٥٣﴿ 53- (Bununla beraber)nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻤَﻠِﻚُ ﺍﺋْﺘُﻮﻧ۪ﻰ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﺳْﺘَﺨْﻠِﺼْﻪُ ﻟِﻨَﻔْﺴ۪ﻰۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﻛَﻠَّﻤَﻪُ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻟَﺪَﻳْﻨَﺎ ﻣَﻜ۪ﻴﻦٌ ﺍَﻣ۪ﻴﻦٌ﴾٥٤﴿ 54- Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin, dedi. {Kral gördüğü rüyanın yorumunu bir de Hz. Yusuf'tan bizzat dinlemek istedi. O da rüyayı ve yorumunu anlattı. Kral, nasıl tedbir almak gerektiğini sorunca, Hz. Yusuf: "Bolluk yılarında çok ekin ekip ürünü stok etmek gerekir. Böylece kıtlık yıllarında hem kendinizin geçimini sağlarsınız hem de ihracat yaparak hazineye bol döviz kazandırırsınız" dedi. Kral: "Peki bu işi kim yapacak?" diye sorunca, Hz. Yusuf, 55. âyette meâli verilen sözü söyledi.} ﻗَﺎﻝَ ﺍﺟْﻌَﻠْﻨ۪ﻰ ﻋَﻠٰﻰ ﺧَﺰَٓﺍﺋِﻦِ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۚ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺣَﻔ۪ﻴﻆٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٥٥﴿ 55- "Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben (onları)çok iyi korurum ve bu işi bilirim" dedi. ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻣَﻜَّﻨَّﺎ ﻟِﻴُﻮﺳُﻒَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۚ ﻳَﺘَﺒَﻮَّﺍُ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺣَﻴْﺚُ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻧُﺼ۪ﻴﺐُ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻨَﺎ ﻣَﻦْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﻻﺎ ﻧُﻀ۪ﻴﻊُ ﺍَﺟْﺮَ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٥٦﴿ 56- Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz. ﻭَ ﻻﺎَﺟْﺮُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَ۟﴾٥٧﴿ 57- İman edip de (kötülüklerden)sakınanlar için ahiret mükâfatı daha hayırlıdır. {Bütün Mısır Hz. Yusuf'un idaresine ve tasarrufuna verildi. Kral, kendi selâhiyetlerini dahi kullanmasına müsaade etti. Hz. Yusuf, tarıma önem verdi. Üretimi artırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri stok etti. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer stok edilmiş olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Her taraftan insanlar gelerek Mısır'dan erzak satın aldılar. Ya'kub (a.s.) da Yusuf'un öz kardeşi Bünyamin hariç, diğer oğullarını erzak almak için Mısır'a gönderdi.} ﻭَﺟَٓﺎﺀَ ﺍِﺧْﻮَﺓُ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻓَﺪَﺧَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓَﻌَﺮَﻓَﻬُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻟَﻪُ ﻣُﻨْﻜِﺮُﻭﻥَ﴾٥٨﴿ 58- Yusuf'un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler, (Yusuf)onları tanıdı, onlar onu tanımıyorlardı. ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﺟَﻬَّﺰَﻫُﻢْ ﺑِﺠَﻬَﺎﺯِﻫِﻢْ ﻗَﺎﻝَ ﺍﺋْﺘُﻮﻧ۪ﻰ ﺑِﺎَﺥٍ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﺑ۪ﻴﻜُﻢْۚ ﺍَﻻﺎ ﺗَﺮَﻭْﻥَ ﺍَﻧّ۪ٓﻰ ﺍُﻭ۫ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜَﻴْﻞَ ﻭَﺍَﻧَ۬ﺎ ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟْﻤُﻨْﺰِﻟ۪ﻴﻦَ﴾٥٩﴿ 59- (Yusuf)onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Sizin bababir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafirperverlerin en iyisiyim. ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﺗَﺎْﺗُﻮﻧ۪ﻰ ﺑِﻪ۪ ﻓَﻼﺎ ﻛَﻴْﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻋِﻨْﺪ۪ﻯ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﻥِ﴾٦٠﴿ 60- Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek bir ölçek (erzak)yoktur, bana hiç yaklaşmayın!" ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳَﻨُﺮَﺍﻭِﺩُ ﻋَﻨْﻪُ ﺍَﺑَﺎﻩُ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻔَﺎﻋِﻠُﻮﻥَ﴾٦١﴿ 61- Dediler ki: Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻟِﻔِﺘْﻴَﺎﻧِﻪِ ﺍﺟْﻌَﻠُﻮﺍ ﺑِﻀَﺎﻋَﺘَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭِﺣَﺎﻟِﻬِﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﻌْﺮِﻓُﻮﻧَﻬَٓﺎ ﺍِﺫَﺍ ﺍﻧْﻘَﻠَﺒُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﻫْﻠِﻬِﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺮْﺟِﻌُﻮﻥَ﴾٦٢﴿ 62- (Yusuf)emrindeki gençlere dedi ki: Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri gelirler. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺟَﻌُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺑ۪ﻴﻬِﻢْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎﻧَﺎ ﻣُﻨِﻊَ ﻣِﻨَّﺎ ﺍﻟْﻜَﻴْﻞُ ﻓَﺎَﺭْﺳِﻞْ ﻣَﻌَﻨَٓﺎ ﺍَﺧَﺎﻧَﺎ ﻧَﻜْﺘَﻞْ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻪُ ﻟَﺤَﺎﻓِﻈُﻮﻥَ﴾٦٣﴿ 63- Babalarına döndüklerinde dediler ki: Ey babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin'i)bizimle beraber gönder de (onun sayesinde)ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız. ﻗَﺎﻝَ ﻫَﻞْ ﺍٰﻣَﻨُﻜُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍِﻻَﺎ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍَﻣِﻨْﺘُﻜُﻢْ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠُۜﻔَﺎﻟﻠّٰﻬُﺨَﻴْﺮٌ ﺣَﺎﻓِﻈًﺎۖ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﺭْﺣَﻢُ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٦٤﴿ 64- Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf)hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum);Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir. ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﻓَﺘَﺤُﻮﺍ ﻣَﺘَﺎﻋَﻬُﻢْ ﻭَﺟَﺪُﻭﺍ ﺑِﻀَﺎﻋَﺘَﻬُﻢْ ﺭُﺩَّﺕْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْۜ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎﻧَﺎ ﻣَﺎ ﻧَﺒْﻐ۪ﻰۜ ﻫٰﺬِﻩ۪ ﺑِﻀَﺎﻋَﺘُﻨَﺎ ﺭُﺩَّﺕْ ﺍِﻟَﻴْﻨَﺎۚ ﻭَﻧَﻤ۪ﻴﺮُ ﺍَﻫْﻠَﻨَﺎ ﻭَﻧَﺤْﻔَﻆُ ﺍَﺧَﺎﻧَﺎ ﻭَﻧَﺰْﺩَﺍﺩُ ﻛَﻴْﻞَ ﺑَﻌ۪ﻴﺮٍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻛَﻴْﻞٌ ﻳَﺴ۪ﻴﺮٌ﴾٦٥﴿ 65- Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz. İşte sermâyemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine)ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız)az bir miktardır. ﻗَﺎﻝَ ﻟَﻦْ ﺍُﺭْﺳِﻠَﻪُ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﺗُﻮْۭﺗُﻮﻥِ ﻣَﻮْﺛِﻘًﺎ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﺘَﺎْﺗُﻨَّﻨ۪ﻰ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳُﺤَﺎﻁَ ﺑِﻜُﻢْۚ ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ ﺍٰﺗَﻮْﻩُ ﻣَﻮْﺛِﻘَﻬُﻢْ ﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻧَﻘُﻮﻝُ ﻭَﻛ۪ﻴﻞٌ﴾٦٦﴿ 66- (Ya'kub)dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz)hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!" Ona (istediği şekilde)teminatlarını verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﺑَﻨِﻰَّ ﻻﺎ ﺗَﺪْﺧُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﺎﺏٍ ﻭَﺍﺣِﺪٍ ﻭَﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺍَﺑْﻮَﺍﺏٍ ﻣُﺘَﻔَﺮِّﻗَﺔٍۜ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻏْﻨ۪ﻰ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﺍِﻥِ ﺍﻟْﺤُﻜْﻢُ ﺍِﻻَﺎﻟِﻠّٰﻬِۜﻌَﻠَﻴْﻪِ ﺗَﻮَﻛَّﻠْﺖُۚ ﻭَﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓَﻠْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻞِ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻠُﻮﻥَ﴾٦٧﴿ 67- Sonra şöyle dedi: Oğullarım! (Şehre)hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan (gelecek)hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. (Onun için)ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar. {Hz. Ya'kub'un oğullarına Mısır'a değişik kapılardan girmelerini emretmesinin sebebi şöyle izah edilir: Oğulları gösterişli idiler, elbiseleri güzeldi. Birinci gelişlerinde Melik'ten kimsenin görmediği izzet ve ikramı görmüşlerdi. Bu yüzden herkesin hayret dolu bakışları onlara dikilmişti. Beraber girmeleri halinde hepsinin birden başlarına bir hal gelebilirdi.} ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﺍَﻣَﺮَﻫُﻢْ ﺍَﺑُﻮﻫُﻢْۜ ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻳُﻐْﻨ۪ﻰ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺍِﻻَﺎ ﺣَﺎﺟَﺔً ﻓ۪ﻰ ﻧَﻔْﺲِ ﻳَﻌْﻘُﻮﺏَ ﻗَﻀٰﻴﻬَﺎۜ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﺬُﻭ ﻋِﻠْﻢٍ ﻟِﻤَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﻨَﺎﻩُ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ۟﴾٦٨﴿ 68- Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan)girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir)Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler. ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﺍٰﻭٰٓﻯ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍَﺧَﺎﻩُ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﺍَﺧُﻮﻙَ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺒْﺘَﺌِﺲْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٦٩﴿ 69- Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı ve "Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme" dedi. {Rivayet edildiğine göre Hz. Yusuf, kardeşlerine ziyafet verdi. Onları sofraya ikişer ikişer oturttu. Bünyamin yalnız kalınca ağladı ve dedi ki: Kardeşim Yusuf sağ olsaydı o da benimle beraber otururdu. Yusuf (a.s.) onu kendi sofrasına aldı. Yemekten sonra kardeşlerini ikişer ikişer evlere misafir verdi. Bünyamin yine yalnız kalmıştı. Hz. Yusuf dedi ki: Bunun ikincisi yok, o halde bu da benim yanımda kalsın. Böylece Bünyamin onun yanında geceledi. Hz. Yusuf dedi ki: Ölen kardeşin yerine beni kardeş olarak kabul eder misin? Bünyamin, "Senin gibi bir kardeşi kim bulabilir? Fakat seni babam Ya'kub ile annem Rahiyle doğurmadılar. Hz. Yusuf bunu işitince ağladı, kalkıp Bünyâmin'in boynuna sarıldı ve "Ben senin kardeşinim..." dedi.} ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَﻬَّﺰَﻫُﻢْ ﺑِﺠَﻬَﺎﺯِﻫِﻢْ ﺟَﻌَﻞَ ﺍﻟﺴِّﻘَﺎﻳَﺔَ ﻓ۪ﻰ ﺭَﺣْﻞِ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﺛُﻢَّ ﺍَﺫَّﻥَ ﻣُﻮَۭﺫِّﻥٌ ﺍَﻳَّﺘُﻬَﺎ ﺍﻟْﻌ۪ﻴﺮُ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﺴَﺎﺭِﻗُﻮﻥَ﴾٧٠﴿ 70- (Yusuf)onların yükünü hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü içine koydu! (Kafile hareket ettikten)sonra bir tellal: Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye seslendi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻭَﺍَﻗْﺒَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻣَﺎﺫَﺍ ﺗَﻔْﻘِﺪُﻭﻥَ﴾٧١﴿ 71- (Yusuf'un kardeşleri)onlara dönerek: Ne arıyorsunuz? dediler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻧَﻔْﻘِﺪُ ﺻُﻮَﺍﻉَ ﺍﻟْﻤَﻠِﻚِ ﻭَﻟِﻤَﻦْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﻪ۪ ﺣِﻤْﻞُ ﺑَﻌ۪ﻴﺮٍ ﻭَﺍَﻧَ۬ﺎ ﺑِﻪ۪ ﺯَﻋ۪ﻴﻢٌ﴾٧٢﴿ 72- Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş)var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺗَﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻘَﺪْ ﻋَﻠِﻤْﺘُﻢْ ﻣَﺎ ﺟِﺌْﻨَﺎ ﻟِﻨُﻔْﺴِﺪَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﺳَﺎﺭِﻗ۪ﻴﻦَ﴾٧٣﴿ 73- Allah'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz, dediler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻓَﻤَﺎ ﺟَﺰَٓﺍﻭُۭ۬ﻩُٓ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻛَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٧٤﴿ 74- (Yusuf'un adamları)dediler ki: Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir? ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺟَﺰَٓﺍﻭُۭ۬ﻩُ ﻣَﻦْ ﻭُﺟِﺪَ ﻓ۪ﻰ ﺭَﺣْﻠِﻪ۪ ﻓَﻬُﻮَ ﺟَﺰَٓﺍﻭُۭ۬ﻩُۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٧٥﴿ 75- "Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak)onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler. {Ya'kub (a.s.)ın şeriatına göre hırsız yakalanarak çaldığı malın karşılığında mal sahibine bir sene köle olarak hizmet ettirilirdi. Mısır kanunlarında ise hırsıza sopa vurulur ve çaldığı malın iki misli ödettirilirdi. Hz. Yusuf onlara babalarının şeriatına göre ceza vermek istedi.} ﻓَﺒَﺪَﺍَ ﺑِﺎَﻭْﻋِﻴَﺘِﻬِﻢْ ﻗَﺒْﻞَ ﻭِﻋَٓﺎﺀِ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﺛُﻢَّ ﺍﺳْﺘَﺨْﺮَﺟَﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﻭِﻋَٓﺎﺀِ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻛِﺪْﻧَﺎ ﻟِﻴُﻮﺳُﻒَۜ ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻟِﻴَﺎْﺧُﺬَ ﺍَﺧَﺎﻩُ ﻓ۪ﻰ ﺩ۪ﻳﻦِ ﺍﻟْﻤَﻠِﻚِ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺸَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُۜﻨَﺮْﻓَﻊُ ﺩَﺭَﺟَﺎﺕٍ ﻣَﻦْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻓَﻮْﻕَ ﻛُﻞِّ ﺫ۪ﻯ ﻋِﻠْﻢٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٧٦﴿ 76- Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya)başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusuf'a böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır. ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻥْ ﻳَﺴْﺮِﻕْ ﻓَﻘَﺪْ ﺳَﺮَﻕَ ﺍَﺥٌ ﻟَﻪُ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۚ ﻓَﺎَﺳَﺮَّﻫَﺎ ﻳُﻮﺳُﻒُ ﻓ۪ﻰ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﺒْﺪِﻫَﺎﻟَﻬُﻢْ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺷَﺮٌّ ﻣَﻜَﺎﻧًﺎۚﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﺼِﻔُﻮﻥَ﴾٧٧﴿ 77- (Kardeşleri)dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi kendine)dedi ki: Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı çok iyi bilir. {Rivayet edildiğine göre Hz. Yusuf'un halası onu çok severdi. Yusuf büyüyünce, babası onu yanında bulundurmak istedi. Halası da Yusuf'un kendi yanında kalmasını istiyordu. Bunun için İbrahim (a.s.)dan kendisine miras kalmış olan kuşağını Yusuf'un beline bağladı. Sonra kaybolduğunu söyledi. Kuşak arandı ve Yusuf'un üzerinde çıktı. Kanun gereği Yusuf'u yanında alıkoydu. İşte Yusuf'un kardeşleri bu duruma işaret etmek istemişlerdir.} ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍِﻥَّ ﻟَﻪُٓ ﺍَﺑًﺎ ﺷَﻴْﺨًﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ ﻓَﺨُﺬْ ﺍَﺣَﺪَﻧَﺎ ﻣَﻜَﺎﻧَﻪُۚ ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺮٰﻳﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٧٨﴿ 78- Dediler ki: Ey aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Zira biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz. ﻗَﺎﻝَ ﻣَﻌَﺎﺫَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎَﻥْ ﻧَﺎْﺧُﺬَ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﻭَﺟَﺪْﻧَﺎ ﻣَﺘَﺎﻋَﻨَﺎ ﻋِﻨْﺪَﻩُٓۙ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﺫًﺍ ﻟَﻈَﺎﻟِﻤُﻮﻥَ۟﴾٧٩﴿ 79- Dedi ki: Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler oluruz! ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺍﺳْﺘَﻴْﺌَﺴُﻮﺍ ﻣِﻨْﻪُ ﺧَﻠَﺼُﻮﺍ ﻧَﺠِﻴًّﺎۜ ﻗَﺎﻝَ ﻛَﺒ۪ﻴﺮُﻫُﻢْ ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُٓﻮﺍ ﺍَﻥَّ ﺍَﺑَﺎﻛُﻢْ ﻗَﺪْ ﺍَﺧَﺬَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣَﻮْﺛِﻘًﺎ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﻣَﺎ ﻓَﺮَّﻃْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻳُﻮﺳُﻒَۚ ﻓَﻠَﻦْ ﺍَﺑْﺮَﺡَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺎْﺫَﻥَ ﻟ۪ٓﻰ ﺍَﺑ۪ٓﻰ ﺍَﻭْ ﻳَﺤْﻜُﻤَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠ۪ﻰۚ ﻭَﻫُﻮَ ﺧَﻴْﺮُ ﺍﻟْﺤَﺎﻛِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٨٠﴿ 80- Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi)gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara)çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır. ﺍِﺭْﺟِﻌُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺑ۪ﻴﻜُﻢْ ﻓَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎﻧَٓﺎ ﺍِﻥَّ ﺍﺑْﻨَﻚَ ﺳَﺮَﻕَۚ ﻭَﻣَﺎ ﺷَﻬِﺪْﻧَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻤَﺎ ﻋَﻠِﻤْﻨَﺎ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻟِﻠْﻐَﻴْﺐِ ﺣَﺎﻓِﻈ۪ﻴﻦَ﴾٨١﴿ 81- Babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz. ﻭَﺳْﺌَﻞِ ﺍﻟْﻘَﺮْﻳَﺔَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻛُﻨَّﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَﺍﻟْﻌ۪ﻴﺮَ ﺍﻟَّﺘ۪ٓﻰ ﺍَﻗْﺒَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﺼَﺎﺩِﻗُﻮﻥَ﴾٨٢﴿ 82- (İstersen)içinde bulunduğumuz şehire (Mısır halkına)ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz." {Kalkıp babalarına geldiler ve kardeşlerinin söylediklerini aynen söylediler.} ﻗَﺎﻝَ ﺑَﻞْ ﺳَﻮَّﻟَﺖْ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻜُﻢْ ﺍَﻣْﺮًﺍۜ ﻓَﺼَﺒْﺮٌ ﺟَﻤ۪ﻴﻞٌۜ ﻋَﺴَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻨ۪ﻰ ﺑِﻬِﻢْ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ﴾٨٣﴿ 83- (Babaları)dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi (böyle)bir işe sürükledi. (Bana düşen)artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir." {Yusuf'un kardeşleri daha önce babalarına karşı yalan söylediklerinden dolayı, bu seferki doğrularına babaları inanmak istemedi. Onlara, "Hayır, sizi nefisleriniz aldatıp böyle büyük bir işe sürüklemiş. Yoksa bizim şeriatımızda hırsızın esir olarak yakalanacağını aziz ne bilirdi?" dedi.} ﻭَﺗَﻮَﻟّٰﻰ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻳَٓﺎﺍَﺳَﻔٰﻰ ﻋَﻠٰﻰ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻭَﺍﺑْﻴَﻀَّﺖْ ﻋَﻴْﻨَﺎﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤُﺰْﻥِ ﻓَﻬُﻮَ ﻛَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٨٤﴿ 84- Onlardan yüz çevirdi, "Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺗَﺎﻟﻠّٰﻬِﺘَﻔْﺘَﻮُۭ۬ﺍ ﺗَﺬْﻛُﺮُ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﺣَﺘّٰﻰ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﺣَﺮَﺿًﺎ ﺍَﻭْ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻬَﺎﻟِﻜ۪ﻴﻦَ﴾٨٥﴿ 85- (Oğulları:)"Allah'a andolsun ki sen hâla Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!" dediler. ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﺷْﻜُﻮﺍ ﺑَﺜّ۪ﻰ ﻭَﺣُﺰْﻧ۪ٓﻰ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٨٦﴿ 86- (Ya'kub:)Ben gam ve kederimi sadece Allah'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile)biliyorum, dedi. ﻳَﺎ ﺑَﻨِﻰَّ ﺍﺫْﻫَﺒُﻮﺍ ﻓَﺘَﺤَﺴَّﺴُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻭَﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺎﻳْﺌَﺴُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺭَﻭْﺣِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﻪُ ﻻﺎ ﻳَﺎﻳْﺌَﺲُ ﻣِﻦْ ﺭَﻭْﺣِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻻَﺎ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾٨٧﴿ 87- Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. {Bunun üzerine Mısır'a döndüler.} ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﻣَﺴَّﻨَﺎ ﻭَﺍَﻫْﻠَﻨَﺎ ﺍﻟﻀُّﺮُّ ﻭَﺟِﺌْﻨَﺎ ﺑِﺒِﻀَﺎﻋَﺔٍ ﻣُﺰْﺟٰﻴﺔٍ ﻓَﺎَﻭْﻑِ ﻟَﻨَﺎ ﺍﻟْﻜَﻴْﻞَ ﻭَﺗَﺼَﺪَّﻕْ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺘَﺼَﺪِّﻗ۪ﻴﻦَ﴾٨٨﴿ 88- Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır. ﻗَﺎﻝَ ﻫَﻞْ ﻋَﻠِﻤْﺘُﻢْ ﻣَﺎ ﻓَﻌَﻠْﺘُﻢْ ﺑِﻴُﻮﺳُﻒَ ﻭَﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺟَﺎﻫِﻠُﻮﻥَ﴾٨٩﴿ 89- Yusuf dedi ki: Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz? {Tefsirlerde belirtildiğine göre Hz. Yusuf'u kuyuya atan kardeşleri, bu en küçük kardeşlerine de daima hakaret ve eziyet ederlerdi.} ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺀَﺍِﻧَّﻚَ ﻻﺎَﻧْﺖَ ﻳُﻮﺳُﻒُۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﻳُﻮﺳُﻒُ ﻭَﻫٰﺬَٓﺍ ﺍَﺧ۪ﻰۘ ﻗَﺪْ ﻣَﻨَّﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻨَﺎۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻣَﻦْ ﻳَﺘَّﻖِ ﻭَﻳَﺼْﺒِﺮْ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳُﻀ۪ﻴﻊُ ﺍَﺟْﺮَ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٩٠﴿ 90- Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O da: (Evet)ben Yusuf'um, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı)Allah bize lütfetti. Çünkü kim (Allah'tan)korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺗَﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻘَﺪْ ﺍٰﺛَﺮَﻛَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨَّﺎ ﻟَﺨَﺎﻃِﺌ۪ﻴﻦَ﴾٩١﴿ 91- (Kardeşleri)dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz. ﻗَﺎﻝَ ﻻﺎ ﺗَﺜْﺮ۪ﻳﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَۜ ﻳَﻐْﻔِﺮُﺍﻟﻠّٰﻬُﻠَﻜُﻢْۘ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﺭْﺣَﻢُ ﺍﻟﺮَّﺍﺣِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٩٢﴿ 92- (Yusuf)dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir." ﺍِﺫْﻫَﺒُﻮﺍ ﺑِﻘَﻤ۪ﻴﺼ۪ﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﻓَﺎَﻟْﻘُﻮﻩُ ﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺟْﻪِ ﺍَﺑ۪ﻰ ﻳَﺎْﺕِ ﺑَﺼ۪ﻴﺮًﺍۚ ﻭَﺍْﺗُﻮﻧ۪ﻰ ﺑِﺎَﻫْﻠِﻜُﻢْ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَ۟﴾٩٣﴿ 93- "Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri)görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin." {Rivayete göre Yusuf (a.s.), kardeşlerine sabah akşam ziyafet veriyordu. Kardeşleri ise daha önce ona yaptıklarını hatırlayarak sıkılıyorlardı. Ona bir adam göndererek dediler ki: Siz bizi sabah akşam yemeğe davet ediyorsunuz, fakat biz sana karşı yaptıklarımızdan dolayı senden utanıyoruz. Yusuf (a.s.) da, onlara şöyle cevap verdi: Mısırlılar şimdiye kadar bana hep ilk gördükleri gözleriyle bakıyorlar ve "Yirmi dirheme satılmış bir köleyi ulaştığı bu mertebeye yükselten Allah'ı tenzîh ederiz" diyorlardı. Şimdi ise sizin sayenizde şeref kazandım. Çünkü benim sizin kardeşiniz ve İbrahim (a.s.) gibi büyük bir peygamberin torunu olduğumu anladılar.} ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﻓَﺼَﻠَﺖِ ﺍﻟْﻌ۪ﻴﺮُ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﺑُﻮﻫُﻢْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻻﺎَﺟِﺪُ ﺭ۪ﻳﺢَ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻟَﻮْﻻٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗُﻔَﻨِّﺪُﻭﻥِ﴾٩٤﴿ 94- Kafile (Mısır'dan)ayrılınca, babaları (yanındakilere):Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺗَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻧَّﻚَ ﻟَﻔ۪ﻰ ﺿَﻼﺎﻟِﻚَ ﺍﻟْﻘَﺪ۪ﻳﻢِ﴾٩٥﴿ 95- (Onlar da:)Vallahi sen hâla eski şaşkınlığındasın, dediler. ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ ﺍَﻥْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﺒَﺸ۪ﻴﺮُ ﺍَﻟْﻘٰﻴﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺟْﻬِﻪ۪ ﻓَﺎﺭْﺗَﺪَّ ﺑَﺼ۪ﻴﺮًﺍۚ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻟَﻢْ ﺍَﻗُﻞْ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٩٦﴿ 96- Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub)görür oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile)sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi! dedi. {Bu müjdeci Yehuda idi. "Kanlı gömleği babama ben götürmüş ve onu kedere boğmuştum, şimdi de bu gömleği yine ben götüreyim ve sevincine sebep olayım" diyerek Mısır'dan Ken'an iline kadar yalınayak başaçık yürüdüğü rivayet edilir.} ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎﻧَﺎ ﺍﺳْﺘَﻐْﻔِﺮْ ﻟَﻨَﺎ ﺫُﻧُﻮﺑَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﺧَﺎﻃِﺌ۪ﻴﻦَ﴾٩٧﴿ 97- (Oğulları)dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik. ﻗَﺎﻝَ ﺳَﻮْﻑَ ﺍَﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُ ﻟَﻜُﻤْﺮَﺑّ۪ﻰۜﺍِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻐَﻔُﻮﺭُ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ﴾٩٨﴿ 98- (Ya'kub:)Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﺍٰﻭٰٓﻯ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍَﺑَﻮَﻳْﻪِ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﻣِﺼْﺮَ ﺍِﻥْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎٰﻣِﻨ۪ﻴﻦَۜ﴾٩٩﴿ 99- (Hep beraber Mısır'a gidip)Yusuf'un yanına girdikleri zaman, ana-babasını kucakladı, "Güven içinde Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin!" dedi. {Rivayete göre Hz. Yusuf'la beraber hükümdar ve bütün halk onları karşılamaya çıkmışlar ve saf tutmuşlardı. Karşı karşıya geldiklerinde Hz. Ya'kub, Hz. Yusuf ve orada bulunan diğerleri atlarından indiler ve iki peygamber birbirini kucakladılar.} ﻭَﺭَﻓَﻊَ ﺍَﺑَﻮَﻳْﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺮْﺵِ ﻭَﺧَﺮُّﻭﺍ ﻟَﻪُ ﺳُﺠَّﺪًﺍۚ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺖِ ﻫٰﺬَﺍ ﺗَﺎْﻭ۪ﻳﻞُ ﺭُﺀْﻳَﺎﻯَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۘ ﻗَﺪْ ﺟَﻌَﻠَﻬَﺎﺭَﺑّ۪ﻰﺣَﻘًّﺎۜ ﻭَﻗَﺪْ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﺑ۪ٓﻰ ﺍِﺫْ ﺍَﺧْﺮَﺟَﻨ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴِّﺠْﻦِ ﻭَﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﺪْﻭِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺍَﻥْ ﻧَﺰَﻍَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﺑَﻴْﻨ۪ﻰ ﻭَﺑَﻴْﻦَ ﺍِﺧْﻮَﺗ۪ﻰۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑّ۪ﻰﻟَﻄ۪ﻴﻒٌ ﻟِﻤَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ﴾١٠٠﴿ 100- Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için)secdeye kapandılar. (Yusuf)dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm)rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey)lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir." ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺒﺮَﺑِّﻘَﺪْ ﺍٰﺗَﻴْﺘَﻨ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚِ ﻭَﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﺗَﺎْﻭ۪ﻳﻞِ ﺍﻻﺎَﺣَﺎﺩ۪ﻳﺚِۚ ﻓَﺎﻃِﺮَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍَﻧْﺖَ ﻭَﻟِﻴّ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﺗَﻮَﻓَّﻨ۪ﻰ ﻣُﺴْﻠِﻤًﺎ ﻭَﺍَﻟْﺤِﻘْﻨ۪ﻰ ﺑِﺎﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾١٠١﴿ 101- "Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi)verdin ve bana (rüyada görülen)olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!" {Rivayet olunduğuna göre Hz. Ya'kub Mısır'da oğlunun yanında 24 sene yaşadıktan sonra vefat etti. Önceden yaptığı vasiyet üzerine nâşı, Şam'da defnedilmiş bulunan babası İshak'ın yanına gömüldü. Hz. Yusuf da babasından sonra 23 yıl daha yaşadı. Onun nâşını da Mısırlılar mermer bir sandık içine koyarak Nil'e gömdüler. Mısırlılar onu çok sevdikleri için onun kendi memleketlerinde kalmasını istemişlerdi. Daha sonra Hz. Musa onun nâşını bularak babası Ya'kub'un yanına götürüp defnetti.} ﺫٰﻟِﻚَ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﺒَٓﺎﺀِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻧُﻮﺣ۪ﻴﻪِ ﺍِﻟَﻴْﻚَۚ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨْﺖَ ﻟَﺪَﻳْﻬِﻢْ ﺍِﺫْ ﺍَﺟْﻤَﻌُٓﻮﺍ ﺍَﻣْﺮَﻫُﻢْ ﻭَﻫُﻢْ ﻳَﻤْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾١٠٢﴿ 102- İşte bu (Yusuf kıssası)gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin). ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻛْﺜَﺮُﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻟَﻮْ ﺣَﺮَﺻْﺖَ ﺑِﻤُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١٠٣﴿ 103- Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir. ﻭَﻣَﺎ ﺗَﺴْﺌَﻠُﻬُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺍَﺟْﺮٍۜ ﺍِﻥْ ﻫُﻮَ ﺍِﻻَﺎ ﺫِﻛْﺮٌ ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ۟﴾١٠٤﴿ 104- Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için)onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür. ﻭَﻛَﺎَﻳِّﻦْ ﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺔٍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻳَﻤُﺮُّﻭﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻣُﻌْﺮِﺿُﻮﻥَ﴾١٠٥﴿ 105- Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻦُ ﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻤْﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻻَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ﴾١٠٦﴿ 106- Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler. {Arabistan halkında tek ilâh inancı vardı; ancak çeşitli şekillerde Allah'a ortak koşuyorlardı. Mekkeliler, "Melekler Allah'ın kızlarıdır"; bir kısım müşrikler de, "Allah'a yaklaşmak için putlara tapıyoruz" derlerdi. Hıristiyanlar, "İsa Allah'ın oğludur" derken, yahudiler de "Uzeyr Allah'ın oğludur" diyorlardı. Böylece insanların çoğu Allah'a ortak koşuyorlardı. Âyette bunlara işaret edilmektedir.} ﺍَﻓَﺎَﻣِﻨُٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﺗَﺎْﺗِﻴَﻬُﻢْ ﻏَﺎﺷِﻴَﺔٌ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎَﻭْ ﺗَﺎْﺗِﻴَﻬُﻢُ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﺑَﻐْﺘَﺔً ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾١٠٧﴿ 107- Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler? ﻗُﻞْ ﻫٰﺬِﻩ۪ ﺳَﺒ۪ﻴﻠ۪ٓﻰ ﺍَﺩْﻋُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠٰﻰ ﺑَﺼ۪ﻴﺮَﺓٍ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﻭَﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻌَﻨ۪ﻰۜ ﻭَﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻣَٓﺎ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ﴾١٠٨﴿ 108- (Resûlüm!)De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan)tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim." ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ ﺍِﻻَﺎ ﺭِﺟَﺎﻻﺎ ﻧُﻮﺣ۪ٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻘُﺮٰﻯۜ ﺍَﻓَﻠَﻢْ ﻳَﺴ۪ﻴﺮُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﻴَﻨْﻈُﺮُﻭﺍ ﻛَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْۜ ﻭَﻟَﺪَﺍﺭُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾١٠٩﴿ 109- Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler)yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz? {Bu âyet, "Allah, peygamber olarak melekleri gönderseydi ya!" diyen kâfirlere cevap olarak inmiştir.} ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺍﺳْﺘَﻴْﺌَﺲَ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞُ ﻭَﻇَﻨُّٓﻮﺍ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻗَﺪْ ﻛُﺬِﺑُﻮﺍ ﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢْ ﻧَﺼْﺮُﻧَﺎۙ ﻓَﻨُﺠِّﻰَ ﻣَﻦْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺮَﺩُّ ﺑَﺎْﺳُﻨَﺎ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ﴾١١٠﴿ 110- Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat)suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez. ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺎﻥَ ﻓ۪ﻰ ﻗَﺼَﺼِﻬِﻢْ ﻋِﺒْﺮَﺓٌ ﻻﺎُﻭ۬ﻟِﻰ ﺍﻻﺎَﻟْﺒَﺎﺏِۜ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺣَﺪ۪ﻳﺜًﺎ ﻳُﻔْﺘَﺮٰﻯ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﺗَﺼْﺪ۪ﻳﻖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻭَﺗَﻔْﺼ۪ﻴﻞَ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻫُﺪًﻯ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾١١١﴿ 111- Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin)kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an)uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.