12-Yusuf
Kur'an-ı Kerim Meali · s.234
١٢ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﻳُﻮﺳُﻒَ {Yusuf sûresi, 111 âyet olup 1, 2 ve 3. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber'den bahsedildiği için bu adı almıştır.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺍﻟٓﺮٰ۠ ﺗِﻠْﻚَ ﺍٰﻳَﺎﺕُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦِ۠﴾١﴿ 1- Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir. ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ ﻗُﺮْﺀٰﻧًﺎ ﻋَﺮَﺑِﻴًّﺎ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٢﴿ 2- Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. ﻧَﺤْﻦُ ﻧَﻘُﺺُّ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﺍﻟْﻘَﺼَﺺِ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﻭْﺣَﻴْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَۗ ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺖَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻪ۪ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟْﻐَﺎﻓِﻠ۪ﻴﻦَ﴾٣﴿ 3- (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin. ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻳُﻮﺳُﻒُ ﻻﺎَﺑ۪ﻴﻪِ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺖِ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺭَﺍَﻳْﺖُ ﺍَﺣَﺪَ ﻋَﺸَﺮَ ﻛَﻮْﻛَﺒًﺎ ﻭَﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮَ ﺭَﺍَﻳْﺘُﻬُﻢْ ﻟ۪ﻰ ﺳَﺎﺟِﺪ۪ﻳﻦَ﴾٤﴿ 4- Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm. ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﺑُﻨَﻰَّ ﻻﺎ ﺗَﻘْﺼُﺺْ ﺭُﺀْﻳَﺎﻙَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍِﺧْﻮَﺗِﻚَ ﻓَﻴَﻜ۪ﻴﺪُﻭﺍ ﻟَﻚَ ﻛَﻴْﺪًﺍۜ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥَ ﻟِـﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﻋَﺪُﻭٌّ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾٥﴿ 5- (Babası:) Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır. ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳَﺠْﺘَﺒ۪ﻴﻜَﺮَﺑُّﻜَﻮَﻳُﻌَﻠِّﻤُﻚَ ﻣِﻦْ ﺗَﺎْﻭ۪ﻳﻞِ ﺍﻻﺎَﺣَﺎﺩ۪ﻳﺚِ ﻭَﻳُﺘِﻢُّ ﻧِﻌْﻤَﺘَﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻭَﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻝِ ﻳَﻌْﻘُﻮﺏَ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍَﺗَﻤَّﻬَﺎ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺑَﻮَﻳْﻚَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﺍِﺳْﺤٰﻖَۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ۟﴾٦﴿ 6- İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺎﻥَ ﻓ۪ﻰ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻭَﺍِﺧْﻮَﺗِﻪ۪ٓ ﺍٰﻳَﺎﺕٌ ﻟِﻠﺴَّٓﺎﺋِﻠ۪ﻴﻦَ﴾٧﴿ 7- Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır. {Rivayet edildiğine göre, yahudi âlimleri Mekke müşriklerinin ileri gelenlerine, "İsrailoğullarının niçin Mısır'a gittiklerini Muhammed'e sorun, bakalım ne cevap verecek" diye telkin etmişler, onlar da sormuş, bunun üzerine bu sûre inmiştir. Nitekim âyette onların bu sorularına işaret edilmektedir.} ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻴُﻮﺳُﻒُ ﻭَﺍَﺧُﻮﻩُ ﺍَﺣَﺐُّ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺑ۪ﻴﻨَﺎ ﻣِﻨَّﺎ ﻭَﻧَﺤْﻦُ ﻋُﺼْﺒَﺔٌۜ ﺍِﻥَّ ﺍَﺑَﺎﻧَﺎ ﻟَﻔ۪ﻰ ﺿَﻼﺎﻝٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍۚ﴾٨﴿ 8- (Kardeşleri) dediler ki: Yusuf'la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir. {Yusuf ile Bünyamin bir anadan, diğer oğulları ise başka bir anadan idiler.} ﺍُﻗْﺘُﻠُﻮﺍ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﺍَﻭِ ﺍﻃْﺮَﺣُﻮﻩُ ﺍَﺭْﺿًﺎ ﻳَﺨْﻞُ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺟْﻪُ ﺍَﺑ۪ﻴﻜُﻢْ ﻭَﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻩ۪ ﻗَﻮْﻣًﺎ ﺻَﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ﴾٩﴿ 9- (Aralarında dediler ki:) Yusuf'u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz! {Âyetin son kısmını "...Bundan sonra işinizi yoluna koymuş, durumunuzu düzeltmiş olursunuz" şeklinde anlamak da mümkündür.} ﻗَﺎﻝَ ﻗَٓﺎﺋِﻞٌ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻻﺎ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻮﺍ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻭَﺍَﻟْﻘُﻮﻩُ ﻓ۪ﻰ ﻏَﻴَﺎﺑَﺖِ ﺍﻟْﺠُﺐِّ ﻳَﻠْﺘَﻘِﻄْﻪُ ﺑَﻌْﺾُ ﺍﻟﺴَّﻴَّﺎﺭَﺓِ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓَﺎﻋِﻠ۪ﻴﻦَ﴾١٠﴿ 10- Onlardan biri: Yusuf'u öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün), dedi. {Bu teklifi yapan Yehuda isminde birisi idi. Kardeşlerine bunu kabul ettirdi ve babalarına geldiler.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎﻧَﺎ ﻣَﺎ ﻟَﻚَ ﻻﺎﺗَﺎْﻣَﻨَّۖﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻪُ ﻟَﻨَﺎﺻِﺤُﻮﻥَ﴾١١﴿ 11- Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz. ﺍَﺭْﺳِﻠْﻪُ ﻣَﻌَﻨَﺎ ﻏَﺪًﺍ ﻳَﺮْﺗَﻊْ ﻭَﻳَﻠْﻌَﺐْ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻪُ ﻟَﺤَﺎﻓِﻈُﻮﻥَ﴾١٢﴿ 12- Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz." ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻟَﻴَﺤْﺰُﻧُﻨ۪ٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﺬْﻫَﺒُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻭَﺍَﺧَﺎﻑُ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﻛُﻠَﻪُ ﺍﻟﺬِّﺋْﺐُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻋَﻨْﻪُ ﻏَﺎﻓِﻠُﻮﻥَ﴾١٣﴿ 13- (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım. {Hz. Peygamber'den nakledilen bir hadiste belirtildiği gibi Ya'kub (a.s.): "Onu kurdun yemesinden korkarım" şeklindeki bu sözü ile farkında olmadan onlara, tasarladıkları planı nasıl örtbas edecekleri konusunda bir ipucu vermişti. Gerçekten 17. âyette de görüleceği üzere onlar bu ipucundan yararlanmışlardır.} ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﺌِﻦْ ﺍَﻛَﻠَﻪُ ﺍﻟﺬِّﺋْﺐُ ﻭَﻧَﺤْﻦُ ﻋُﺼْﺒَﺔٌ ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍِﺫًﺍ ﻟَﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ﴾١٤﴿ 14- Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler sayılırız. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺫَﻫَﺒُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻭَﺍَﺟْﻤَﻌُٓﻮﺍ ﺍَﻥْ ﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻩُ ﻓ۪ﻰ ﻏَﻴَﺎﺑَﺖِ ﺍﻟْﺠُﺐِّۚ ﻭَﺍَﻭْﺣَﻴْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻟَﺘُﻨَﺒِّﺌَﻨَّﻬُﻢْ ﺑِﺎَﻣْﺮِﻫِﻢْ ﻫٰﺬَﺍ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾١٥﴿ 15- Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik. {Tefsircilerin birçoğu, âyette geçen "biz Yusuf'a... vahyettik" ifadesine dayanarak Hz. Yusuf'a peygamberliğin daha o zaman verildiğine kanidir. Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Yusuf'a kuyuya atıldığı zamanki bu vâdi daha sonra gerçekleşmiş ve ilerideki âyetlerde görüleceği üzere Hz. Yusuf bu tuzaktan kurtulmuş, kardeşlerine de bütün yaptıklarını bildiğini söylemiştir.} ﻭَﺟَٓﺎﻭُۭٓ۫ ﺍَﺑَﺎﻫُﻢْ ﻋِﺸَٓﺎﺀً ﻳَﺒْﻜُﻮﻥَۜ﴾١٦﴿ 16- Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎﻧَٓﺎ ﺍِﻧَّﺎ ﺫَﻫَﺒْﻨَﺎ ﻧَﺴْﺘَﺒِﻖُ ﻭَﺗَﺮَﻛْﻨَﺎ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻋِﻨْﺪَ ﻣَﺘَﺎﻋِﻨَﺎ ﻓَﺎَﻛَﻠَﻪُ ﺍﻟﺬِّﺋْﺐُۚ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﺑِﻤُﻮْۭﻣِﻦٍ ﻟَﻨَﺎ ﻭَﻟَﻮْ ﻛُﻨَّﺎ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾١٧﴿ 17- Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın. ﻭَﺟَٓﺎﻭُۭ۫ ﻋَﻠٰﻰ ﻗَﻤ۪ﻴﺼِﻪ۪ ﺑِﺪَﻡٍ ﻛَﺬِﺏٍۜ ﻗَﺎﻝَ ﺑَﻞْ ﺳَﻮَّﻟَﺖْ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻜُﻢْ ﺍَﻣْﺮًﺍۜ ﻓَﺼَﺒْﺮٌ ﺟَﻤ۪ﻴﻠٌۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﺴْﺘَﻌَﺎﻥُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﺗَﺼِﻔُﻮﻥَ﴾١٨﴿ 18- Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Ya'kub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır. {Rivayet edildiğine göre kardeşleri, Yusuf'un gömleğini kana bulayıp babalarına getirdiklerinde, acı haberi alan Ya'kub (a.s.), feryada başladı, onun gömleğini istedi. Onu yüzüne sürüp ağladı ve dedi ki: "Bugüne kadar böyle yumuşak huylu bir kurt görmedim! Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleği yırtmamış!" Buna göre Hz. Ya'kub, onların hilesini sezmişti. Fakat yapılacak bir şey yoktu.} ﻭَﺟَٓﺎﺀَﺕْ ﺳَﻴَّﺎﺭَﺓٌ ﻓَﺎَﺭْﺳَﻠُﻮﺍ ﻭَﺍﺭِﺩَﻫُﻢْ ﻓَﺎَﺩْﻟٰﻰ ﺩَﻟْﻮَﻩُۜ ﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﺑُﺸْﺮٰﻯ ﻫٰﺬَﺍ ﻏُﻼﺎﻡٌۜ ﻭَﺍَﺳَﺮُّﻭﻩُ ﺑِﻀَﺎﻋَﺔًۜﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﻤَﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٩﴿ 19- Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusuf'u görünce) "Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir. ﻭَﺷَﺮَﻭْﻩُ ﺑِﺜَﻤَﻦٍ ﺑَﺨْﺲٍ ﺩَﺭَﺍﻫِﻢَ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺓٍۚ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺰَّﺍﻫِﺪ۪ﻳﻦَ۟﴾٢٠﴿ 20- (Kafile Mısır'a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer vermemişlerdi. {Âyetin son kısmını "...zaten onu hemen elden çıkarmak istiyorlardı" şeklinde çevirmek de mümkündür.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﺷْﺘَﺮٰﻳﻪُ ﻣِﻦْ ﻣِﺼْﺮَ ﻻﺎﻣْﺮَﺍَﺗِﻪ۪ٓ ﺍَﻛْﺮِﻣ۪ﻰ ﻣَﺜْﻮٰﻳﻪُ ﻋَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻨْﻔَﻌَﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﻧَﺘَّﺨِﺬَﻩُ ﻭَﻟَﺪًﺍۜ ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻣَﻜَّﻨَّﺎ ﻟِﻴُﻮﺳُﻒَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۘ ﻭَﻟِﻨُﻌَﻠِّﻤَﻪُ ﻣِﻦْ ﺗَﺎْﻭ۪ﻳﻞِ ﺍﻻﺎَﺣَﺎﺩ۪ﻳﺜِۜﻮَﺍﻟﻠّٰﻬُﻐَﺎﻟِﺐٌ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻣْﺮِﻩ۪ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٢١﴿ 21- Mısır'da onu satın alan adam, karısına dedi ki: "Ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz." İşte böylece (Mısır'da adaletle hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusuf'u o yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler. {Tefsirlerdeki rivayete göre Hz. Yusuf'u himayesine alan bu zat Mısır'ın maliye bakanı idi. O, Hz. Yusuf'un zekâ ve kabiliyetini sezmiş, bu yüzden ileride kendisinden devlet işlerinde yararlanabileceğini düşünmüştü. Ayrıca son derece sevimli bir çocuk olan Hz. Yusuf'u evlât edinebileceklerini söylemişti. Çünkü çocukları yoktu.} ﻭَﻟَﻤَّﺎ ﺑَﻠَﻎَ ﺍَﺷُﺪَّﻩُٓ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻩُ ﺣُﻜْﻤًﺎ ﻭَﻋِﻠْﻤًﺎۜ ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٢٢﴿ 22- (Yusuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız. ﻭَﺭَﺍﻭَﺩَﺗْﻪُ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻫُﻮَ ﻓ۪ﻰ ﺑَﻴْﺘِﻬَﺎ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ ﻭَﻏَﻠَّﻘَﺖِ ﺍﻻﺎَﺑْﻮَﺍﺏَ ﻭَﻗَﺎﻟَﺖْ ﻫَﻴْﺖَ ﻟَﻚَۜ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﻌَﺎﺫَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎِﻧَّﻪُ ﺭَﺑّ۪ٓﻰ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﻣَﺜْﻮَﺍﻯَۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻻﺎ ﻳُﻔْﻠِﺢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾٢٣﴿ 23- Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!" dedi. O da "(Hâşâ), Allah'a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi. {Hz. Yusuf büyümüş, gelişmiş ve görkemli bir genç olmuştu. Onun bu hali, yaşadığı evin hanımında kendisine karşı farklı duyguların belirmesine sebep olmuş ve kadın Hz. Yusuf'a gayri meşru ilişki teklif etmişti.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻫَﻤَّﺖْ ﺑِﻪ۪ۗ ﻭَﻫَﻢَّ ﺑِﻬَﺎۚ ﻟَﻮْﻻٓﺎ ﺍَﻥْ ﺭَﺍٰ ﺑُﺮْﻫَﺎﻧَﺮَﺑِّﻬ۪ۜﻜَﺬٰﻟِﻚَ ﻟِﻨَﺼْﺮِﻑَ ﻋَﻨْﻪُ ﺍﻟﺴُّٓﻮﺀَ ﻭَﺍﻟْﻔَﺤْﺸَٓﺎﺀَۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻧَﺎ ﺍﻟْﻤُﺨْﻠَﺼ۪ﻴﻦَ﴾٢٤﴿ 24- Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı. {Tefsircilerin çoğuna göre Hz. Yusuf'un kadına olan bu meyli cinsel bir meyil idi. Fakat bazı tefsirciler peygamberlerin böyle bir meyle kapılmaktan masûn ve münezzeh olduklarını belirterek âyetteki ilgili sözü "O da kadını dövmeye niyet etmişti. Fakat Allah'ın ikazı ile bundan vazgeçti" şeklinde yorumlamışlardır. Her halükârda Hz. Yusuf bu niyet ve meylinden vazgeçmişti.} ﻭَﺍﺳْﺘَﺒَﻘَﺎ ﺍﻟْﺒَﺎﺏَ ﻭَﻗَﺪَّﺕْ ﻗَﻤ۪ﻴﺼَﻪُ ﻣِﻦْ ﺩُﺑُﺮٍ ﻭَﺍَﻟْﻔَﻴَﺎ ﺳَﻴِّﺪَﻫَﺎ ﻟَﺪَﺍ ﺍﻟْﺒَﺎﺏِۜ ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻣَﺎ ﺟَﺰَٓﺍﺀُ ﻣَﻦْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺑِﺎَﻫْﻠِﻚَ ﺳُٓﻮﺀًﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳُﺴْﺠَﻦَ ﺍَﻭْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٢٥﴿ 25- İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir! ﻗَﺎﻝَ ﻫِﻰَ ﺭَﺍﻭَﺩَﺗْﻨ۪ﻰ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴ۪ﻰ ﻭَﺷَﻬِﺪَ ﺷَﺎﻫِﺪٌ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻠِﻬَﺎۚ ﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻗَﻤ۪ﻴﺼُﻪُ ﻗُﺪَّ ﻣِﻦْ ﻗُﺒُﻞٍ ﻓَﺼَﺪَﻗَﺖْ ﻭَﻫُﻮَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٢٦﴿ 26- Yusuf: "Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi" dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır." ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻗَﻤ۪ﻴﺼُﻪُ ﻗُﺪَّ ﻣِﻦْ ﺩُﺑُﺮٍ ﻓَﻜَﺬَﺑَﺖْ ﻭَﻫُﻮَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾٢٧﴿ 27- "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir." ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍٰ ﻗَﻤ۪ﻴﺼَﻪُ ﻗُﺪَّ ﻣِﻦْ ﺩُﺑُﺮٍ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻪُ ﻣِﻦْ ﻛَﻴْﺪِﻛُﻦَّۜ ﺍِﻥَّ ﻛَﻴْﺪَﻛُﻦَّ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٢٨﴿ 28- (Kocası, Yusuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): "Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür." ﻳُﻮﺳُﻒُ ﺍَﻋْﺮِﺽْ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬَﺍ ﻭَﺍﺳْﺘَﻐْﻔِﺮ۪ﻯ ﻟِﺬَﻧْﺒِﻚِۚ ﺍِﻧَّﻚِ ﻛُﻨْﺖِ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﻃِﺌ۪ﻴﻦَ۟﴾٢٩﴿ 29- "Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun" ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻧِﺴْﻮَﺓٌ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻤَﺪ۪ﻳﻨَﺔِ ﺍﻣْﺮَﺍَﺕُ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺗُﺮَﺍﻭِﺩُ ﻓَﺘٰﻴﻬَﺎ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ۚ ﻗَﺪْ ﺷَﻐَﻔَﻬَﺎ ﺣُﺒًّﺎۜ ﺍِﻧَّﺎ ﻟَﻨَﺮٰﻳﻬَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺿَﻼﺎﻝٍ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٍ﴾٣٠﴿ 30- Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yusuf'un sevdası onun kalbine işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz. ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺳَﻤِﻌَﺖْ ﺑِﻤَﻜْﺮِﻫِﻦَّ ﺍَﺭْﺳَﻠَﺖْ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻦَّ ﻭَﺍَﻋْﺘَﺪَﺕْ ﻟَﻬُﻦَّ ﻣُﺘَّﻜَﺎً ﻭَﺍٰﺗَﺖْ ﻛُﻞَّ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٍ ﻣِﻨْﻬُﻦَّ ﺳِﻜّ۪ﻴﻨًﺎ ﻭَﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﺧْﺮُﺝْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻦَّۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺭَﺍَﻳْﻨَﻪُٓ ﺍَﻛْﺒَﺮْﻧَﻪُ ﻭَﻗَﻄَّﻌْﻦَ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻦَّ ﻭَﻗُﻠْﻦَ ﺣَﺎﺷَﻠِﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻫٰﺬَﺍ ﺑَﺸَﺮًﺍۜ ﺍِﻥْ ﻫٰﺬَٓﺍ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻠَﻚٌ ﻛَﺮ۪ﻳﻢٌ﴾٣١﴿ 31- Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Onlardan herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusuf'a): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir! {"Dayanacak yastıklar" diye tercüme edilen "müttekeen" kelimesi, "yemek meclisi" şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü onlar müreffeh insanların âdeti olduğu üzere yerken, içerken ve sohbet ederken arkalarına dayanırlardı. Bundan ötürü dayanarak yemek yeme yasaklanmıştır. Bu konudaki Câbir hadisi şöyledir: "Allah Resûlü sol elimizle ve arkamıza dayanarak yememizi yasakladı."} ﻗَﺎﻟَﺖْ ﻓَﺬٰﻟِﻜُﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻟُﻤْﺘُﻨَّﻨ۪ﻰ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺭَﺍﻭَﺩْﺗُﻪُ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ ﻓَﺎﺳْﺘَﻌْﺼَﻢَۜ ﻭَﻟَﺌِﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﻔْﻌَﻞْ ﻣَٓﺎ ﺍٰﻣُﺮُﻩُ ﻟَﻴُﺴْﺠَﻨَﻦَّ ﻭَﻟَﻴَﻜُﻮﻧًﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻏِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٢﴿ 32- Kadın dedi ki: İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır! ﻗَﺎﻟَﺮَﺑِّﺎﻟﺴِّﺠْﻦُ ﺍَﺣَﺐُّ ﺍِﻟَﻰَّ ﻣِﻤَّﺎ ﻳَﺪْﻋُﻮﻧَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻪِۚ ﻭَﺍِﻻَﺎ ﺗَﺼْﺮِﻑْ ﻋَﻨّ۪ﻰ ﻛَﻴْﺪَﻫُﻦَّ ﺍَﺻْﺐُ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻦَّ ﻭَﺍَﻛُﻦْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠَﺎﻫِﻠ۪ﻴﻦَ﴾٣٣﴿ 33- (Yusuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum! dedi. ﻓَﺎﺳْﺘَﺠَﺎﺏَ ﻟَﻬُﺮَﺑُّﻬُﻔَﺼَﺮَﻑَ ﻋَﻨْﻪُ ﻛَﻴْﺪَﻫُﻦَّۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٣٤﴿ 34- Rabbi onun duasını kabul etti ve hilelerini ondan uzaklaştırdı. Çünkü O çok iyi işiten, pek iyi bilendir. ﺛُﻢَّ ﺑَﺪَﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﺭَﺍَﻭُﺍ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﻟَﻴَﺴْﺠُﻨُﻨَّﻪُ ﺣَﺘّٰﻰ ﺣ۪ﻴﻦٍ۟﴾٣٥﴿ 35- Sonunda (aziz ve arkadaşları) kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü. ﻭَﺩَﺧَﻞَ ﻣَﻌَﻪُ ﺍﻟﺴِّﺠْﻦَ ﻓَﺘَﻴَﺎﻥِۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﺣَﺪُﻫُﻤَٓﺎ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺭٰﻳﻨ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﺼِﺮُ ﺧَﻤْﺮًﺍۚ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻻﺎٰﺧَﺮُ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺭٰﻳﻨ۪ٓﻰ ﺍَﺣْﻤِﻞُ ﻓَﻮْﻕَ ﺭَﺍْﺳ۪ﻰ ﺧُﺒْﺰًﺍ ﺗَﺎْﻛُﻞُ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮُ ﻣِﻨْﻪُۜ ﻧَﺒِّﺌْﻨَﺎ ﺑِﺘَﺎْﻭ۪ﻳﻠِﻪ۪ۚ ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺮٰﻳﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٣٦﴿ 36- Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi. ﻗَﺎﻝَ ﻻﺎ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻜُﻤَﺎ ﻃَﻌَﺎﻡٌ ﺗُﺮْﺯَﻗَﺎﻧِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﻧَﺒَّﺎْﺗُﻜُﻤَﺎ ﺑِﺘَﺎْﻭ۪ﻳﻠِﻪ۪ ﻗَﺒْﻞَ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻜُﻤَﺎۜ ﺫٰﻟِﻜُﻤَﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﻋَﻠَّﻤَﻨ۪ﻰﺭَﺑّ۪ﻰۜﺍِﻧّ۪ﻰ ﺗَﺮَﻛْﺖُ ﻣِﻠَّﺔَ ﻗَﻮْﻡٍ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻧَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻫُﻢْ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻛَﺎﻓِﺮُﻭﻥَۙ﴾٣٧﴿ 37- (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir. {Hz. Yusuf gençler٦ّۙbu durumundan istifade ederek onlara tevhid dinini tebliğ etmek istedi. Dolayısıyla onların rüyalarını yorumlamadan önce, kendisinin hak din üzerinde olduğunu, bilgilerinin Allah tarafından öğretildiğini ve Mısırlıların yanlış yolda olduklarını bildirerek onları hazırladı ve hak dini onlara tebliğ etti. İşte bu ve bundan sonraki üç âyet bununla ilgilidir.} ﻭَﺍﺗَّﺒَﻌْﺖُ ﻣِﻠَّﺔَ ﺍٰﺑَٓﺎﺀ۪ٓﻯ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻭَﺍِﺳْﺤٰﻖَ ﻭَﻳَﻌْﻘُﻮﺏَۜ ﻣَﺎﻛَﺎﻥَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻧُﺸْﺮِﻛَﺒِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻻﺎ ﻳَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٣٨﴿ 38- Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler. ﻳَﺎ ﺻَﺎﺣِﺒَﻰِ ﺍﻟﺴِّﺠْﻦِ ﺀَﺍَﺭْﺑَﺎﺏٌ ﻣُﺘَﻔَﺮِّﻗُﻮﻥَ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻣِﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻮَﺍﺣِﺪُ ﺍﻟْﻘَﻬَّﺎﺭُۜ﴾٣٩﴿ 39- Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli ilâhlar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı? ﻣَﺎ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﺳْﻤَٓﺎﺀً ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻤُﻮﻫَٓﺎ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻭَﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺳُﻠْﻄَﺎﻥٍۜ ﺍِﻥِ ﺍﻟْﺤُﻜْﻢُ ﺍِﻻَﺎﻟِﻠّٰﻬِۜﺎَﻣَﺮَ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻌْﺒُﺪُٓﻭﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍِﻳَّﺎﻩُۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦُ ﺍﻟْﻘَﻴِّﻢُ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٤٠﴿ 40- Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. ﻳَﺎ ﺻَﺎﺣِﺒَﻰِ ﺍﻟﺴِّﺠْﻦِ ﺍَﻣَّٓﺎ ﺍَﺣَﺪُﻛُﻤَﺎ ﻓَﻴَﺴْﻘ۪ﻰ ﺭَﺑَّﻪُ ﺧَﻤْﺮًﺍۚ ﻭَﺍَﻣَّﺎ ﺍﻻﺎٰﺧَﺮُ ﻓَﻴُﺼْﻠَﺐُ ﻓَﺘَﺎْﻛُﻞُ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮُ ﻣِﻦْ ﺭَﺍْﺳِﻪ۪ۜ ﻗُﻀِﻰَ ﺍﻻﺎَﻣْﺮُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗَﺴْﺘَﻔْﺘِﻴَﺎﻥِۜ﴾٤١﴿ 41- Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza gelince),biriniz (daha önce olduğu gibi)efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini)yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde)kesinleşmiştir. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻯ ﻇَﻦَّ ﺍَﻧَّﻪُ ﻧَﺎﺝٍ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﺍﺫْﻛُﺮْﻧ۪ﻰ ﻋِﻨْﺪَ ﺭَﺑِّﻚَۘ ﻓَﺎَﻧْﺴٰﻴﻪُ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﺫِﻛْﺮَ ﺭَﺑِّﻪ۪ ﻓَﻠَﺒِﺚَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴِّﺠْﻦِ ﺑِﻀْﻊَ ﺳِﻨ۪ﻴﻦَۜ۟﴾٤٢﴿ 42- Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki beni çıkarır).Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf),birkaç sene daha zindanda kaldı. {Bazı tefsircilere göre Hz. Yusuf, Allah'tan başkasından yardım istediği için beş yıllık hapislikten sonra yedi yıl daha hapisde kalmaya mahkum oldu. Böylece hapis süresi on iki yıl oldu. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Çeşitli âyet ve hadislerle başkasından yardım isteme meşru kabul edildiğine, hatta yerine göre kâfirden de yardım istenebileceğine göre, Hz. Yusuf'un Allah'tan başkasından da medet umması niçin hoş karşılanmamıştır? Bunun cevabı şudur: Allah, peygamberlerini yarattıkları üzerine seçkin kıldığı gibi işlerin en iyisi, en güzeli ve en evlâsını da onlara yakıştırmıştır. Peygamber için en evlâ olan, darda kaldığı zaman Rabbinden başkasına dayanmaması ve el açmamasıdır.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻤَﻠِﻚُ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﺭٰﻯ ﺳَﺒْﻊَ ﺑَﻘَﺮَﺍﺕٍ ﺳِﻤَﺎﻥٍ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻬُﻦَّ ﺳَﺒْﻊٌ ﻋِﺠَﺎﻑٌ ﻭَﺳَﺒْﻊَ ﺳُﻨْﺒُﻼﺎﺕٍ ﺧُﻀْﺮٍ ﻭَﺍُﺧَﺮَ ﻳَﺎﺑِﺴَﺎﺕٍۜ ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَـﻻﺎُ ﺍَﻓْﺘُﻮﻧ۪ﻰ ﻓ۪ﻰ ﺭُﺀْﻳَﺎﻯَ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻟِﻠﺮُّﺀْﻳَﺎ ﺗَﻌْﺒُﺮُﻭﻥَ﴾٤٣﴿ 43- Kral dedi ki: Ben (rüyada)yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayınız. ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺿْﻐَﺎﺙُ ﺍَﺣْﻼﺎﻡٍۚ ﻭَﻣَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﺑِﺘَﺎْﻭ۪ﻳﻞِ ﺍﻻﺎَﺣْﻼﺎﻡِ ﺑِﻌَﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٤٤﴿ 44- (Yorumcular)dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz. {İslâm âlimleri rüya olayını üç sınıfa ayırmışlardır: 1. Allah'tan olan ikaz ve işaretler, 2. Nefisten kaynaklanan düş, 3. Şeytanın korkutma ve saptırmaları.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻧَﺠَﺎ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﻭَﺍﺩَّﻛَﺮَ ﺑَﻌْﺪَ ﺍُﻣَّﺔٍ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﺍُﻧَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﺘَﺎْﻭ۪ﻳﻠِﻪ۪ ﻓَﺎَﺭْﺳِﻠُﻮﻥِ﴾٤٥﴿ 45- (Zindandaki)iki kişiden kurtulmuş olan, uzun bir zaman sonra (Yusuf'u)hatırlayarak dedi ki: Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana)gönderin. ﻳُﻮﺳُﻒُ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﺼِّﺪّ۪ﻳﻖُ ﺍَﻓْﺘِﻨَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒْﻊِ ﺑَﻘَﺮَﺍﺕٍ ﺳِﻤَﺎﻥٍ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻬُﻦَّ ﺳَﺒْﻊٌ ﻋِﺠَﺎﻑٌ ﻭَﺳَﺒْﻊِ ﺳُﻨْﺒُﻼﺎﺕٍ ﺧُﻀْﺮٍ ﻭَﺍُﺧَﺮَ ﻳَﺎﺑِﺴَﺎﺕٍۙ ﻟَﻌَﻠّ۪ٓﻰ ﺍَﺭْﺟِﻊُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٤٦﴿ 46- (Yusuf'un yanına gelerek dedi ki:) Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen)yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar)hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla)dönerim de belki onlar da doğruyu öğrenirler. ﻗَﺎﻝَ ﺗَﺰْﺭَﻋُﻮﻥَ ﺳَﺒْﻊَ ﺳِﻨ۪ﻴﻦَ ﺩَﺍَﺑًﺎۚ ﻓَﻤَﺎ ﺣَﺼَﺪْﺗُﻢْ ﻓَﺬَﺭُﻭﻩُ ﻓ۪ﻰ ﺳُﻨْﺒُﻠِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ﴾٤٧﴿ 47- Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip)bırakınız. ﺛُﻢَّ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺫٰﻟِﻚَ ﺳَﺒْﻊٌ ﺷِﺪَﺍﺩٌ ﻳَﺎْﻛُﻠْﻦَ ﻣَﺎ ﻗَﺪَّﻣْﺘُﻢْ ﻟَﻬُﻦَّ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﺗُﺤْﺼِﻨُﻮﻥَ﴾٤٨﴿ 48- Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk)hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. ﺛُﻢَّ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺫٰﻟِﻚَ ﻋَﺎﻡٌ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻳُﻐَﺎﺙُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﻭَﻓ۪ﻴﻪِ ﻳَﻌْﺼِﺮُﻭﻥَ۟﴾٤٩﴿ 49- Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından)yardım olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ)sıkacaklar. {Yani, bol bol meyve ve sebzelere kavuşacaklar, üzüm, hurma, zeytin ve susam gibi şeyleri sıkarak sularından istifade edeceklerdir. Bu bolluk senesine dair rüyada bir işaret yoktur. Hz. Yusuf bunu sadece bir vahiy ve ilham ile onlara müjdelemiştir.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻤَﻠِﻚُ ﺍﺋْﺘُﻮﻧ۪ﻰ ﺑِﻪ۪ۚ ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻩُ ﺍﻟﺮَّﺳُﻮﻝُ ﻗَﺎﻝَ ﺍﺭْﺟِﻊْ ﺍِﻟٰﻰ ﺭَﺑِّﻚَ ﻓَﺴْﺌَﻠْﻪُ ﻣَﺎ ﺑَﺎﻝُ ﺍﻟﻨِّﺴْﻮَﺓِ ﺍﻟّٰﺘ۪ﻰ ﻗَﻄَّﻌْﻦَ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻬُﻦَّۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑّ۪ﻰﺑِﻜَﻴْﺪِﻫِﻦَّ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾٥٠﴿ 50- (Adam bu yorumu getirince)kral dedi ki: "Onu bana getirin!" Elçi, Yusuf'a geldiği zaman, (Yusuf)dedi ki: "Efendine dön de ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir." ﻗَﺎﻝَ ﻣَﺎ ﺧَﻄْﺒُﻜُﻦَّ ﺍِﺫْ ﺭَﺍﻭَﺩْﺗُﻦَّ ﻳُﻮﺳُﻒَ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ۜ ﻗُﻠْﻦَ ﺣَﺎﺷَﻠِﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻋَﻠِﻤْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺳُٓﻮﺀٍۜ ﻗَﺎﻟَﺖِ ﺍﻣْﺮَﺍَﺕُ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺍﻟْﺌٰﻦَ ﺣَﺼْﺤَﺺَ ﺍﻟْﺤَﻖُّۘ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﺭَﺍﻭَﺩْﺗُﻪُ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻪ۪ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ﴾٥١﴿ 51- (Kral kadınlara)dedi ki: Yusuf'un nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir." ﺫٰﻟِﻚَ ﻟِﻴَﻌْﻠَﻢَ ﺍَﻧّ۪ﻰ ﻟَﻢْ ﺍَﺧُﻨْﻪُ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﻛَﻴْﺪَ ﺍﻟْﺨَٓﺎﺋِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٥٢﴿ 52- (Yusuf dedi ki):Bu, azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin)bilmesi içindir.