Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

77-Mürselat

Kur'an-ı Kerim Meali · s.579

٧٧ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻼﺎﺕِ {Mekke'de inmiştir. 50 âyettir. "Gönderilenler" anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır. Müfessirler, "gönderilenler"den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur'an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻼﺎﺕِ ﻋُﺮْﻓًﺎۙ﴾١﴿ 1- Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere; ﻓَﺎﻟْﻌَﺎﺻِﻔَﺎﺕِ ﻋَﺼْﻔًﺎۙ﴾٢﴿ 2- Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara; ﻭَﺍﻟﻨَّﺎﺷِﺮَﺍﺕِ ﻧَﺸْﺮًﺍۙ﴾٣﴿ 3- (Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara; ﻓَﺎﻟْﻔَﺎﺭِﻗَﺎﺕِ ﻓَﺮْﻗًﺎۙ﴾٤﴿ 4- (Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara; ﻓَﺎﻟْﻤُﻠْﻘِﻴَﺎﺕِ ﺫِﻛْﺮًﺍۙ﴾٥﴿ ﻋُﺬْﺭًﺍ ﺍَﻭْ ﻧُﺬْﺭًﺍۙ﴾٦﴿ 5-6- (Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için öğüt telkin edenlere; ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ ﻟَﻮَﺍﻗِﻊٌۜ﴾٧﴿ 7- Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek! ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺍﻟﻨُّﺠُﻮﻡُ ﻃُﻤِﺴَﺖْۙ﴾٨﴿ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀُ ﻓُﺮِﺟَﺖْۙ﴾٩﴿ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍﻟْﺠِﺒَﺎﻝُ ﻧُﺴِﻔَﺖْۙ﴾١٠﴿ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞُ ﺍُﻗِّﺘَﺖْۜ﴾١١﴿ 8-9-10-11- Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur). ﻻﺎَﻯِّ ﻳَﻮْﻡٍ ﺍُﺟِّﻠَﺖْۜ﴾١٢﴿ 12- (Bu alâmetler) hangi vakte ertelenmiştir? ﻟِﻴَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻔَﺼْﻞِۚ﴾١٣﴿ 13- Ayırım gününe. ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺩْﺭٰﻳﻚَ ﻣَﺎ ﻳَﻮْﻡُ ﺍﻟْﻔَﺼْﻞِۜ﴾١٤﴿ 14- (Resûlüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin! ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾١٥﴿ 15- O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline! ﺍَﻟَﻢْ ﻧُﻬْﻠِﻚِ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَۜ﴾١٦﴿ 16- Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi? ﺛُﻢَّ ﻧُﺘْﺒِﻌُﻬُﻢُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٧﴿ 17- Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız. ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﻔْﻌَﻞُ ﺑِﺎﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ﴾١٨﴿ 18- İşte biz suçlulara böyle yaparız! ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾١٩﴿ 19- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﺍَﻟَﻢْ ﻧَﺨْﻠُﻘْﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻣَٓﺎﺀٍ ﻣَﻬ۪ﻴﻦٍۙ﴾٢٠﴿ 20- (Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı? ﻓَﺠَﻌَﻠْﻨَﺎﻩُ ﻓ۪ﻰ ﻗَﺮَﺍﺭٍ ﻣَﻜ۪ﻴﻦٍۙ﴾٢١﴿ ﺍِﻟٰﻰ ﻗَﺪَﺭٍ ﻣَﻌْﻠُﻮﻡٍۙ﴾٢٢﴿ 21-22- İşte o suyu, belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik. ﻓَﻘَﺪَﺭْﻧَﺎۗ ﻓَﻨِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻘَﺎﺩِﺭُﻭﻥَ﴾٢٣﴿ 23- Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür! {Âyete "Onu biz takdir ettik ve biz ne güzel takdir ediciyiz" şeklinde de mana verilmiştir.} ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٢٤﴿ 24- O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﺍَﻟَﻢْ ﻧَﺠْﻌَﻞِ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻛِﻔَﺎﺗًﺎۙ﴾٢٥﴿ ﺍَﺣْﻴَٓﺎﺀً ﻭَﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎۙ﴾٢٦﴿ 25-26- Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere toplanma yeri yapmadık mı? ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺭَﻭَﺍﺳِﻰَ ﺷَﺎﻣِﺨَﺎﺕٍ ﻭَﺍَﺳْﻘَﻴْﻨَﺎﻛُﻢْ ﻣَٓﺎﺀً ﻓُﺮَﺍﺗًﺎۜ﴾٢٧﴿ 27- Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik. ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٢٨﴿ 28- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﺍِﻧْﻄَﻠِﻘُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﺎﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﺗُﻜَﺬِّﺑُﻮﻥَۚ﴾٢٩﴿ 29- (İnkârcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin! ﺍِﻧْﻄَﻠِﻘُٓﻮﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻇِﻞٍّ ﺫ۪ﻯ ﺛَﻠٰﺚِ ﺷُﻌَﺐٍۙ﴾٣٠﴿ ﻻﺎ ﻇَﻠ۪ﻴﻞٍ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻐْﻨ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻠَّﻬَﺐِۜ﴾٣١﴿ 30-31- Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin. ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺗَﺮْﻣ۪ﻰ ﺑِﺸَﺮَﺭٍ ﻛَﺎﻟْﻘَﺼْﺮِۚ﴾٣٢﴿ 32- O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar. ﻛَﺎَﻧَّﻪُ ﺟِﻤَﺎﻟَﺖٌ ﺻُﻔْﺮٌۜ﴾٣٣﴿ 33- Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir. ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٣٤﴿ 34- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﻫٰﺬَﺍ ﻳَﻮْﻡُ ﻻﺎﻳَﻨْﻄِﻘُﻮﻥَۙ﴾٣٥﴿ 35- Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür. ﻭَﻻﺎ ﻳُﻮْۭﺫَﻥُ ﻟَﻬُﻢْ ﻓَﻴَﻌْﺘَﺬِﺭُﻭﻥَ﴾٣٦﴿ 36- Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler. ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٣٧﴿ 37- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﻫٰﺬَﺍ ﻳَﻮْﻡُ ﺍﻟْﻔَﺼْﻞِۚ ﺟَﻤَﻌْﻨَﺎﻛُﻢْ ﻭَﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَ﴾٣٨﴿ 38- (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik. ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﻛَﻴْﺪٌ ﻓَﻜ۪ﻴﺪُﻭﻥِ﴾٣٩﴿ 39- (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi! ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ۟﴾٤٠﴿ 40- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ ﻓ۪ﻰ ﻇِﻼﺎﻝٍ ﻭَﻋُﻴُﻮﻥٍۙ﴾٤١﴿ ﻭَﻓَﻮَﺍﻛِﻪَ ﻣِﻤَّﺎ ﻳَﺸْﺘَﻬُﻮﻥَۜ﴾٤٢﴿ 41-42- Şüphesiz (o gün) takvâ sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında, canlarının çektiğinden çeşit çeşit meyveler arasında olacaklardır. ﻛُﻠُﻮﺍ ﻭَﺍﺷْﺮَﺑُﻮﺍ ﻫَﻨ۪ٓﻴﺌًﺎ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٤٣﴿ 43- (Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi âfiyetle yeyin için" (denir). ﺍِﻧَّﺎ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟْﻤُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَ﴾٤٤﴿ 44- İşte, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٤٥﴿ 45- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﻛُﻠُﻮﺍ ﻭَﺗَﻤَﺘَّﻌُﻮﺍ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻣُﺠْﺮِﻣُﻮﻥَ﴾٤٦﴿ 46- (Ey inkârcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz! ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٤٧﴿ 47- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﺭْﻛَﻌُﻮﺍ ﻻﺎﻳَﺮْﻛَﻌُﻮﻥَ﴾٤٨﴿ 48- Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler. ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﻟِﻠْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٤٩﴿ 49- O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline! ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺣَﺪ۪ﻳﺚٍ ﺑَﻌْﺪَﻩُ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٥٠﴿ 50- Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.