76-İnsan
Kur'an-ı Kerim Meali · s.577
٧٦ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ {Mekke'de veya Medine'de nâzil olduğuna dair rivayetler vardır; 31 âyettir. Adını ilk âyetinde geçen "el-insân" kelimesinden almıştır. "Hel etâke", "ed-Dehr", "el-Ebrâr" ve el-Emşâc" isimleri ile de anılır.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻫَﻞْ ﺍَﺗٰﻰ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺣ۪ﻴﻦٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺪَّﻫْﺮِ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻣَﺬْﻛُﻮﺭًﺍ﴾١﴿ 1- İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? ﺍِﻧَّﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﻣِﻦْ ﻧُﻄْﻔَﺔٍ ﺍَﻣْﺸَﺎﺝٍۗ ﻧَﺒْﺘَﻠ۪ﻴﻪِ ﻓَﺠَﻌَﻠْﻨَﺎﻩُ ﺳَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﺑَﺼ۪ﻴﺮًﺍ﴾٢﴿ 2- Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık. ﺍِﻧَّﺎ ﻫَﺪَﻳْﻨَﺎﻩُ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞَ ﺍِﻣَّﺎ ﺷَﺎﻛِﺮًﺍ ﻭَﺍِﻣَّﺎ ﻛَﻔُﻮﺭًﺍ﴾٣﴿ 3- Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻋْﺘَﺪْﻧَﺎ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﺳَﻼﺎﺳِﻼﺎ۬ ﻭَﺍَﻏْﻼﺎﻻﺎ ﻭَﺳَﻌ۪ﻴﺮًﺍ﴾٤﴿ 4- Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. ﺍِﻥَّ ﺍﻻﺎَﺑْﺮَﺍﺭَ ﻳَﺸْﺮَﺑُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻛَﺎْﺱٍ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﺰَﺍﺟُﻬَﺎ ﻛَﺎﻓُﻮﺭًﺍۚ﴾٥﴿ 5- İyiler ise, kâfûr katılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler. ﻋَﻴْﻨًﺎ ﻳَﺸْﺮَﺏُ ﺑِﻬَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩُﺍﻟﻠّٰﻬِﻴُﻔَﺠِّﺮُﻭﻧَﻬَﺎ ﺗَﻔْﺠ۪ﻴﺮًﺍ﴾٦﴿ 6- (Bu,) Allah'ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır. ﻳُﻮﻓُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟﻨَّﺬْﺭِ ﻭَﻳَﺨَﺎﻓُﻮﻥَ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺷَﺮُّﻩُ ﻣُﺴْﺘَﻄ۪ﻴﺮًﺍ﴾٧﴿ 7- O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. ﻭَﻳُﻄْﻌِﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﻄَّﻌَﺎﻡَ ﻋَﻠٰﻰ ﺣُﺒِّﻪ۪ ﻣِﺴْﻜ۪ﻴﻨًﺎ ﻭَﻳَﺘ۪ﻴﻤًﺎ ﻭَﺍَﺳ۪ﻴﺮًﺍ﴾٨﴿ 8- Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. {Âyetin "alâ hubbihî" kısmına, "kendi canları çekmesine rağmen" yerine "Allah sevgisiyle" manası da verilebilir.} ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻧُﻄْﻌِﻤُﻜُﻢْ ﻟِﻮَﺟْﻬِﺎﻟﻠّٰﻬِﻼﺎﻧُﺮ۪ﻳﺪُ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﻭَﻻﺎ ﺷُﻜُﻮﺭًﺍ﴾٩﴿ 9- "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz." ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺨَﺎﻑُ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻨَﺎﻳَﻮْﻣًﺎ ﻋَﺒُﻮﺳًﺎ ﻗَﻤْﻄَﺮ۪ﻳﺮًﺍ﴾١٠﴿ 10- "Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız" (derler). ﻓَﻮَﻗٰﻴﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺸَﺮَّ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡِ ﻭَﻟَﻘّٰﻴﻬُﻢْ ﻧَﻀْﺮَﺓً ﻭَﺳُﺮُﻭﺭًﺍۚ﴾١١﴿ 11- İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. ﻭَﺟَﺰٰﻳﻬُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﺻَﺒَﺮُﻭﺍ ﺟَﻨَّﺔً ﻭَﺣَﺮ۪ﻳﺮًﺍۙ﴾١٢﴿ 12- Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cenetteki) ipekleri lütfeder. ﻣُﺘَّﻜِﺌ۪ﻴﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﺭَٓﺍﺋِﻚِۚ ﻻﺎﻳَﺮَﻭْﻥَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺷَﻤْﺴًﺎ ﻭَﻻﺎ ﺯَﻣْﻬَﺮ۪ﻳﺮًﺍۚ﴾١٣﴿ 13- Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk. ﻭَﺩَﺍﻧِﻴَﺔً ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻇِﻼﺎﻟُﻬَﺎ ﻭَﺫُﻟِّﻠَﺖْ ﻗُﻄُﻮﻓُﻬَﺎ ﺗَﺬْﻟ۪ﻴﻼﺎ﴾١٤﴿ 14- (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur. ﻭَﻳُﻄَﺎﻑُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺑِﺎٰﻧِﻴَﺔٍ ﻣِﻦْ ﻓِﻀَّﺔٍ ﻭَﺍَﻛْﻮَﺍﺏٍ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻗَﻮَﺍﺭ۪ﻳﺮَﺍۙ﴾١٥﴿ ﻗَﻮَﺍﺭ۪ﻳﺮَ ﻣِﻦْ ﻓِﻀَّﺔٍ ﻗَﺪَّﺭُﻭﻫَﺎ ﺗَﻘْﺪ۪ﻳﺮًﺍ﴾١٦﴿ 15-16- Yanlarında, gümüş kaplar ve billûr kâselerle, gümüş beyazlığında (billûr gibi) şeffaf kupalarla dolaşılır ki, sâkiler bunu (cennet şarabını) ölçüsünce tayin ve takdir ederler. {Müfessirler, cennet kapları, kupaları ve kâselerinin gümüş ve billûrla tanıtılmasının, sadece bilinmeyeni bilinenle anlatmak maksadıyla yapılmış bir teşbih olduğunu belirtirler. Nitekim Abdullah b. Abbas, "Cennetteki nimetlerle dünyadakiler arasında isimlerinden başka bir benzerlik yoktur" demiştir.} ﻭَﻳُﺴْﻘَﻮْﻥَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻛَﺎْﺳًﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﺰَﺍﺟُﻬَﺎ ﺯَﻧْﺠَﺒ۪ﻴﻼﺎۚ﴾١٧﴿ 17- Onlara orada bir kâseden içirilir ki (bu şarabın) karışımında zencefil vardır. ﻋَﻴْﻨًﺎ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺗُﺴَﻤّٰﻰ ﺳَﻠْﺴَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾١٨﴿ 18- (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebîl denir. ﻭَﻳَﻄُﻮﻑُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭِﻟْﺪَﺍﻥٌ ﻣُﺨَﻠَّﺪُﻭﻥَۚ ﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَﻳْﺘَﻬُﻢْ ﺣَﺴِﺒْﺘَﻬُﻢْ ﻟُﻮْۭﻟُﻮًۭ۬ﺍ ﻣَﻨْﺜُﻮﺭًﺍ﴾١٩﴿ 19- O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedîmler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَﻳْﺖَ ﺛَﻢَّ ﺭَﺍَﻳْﺖَ ﻧَﻌ۪ﻴﻤًﺎ ﻭَﻣُﻠْﻜًﺎ ﻛَﺒ۪ﻴﺮًﺍ﴾٢٠﴿ 20- Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün. ﻋَﺎﻟِﻴَﻬُﻢْ ﺛِﻴَﺎﺏُ ﺳُﻨْﺪُﺱٍ ﺧُﻀْﺮٌ ﻭَﺍِﺳْﺘَﺒْﺮَﻕٌۘ ﻭَﺣُﻠُّٓﻮﺍ ﺍَﺳَﺎﻭِﺭَ ﻣِﻦْ ﻓِﻀَّﺔٍۚ ﻭَﺳَﻘٰﻴﻬُﻤْﺮَﺑُّﻬُﻤْﺸَﺮَﺍﺑًﺎ ﻃَﻬُﻮﺭًﺍ﴾٢١﴿ 21- Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır; gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirir. ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻜُﻢْ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺳَﻌْﻴُﻜُﻢْ ﻣَﺸْﻜُﻮﺭًﺍ۟﴾٢٢﴿ 22- (Onlara şöyle denir:) Bu, sizin için bir mükâfattır. Sizin gayretiniz karşılığını bulmuştur. ﺍِﻧَّﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﺗَﻨْﺰ۪ﻳﻼﺎۚ﴾٢٣﴿ 23- (Resûlüm!) Kur'an'ı sana biz, evet biz indirdik. ﻓَﺎﺻْﺒِﺮْ ﻟِﺤُﻜْﻤِﺮَﺑِّﻜَﻮَﻻﺎ ﺗُﻄِﻊْ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺍٰﺛِﻤًﺎ ﺍَﻭْ ﻛَﻔُﻮﺭًﺍۚ﴾٢٤﴿ 24- Artık Rabbinin hükmüne (boyun eğip) sabret; onlardan hiçbir günahkâra, yahut hiçbir nanköre boyun eğme. ﻭَﺍﺫْﻛُﺮِ ﺍﺳْﻤَﺮَﺑِّﻜَﺒُﻜْﺮَﺓً ﻭَﺍَﺻ۪ﻴﻼﺎۚ﴾٢٥﴿ 25- Sabah akşam Rabbinin ismini yâdet. ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟَّﻴْﻞِ ﻓَﺎﺳْﺠُﺪْ ﻟَﻪُ ﻭَﺳَﺒِّﺤْﻪُ ﻟَﻴْﻼﺎ ﻃَﻮ۪ﻳﻼﺎ﴾٢٦﴿ 26- Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et. {Bazı tefsirlerde belirtildiğine göre 25. âyette sabah, öğle ve ikindi namazlarına, 26. âyetin ilk cümlesinde akşam ve yatsı namazına, ikinci cümlesinde ise, Peygamber Efendimiz'e farz olan teheccüd namazına işaret edilmiştir.} ﺍِﻥَّ ﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﻳُﺤِﺒُّﻮﻥَ ﺍﻟْﻌَﺎﺟِﻠَﺔَ ﻭَﻳَﺬَﺭُﻭﻥَ ﻭَﺭَٓﺍﺀَ ﻫُﻢْ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﺛَﻘ۪ﻴﻼﺎ﴾٢٧﴿ 27- Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar. ﻧَﺤْﻦُ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻭَﺷَﺪَﺩْﻧَٓﺎ ﺍَﺳْﺮَﻫُﻢْۚ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺷِﺌْﻨَﺎ ﺑَﺪَّﻟْﻨَٓﺎ ﺍَﻣْﺜَﺎﻟَﻬُﻢْ ﺗَﺒْﺪ۪ﻳﻼﺎ﴾٢٨﴿ 28- Onları biz yarattık; onların yaratılışını sapasağlam yaptık. Dilediğimizde (kendilerini yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz. {Âyetin son kısmı şöyle de anlaşılmıştır: "Eğer istersek, kendilerini helâk eder, aynı beden sağlığında yeniden yaratırız." Bu manası ile âyet, öldürdükten sonra tekrar diriltmenin, Allah'ın kudreti dahilinde olduğunu anlatmaktadır.} ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬِﻩ۪ ﺗَﺬْﻛِﺮَﺓٌۚ ﻓَﻤَﻦْ ﺷَٓﺎﺀَ ﺍﺗَّﺨَﺬَ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻬ۪ﺴَﺒ۪ﻴﻼﺎ﴾٢٩﴿ 29- Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar. ﻭَﻣَﺎ ﺗَﺸَٓﺎﻭُۭ۫ﻥَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺸَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُۜﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻜَﺎﻥَ ﻋَﻠ۪ﻴﻤًﺎ ﺣَﻜ۪ﻴﻤًﺎۗ﴾٣٠﴿ 30- Sizler ancak Rabbinizin dilemesi (izin vermesi) sayesinde (bir şeyi) dileyebilirsiniz. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. ﻳُﺪْﺧِﻞُ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻓ۪ﻰ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪ۪ۜ ﻭَﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ ﺍَﻋَﺪَّ ﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺍَﻟ۪ﻴﻤًﺎ﴾٣١﴿ 31- O, dilediğini rahmetine dahil eder. Zalimlere gelince, onlar için elem verici bir azap hazırlamıştır.