Risale-i NurFihrist Risalesi

Yirmi Sekizinci Lem'a

Fihrist Risalesi · s.143

Eskişehir hapishanesinin hatırası olup (Yirmi sekiz) nüktedir.

Birinci Nükte:Hazret-i İmam-ı Ali radiyallahu anhu, Kaside-i Ercûzesinde ﺍَﺣْﺮُﻑُ ﻋُﺠْﻢٍ ﺳُﻄِّﺮَﺕْ ﺗَﺴْﻄِﻴﺮًﺍ deyip, bu zamanda tamim edilen ecnebi harflerine bakıp, bu cümledeki harflerin cifri ve ebcedi rakamlarının bu zamana parmak basmalarıyla vaki cereyan-ı küfriyâneye işaret ettiği gibi, hem Ercûzesinde, hem Ercûzeyi te'yid ve takviye eden Kaside-i Celcelûtiyesinde sarahate yakın ﺗُﻘَﺎﺩُ ﺳِﺮَﺍﺝُ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺳِﺮًّﺍ ﺑَﻴَﺎﻧَﺔً ٭ ﺗُﻘَﺎﺩُ ﺳِﺮَﺍﺝُ ﺍﻟﺴُّﺮْﺝِ ﺳِﺮًّﺍ ﺗَﻨَﻮَّﺭَﺕْ fıkrasıyla, o cereyanın karşısında vücudu ziyasıyla anlaşılan ve zulmetin pek şiddetli ve sisli, yakıcı dehşetine karşı sönmeyen ve gittikçe zulmeti yararak dünyayı ziyalandırmaya çalışan Risale-i Nur'a ve müellifine hususi iltifatını ﺍَﻗِﺪْ ﻛَﻮْﻛَﺒِﻰ ﺑِﺎﻻﺎِﺳْﻢِ ﻧُﻮﺭًﺍ ﻭَﺑَﻬْﺠَﺔً ﻣَﺪَﻯ ﺍﻟﺪَّﻫْﺮِ ﻭَﺍﻻﺎَﻳَّﺎﻡِ ﻳَﺎ ﻧُﻮﺭُ ﺟَﻠْﺠَﻠَﺖْ deyip, âhirzamana kadar Risale-i Nur'un bedi' bir surette ışık vermesini ve yanmasını dua ve niyaz eden ve Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyanın en mühim bir şâkirdi ve ulûmunun birinci nâşiri olan Hazret-i İmam-ı Ali radiyallahu anhu, bidâyet-i İslâmda, Kur'ân'ın aleyhine açılan çok kapılara karşı mübarek İsm-i Azamı şefi' tutup kahramanane ve merdane hakâik-i şeriatı ve esas-ı İslâmiyeti muhafazaya çalıştığı gibi, âhirzamanda bütün bütün Kur'ân'a muhalefet eden zındıka cereyanına karşı, aynı İsm-i Âzamı şefi' ve melce ve tahassüngâh ittihaz edip cerhedilmez Kur'ân'ın i'câzından gelen ve hâtem-i mu'cizeyi gösteren Risale-i Nur'un sönmez nuruyla ve susmaz lisanıyla şecaatkârane mukabele ve mukavemet edip, yerin yüzünü yakıp çok çiçekleri kurutan zındıka nârını, İsm-i Âzamın; kibriyalı, azametli nuruyla ve ism-i Rahman ve Rahim'in şefkatli ve re'fetli tecellisinden nebeân eden âb-ı hayat ile söndüren ve yanan yerlerde kuruyan nehir ve bağ çiçeklerine mukabil, dağlarda ve kırlarda sema yağmuru ve rahmetiyle hararete mütehammil ve şiddet-i burudete dayanıklı çiçekleri yetiştiren Risale-i Nur'u görmesi ve şefkatkârane ve tesellidarane ve kerametkârane bakması, Hazret-i İmam-ı Ali radiyallahu anhın makam-ı velâyetinin iktiza ettiğini hakkalyakîn gösterir. Hem Kaside-i Celcelûtiye'nin bir kerameti olan ﻓَﻴَﺎ ﺣَﺎﻣِﻞَ ﺍﻻﺎِﺳْﻢِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺟَﻞَّ ﻗَﺪْﺭُﻩُ dan başlayan üç dört satırda kuvvetli emâre ve delilden, Birinci emâre: ﻓَﻴَﺎ ﺣَﺎﻣِﻞَ ﺍﻻﺎِﺳْﻢِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺟَﻞَّ ﻗَﺪْﺭُﻩُ cifir ve ebcedi hesabıyla bin üç yüz elli üç senesi ki, Risale-i Nur şakirdlerinin en sıkıntılı bir zamanına ve o zamanda "Sekine" tâbir edilen İsm-i Âzamı, yetmiş bir âyet ile yüz yetmiş bir defa dâimi vird eden Risale-i Nur müellifinin isimlerine tevafuk sırrıyla parmak basması, o zamanda İsm-i Âzamı hâmil Risale-i Nur Müellifinin hususiyetini ve selâmetle kurtulacaklarını tebşir etmekle işaret ettiğini Lillahilhamd, selâmet ile kurtulmaları, keramet-i Aleviyyeyi tasdik ettiğini... İkinci emâre: ﻓَﻘَﺎﺗِﻞْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨْﺶَ ﻭَﺣَﺎﺭِﺏْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ fıkrasıyla, eski Harb-i Umumiye iştirak ile; yara, bereye ve nihayetsiz korkulara mâruz kalıp, nihayet Rusya'ya esir giden, hem dehşetli bir harb-i âhirzamanda mühim bir vazife ile mükellef edilip, yılandan daha zehirli akreplerin bulunduğu bir memlekete düşen ve gece gündüz yılanlarla harbeden Risale-i Nur müellifine ﻓَﻘَﺎﺗِﻞْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨْﺶَ ﻭَﺣَﺎﺭِﺏْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺨَﻒْ ile iltifatını ve mânevî siyanet ve muhafaza ve imdadını haber veriyor. Üçüncü emare:Üç güz mevsiminde medâr-ı teselli üç keramettir. Birincisi:Gavs-ı Âzam radiyallahu anhu. ﻳَﺎ ﻣُﺮِﻳﺪِﻯ ﻛُﻦْ ﻗَﺎﺩِﺭِﻯَّ ﺍﻟْﻮَﻗْﺖِ ِﻟﻠّٰﻪِ ﻣُﺨْﻠِﺼًﺎ ﺗَﻌِﻴﺶُ ﺳَﻌِﻴﺪًﺍ tabiriyle on beş emâre-i kaviye ile; İkinci güzde,aynı mevsimde, Hazret-i Ali radiyallahu anh, ﻭَﻳَﺎ ﻣُﺪْﺭِﻛًﺎ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ tabiriyle kuvvetli delillerle... Üçüncü güzde, ﻓَﻴَﺎ ﺣَﺎﻣِﻞَ ﺍﻻﺎِﺳْﻢِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ilâ âhir.. diye yine Hazret-i Ali radiyallahu anh kerametkârane Risale-i Nur müellifine bakıp;Sekiz, Onsekiz, Yirmisekizinci(numaralı lem'alar olan) risalelerin kuvvetli ve i'câzlı telifleriyle havfe düşen ve teselliye muhtaç olan Risale-i Nur şakirdlerinin ﻻﺎ ﺗَﺨْﺶَ ٭ ﻻﺎ ﺗَﺨْﺶَ kelimeleriyle korkularını izale edip teşçi etmeleri, Kur'ân hizmetkârlarına bir ikram-ı İlahi olduğunu gösterir. Hem ﺍَﻗْﺒِﻞْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻬْﺮَﺏْ fıkrasının yine evvelki fıkralar gibi muhatabı Saidü'n-Nursî olduğundan,"Yâ Saidü'n-Nursî! Karşıla, kaçma!"deyip teşci ettiği gibi, aynı ﻭَﻻﺎ ﻋَﻘْﺮَﺏَ ﺗَﺮٰﻯ fıkrasının hususi muhatabı o Nursî olduğuna kuvvetli delil, Barla'da küçük mescidinde otururken emsali görülmemiş bir akrebin bulunması ve ekse riya insan akreplerinin aynı yılan ve akrep şeklinde maddî ve mânevî ona görülerek ziyade meşgul olmasıdır. Ve ﻭَﻻﺎ ﺍَﺳَﺪَ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺑِﻬَﻤْﻬَﻤَﺖْ fıkrası ﻳَﺎ ﻛُﺮْﺩِﻯ diye nida ettiği bir kerametidir. İnsan şeklindeki canavarların o Nursî'nin ismini ﻛُﺮْﺩِﻯ diye çağıracaklarına bir işaret olduğu gibi, bir canavar dağ başında bir arkadaş gibi gelip musahebe şeklini göstermesiyle de bu fıkranın hususi muhatabı o Nursî'dir. ﻭَ ﻻﺎ ﺗَﺨْﺶَ ﻣِﻦْ ﺳَﻴْﻒٍ ﻭَﻻﺎ ﻃَﻌْﻦِ ﺧَﻨَْﺮٍ cümlesi bedahet derecesinde Risale-i Nur müellifini göstermesi, son zamana kadar üzerinde taşıdığı hançeriyle ve kavm-ı kabilesinin millî silahı olan seyf ve hançeri olduğu emaresiyle de bu fıkrada muhatap o olduğunu ispat edip başında parmağını gösterir. Netice:Dokuz "hem hem" lerin gösterdiği dokuz hakikat, Risale-i Nurda ve müellifinde bilfiil icrası ve bilmüşahede görünmesi hattâ düşmanlarının tasdikiyle de sabittir ki, Hazret-i Ali radiyallahu anhın Kaside-i Ercûze ve Celcelûtiyesindeki şiddetli alâkadarlığını murad ettiği bir Varis-i Nebi ve Mukavvi-i Din ve Hâmil-i İsm-i Âzam olan Risale-i Nur ve müellifi olduğunu, çünkü, bütün dünya meydandadır ve bütün nidaları işitiyoruz; ekseriya hareketlerini görüyoruz ki hak ve hakikatte yanılmayan ve Kur'ân'ın hukukunu emrolunduğu gibi te'vilsiz muhafazaya çalışan "Risale-i Nur'dur" diye şek ve şüphesiz olarak Hazret-i Ali radiyallahu anhın muhatabı o olduğunu kat'i ispat eder. İkinci Nükte:Risale-i Nur şakirdlerinin mukadderat-ı İlâhiye ile tanzim edilen hapishanede toplanmaları, yakından birbirleriyle tesis-i uhuvvet ve yekdiğerlerinin yüksek ahlâk-ı şecaatkâranelerinden ders almak ve düşmanlarının fikirlerinde kuvveden fiile çıkaramadıkları en şeni' niyetlerini yüzlerinde görüp onlara karşı ne derece ihtiyatlı davranmak ve herşeyde bir vech-i rahmeti ve bir cihet-i ni'meti görmekle şükür etmek ve her me'yusiyet zamanında ye'se düşmemek lâzım geldiğini tavsiye eden, zahiren küçük, mânen çok büyük bir fıkradır. Üçüncü Nükte: ﻳَﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺿُﺮِﺏَ ﻣَﺜَﻞٌ ﻓَﺎﺳْﺘَﻤِﻌُﻮﺍ ﻟَﻪُ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺗَﺪْﻋُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻟَﻦْ ﻳَﺨْﻠُﻘُﻮﺍ ﺫُﺑَﺎﺑًﺎ ﻭَﻟَﻮِ ﺍﺟْﺘَﻤَﻌُﻮﺍ ﻟَﻪُ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﺴْﻠُﺒْﻬُﻢُ ﺍﻟﺬُّﺑَﺎﺏُ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻨْﻘِﺬُﻭﻩُ ﻣِﻨْﻪُ ﺿَﻌُﻒَ ﺍﻟﻄَّﺎﻟِﺐُ ﻭَﺍﻟْﻤَﻄْﻠُﻮﺏُ âyet-i kerimesiyle Cenab-ı Hak ve Hakim-i Mutlak ekser mahlûkatın yüzlerini insanın menfaatına yarayışlı bir tarzda halk buyurduğu gibi, sineğin hilkatinde dahi o mefaatten mühimmini derc ettiğini beyan ile sineğe husumet değil, bilakis muhabbet edilmesi lâzım geldiğini, her sene hilkatiyle nisyan ve gaflete düşen insanlara haşr-i ekberi, sağ ve sağlam insandan ziyade, hasta ve mikroplu insanlarla meşguliyetleriyle tabibliğini {(Haşiye): Şu nüktenin bir hakikatını ispat eden bir vakıa: Yakınımızda bir köyden bir kişi dağa gider. Dağda hayvanını yılan sokmasıyla hayvan şişer. Hayvanın köye gelmesi imkânsız olduğunu gören sahibi, nâümid olarak hayvanı bırakır, köye gelir. Ertesi gün derisini almak için gider. Hayvanı iyi olmuş bulur. Dikkat eder, görür ki, hayvanın yattığı yerde sineğin bir nev'i olan yeşil başlı sineklerden binler sinek cenazesi var. Ondan anlar ki, sinekler hayvanın kanını emmek ile kandaki semmi sormuşlar. Hayvanı kurtarmışlar. Fakat kendileri ölmüşler.} ve yalnızlıkta ünsiyeti ve tenbellikte teharet ve nezafetiyle muallimliğini ders veren sineğin insana ne kadar menfaattar olduğunu göstermekle mücerreb, insana sineği sevdiren, herkese lüzumlu bir nüktedir. Dördüncü Nükte: ﻭَﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﺍﻟْﺤَﺪِﻳﺪَ ﻓِﻴﻪِ ﺑَﺎْﺱٌ ﺷَﺪِﻳﺪٌ ﻭَﻣَﻨَﺎﻓِﻊُ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ âyetinin ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ kelimesine gelen bir itiraza gayet müskit bir cevap ve gayet lüzumlu bir ilim ve Kur'ân'ın hikmetli dersini gösteren kıymetli bir nüktedir. Beşinci Nükte: ﻳُﺨْﺮِﺝُ ﺍﻟْﺨَﺐْﺀَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ âyet-i kerimesindeki evsaf-ı İlâhiyeyi, san'atının mikyasçığıyla tarif eden Hüdhüd-ü Süleymani hakkındadır. Altıncı Nükte: ﻗُﻞْ ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮُ ﻣِﺪَﺍﺩًﺍ ﻟِﻜَﻠِﻤَﺎﺕِ ﺭَﺑِّﻰ ﻟَﻨَﻔِﺪَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮُ ﻗَﺒْﻞَ ﺍَﻥْ ﺗَﻨْﻔَﺪَ ﻛَﻠِﻤَﺎﺕُ ﺭَﺑِّﻰ ﻭَﻟَﻮْ ﺟِﺌْﻨَﺎ ﺑِﻤِﺜْﻠِﻪِ ﻣَﺪَﺩًﺍ Beş kelime ile, iki harf ile şu âyet-i kerimedeki nihayetsiz kelimat-ı İlahiyeye işaret edip kelamdan, kelimeden Mütekellim-i Ezeliye yüzleri çeviren bahr-ı hakaikın bir fihristesi ve âb-ı hayatın menba' ve me'hazı ve ilm-i hakikata mürşid bir nüktedir. Yedinci Nükte:Vahdetü'l-vücud meşrebinin, bu zamanın esbab-ı maddiye içinde boğulan insanlarına üç mühim büyük zarar vereceğini izah ile ahirinde bir sual ve cevapla Hz. Muhyiddin'in hâdi ve makbûlînden olduğunu ve her kitabında mühdi ve mürşid olamadığını ve kavaid-i ehl-i sünnete muhalif sözleriyle muaheze edilmemesini iş'ar edip, Muhyiddin ve Muhyiddin makamında bazı evliyâ-i azimeye taş atanları iskat eden, adaletperver bir mikyas-ı hakikattır. Sekizinci Nükte: ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻼﺎﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻼﺎﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪ cümlesinin namaz tesbihatında inkişaf eden bir hakikatına dairdir. Şöyle ki: Herşeyin ve kâinatın çekirdek-i aslisi zat-ı Ahmediye (A.S.M.) olduğu gibi, herşeyin ruhu ve her menzilin nuru ve her makamın süruru yine bilmüşahede O Zat (A.S.M.) olduğundan her ruh Ona (A.S.M.) intisabla canlanacağına ve onunla (A.S.M.) biat yerinde de O'na (A.S.M.) salatü selam etmekle, rahmet ve selamet bulacağına işaret edip der: "Madem bütün cin ve ins ve melek ve nücumun parlaması Onun nuruyla ve Onun getirdiği hediye iledir. Onların lisan-ı kal ve lisan-ı hallerinden çıkan intisabın bir mânâsını niyet edip onların namına ve onların adetlerini zikretmekle nihayetsiz rahmete lâyık olan Zât-ı Ahmediyeye (A.S.M.) ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺻَﻼﺎﺓٍ ﻭَ ﺍَﻟْﻒُ ﺍَﻟْﻒِ ﺳَﻼﺎﻡٍ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪ demeye teşvik ve terğib etmekle, salatü selamın kıymet ve ehemmiyetini ve Zât-ı Risaletin (A.S.M.) mahiyet ve kudsiyetini beyan eden, çok mühim ve herkesin muhtaç olduğu bir nüktedir. Dokuzuncu Nükte:ﺍَﻭْ ﻫُﻢْ ﻗَﺎﺋِﻠُﻮﻥَ âyet-i celilesinin ﻗَﺎﺋِﻠُﻮﻥَ kelimesinin mânâsı olarak uykunun üç nev'ini ve menfaatli ve zararlı vakitlerini ve sünnet-i seniye dairesindekini gösterdiği gibi, insanın en mühim bir sermayesi olan ömrünün tezyidine ve mühim bir gayesi olan rızkının bereketine yardım eden vakitlerini ders vermekle ahsen-i takvimde yaratılan insanı yüksek ahlâk-ı haseneye çıkarıp ataletten, betaetten kurtarır. Onuncu Nükte:Nev'i beşerin ağlanacak gülmelerine ait endişe-i istikbal ve akıbetbinlik adesesiyle ve ﻛُﻞُّ ﺍٰﺕٍ ﻗَﺮِﻳﺐٌ sırrıyla, hak ve hakikat muvazenesiyle görülen bir vaziyet-i me'yusane ile şa'şaalı bir bayram gecesinde hapishane penceresinden bakarken o gülenlerin hali, ağlanacak bir hal olduğunu ve ebedperest ve bekaya âşık insanların kalb ve ruhunu güldürecek ve sevindirecek meşru dairesinde müteşekkirâne, huzurkârane gaflesiz eğlenceler ve sevap cihetiyle bâki kalan sevinçler olduğunu ihtar eden ibretnüma bir fıkradır. On Birinci Nükte:Risale-i Nur Talebelerine mühim bir düsturdur ki, binüçyüz senedir işarat-ı Kur'âniye ve sena-i Nebeviye ile beklenilen (Haşiye): Şehid merhum Hafız Ali'nin bu gibi makamlarda beyanatı, gerçi Risale-i Nur'a hizmetiyle sair kardeşlerime ve bana da haddimden çok fazla hisse veriyor. Fakat onun hatırı için sükût ederim.} ve bu asrın karanlıklı peçesini kaldırıp dünyayı tenvir eden ve sahabenin sırr-ı veraset-i Nübüvvet meşrebini meslek tutan ve bütün âlem-i İslâm namına dinsizlikle mücahede eden Risale-i Nur'un haricinde onun talebeleri, onu bırakıp başka yerde nur aramamalı ve aramaz eğer arasa, nur yerine zulmet ve ticaret yerine hasarete uğrayacağını ihtar eden mücerreb ve muhakkaku'l-vuku hâdisatı görülen bir fıkradır. On İkinci Nükte:Bir tenkid olmasından yazılmadı. On Üçüncü Nükte:Risale-i Nur talebelerinden beş kardeşimizden üçünün ihtiyatsızlığı ve ikisinin şahıslarına başkaların garaz etmeleriyle Risale-i Nur'a düşmanlarının hücum ettiklerinden, herkes müdafaadan çekilseler, bu beş kardeşimizin çekilmemeleri lâzım geldiğini beyan eden küçük bir fıkradır. On Dördüncü Nükte:Nasılki Mesnevi-i Şerif, şems-i Kur'ân'dan tezahür eden yedi hakikattan bir hakikatının ayinesi olmuş, kudsi bir şeref almış, Mevlevilerden başka daha çok ehl-i kalbin lâyemut bir mürşidi olmuş, öyle de Risale-i Nur şems-i Kur'ân'ın ziyasındaki elvan-ı seb'ayı ve o güneşteki renk renk ve çeşit çeşit yedi nuru birden ayinesinde temessül ettirdiğinden; inşaallah yedi cihetle şerif ve kudsi, yedi Mesnevi kadar ehl-i hakikata bâki bir rehber ve bir mürşid olacağını müjde eder. İnşaallah, Nur'un Arabi mesnevisi bu dâvâyı tam tasdik edecek. On Beşinci Nükte:Hafîz-i Zülcelâl'in hıfz ve himayetiyle Risale-i Nur'un risalelerine muvafık olarak mevkuf bulunan yüz yirmi küsur nur talebelerinin mahrem evraklarında, dahili ve ecnebi muhalif komitelere intisab ile medar-ı ittiham olacak mevcut bir evrak bulunmaması, gayet zahir bir himaye-i Rabbaniye ve bir muhafaza-i İlahiyye ve imam-ı Ali ve Gavs-ı Âzam radıyallahü anhüma gibi zatların, Risale-i Nur'a ait keramet-i gaybiyelerini cidden te'yid eden bir sıyanet-i Rahmaniye olduğunu ve bu büyük ni'mete karşı tahdis-i ni'met yerinde hakikat yoluna hayatımızı feda ve vakfetmemiz lâzım geldiğini beyan eden ve herşeyde rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmaya teşvik eden beliğ bir nüktedir. On Altıncı Nükte:Risale-i Nur talebelerinin hapishane sıkıntısından dolayı birbirlerinin galiz sözlerine tahammülü tavsiye eder. On Yedinci Nükte: ﻓَﻠَﻤَّﺎ ﻧَﺴُﻮﺍ ﻣَﺎ ﺫُﻛِّﺮُﻭﺍ ﺍَﺧَﺬْﻧَﺎﻫُﻢْ âyeti, ehl-i isyan hakkında nazil oduğu halde, bir işaretle Risale-i Nur şakirdlerine müteaddit ve müessir ve mukavemetli verilen ders-i ihlasta nisyan edip ayrı ayrı hatalarda bulunmalarından ﺍَﺧَﺬْﻧَﺎﻫُﻢْ ün cifri tarihiyle gösterdiği bin üç yüz elli ikide tutturulmaları ve yine lillahilhamd umumun elemine iştirak edip maddi ve mânevî müdafaa ve yardım eden Risale-i Nur'un kudsi şahs-ı mânevîsiyle ve sarsılmaz dehası ile bu kaza-yı İlâhîden harika bir surette kurtulmalarına işaret eder. On Sekizinci Nükte:Her başa gelen şeyin iki yüzü olup biri kader-i İlâhiye, diğeri insanın kisbine zahir baktığını ve insanın kisbi zahir bir perde olup kader-i İlâhi, hikmet ve adalet ile, mazi ve müstakbel vukuatıyla perde arkasında hükmettiğinden herşeyde dahi, kader-i İlâhiye rıza lâzım olduğunu tavsiye eden hikmetnüma bir nüktedir. On Dokuzuncu Nükte: "Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir Cehennem nasıl adalet olur?" sualine kanun-u beşerin muvazenesiyle adalet-i İlahiye ispat edilip kâfiri esfel-i safiline atan ve ﺧَﺎﻟِﺪِﻳﻦ de hapseden bir tahkiktir. Biaynilhakikat tam bir muvazene-i adalet ve müskit bir cevaptır. Yirminci Nükte: ﺍِﻧﻤَّﺎَ ﺍَﻣْﺮُﻩُ ﺍِﺫَﺍ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﻘُﻮﻝَ ﻟَﻪُ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ âyet-i kerimesindeki yalnız emr ile icadının ve sûrelerin başlarındaki mukattaat hurufların hasiyetlerine ve fezaillerine ve te'sirat-ı maddiyelerine dair vürud eden hadislerin fehme takribi için dört unsurdan hava unsurunun insanda emir ve irade ile mübaşeretsiz, fiil ve icad cihetiyle insanın ağzından çıkan bir tek kelime zamansız ve mekânsız bir fırka asker kadar sümbül verip o fırkayı hareket ettirdiği gibi aynı havanın herbir zerresi emr-i künfeyekün'e karşı muntazam bir ordunun neferleri gibi kâinatta cereyan eden kudret-i İlâhiyye ve hikmet-i Sübhaniye ile o emir aynı kudret gibi cilveger olduğunu müşahede ile tarif ve ispat edip asrın akılsız, yularsız, gemsiz mahluklarını gemleyip kendi fenleriyle kendilerini iskat eden ve insaf ve imana dâvet eden kıymettar bir nüktedir. Yirmi Birinci Nükte:Risale-i Nur müellifinin ve şakirdlerinin başına gelen musibet bir dest-i inayetle tanzim edildiğini beş mânidar tevafukat-ı latife ile ispat eder, gösterir. Yirmi İkinci Nükte:İki mühim ve herkese lüzumlu ve fıtratı bozulmamış her bir kalb-i selim ve vicdan sahibi, daima kendi ayine-i hayatında hissedip görebileceği nüktedir. ~Birincisi:

Ahlâka dair olup insanı ﺗَﺨَﻠَّﻘُﻮﺍ ﺑِﺎَﺧْﻼﺎﻕِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ mealindeki hadis-i şerife mazhar eder. ~İkincisi:

ﻭَﻣَﺎ ﺧَﻠَﻘْﺖُ ﺍﻟْﺠِﻦَّ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺲَ ﺍِﻻَﺎ ﻟِﻴَﻌْﺒُﺪُﻭﻥِ ﻣَﺎ ﺍُﺭِﻳﺪُ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﺭِﺯْﻕٍ ﻭَﻣَﺎ ﺍُﺭِﻳﺪُ ﺍَﻥْ ﻳُﻄْﻌِﻤُﻮﻥِ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺮَّﺯَّﺍﻕُ ﺫُﻭ ﺍﻟْﻘُﻮَّﺓِ ﺍْﻟﻤَﺘِﻴﻦُ âyet-i kerimesinin i'câzından süzülen bir mânâ ile beşerin en büyük ve hemen hemen umumi şeklini alan tahsil-i rızıkta şiddet-i hırs yüzünden şirk-i hafiye düşmekle beraber ibadeti terk ettiklerinden rahmet-i İlahiye ve hikmet-i Sübhaniye ve ilhâm-ı Rahmani ile beşeri tevekkül ve rızaya, teslim ve ricaya sevk eden ve darü's-selama dâvet eden ve çoklar üzerinde hayırhahlığını ve tesirini gösteren bir iksir-i nuranidir. Yirmi Üçüncü Nükte:Risale-i Nur'un mühim erkânından bir şakirdinin tarafgirâne ve Risale-i Nur'a rakibâne söylenen sözlere karşı tatlı ve şirin bir mukabele ve hakikatbin bir tahkiki fıkradır. Yirmi Dördüncü Nükte:Risale-i Nur'un müellifine şümûllü ve rümuzlu bulunan bir kardeşin rüyasıdır. Yirmi Beşinci Nükte:Risale-i Nur'dan iman-ı tahkiki dersini alan ve ebede namzed ruhunun neş'e ve sevinmesinden gelen zevk ile ona söylettirilen elmas ve cevahir ile müzeyyen bir kardeşin fıkrasıdır. Yirmi Altıncı Nükte: ﻭَﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﺛَﻤَﺎﻧِﻴَﺔَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٍ ﻳَﺨْﻠُﻘُﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺑُﻄُﻮﻥِ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗِﻜُﻢْ ﺧَﻠْﻘًﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺧَﻠْﻖٍ ﻓِﻰ ﻇُﻠُﻤَﺎﺕٍ ﺛَﻼﺎﺙٍ âyet-i kerimesiyle koyun, keçi, manda ve deve gibi hayvanların maddi hilkatlerinden ziyade mânevî her cihetle ni'met olup semadan rahmet hazinesinden inzal edildiğini göstermekle; her cihet-i istifade de, ni'meti ni'met bilip şükür kapısını açan, herkese lüzumlu bir i'câz-ı Kur'ânidir. Yirmi Yedinci Nükte: ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲَ ﻻﺎَﻣَّﺎﺭَﺓٌ ﺑِﺎﻟﺴُّﻮﺀِ âyet-i kerimesinin ve ﺍَﻋْﺪٰﻯ ﻋَﺪُﻭِّﻙَ ﻧَﻔْﺴُﻚَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺑَﻴْﻦَ ﺟَﻨْﺒَﻴْﻚَ hadis-i şerifinin meâl-i kudsileri ile insanın en zararlı düşmanı nefsi olduğunu ve düşmanı sevmek ve okşamak ve malına ve bahçesine koymak ne kadar zarar olduğunu, ve bedahet derecesinde bir divanelik olduğu gibi nefsini sevmek ve mal bahçesi olan âmal-i uhreviyede tenbellik etmek ve neticesi soğuk hodfuruşluk ve tasannu ve tezellüle kapı açan riya gibi silâhlarıyla nefsini korumak ve karıştırmak kendi hanesini ihrak eden bir divane yerinde olduğunu ihtar ve inzar ile ihlas ve rıza-yı İlahi'yi tavsiye eden ve esfel-i safiline giden insanın yüzünü âlâ-yı illiyyine çeviren çok mühim bir ders-i hakikattır. Yirmi Sekizinci Nükte: ﻻﺎ ﻳَﺴَّﻤَّﻌُﻮﻥَ ﺍِﻟَﻰ ﺍْﻟَﻤَﻼﺎِ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰﻰ ﻭَﻳُﻘْﺬَﻓُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺟَﺎﻧِﺐٍ ﺩُﺣُﻮﺭًﺍ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻭَﺍﺻِﺐٌ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺧَﻄِﻒَ ﺍْﻟﺨَﻄْﻔَﺔَ ﻓَﺎَﺗْﺒَﻌَﻪُ ﺷِﻬَﺎﺏٌ ﺛَﺎﻗِﺐٌ ٭ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺯَﻳَّﻨَّﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﺀَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ِﺑﻤَﺼَﺎﺑِﻴﺢَ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻫَﺎ ﺭُﺟُﻮﻣًﺎ ﻟِﻠﺸَّﻴَﺎﻃِﻴﻦِ gibi âyetlere gelen şübehat ve itirazatı; bir sual ve cevap ve mühim bir temsil ile tefsir ve izah ile beraber mukadderat-ı kâinattan olan Cennet; bir ağacın mukadderat-ı hayatını taşıyan çekirdeğinde dürbün gözlerin ağacı görmesi ve az bir fikirle meyveye vüsulu nisbetinde mukadderat -ı kâinatın fihristesi ve menbaının mahzeni ve me'hazi olan küre-i arzda şecere-i kâinatın bir dalı olan cennetin her yerde bulunması ve meyvesinin yenmesinin istibadını izale edip hakkalyakin gösterir. Hem en büyük bir hâdise olan hâdise-i Kur'âniyye ve Risalet-i Muhammediyye Aleyhissalatü Vesselâm'la meşgul ve kâinatın ecram ve alemlerinde kulak hırsızlığı yapan şeytanların hiçbir cihetle müdahele edemediklerini ve Nübüvvet-i Ahmediye Aleyhissalatü Vesselâmın bütün cin ve inse şümulunü, şeytanların melâikelerle o yüzden mübarezelerini mu'cizane ilan etmekle bütün kâinata meb'us olduğunu gösterir, ispat eder.

Hafız Ali

Rahmetullahi Aleyh

biadedi hurufu ma ketebehü..

Amin.