Risale-i NurFihrist Risalesi

Yine Kenzü'l-Arş duâsının feyzinden gelen ikinci nükte-i tevafukiyedir

Fihrist Risalesi · s.63

Bu nükteden nümune için üç misalden birincisi:Suver-i Kur'âniyenin aded-i hurufâtı üç binde tevafukatı pek harika ve mu'cizânedir. Meselâ; en kısa sûre olan Sûre-i Kevser'in hurûfatı, ebcedî makamı üç bin olmakla hem Sûre-i Yâsin'in üç bin aded-i hurufuna; hem Sûre-i Furkân'ın üç bin, hem Sûre-i Fâtır'ın üç bin, hem Sûre-i Sâffât'ın üç bin, hem sûre-i Sâd'ın üç bin, hem sûre-i Ra'd'ın üç bin, hem Sûre-i Rûm'un üç bin, hem Sûre-i Zuhruf'un üç bin, hem Sûre-i Şûra'nın üç bin, hem Sûre-i İbrahim'in üç bin; bu sûrelerin üçer bin hurufatına tevafuku ve onbir sûrenin bu üç binde birbiriyle muvafakatı ve mutâbakatı bilbedâhe tesadüf işi olamaz. Belki i'câz-ı Kur'ân'ın bir şu'lesidir ki, hurufata serpilmesidir ve yaldızlamasıdır. Hem en kısa sûre olan Sûre-i Kevser'in hurufunun makam-ı ebcedîsi olan üç bin adediyle, en uzun sûre olan el-Bakara'nın örfî, yani kelâm hükmündeki kelimâtının üç bin adedine ve Âl-i İmran'ın hakiki kelimatının üç bin adedine ve Sûre-i Nisa kelimâtının üç bin adedine tevafuku, elbette kör tesadüfün işi değil. Ve rastgele değil ve şuursuz ve ittifakî bir vaziyet olamaz. Belki sırr-ı i'câzın bir cilvesinin şuâı ile bir intizamdır. Böyle büyük tevafukâtta küçük küsürât, münâsebât-ı tevafukıyeyi bozmadığından nazara alınmadı. İkinci misal:Sûre-i ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ ﻓِﻰ ﻟَﻴْﻠَﺔِ ﺍﻟْﻘَﺪْﺭِ 'in i'câzkârâne tevafukunda bir nümunedir. Şöyle ki: Sûre-i Kadr'in yüz yirmi harfi var. Gayr-ı melfuz hemze sayılmazsa suver-i Kur'âniye adedine muvafık olarak yüz on dörttür. İşte bu adetle ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ kendi ile beraber on sûrenin hurûfatının adetlerine ve on sûrenin kelimâtının adetlerine ve on sûrenin âyetlerinin adetlerine tevafuku, herhalde şuursuz, hikmetsiz tesadüfün işi olamaz, belki mânevî ve lafzî i'câz-ı Kur'âninin bir şuaı, hurûfâta aksedip tanzim ile yaldızlanmıştır. Evet, ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ ile beraber Duhâ, Elemneşrah leke, Zilzâl, Tekâsür, Mâûn, en evvel nâzil olan nısf-ı evvel Alak, Ve't-Tîn, el-Karia ve Hümeze olan on sûrenin, tevafuku bozmayan küçük küsûrâtından kat'ı nazar, yüz adedinde tevafukları olduğu gibi; yine Sûre-i ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ Fecr, Abese, Mürselât, Bürûc, Mütaffifîn, İnşikâk, Nâziât, Nebe', Münafikûn, Cum'a olan on sûrenin yüz küsur olan aded-i kelimâtına yüzlükte manidâr tevafuk etmekle beraber; yine ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ hurufâtı Sûre-i İsrâ, Kehf, Tâ-Hâ, Yûsuf, Hûd, Yûnus, Nahl, Enbiyâ, Mü'minûn, Tevbe, Mâide olan on sûrenin herbirinin yüz küsur âdet âyetlerine manidâr tevafuku ve bu sûrelerin de bu tevafuk-u acîbe zımnında birbiriyle tevafukları içinde binler tevafuk bulunduğu halde, hiç mümkün olur mu ki tesadüf içine girebilsin? Hiç mümkün müdür ki, bu tevafukın uçlarında mühim nükteler, işaretler bulunmasın? Üçüncü misâl:Sûre-i İhlâs'ın ebcedî makam-ı hurufîsi bin üçtür. Böyle büyük yekûnlarda tevafuka zarar vermeyen küçük küsurâttan kat-ı nazar; Sûre-i Nûr, Hacc, Enfal, Nahl, İsrâ, Kehf, Enbiyâ, Mü'minûn, Zümer, Yûnus, Neml, Yûsuf, Şuarâ, Tâ-Hâ olan on dört sûrenin herbirinin bin küsur kelimât adetlerine tevafukiyle beraber; huruf cihetinde Sûre-i Sebe', Hâkka, Mümtehine, Sûre-i İnsan, Tûr, Secde, Zâriyât, Rahmân, Tahrîm, Talak, Duhân sûrelerinin herbirinin bin küsur aded-i huruflarına manidâr tevafuku, elbette, bir"sülüs-ü Kur'ân"addedilen Sûre-i İhlâs'ın hikmettâr bir nüktesidir. Ve bu tevafukun bir sırr-ı azîmi var. Ve şuursuz, hikmetsiz tesadüfün işi değildir. Belki şuaât-ı i'câziyenin bir in'ikâsıdır. Hem: Sûre-i İhlâs'ın makam-ı ebcedîsi 1003 olmakla, hem 1003 Sûre-i İhlâs bir hatme-i hâssâ-i İhlâsiye ve hem mufassal bir ism-i âzam olduğuna; hem üç defa tekerrürü ile küçük bir hatme-i Kur'âniye olmasına, hem üçer defa tekrarının efdaliyet-i azîmesine, hem ﺑﺴﻢ ﺍﻟﻠّٰﻪ ﺣﻤﻦ ﺍﻟﺮﺣﻴﻢ 'in müşedded ﺭ iki ﺭ sayılmak şartıyla, bir cihetde makam-ı ebcedîsine tevafuk sırrı ile bin Besmele, bin İhlâs gibi ism-i âzamın mufassalı olduğuna işaret ettiği gibi hurufâtiyle çok esara bakar. Hem Kur'ân'ın dört esasından en büyüğü olan tevhidi, Yirmi Beşinci Sözde ispat edildiği gibi altı cümlesiyle tevhidin altı mertebesini ispat ve altı envâ-ı şirki reddederek herbir cümlesi öteki cümlelere hem netice, hem mukaddime olduğu cihetle Sûre-i İhlâs içinde otuz Sûre-i İhlâs kadar müteselsil bürhanlarla müdellel otuz sûre münderiç olduğundan, bu küçük sûre ne kadar muazzam bir bahr-i tevhid olduğunu gösteriyor. Hurufâtın latîf münasebâtını buna kıyas ediniz ki, içinde elif ﺍ beş, vav ﻭ beş, dal ﺩ beş olarak birbirine tevafuku ve Lafzullahın beş harfine muvafakatı ve mecmû-u hurufu altmış yedi olup, Lafzullahın makam-ı ebcedîsine tevafuk etmekle mânen makam-ı ebcedisiyle dahi ﺍﻟﻠّٰﻪ dediği gibi; ﻫﺎ dört, ﻡ dört, ﻥ tenvin ile dört olarak birbirine tevafuku ve sûrenin dört âyetine tevafuku, letâfetini ve intizamını gösteriyor. Fatiha hurufâtının ebcedî hesabı olan 10212 adedi, mecmû-u Kur'ân'da ﺏ 'nın on bin, hem ﺕ 'nin on bin aded-i tekerrürlerine tevafuku. Hem Fâtiha'nın on bin adedi yedi adet âyetine darb edilmesiyle, mecmû-u kelimât-ı Kur'âniye adedi olan 70.000'e muvafık gelmesiyle, ehl-i hakikat indinde muhakkak ve hadisçe musaddak olan "Fâtiha, Kur'ân kadardır, Kur'ân Fâtiha'da münderiçtir. Ve ﺍﻟﺴﺒﻊ ﺍﻟﻤﺜﺎﻧﻰ ﻭ ﺍﻟﻘﺮﺍٰﻥ ﺍﻟﻌﻈﻴﻢ Fâtiha'dır" diye olan meşhur hükmün ispatını imâ edip ihtar eder. Süver-i Kur'âniyenin başlarında olan mukattaât-ı huruf gayet mânidâr ve esrarlı bir şifre-i İlâhiye olduğu gibi, Fâtiha'nın hurufu, belki Kur'ân'ın umum hurufâtı kudsî ve ayrı ayrı mütenevvi binler İlâhi şifreler olduğunu Rumuzât-ı Semâniyeye dikkat edenler hissederler. Ve bilhassa, Fâtiha-i Şerifenin hurûfu daha zahir ve nurânî bir şifre-i İlâhiye olduğunu ehl-i keşf görmüşler ve emâreleri de vardır. Ezcümle:Besmele ile Fâtiha'da hemze on sekiz, Besmele'nin makam-ı ebcedîsine inzimam ile on sekiz bin âlemin adedine tevafuk sırrıyla her bir elif'i bir âlemin anahtarına imâdan hâli olmadığı gibi, hemze ile sâkin elif otuz olarak otuz cüz-ü Kur'ân, içinde münderic olduğunu ve Besmele'siz hemze on dört olmakla şu ﺳﺒﻊ ﺍﻟﻤﺜﺎﻧﻰ 'nin müsenna olan yedi adet âyâtını göstererek, iki defa nüzulüne ve namazda tekerrürüne imâ ettiği gibi; sâkin elif on üç, lam yirmi üç olup, Fâtiha'nın bir hesap ile otuz altı kelimelerine tevafuk sırrıyla beş farz namazda ve revatibinde ve revatib hükmündeki iki rek'at teheccüd namazında, yirmi dört saat zarfında otuz altı defa Fâtiha'nın tekerrürüne imâ etmek, bu kudsî şifre-i İlâhiyenin şe'ninden olduğu gibi; Besmelesiz ﻝ ile ﺍ ikisi otuz olup, ﻝ 'ın ebcedî makamı olan otuza tevafuk ederek, Besmelesiz Fâtiha'nın otuz kelimâtına mutabakat ve otuz cüz-ü Kur'ân'ın adedine muvafakat sırrıyla, otuz cüz-ü Kur'ân'ın esaslarını Fâtiha'da bulunduğuna, bu kudsî şifre-i İlâhiyenin işaratından olmakla beraber, ﻝ 'ın yirmi üç adedi nüzul-ü vahyin yirmi üç senesine muvafakatı, elbette böyle bir kudsî şifrenin bir işâratıdır, denilebilir. İşte, Fâtiha'da ﺍﻝ lafzı bu vazifeyi gördüğü gibi, on üç ﺍﻝ ile -Altıncı Remz'in Fihristesinde beyan edildiği gibi- on üç ﺍﻝ ile en meşhur suver-i Kur'âniye'nin ﺍﻝ ile başlayan on üç sûrelerinin başına tevafukla işareti mucizâne ifade ediyor ki, "Kur'ân bendedir, ben onun fihristesiyim." Fâtiha'da ﺏ beş, ﻫﺎ beş, ﺡ beş; hem birbirine, hem beş farza, hem beş erkân-ı İslâmiyeye ve Lafzullah gibi Fâtiha'nın ekser kelimelerinin beşer harflerine ve Fâtiha'daki beş Esmâ-i Hüsnâ'nın adedine tevafukları. Hem ﺩ dört, ﻭ dört, dört rek'ât namazda dört Fâtiha vücubunu ve dörtlükle iştihar eden çok mühim İslâmî dörtleri imâ etmek. ﺕ üç, ﻙ üç, ﺱ üç olmakla; ﺕ üç defasıyla bin iki yüz adet ederek, Kur'ân'ın bin iki yüz sene kadar gâlibâne vaziyetine ve sonra tedâfüî vaziyetine girmesine ﺍِﻧَّﺎ ﻓَﺘَﺤْﻨَﺎﻟَﻚَ ﻓَﺘْﺤًﺎ ﻣُﺒِﻴﻨًﺎ âyetinin makam-ı ebcediyle verdiği habere tevafuk sırrıyla işaret etmek, bu kudsî şifre-i İlâhiyenin şe'nindendir. ﻙ 'in üç tekerrürü makam-ı ebcedisine zammedilse yirmi üç olup, nüzul-ü vahyin yirmi üç senesine tevafukla imâ etmek. ﺱ ebcedî makamı altmış olup, üç tekkerrürü üç olarak zammedilse mehbit-i vahy olan Zât-ı Nebeviyye'nin (A.S.M.) ömrüne tevafukla imâ etmesi, sâir işârâtın te'yidiyle elbette kabul edilir. Besmelesiz ﺱ iki, ﺹ iki, ﺽ iki, ﻁ iki, ﻍ iki olarak birbirine tevafukla beraber, Fâtiha'da besmele ile beraber iki defa Lafzullah ﺍﻟﻠّٰﻪ iki kere ﺭﺣﻤﻦ iki kere ﺭﺣﻴﻢ iki ﺍﻳّﺎﻙ iki ﺻﺮﺍﻁ iki ﻋﻠﻴﻬﻢ ikişer adedine ve Seb'ü 'l-Mesânînin mânâsının te'yidiyle beraber Fâtiha'nın iki defa nüzulünü ve Kur 'ân'ın hem evvelinde hem âhirinde iki defa vücub-u tilavetini ve her umur-u hayriyenin hem başında, hem âhirinde iki kere sünniyet-i kırâatını imâ etmek, bu kudsî ve parlak şifre-i İlâhiyenin şe'nindendir. İşte Fâtiha'nın binler esrarından yalnız hurufâtına ait bin esrarından böyle nümuneler olursa, o Fâtiha ne muazzam bir hazine-i esrar olduğunu kıyas edebilirsin. Ve ümmet-i Muhammediye (A.S. M.) bütün namazlarında Fâtiha okumasının bir hikmetini fehmet. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺳﺒﻊ ﺍﻟﻤﺜﺎﻧﻰ ﺍﺟْﻌَﻞْ ﻓَﺎﺗِﺤَﺔَ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟِﻨَﺎ ﻣِﻔْﺘَﺎﺡَ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﻳﻌﻨﻰ ﺑﺴﻢ ﺍﻟﻠّٰﻪ ﻭَﺍﺟْﻌَﻞْ ﺧَﺎﺗِﻤَﺔَ ﺍُﻣُﻮﺭِﻧَﺎ ﻓَﺎﺗِﺤَﺔَ ﺍﻟْﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺍَﻋْﻨِﻰ ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ HAŞİYE: 1.ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪ 'ın çok esrar-ı mühimmesinden en mühim sırrını hakâik-i Kur'âniyenin tefsiri olan Risale-i Nur'un birinci risalesi o sırrı beyan etmiş. 2.ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪ 'ın çok hakaik-i mühimmesinden en mühim bir hakikatını Yirmi Sekizinci Mektup'un şükre dâir Beşinci Meselesi o mühim hakikatı izah etmiştir. 3. ﺍِﻳَّﺎﻙَ ﻧَﻌْﺒُﺪُ 'nün çok envar-ı mühimmesinden en mühim bir nurunu, Yirmi Dokuzuncu Mektup'un Birinci Kısmı o nuru göstermiştir. 4. ﺍِﻫْﺪِﻧَﺎ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁَ ﺍْﻟﻤُﺴْﺘَﻘِﻴﻢَ 'in çok dekâik-ı mühimmesinden en mühim bir esası, İşârâtü'l-İ'câz'da ve Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfı'nda izah edilmiştir. 5. ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ilâ âhir.. 'in çok mühim nüktelerinden en mühim bir nüktesi Otuzuncu Sözün Birinci Maksad'ının âhirlerinde beyan edilmiştir. 6. ﺍﻟﻢ in çok esrar-ı mühimmesinden en mühim bir sırr-ı i'câzîsi İşârâtü'l-İ'câz tefsirinde parlak bir surette beyan edilmiştir. 7. ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ ilh..'in çok esrar-ı mühimmesinden ve ehemmiyetli nükte-i i'câziyesinden bir kısmı İşârâtü'l-İ'câz'da beyan edildiği gibi, onun hakikat-ı i'câziye-i azimesini i'câz-ı Kur'ân'a dâir Yirmi Beşinci Söz gayet parlak bir surette göstermiştir. 8. ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ Çok hakâik-ı mühimmesinden en mühim hakikatı umum Risale-i Nur'da beyan edildiği gibi, İkinci Söz'de bir temsil ile o hakikata işaret edilmekle beraber Yirmi Üçüncü Söz'ün nükteleri ve noktaları da pek parlak bir surette o hakikatı izah etmiş. Ve keza Yirmi İkinci Söz ve Yirminci Mektup o hakikatın burhanlarını güneş gibi göstermişlerdir. 9. ﻭَ ﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠﻮٰﺓَ Çok letaif-i mühimmesinden en mühim latifesini ve en güzel meyvesini ve en tatlı faydasını Dokuzuncu ve On Birinci Söz'ler ve Yirmi Birinci Söz'ün birinci kısmı ve Dördüncü Söz gayet güzel bir surette beyan etmiştir. 10. ﻭَﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Pek çok esrar ve hakâik-i mühimmesinden, o ibaredeki i'câzı gösterecek ve hakikatındaki maslahat-ı âliyeyi bildirecek en mühim sırrı hem İşârâtü'l-İ'câz'da, hem i'câz-ı Kur'ân'a ait Yirmi Beşinci Söz'ün Birinci Şûle'sinde, hem Yirmi İkinci Mektub'un İkinci Kısmında güzel izah edilmiştir. 11. ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ Hakaik-ı mühimmesinden ve burhan-ı katiyesinden en mühimlerini Risâletü'n-Nur'un Onuncu ve Yirmi Dokuzuncu Sözleri gayet kat'i ve yakıni bir surette o hakikat-ı haşriyyeyi ve imân-ı bi'l-âhireti ispat ve beyan etmiştir. 12. ﻭَ ﺍُﻭﻟٰﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍْﻟﻤُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ Fevâid-i mühimmesinden ve semerât-ı âliyesinden en mühimlerini Risâletü'n-Nur mizanları (muvazene suretiyle) ehl-i iman ve ehl-i tuğyan ve ehl-i dalâletin muvazene-i hallerinden tezahür eden semerât-ı imâniyeyi; ve bilhassa Otuz İkinci Söz'ün Üçüncü Mevkıf'ının uzun muvazenesi o semerât-ı âliyeyi ve fevâid-i ğâliyeyi göstermiştir.

Yirmi Dokuzuncu Mektubun Dokuzuncu Kısmı Turûk-u velâyet hakkında "Dokuz Telvih" dir ki, Telhivat-ı Tis'a nâmıyla mâruf bir risaledir

Birinci Telvih:Tarikatın sırrını ve Mi'rac-ı Ahmedi'nin (A.S.M.) sâyesi altında kalb ayağıyla bir seyr-i sülûk-u ruhani neticesinde; zevkî ve hâlî ve bir derece şuhudî hakaik-i imâniye ve Kur'âniyeye mazhariyet olduğunu beyan edip, insanın mahiyet-i câmiasındaki aklı nasılki hadsiz fünuna istidadı ve ıttılaı cihetiyle mahiyeti inkişaf etmiş ve o sûretle işlettirilmiş, kalb dahi, onun gibi, bu âlemin bir harita-i mâneviyesi ve çok kemalâtın bir çekirdeği hükmünde olduğundan; tarikat cihetiyle onu işlettirmek ve kemalâtına sevketmek olduğunu ispat eder. İkinci Telvih:Kalbin işlemesi, zikir ve tefekkürle olduğunu ve işlemesinin mehâsininden hayat-ı dünyeviyenin medâr-ı saâdeti olan birisini beyân eder. Üçüncü Telvih:Velâyet, bir hüccet-i risalet; ve tarikat, bir burhan-ı şeriat olduğunu; ve onun kıymetini takdir etmeyen, ne kadar hasârete düştüğünü beyan eder. Dördüncü Telvih:Meslek-i velâyet çok kolay olmakla beraber çok müşkilatlı, çok kısa olmakla beraber çok uzun, çok kıymettar olmakla beraber çok hatarlı, çok geniş olmakla beraber çok dar olduğunu, ve âfâki ve enfüsi iki yol ile sülûk edildiğini beyan eder. Beşinci Telvih:Vahdetü'l-vücud ve vahdetü'ş-şühûdun mahiyetini beyan ederek, ehl-i sahvın ve ehl-i veraset-i nübüvvetin âli meşrebinin rüçhaniyetini ispat eder. Altıncı Telvih:Velâyet yolları içinde en güzeli ve en müstakimi, sünnet-i seniyeye ittiba' olduğunu ve velayetin esaslarının en mühimmi, ihlâs; ve en keskin kuvveti, muhabbet olduğunu beyan ederek; bu dünya darü'l-hizmet olduğundan ve dâr-ı ücret ve mükâfat olmadığından, tarikatın lezâizini ve evzak ve kerâmâtını kasden talep etmemek lâzım geldiğini beyan eder. Yedinci Telvih:Tarikat ve hakikat, şeriatın hâdimlerinden olduğunu, tarikat ve hakikatın en yüksek mertebeleri, şeriatın cüz'leri bulunduğunu; tarikat ve hakikat, vesilelikten çıkmamak ve daima şeriata tebaiyette kalmak lüzumunu beyan edip, "Sünnet-i seniye ve ahkâm-ı şeriat haricinde evliya bulunabilir mi?" diye suale, merak-âver bir cevap verir. Sekizinci Telvih:Tarikatın sekiz varta-i mühimmesini beyan eder. Dokuzuncu Telvih:Tarikatın pek çok semeratından gayet şirin ve güzel dokuz adedini beyan eder. Bu risale ehl-i tarik olana ve olmayana bir iksir-i âzamdır ve bir tiryâk-ı enfa'dır.