Risale-i NurFihrist Risalesi

Üçüncü Bab: Üç Fasıldır.

Fihrist Risalesi · s.157

Birinci fasıl:On iki perde, perde üstünde; ve on beş delil, delil içinde bir burhan-ı bahirdir. Bir çiçekten tâ şecere-i Tuba'ya kadar muhtelif nağamat ve mütenevvî lemaat ile Nakkaş-ı Ezeli ve Ebedi'yi akıl ve kalbe gösterir. Aklın gözünü açtırır. Kemal-i intibahla Sani-i Zülcelal ve Fatır-ı Zülkemal'e baktırır. İkinci fasıl:Bütün masnuatın ve cemi-i mahlûkatın ve umum mevcudatın tarifat ve tavsifat ve tesbih ve senasıyla, cemi-i zihayatın tahiyyat ve cemi-i evrak-ı mühtezze-i zâkirenin tahmidatıyla Cenab-ı Rabb-i izzeti zikr ve bu delalet-i vechile ibadete, zikir ve şükre, abdin ne kadar muhtaç, ne kadar müstehak olduğunu, Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan ve tarz-ı uslûb-u Nebiyy-i Zişan (A.S.M.) ile telkin ve tavsiye eden bir define-i hikmet ve hazine-i Rahmettir. Üçüncü fasıl:Şeriksiz, vezirsiz, şebihsiz ve nazirsiz Sultan-ı Ezeli ve Ebedi olan Bari-i Teâla ve Tekaddes Hazretlerinin, herbiri ayrı birer burhan-ı Vahdaniyyet olan Esma ve sıfat-ı İlâhiyyesinin tecelliyat-ı mesrudesiyle ve berahin-i muhkeme ve mersunesiyle, ehl-i dalalet ve kerâvân-ı tabiat ve hammal-ı belahet ve kafile-i hamâkatla, Firavunane ihtiyar ve Nemrudane iltizam, Haccacane ictisar etmekte oldukları enva-i şirki def' ve red ederek Allah-ı Zülcelâl'i takdis ve tenzih ve müstehak olduğu tesbih ve tâzim ve temcidin vücubunu talim ve tarif eder.

Dördüncü Bab: İki Makamdır.

Birinci Makam:Allah u Azimü'ş-Şan'ın vücub-u vücud ve Vahdaniyyetini ve Resul-i Zişan Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâmın nübüvvet ve risaletinin hakkaniyyetini, ism-i âzam ve esma-i hüsna; melaike-i ulya ve mahlûkat-ı şetta, cemi-i enbiya-i uzma ve cemi-i evliya-i kübra ve cemi-i asfiya-i ulya, hesapsız âyât-ı mükevvenat ve cemi-i masnuat-ı müzeyyenat ve cemi-i zerrat-ı kâinat gibi laakal on ehemmiyettar burhan-ı elmas misal ile ispat edildiği gibi daha birçok delail-i kat'iyyeyi cami' bir bahr-ı umman-ı hakikattır. İkinci Makam:Bu makamın herbir kelam ve kelimesi Risalet-i Ahmediyye Aleyhissalatü Vesselâmın Risaletinin ayrı ayrı birer deliline işaret ettiği gibi Kur'ân-ı Mübîn'in en büyük mu'cize-i Nübüvvet olduğuna dair sadır olan burhanlara; ve Habib-i Zişan (A.S.M.) hem Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan, her ٦si de Vahdaniyyet-i İlahiyye'ye gayet parlak delil olarak bu makamda gösterilmiştir.

Beşinci Bab: Beş nüktedir.

Birinci Nükte: {(Haşiye): Risale-i Hasbiye olan Dördüncü Şua, hem bu nüktenin hem yazılmayan Beşinci Lem'a'nın hakikatını bir derece beyan etmesiyle o lem'a yerine geçmiştir.} ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَ ﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻮَﻛِﻴﻞُ in mertebelerine dair olup zîşuurun ekseriyetle meftun ve merbut oldukları fani dünyanın fani, zail, âfil mahbuplarını, hem vefasız, kararsız, rüya misal olduğunu, delail-i mukni'a ve berahin-i kat'iyye serdiyle o kararsız mahbupları hakiki zan ederek yanılanları ikaz ile der: Mevcudatın zevalinde beis yoktur. Hem masnuatın zevalinden mahzun olma. Hem zeval-i mülkten müteessif olma. Hem mahbubun gaybubetinden mütehassir olma. Hem zahiri müşfik ve mün'imlerin zevaline ehemmiyet verme. Hem zahiren şefik ve latiflerin zevaline acıyıp yanma. Zira onların Sânii, Fâtır'ı, Mâlik'i, Bâki'si, Şâhid-i Âlim'i bâkidir. Ve onlar o Şâhid ve Nâzır-ı hakikinin daire-i ilmindedirler. O şahid ve Nazır-ı hakiki ise ebedidir, bakidir, tarzında sâdır olan beliğ hitaba îcazkâr senetler ve hakikatlarla parlak bir cadde-i kübra, salah ve felahı feth eden ebvab-ı cinandan nevvar ve ziyadar bir babdır. İkinci ve Üçüncü Nükte:Şahs-ı insan, bütün eşyadan alakalarının kat'ı ile mukabilinde istinadgâh olarak Baki-i Hakiki'yi bularak teessüf, teessürden ve teellümden feragat ettikten sonra, kendi vücudunun zevalini birrıza imza etmeye arzu ve tamayül gösterip baki bir Zâta mal ve saadet-i ebediyyeye namzed olmak, hem ister istemez er-geç başa gelecek bir vakıadan ürkmek ve müteessir olmak faydasız olduğunu ve insaniyete lâyık olmadığını ihtar, hem zihayatın mevt ve zevali bir çok vücudları meyve verip arkaya bırakır. Sonra menziline gider. Binaenaleyh zahiren fani iken çok cihetlerle bakî kalacağını te'min ile nev-i beşeri hem mevte râzı eder, hem habl-ı İlâhiye ilme'l-yakîn ile rabteder. Dördüncü Nükte:Zîşuura, Allah kâfidir. Fani şeylere lüzum yoktur. Zira insana yoktan vücud şeklini giydiren, insan suretini takan, göz, kulak gibi kıymettar hasseleri ihsan eden, cisimde iki mühim uzuv olan lisan ve cenanı derceden, bütün cihazat, hayat ve mâneviyat ve letâifi; tecelliyat-ı esma-i İlâhiyesiyle cemil rahmetiyle, kerim re'fetiyle, azim kudretiyle, latif hikmetiyle ihsan eden o Hâlık, Kerim ve Rahmanürrahim'dir. Binaenaleyh herşeyden kat-ı nazarla "ancak Rabbim bana kâfidir" demeye saik ve mefhumu herşeye lâyık ve her an ahkâmıyla amel etmeye muvafık, lâhûtî bir nükte-i mühimmedir. Beşinci Nükte:Zişuur, hâlen ve kâlen ve müteşekkiren ﺣَﺴْﺒِﻰَ ﺍﻟﻠّٰﻪ demek mecburiyetindedir. Çünkü, ademden vücuda getirip hayat nimetiyle mütene'im ettiği gibi, enva-ı hayvanat meyânında efdal olarak insan yaratan ve insanlar içinde iman sıfatıyla müşerref kılan ve Resûl-i Zişanına (A.S.M.) ümmet olmayı müyesser eden ve kendi mahluku olan bahtiyar vücudu iman ve Kur'ân yolunda çalıştıran, hem muti ve münkad olanlara cennet gibi nazirsiz bir mükâfat veren Cenab-ı Hannan-ı Mennan'ın kabza-i ebvab-ı Rahmetine sarılmanın lüzumu vücubunu hakkıyla gösterir, kıymettar bir nüktedir.