İkinci Şua
Fihrist Risalesi · s.180
Bu şuâ, esmâ-i Rabbi'l-Âlemin'den"Allahü Ehad"ism-i celîlinin inkişafıyla Otuzuncu Lem'a olan ve"Sekine"tabir edilen " Ferdün, Hayyün, Kayyûmün, Hakemün, Adlün, Kuddûsün " esmâ-i azimesinin yedinci nüktesi olarak gayet mühim akâid ve delâil-i İslâmiyeyi ve esrar-ı imaniyeyi hâvi bir risale olup, üç makam, üç meyve, üç muktazî, üç hüccet, bir hâtime olarak tanzim ve tekmil edilmiştir. Birinci Makamın Birinci Meyvesi:Fâtır-ı Akdes Hazretlerinin Cemâl-i İlâhisi ve Kemâl-i Rabbânisi ancak Tevhid ve Vahdette tezahür ettiğini makûl ve mütesânid bir şekilde iddia ve ispat ile akl-ı kâmil ve kalb-i selim sahiplerini hayran edecek bir i'câz ve îcaz ile mahlûka Hâlıkını ra'ye'l-ayn derecesinde tanıttıracak bir makamda bir ders-i hikmettir. İkinci Meyve:Bu meyve dahi kâinatın zât ve mahiyetinden bahisle ﻣَﻦْ ﻋَﺮَﻑَ ﻧَﻔْﺴَﻪُ ﻓَﻘَﺪْ ﻋَﺮَﻑَ ﺭَﺑَّﻪُ sırrıyla kâinatın icmal edilmiş bir nümune-i acibesi olan nev-i insan "kendisini bilmekle Rabbi'sini bilir" ferman-ı nebevisi, tam şu zamanda dertlere derman olacak bir tertipte tastîr edilmiştir. Nev-i beşer, sebeb-i hilkatiyle hem sâir zîruhların fevkinde akıl, vicdan, kalb ve ruh gibi mühim techizatla küre-i arza sultan olduğu halde, bazı insan suretini takınan akrepler Zât-ı Bârî hakkındaki küfr-ü mutlaklarıyla o kadar çıfıtlık gösteriyorlar ki, âdeta bütün kâinatı ve bilhassa kendi vücudlarını inkâr ediyorlar. Bu gibi mühlik ve sekametli bir uçurumdan gidenlere gayet müstakîm bir yol ve son derece şevkli bir cadde ve baki bir hayata ve saadete mazhar olmak isteyen ashab-i şuur, şu meyveden müstefîd olmakla ebedî bir hayat kazanabilir. Üçüncü Meyve:Mahlûkattan zîşuur olan insana bakar. Der ki: "Ey Âdemoğlu! Sen mahlûkatın en nazenin ve pek mükerrem ve mükemmelisin. Çok mes'ûd ve mümtaz olmak, tâ ebede kadar elini yetiştirmek ve temin-i istikbal-i ebedî etmek ve Hâlık-ı Âlem'in muhatabı, hem dostu olmak istersen, Zât-ı Ehad ve Samed olan Cenab-ı Rabbi'l-Âlemin Hazretlerine Tevhid ile tam i'tisam eyle. Ve illâ zîhayat ve zîruh içindeki imtiyazın kemâl ve saltanatın bâd-ı hevâ olup, mahlûkatın pek bedbahtı ve mevcudâtın çok süflîsi ve hayvanâtın en biçaresi ve zişuurun en hüzünlü ve gamlı ve elemlisi ve azaplısı olacağını, delâil-i akliye ve nakliye ve kat'iye ile tefhim ediyor.