Birinci Şua
Fihrist Risalesi · s.179
1350 tarihinden sonra gözleri kamaştıran ziyâ-i faaliyetle nev-i beşerin mühim bir kısmını kendine teshir eden ve edecek olan Risale-i Nur Külliyatından Otuz Birinci Lem'a'nın Birinci Şuâ'ı işârât-ı Kur'âniye olup, bu Şuâ'nın fevkaladeliğini gösteren ve sisli bir asırda semlenmekte olan nev-i beşeri idam-ı ebediden alıp hayat-ı bakiyeye ve boğucu bir zulmetten çıkarıp, halaskâr bir nura atlatan ve "Risale-i Nur" ismiyle müsemma kılınan Külliyat-ı Nuriye'ye mânen ve makamen ve cifren bakan ve böyle müşevveş bir zamanda o Nurun intişarını ve kıymetini sarahat derecesinde haber veren otuzüç âyât-ı Kur'âniye bu risalede münderiçtir. Yalnız beş âyet nümune olarak bu fihristede dercedildi. Birincisi: ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺗَﺎْﻭِﻳﻠَﻪُ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍﻟﺮَّﺍﺳِﺨُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ilâ âhir âyeti olup, mânen Risale-i Nur'u gösterdiği gibi, makam-ı cifrisi dahi 1344 olmakla bu tarihte Risale-i Nur'dan daha ziyade bu vazife-i kudsiyeyi müşkil şerait içinde ve ağır tazyikat altında sebatkarâne ifâ eden başkası görülmediğinden; ve Kur'ân'ın müteşâbihlerini ehl-i ilhad hilaf-ı hakikat te'vilât ile tahrife başladığı hengâmda, hakiki bir taife Kur'ân'ın müteşabihatını vaktinde ve yerinde tefsir ve tabir ettiklerinden Kur'ân onlara birkaç cihetlerden hasr-ı nazar eder. İkincisi: ﺍِﻥَّ ﺣِﺰْﺏَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻐَﺎﻟِﺒُﻮﻥَ şu âyet 1350 olan makam-ı cifrisiyle ve gayet mûciz ve mu'ciz olan mânâsıyla o tarihleri muteâkip ehl-i ilhad ve dalâletin tecavüzatlarından ârız olacak yılgınlığı ref' ve izale ve Risale-i Nur nâşirinin galibiyetiyle neticeleneceğini, çok hakikatdârâne, hoş bir eda ile nazargâh-ı âmmeye vaz' eder. Üçüncü âyet: ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻣَﺮْﺿٰﻰ ﺍَﻭْ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻔَﺮٍ ilâ âhir... Şu âyet ahkâm-ı zahiresiyle Şeriat-ı Garrâ-i Ahmediyenin (A.S.M.) taharete müteallik bir meselesini beyan etmekde olup, makam-ı cifrisi ve bid'at ve dalâletin hemen tekemmül etmekte olduğu 1357 tarihine tevafuk ile, kemalin zevali sırrına, mazhariyetle beraber, şimdiye kadar ne örülmüş, ne işitilmiş, ne bilinmiş -tabir hata değilse- bâkir bir mânâsını yâr ve ağyârın bilâ-itiraz şu zamanda itiraf edecekleri ve kat'iyen inkâra mahal bulamayacakları gayet hikmetdâr ve kıymettâr bir mahz-ı hakikat olarak çok ehemmiyetli, şu asrın bir vechini açar. Ve gayet merakâver olmakla mütâlaâya lâyık ve sezâdır. Hem şu devirde bir cihette mânâ-yı işâriyle nazar-ı Kur'ân Risale-i Nur'a tam bakar gibidir" demek, mübâlağa değildir. Belki hak ve ayn-ı hakikattır. Dördüncüsü:Beşinci mertebedeki ﺍَﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻴْﺘًﺎ ﻓَﺎَﺣْﻴَﻴْﻨَﺎﻩُ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟَﻪُ ﻧُﻮﺭًﺍ َﻳﻤْﺸِﻰ ﺑِﻪِ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ âyetidir ki, pek zahir bir işaretle hem cifir, hem mânâca Risale-i Nur'a ve tercümanına bakar. Beşincisi:Birinci mertebedeki Âyetü'n-Nur olan ﻣَﺜَﻞُ ﻧُﻮﺭِﻩِ ﻛَﻤِﺸْﻜٰﻮﺓٍ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻣِﺼْﺒَﺎﺡٌ َﺍْﻟﻤِﺼْﺒَﺎﺡُ ﻓِﻰ ﺯُﺟَﺎﺟَﺔٍ ﺍَﻟﺰُّﺟَﺎﺟَﺔُ ﻛَﺎَﻧَّﻬَﺎ ﻛَﻮْﻛَﺐٌ ﺩُﺭِّﻯٌّ ﻳُﻮﻗَﺪُ ﻣِﻦْ ﺷَﺠَﺮَﺓٍ ﻣُﺒَﺎﺭَﻛَﺔٍ ilââhir ki, cifrî ve mânâ cihetinde on vecihle Risale-i Nur'a bakar ve baktırır. Diğer üç-dört âyet de, Risale-i Nur'un sâdık şakirdleri ehl-i cennet olacaklarını ve imanlarını kurtaracaklarını ve imanla kabre gireceklerini müjdeli işaret veriyorlar. Bu Birinci Şua risalesi bir derece setredilmesi ve izhar edilmemesi tavsiye edildiğinden, bu kısacık nümune ile iktifa edildi.
M. Sabri
(Rahmetullahi Aleyh)