Risale-i NurFihrist Risalesi

Dördüncü Nükte

Fihrist Risalesi · s.168

ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﺣَﺪٌ âyetinin bir nüktesi,VahidveEhadisimlerini tazammun eden"Ferd"İsm-i Âzamın tecelli-i âzamına dair tevhid-i hakikiyi gösteren"Yedi İşaret"tir. Birinci İşaret:İsm-i Ferd'in kâinat heyet-i mecmuasında koyduğu hadsiz hâtemlerden üç sikkeye işaret eder. ~Birinci sikke:

Kâinatın mevcudatında ve enva'larında görünen; ve bir sikke-i kübra-yı ehadiyet olan "teâvün, tesânüd, tecâvüb, teanuk" sikkesidir. ~İkinci sikke:

Zeminin yüzünde her bahar mevsiminde müşahede edilen dört yüz bin nebati ve hayvani envaın atkı ipleriyle dokunan hâtem-i vahdaniyettir. ~Üçüncü sikke:

Hazret-i Âdem'den tâ kıyamete kadar gelmiş ve gelecek bütün insanların âza-yı esaside bir olan simalarındaki sikke-i vahdaniyettir. İkinci İşaret:İsm-i Ferd'in cilve-i vahdeti, kâinatın bütün envalarını ve unsurlarını öyle bir surette birbirine girift etmekle birbirinin içine almıştır ki, mecmu-u kâinatı tecezzi kabul etmez bir küll hükmüne getirdiğini ve çok birliklerle vahdaniyeti ilân ettiğini gösteriyor. Üçüncü İşaret:Yine İsm-i Ferd'in cilve-i âzamı, kâinatı öyle birbiri içine girmiş hadsiz mektubat-ı Samedaniye hükmüne getirmiştir ki; herbir mektupta hadsiz hâtem-i Vahdaniyet basılmış ve herbir mektup, kelimatı adedince kâtibini bildiren ehadiyet mühürlerini taşıdığını gösteriyor. Dördüncü İşaret:İsm-i Ferd'in güneş gibi zâhir cilve-i âzamını gayet mâkul ve hadsiz kolaylıkla kabul ettiren ve şirkin muhaliyetini ve nihayet derecede akıldan uzak olduğunu gösteren burhanlardan üç tanesini beyan ediyor. ~Birincisi:

Zât-ı Ferd'in hadsiz kudretine nispeten en büyük şeyin icadı, en küçük bir şeyin icadı gibi kolay ve suhûletli olduğunu, bir baharı, bir çiçek kadar ve bir ağacı, bir meyve kadar rahatça icad edip idare ettiğini ve bu keyfiyet-i icad eğer müteaddit esbaba verilse, vahdetten kesrete girildiği için, en küçük birşeyin icadı, en büyük birşeyin icadı gibi pek çok masraflı, pek çok müşkilâtlı, pek çok zahmetli olduğunu temsilleriyle ispat eder. ~İkincisi:

Mevcudatın icadı ya ibdâ ve ihtira suretiyle hiçten ve yoktan olacak veyahut inşa ve terkip suretiyle anâsır ve eşyadan toplamakla olacak. Bu iki sûrette icad-ı eşya Zât-ı Ferd-i Vâhid'e verilmez de esbaptan istenilse, hadsiz derece müşkilâtlı ve suubetli ve gayr-ı mâkul, belki de pek çok muhalâtı intaç edecek. Eğer cilve-i Ferdiyete ve sırr-ı Ehadiyete verilse, bir kibrit çakar gibi, eserleriyle azameti anlaşılan nihayetsiz kudretiyle, hiçten ve ademden veyahut anâsır ve eşyadan toplamak sûretiyle âyine-i ilmindeki muayyen ilmi kalıplarla, hadsiz derece kolaylıkla ve suhûletle eşyanın icad edildiği görülecek." ~Üçüncüsü:

Eğer bütün eşyanın icadı bir Zât-ı Ferd-i Vâhid'e verilse, bir tek şey gibi kolay olduğunu; ve eğer esbaba ve tabiata havale edilse bir tek şeyin vücudu umum eşya kadar müşkilatlı olduğunu, üç şirin temsil ile izah eder. ~Birinci temsil:

Bin nefere ait bir vaziyet ve idare, o bin neferi idare eden bir zâbite havale edilse ve bir nefer de on zâbitin idaresine verilse, bin neferin idaresinin ne kadar kolay olduğunu ve bir neferin idaresinin ne kadar müşkilâtlı olduğunu... ~İkinci temsil:

Ayasofya gibi kubbeli bir câmiin kubbesindeki taşların muallâkta durmaları ve o vaziyeti teşkil etmeleri taşlardan istenilse, nihayet derecede suûbetli olduğunu ve bir ustadan o vaziyet istenilse, nihayet derecede kolay olduğunu... ~Üçüncü temsil:

Küre-i Arz, Zât-ı Ferd-i Vâhid'in bir memuru olarak hareket etse, o hareketten hâsıl olan haşmetli ve azametli neticelerin gayet suhûletle husûlü, vahdetteki kolaylığı gösterdiği gibi; şirk ve küfür yolunda aynı neticeleri istihsal etmek için, Küre-i Arzdan milyonlar defa büyük, hadsiz hesapsız cirmleri hudutsuz bir mesafede Küre-i Arzın etrafında, hem Küre-i Arzın mihver-i yevmisi üzerindeki devri gibi yirmi dört saatte bir def'a; hem mihver-i senevisi üzerindeki devri gibi her senede bir defa dolaştırmak gibi suûbet ve müşkilâtın en dehşetlisi olan bir vaziyeti kabul etmek lâzım geldiğini; ve esbap ve tabiata icad verenler "kitap, saat, fabrika ve saray misalleriyle" echeliyetlerin en antikasını irtikâb ettiklerini izah eder. Beşinci İşaret:Müdahale-i gayrı şiddetle reddeden hâkimiyet-i İlâhiyedir. ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﻓِﻴﻬِﻤَﺎ ﺍٰﻟِﻬَﺔٌ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟَﻔَﺴَﺪَﺗَﺎ âyetinin sırrıyla ve ﻓَﺎﺭْﺟِﻊِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮَ ﻫَﻞْ ﺗَﺮٰﻯ ﻣِﻦْ ﻓُﻄُﻮﺭٍ âyetinin işaretiyle, zerrattan seyyarata kadar, ferşten Arşa kadar hiçbir cihette kusur ve fütur, noksaniyet ve müşevveşiyet eseri görülmemesi, ferdiyetin cilve-i âzamını gösterip, vahdete şehadet eder. Altıncı İşaret:Bütün kemalâtın medarı ve esası; ve kâinatın hilkatındaki hikmetlerin ve maksatların menşei ve mâdeni ve zîşuur ve zîaklın, hususan insanın metâlib ve arzularının husûl bulmasının menbaı ve çare-i yegânesi, ferdiyet-i rabbaniye ve vahdet-i İlahiyye olmasıdır. Yedinci İşaret:Tevhid-i hakikiyi bütün meratibiyle en ekmel bir surette ders verip ispat eden ve ilân eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti, o tevhidin kat'iyeti derecesinde sabit olduğunu izahla beraber; şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın derece-i ehemmiyet ve ulviyetine şehadet eden pek çok delillerden üç tanesini zikreder. ~Birincisi:

ﺍَﻟﺴَّﺒَﺐُ ﻛَﺎﻟْﻔَﺎﻋِﻞِ sırrıyla, umum ümmetinin bütün zamanlarda işledikleri hasenatın bir misli defter-i hasenatına geçmekle ve hususan her günde umum ümmetin ettikleri salavat duasının kat'i makbuliyeti cihetiyle; o hadsiz duaların iktiza ettikleri makam ve mertebeyi düşündürmekle şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediyenin (A.S.M.) kâinat içinde nasıl bir güneş olduğu anlaşıldığını... ~İkincisi:

Mâhiyet-i Muhammediye (A.S.M.) âlem-i İslâmiyetin şecere-i kübrasının menşei, çekirdeği, hayatı, medarı olduğundan, fevkalhad istidat ve cihazatiyle âlem-i İslâmiyetin mâneviyatını teşkil eden kudsi kelimatı, tesbihatı, ibâdâtı en evvel bütün mânâlarıyla hissedip yapmasından gelen terakkiyat-ı rûhiyesini düşündürüp, habibiyet derecesine çıkan ubudiyet-i Muhammediye'nin (A.S.M.) velâyeti, sair velâyetlerden ne kadar yüksek olduğunu anlatır. O Zatın (A.S.M.) had ve nihayeti olmayan meratib-i kemalâtta ne derece terakki ettiğini bildirir. ~Üçüncüsü:

Zât-ı Ferd-i Zülcemal bütün nev-i beşer namına, belki umum kâinat hesabına Zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı kendine muhatap ittihaz etmekle; elbette O'nu hadsiz kemâlatda hadsiz feyzine mazhar ettiğini ve şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm, kâinatın mânevî bir güneşi ve bu kâinat denilen Kur'ân-ı Kebir'in âyet-i kübrası ve o Furkân-ı Âzamın İsm-i Âzamı ve ism-i Ferd'in cilve-i âzamının bir ayinesi olduğunu ders verir.