Beşinci Şua
Fihrist Risalesi · s.192
Risale-i Nur'un şuâlarının telifinden otuz beş sene evvel tab edilmiş olan Muhakemât-ı Bedîiyye'ye tetimme olmak üzere bir kısım müsveddesi yazılmış olan ve eşrât-ı sâatten bahseden bu Şuâ, ihtiva ettiği hakikatleriyle çok münkirlerin ağızlarını tıkamakta ve çok mülhidlerin kulaklarını çınlatmakta ve bir kısım ehl-i inkârın asırlardan beri İslâmın mazisine istihkârâne gönderdikleri nazarlarına mukabil, mazi-i İslâma hayretkârâne baktırmakta ve 1300 seneden beri her asırda yaşamış milyonlarla Müslümanların lisanlarında ve meclislerinde mütemadiyen medar-ı bahs olmuş eşrât-ı sâaten haber veren ihbârât-ı gaybiyeyi bu zamanda tebellür ettirerek istihsankârâne göstermekte ve çok insanların eğrilmiş akidelerini düzeltmekte ve istikbal hadisâtını hakikatııyla ve gayet ciddi ve latif bir üslup ile ve gayet doğru olarak hem pek ciddi bir surette ihbar etmekte ve yalnız, yanlış telakki edilmek ihtimalinden dolayı herkese gösterilmesine müsaade edilmeyerek mahrem tutulmakta olan gayet feyyaz bir risaledir. Bu Şuâ ﻓَﻘَﺪْ ﺟَﺎﺀَ ﺍَﺷْﺮَﺍﻃُﻬَﺎ âyetinin bir nüktesi olmakla, beraber, akide-i müslimini vikâye ve şübehattan muhafaza için bu zamanda yazılmış olup, âhirzamanda vukua gelecek hadisata dair rivayet edilen hadislerin bir kısmının, -müteşâbihât-ı Kur'âniye gibi- derin mânâları bulunduğundan,bu gibi hadislerle ihbar edilen hadisat vukûa geldikten sonra ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺗَﺎْﻭِﻳﻠَﻪُ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍﻟﺮَّﺍﺳِﺨُﻮﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ âyetinin beşaretiyle ilimde rüsuh sahibi olanlar te'vil ile anlarlar ve izhar ederler. O vakit mânâ-yı hadisin ihbar ettiği vak'a bilinebilir. Ve maksat ne olduğu anlaşılabilir.
Bu Şuâ bir mukaddime ile yirmi üç meseledir.
Mukaddime beş noktadır.
Birinci Nokta:İman ve sırr-ı teklif, ihtiyar dairesinde bir imtihan ve bir tecrübe olduğu için perdeli ve derin ve dakik ve tecrübeye muhtaç olan nazari meseleler, sırr-ı teklif bozulmamak; hem bir seviyede olmayan Ebu Bekir'lerle Ebu Cehil'ler birbirinden ayrılmak için elbette bedihi olamaz. İkinci Nokta:Peygamber Aleyhissalatü Vesselâma bildirilen umur-u gaybiyenin bir kısmı tafsil iledir. Peygamber-i Zişan Aleyhissalâtü Vesselâm onlara karışamaz, Kur'ân ve hadis-i kudsiler gibi aynen tebliğ eder. Diğer kısmı icmal iledir. Tafsilât ve tasviratı Peygamber-i Zişana (A.S.M.) aittir. Hem hakaik-i imaniyeye girmeyen cüz'i hâdisât-ı istikbaliye nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetli değildir. Üçüncü Nokta: İki nüktedir. ~Birincisi:
Avam nazarında hakikat telâkki edilen ve vâkıaya mutabık zuhur etmeyen ve teşbihler ve temsiller suretinde vürud eden hamele-i arş ve hamele-i arz gibi hadislere dâirdir. ~İkincisi:
Bir cihette hususi bulunduğu halde külli ve âmm telakki edilen (meselâ; "Bir zaman gelecek, 'Allah, Allah' diyenler kalmayacak" diye varid olan) hadisler hakkındadır. Dördüncü Nokta:Çok hikmetler ve maslahatlar için Rahmânir-rahîm'in gizlediği mevt ve ecel muayyen olsa idi, yarı ömr-ü beşer gaflet-i mutlaka içinde ve daha sonraki ömrü dehşet-i mutlaka içinde geçecek idi. Hem başa gelen musibetlerin vakitleri muayyen olsa idi daha o musibetler gelmeden, gelip geçinceye kadar elem ve ızdıraplarını çektirecekti. Hem muayyen olmayan dünyanın eceli ve bilcümle mahlukatın mevtleri muayyen olsa idi, kurûn-u ulâ ve vustâ büsbütün gaflet içinde, kurûn-u uhrâ mezbahaya gider gibi pek dehşetli bir endişe ve pek müthiş bir elem içinde kalacaktı. İşte zîşuur ve zevi'l-idrakin bu dehşetlerden kurtulması, hem dünya ve ukbâyı imar etmeleri, hem havf ve recâ ortasında hayatlarını idame etmeleri gibi daha bir çok hikmetler ve maslahatlar için rahmet-i İlâhiye mevt ve eceli ve musibetlerin vakitlerini gizli bırakmıştır. Hem izn-i Rabbâni ile gaipten haber veren bir kısım ehl-i keşf ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ yasağına karşı hürmetsizlik etmemek için, keşfen müşahede ettikleri hadisat-ı istikbâliyeyi perdeli ve bir derece müphem olarak işaretlerle ihbar etmişler, hattâ kütüb-ü semâviye Peygamberimizden (A.S.M.) bahsettiği halde, bir derece perdeli olduğu için bir kısım ehl-i kitap te'vil edip, iman etmemişler. Fakat itikadât-ı imaniye böyle değildir. İtikadât-ı imaneyeye giren mesâil-i imaniyeyi tasrih ile tekrar ile ihbar etmek, hikmet-i teklifin muktezasından bulunduğu içindir ki, Kur'ân ve Tercüman-ı Zîşanı (A.S.M.) umur-u uhreviyeyi vâzıhan ve tekrar ile bildirmişlerdir. Beşinci Nokta:Deccal asırlarına ait harikalardır. Peygamber-i Zişan (A.S.M.) Efendimiz ferman etmişler ki: "Deccal kırk günde dünyayı gezecek." Bu haber ile, deccal asrında tayyare ve şimendifer gibi süratli nakil vasıtalarının çıkacağını.. ve yine ferman etmişler ki: "Deccal öldüğü zaman şeytan İstanbul'da Dikilitaş'ta 'öldü' diye bağıracak, bütün dünya işitecek." Bu ihbar-ı Nebevi ile o zamanda radyo gibi ses nakleden gayet süratli nakil vasıtalarının keşfedileceği bildirilmiş. Hem yine ferman etmişler ki: Deccalın yırtıcı rejiminin ve teşkil ettiği komitesinin ve kurduğu hükûmetinin ve şahs-ı mânevîsinin dehşetli icraâtının, İsevîlerde zuhur edecek hakiki bir dinin hakikat-ı Kur'ân'a iktida edip ittihad etmesiyle ve Hazret-i İsa (A.S.) ın nüzul etmesiyle parçalanıp, mahvolacağını ihbar etmişler. Hem her iki deccalın asırlarındaki hadisât-ı acibeler, onların bahisleriyle alakadar olmasından onlardan südur edecek zannedilmiş. Hem bir kısım râvilerin yanlış ve hatâ içtihadları metn-i hadise karışmakla hadis zannedilerek, zuhur eden bir kısım vukuât-ı süfyaniye rivâyât-ı hadise muhalif gibi görünmüş. Hem her iki deccalın evsafları ayrı ayrı iken rivayetlerde iltibas olmuş. Hem büyük mehdinin vasıfları sabık mehdilere işaret eden rivayetlerle mutabık çıkmamasından o hadisler müteşabih hükmüne geçmiş olmasından ibarettir.