Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

ZEKÂT'IN VERİLECEĞİ YERLER

Büyük Şafiî İlmihali · s.293

Kur'an-ı Kerim, tıbkı namaz gibi zekât'ın farz olduğunu beyan etmiştir. Fakat hangi halde zekât farzdır ve ne kadardır, şartı nedir, gibi hususları açıklamamış, izahını sünneti seniyyeye terk etmiştir. Ancak ehemmiyetine binaen, Kur'an-ı Kerim zekât'ın verileceği yerleri beyan ederek şöyle buyuruyor: ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺎﺕُ ﻟِﻠْﻔُﻘَﺮَﺍٓﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻛ۪ﻴﻦِ ﻭَﺍﻟْﻌَﺎﻣِﻠ۪ﻴﻦَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮَۭﻟَّﻔَﺔِ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻭَﻓِﻰ ﺍﻟﺮِّﻗَﺎﺏِ ﻭَﺍﻟْﻐَﺎﺭِﻣ۪ﻴﻦَ ﻭَﻓ۪ﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻞِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺍﺑْﻦِ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ "Sadakalar, (Zekâtlar) Allah tarafından bir farz olarak ancak şunlar içindir: Fakirler, miskinler, zekât toplayıcılar, kalbleri müslümanlığa ısındırılmak istenenler, mükâteb köleler, Allah yolundaki gaziler ve yolda kalmışlar." (Et-Tevbe: 60) Bu ayeti kerimeden anlaşıldığı gibi zekâtın verileceği yerler sekiz sınıftır: I) Fakir: Hiçbir malı ve kazancı olmayan veya yiyecek içecek, elbise ve mesken gibi zaruri ihtiyacını karşılayacak miktarın yarısından az mala sahip olan kimsedir. Meselâ, her gün yüz lira ihtiyacı olduğu halde, ancak yirmi veya otuz lira bulabilmektedir. II) Miskin: Malı veya kazancı, zaruri ihtiyacını karşılayacak miktarın yarısını aşan kimsedir. Meselâ, yüz liraya muhtaç olduğu halde eline ancak altmış-yetmiş lira geçebiliyor. Bir kimsenin evi veya tarlası veya zararlı olmayan kitapları veya sanat aletleri bulunsa, fakat yukarda kaydedildiği şekilde ihtiyacı varsa yine fakir veya miskin vasfını kaybetmez. Kendisine zekât verilebilir. İş sahası bulunduğu ve çalışma gücüne sahip olduğu halde çalışmayan bir kimseye (malı hiç olmasa da) zekât verilmez. Çünkü çalışma gücü de bir sermaye gibidir. Ama çalıştığı halde elde ettiği kazanç kendisine kâfi gelmez veya iş sahası bulamazsa kendisine zekât verilebilir. Çalışma gücüne sahip olan kimse, kendini ilim tahsiline verirse zekât alabilir. Altmış yetmiş senelik bir yaşa gelinceye kadar fakir ve miskine yetecek şekilde zekât verilir. Yani fakir veya miskin olan kimse, aslında bakkal ise, bakkallık için lâzım olan şeyleri, çiftçi ise tarla, öküz ve çiftçilik için gerekli aracı alabilecek ve onunla geçimini sağlıyabilecek kadar kendisine zekât verilebilir. Bir kimse çalışma gücüne sahip olup geçimini sağlayabiliyor, ancak evlendiği zevcesine mehir verecek güçte değildir. Evlilik fıtri bir ihtiyaç olduğundan onun gereği olan mehri verebilmek için zekât alabilir. Bir kimsenin nafakası başkasına dinen yüklenmiş ise, hiç malı olmasa da fakir veya miskin sayılmadığından kendisine zekât verilmez. Meselâ evli olan kadının nafakası kocasına yüklendiğinden zekât alamaz. Ancak kocası fakir olup ihtiyacını karşılamaktan aciz ise kendisine kafi gelecek kadar verilebilir. Bir kimsenin durumu müsaid olursa anne ve babası muhtaç oldukları taktirde onların nafakaları kendisine ait olduğundan onlara zekât verilemez. III) Zekât memuru. Zekât memuru, zekâtı toplayan, dağıtan, yazarı, bekçiliğini yapan ve onun için çalışan kimsedir. Bu müessesede çalışabilmek için yedi şart aranır: 1 - Müslüman olmak. 2 - Mükellef olmak. 3 - Zekât'ın erkânını bilmek. 4 - Emin olmak. 5 - Bu işi yapabilmek. 6 - Kureyşi veya Muttalibi olmamak. 7 - Erkek olmak. IV) Kalpleri İslâm'a ısındırılmış olanlar. Bunlar da dört sınıftır: a) Yeni müslüman olup imanı zayıf olan kimsedir. İmanı kuvvetlensin diye kendisine zekât verilir. b) Yeni İslâm'a girmiş şerefli bir kimsedir: Onun dengi olan kâfirlerin İslâma girmeleri umulduğu için kendisine zekât verilir. c) Kuvvetli bir mümindir, fakat serhatta olduğundan, kendisine zekât verildiği takdirde, kuvvet bulup düşmanın şerrini daha çok def edebilecektir. d) Kuvvetli bir mümindir. Kendisine zekât verilirse, kuvvet bulup zekâtını vermeyen kimselerin şerrini önleyecektir. Bazı mezheplere göre müslüman olmayan fakat İslama girmeğe mütemayil olan gayrı müslimlere zekat verilir. V) Kölelikte veya esarette olanlar. Köle veya esir olan bir müslümanın kölelikten veya esaretten kurtulması için, ihtiyacı nisbetinde kendisine zekât verilecektir. VI) Borçlu olanlar. Bunlar iki kısımdır: Birinci kısım; kendi ihtiyacı için borçlananlardır. Mücahit diyor ki: Üç kişi borçludur: 1 - Malını sel götürmüş olan, 2 - Malı yanmış olan, 3 - Malı olmadığından, çocuklarının nafakası için borç edinmiş olandır. Bu itibarla zekât müessesesi, müslümanların başına gelen afetlere karşı bir sigorta vazifesini de görmektedir. İhtiyacından dolayı borçlanan kimsenin, borcunu zekât ile kapatması için üç şart vardır: a - Borcunu kapatmak için muhtaç olması. Borcunu kapatabilecek bir durumda olan kimseye zekât verilmez. Bir kimse yanındaki mal ile borcunu verdiği takdirde, muhtaç kalacaksa, re'sen zekât alıp borcunu verebilir. Yani malına el sürmeden, zekât alıp onunla borcunu eda edebilir. b - Hac gibi bir ibadet veya mübah bir şey için borçlanmış olması, içki, zina gibi haram şeyler için borçlanan kimseye zekât verilmez. Çünkü bu, masiyete yardım olacaktır. Ancak tevbe edip bir daha böyle gayri meşru bir hayata dönmiyece-ğine dair azmettiği bilinirse, eski borcunu kapatmak için kendisine zekât verilebilir. c - Borcun vadesi gelmiş olması: Borcun vadesi gelmeden evvel, borcunu vermek gayesiyle de olsa, zekât alması caiz değildir. İkinci Kısım: Toplumun maslahatı için borçlanandır. Meselâ şeref ve mevki sahibi olan bir kimse iki kabile veya iki İslâm devleti arasındaki ihtilafı giderip fitne ve fesadı ortadan kaldırmak gayesiyle borç edip harcarsa veya hasımların aralarındaki dâvayı hal etmek için bir tarafa bir miktar para verirse, zengin de olsa böyle bir mesele için ne kadar borç alıp masraf yapmış ise bunun mukabilinde zekât alabilir. VII) Allah yolunda savaşanlar. Hükûmetten maaş almadan Allah rızası için mukaddesat ve vatanı müdafaa eden kimseler zengin de olsalar, savaşa devam ettikleri müddetçe evlerine dönünceye kadar, kendilerinin ve efradı ailelerinin nafaka ve elbiseleri ve muhtaç oldukları şeyleri temin edebilmek için, kendilerine zekât verilir. "Fıkıh El-Zekât" adlı kitap, (Fi Sebilillah) kelimesinin izahını yaparken şöyle diyor: "Dört mezhep; Allah yolunda savaş etmek ve savaş yolunda hizmet etmek, fi sebilillah kelimesinin şümulüne girmesi, mücahid-lere şahıslara zekât verilebilmesi, ve cemiyet, dernek gibi hayır müesseseleri, köprü, baraj, yol, cami, medrese ve ölünün tekfini için zekât verilmemesi hususlarında ittifak etmişlerdir. Fakat bazı alimler: fi sebilillah kelimesini şümûllen-dirip, Allah yolunda yapılan her şey için, zekât verilebilir, diye söylemişlerdir." VIII) Yolda kalan kimseler: Hac gibi bir farz veya ticaret ve seyahat gibi mübah bir şey için sefere çıkıp, yolda parası tükenen kimsenin, gitmek istediği yere ulaşabilmesi maksadıyla zengin de olsa muhtaç olduğu kadar kendisine zekât verilebilir. Beş sınıfa zekât verilmez: l) Kâfir. Çünkü zekât, İslâmi bir müessesedir. Ancak müs-lümanlara verilir. Müslüman olmayana verilemez. 2) Zengin. Zira zekâtı vermekten gaye, muhtaç olanların ihtiyaçlarını karşılamak olduğundan, zengine zekât vermek caiz değildir. 3) Çalışmağa gücü yeten kimse iş sahası olduğu ve çalışabildiği halde çalışmayana zekât verilmez. Böyle bir kimseye zekât vermek caiz olsaydı, bir çok kimse işlerini güçlerini bırakıp millete yük olacaklardı. Yani Şafii mezhebine göre malıyla ihtiyacını karşılayan kimseye zekât vermek caiz olmadığı gibi çalışma gücüne sahip olan kimse de çalışma sahası varsa ve çalışmasıyla ihtiyacını karşılayabilirse kendisine de zekât veri-lemez. 4) Nafaka ve ihtiyacı başkasına yüklenmiş kimse: Nafaka ve ihtiyaçları başkası tarafından karşılanması gereken usul, fürû ve zevce gibi kimselere zekât verilmez. Ancak mükellefi zorlayacak bir kuvvet olmaz ve adı geçenler muhtaç kalırlarsa tabiî ki onlara da zekât verilecektir. 5) Haşim ve Muttalib sülalesine mensub olanlara da zekât verilmez. Allah'ın Resûlü buyuruyor: ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺼَّﺪَﻗَﺔَ ﻻﺎ ﻳَﻨْﺒَﻐِﻰ ﻟِﻤُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻻﺎ ﻻﺎٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﺍَﻧَّﻤَﺎ ﻫِﻰَ ﺍَﻭْﺳَﺎﺥُ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ "Zekat ne Muhammed'e, ne de Muhammed'in âline münasib düşmez. O, halkın kiridir." Bunların ihtiyacı Beytülmaldan karşılanacaktır. Maliki Mezhebine göre Beytülmaldan kendilerine verilmediği zaman, onlara da zekât verilebilir. Mal sahibi, zekâta talib olan bir kimsenin müstehak veya gayrı müstehak olduğunu bilirse, kendi bilgisine göre hareket edecektir. Yani bir kimsenin muhtaç olmadığını bilirse kendisine zekât veremez, verdiği takdirde muteber değildir. Ama duru-munu bilmezse, şayet zekâta istekli olan kimse, "malım yandı" veya "gasbedildi" şeklinde bir iddiada bulunup zekât isterse, bu durumunu şahidlerle tesvik etmeden kendisine zekât verilemez. "Çalışmaktan acizim" diyerek zekâta talib olan bir kimse, şayet yaşlı, sakat veya müzmin bir hastalığa mübtela veyahutta bünyesi zayıf olursa kendisine zekât verilir. Yoksa genç, kuvvetli görünüyorsa, iddiasını ispat etmeden kendisine verilip verilmiyeceği hususunda ihtilaf vardır. Mutemede göre ispat etmeden kendisine verilir. Gücü yerinde olup, fakat şerefli bir aileye mensup olduğundan kendisine uygun bir iş bulamayan kimseye zekât vermek caizdir. Mal bir yerde, mal sahibi de başka bir yerde olursa malın bulunduğu yerdeki müstahaklara zekâtın verilmesi gerekir. Malın bulunduğu yer çöp olup müstehak kimse bulunmazsa, veya oranın ahalisi zengin olup müstahak olan kimse bulunmazsa, zekâtı en yakın yere götürüp oranın müstehaklarına vermek icabeder. Bir kimse, zekâtını birisine verir, sonra onun müstehak olmadığı ortaya çıkarsa bakılır; şayet zekâtını verirken "şunu zekât olarak sana veriyorum" diye söylemişse, verdiğini geri alacaktır, yoksa geri alamaz. Kesesinden gider. Bir köyde sayıları az birkaç müstehak bulunsa, orada zekât dağıtımı olmadan evvel bu zekâta müstehak olurlar. Hatta zekât vacib olduktan sonra ve dağıtımından önce o müstehak-lardan biri ölürse, payı varislerine verilecektir. Keza o müste-haklardan biri, zekât vacip olduktan veya dağıtımından önce zengin olursa, yine zekât payını alacaktır. Ama müstehakların sayısı çoksa durum böyle değildir. Yukarıda beyan edildiği gibi, zekât, İslâm'ın bir rüknü'dür. Belirli şartlar dahilinde her mükellefe vacib olduğu gibi, fakir ve muhtac olan kimseye sadaka verip yardım elini uzatmak da sünnettir. Ebu Said el-Hudrî, Peygamber (S.A.V.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Aç olan kimseye yemek yedirene, Allah, cennet meyvelerinden yedirecektir. Susuz olan bir mü'mine su içi-rene Allah, hiçbir elin değmediği cennetin beyaz şarabını içirecektir. Çıplak olanı giydiren kimseyi Allah, cennetin yeşil elbiselerinden giydirecektir." Her zaman sadaka vermek sevaptır. Ancak Ramazan'da ve akrabalara verilen sadakanın sevabı daha büyüktür. Sadakaya muhtaç olan kimsenin sadaka vermesi caiz değildir. Zekât ve sadaka hususunda muhtaç olan akrabaları tercih etmek gerekir. Akrabalardan sonra komşular, sonra diğer müslümanlar gelir. Bir kimse, zekâta müstahak birisinden alacağı olup onu ödemesi şartiyle kendisine zekât verirse caiz değildir. Fakat şart koşulmadan borçlu, ondan aldığı zekâtı borcuna karşılık kendisine geri verirse beis yoktur. Yine borçlu olan kimse alacaklıya; "bana zekât verecek olursan zimmetimdeki paranı ödiyeceğime söz veriyorum" dese; alacaklı kendisine zekât verdiği takdirde o da borcunu kapatmak üzere aldığını iade ederse beis yoktur. Yalnız, verdiği sözü yerine getirmekle mükellef değildir. Alacaklı olan kimse borçluya; "senden alacağımı sana zekât olarak devrediyorum" dese caiz değildir. Bir kimsenin sadakaya muhtaç olan kimsede bir miktar emaneten parası bulunsa, teslim almadan onu zekât olarak kendisine devredebilir. Çocuk ve deliye zekât verilmek isteniyorsa, kendilerine değil velilerine verilmesi gerekir. Bir kimse muhtaç bir kimseyi çalıştırıp ücretini verir, bunun yanında kendisine zekât da verirse caizdir. Fakat ücret vermeden sadece zekât vermekte yetinirse caiz değildir. Bir kimse gücü yerinde olup fakat farzı ayn veya farzı kifaye olan bir bilginin öğrenimiyle meşgul olursa İslâma inandığı takdirde kendisine zekât verilebilir. Bunun için bugün çeşitli okul ve fakültelerde okuyan müslüman talebelere - muhtaç olduktan sonra - zekât verilebilir. Yeter ki bu ilim İslâm ve Vatana faydası dokunsun, müslümanların ahlakını bozan ve İslâma ters düşen okullar bunun dışındadır. Devlet reisi veya onun vekili müslümanlardan topladığı zekâtı, nakliye masrafı ve bozulma tehlikesi gibi bir zaruret olmadan zekâtı satamaz, zekât olarak verileni müstahaklara vermek gerekir. Zekâtını veren kimse bilmelidir ki verdiği zekât, Allahın malıdır ve Allahın emriyle onu veriyor. Bunun için verdiği zekât veya sadaka ile muhtaç olan kimseye başa kakmasın, onu yapmakla bütün sevabını yok etmiş olur.