Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

ZEKÂT

Büyük Şafiî İlmihali · s.265

Zekât, lügatta ziyadeleşme, neşvü nema bulma ve temizleme manasına gelir. Istılahda ise, Cenab-ı Hakkın, müstahak kimselere verilmesi için zenginlere farz kıldığı, malın muayyen bir bölümüdür. Malı ziyadeleştirip onu koruduğu için, zekât ismini almıştır. İnsan toplumu, tarih boyunca fakirlik ve mahrumiyet gördüğünden bütün semavi dinler ve gerçek medeniyetler, fakir ve muhtac insanın acı ve ıztıraplarını duymuş, onları azaltmak için çaba göstermişlerdir. Bazı kısa devreler müstesna, fakirlik her devirde ciddiyetini muhafaza etmiştir. İslâmdan önce Mısır'da, Babil'de ve Roma'da fakir tabaka, doyurucu bir yiyecek bulamadığı gibi, insanların şefkat ve merhametlerinden de mahrum idi. Arap yarımadasında da durum aşağı yukarı böyle idi. Bunun için İslâm dini, fakirlik yarasını sarmak, toplumun ızdırabını kısmen dindirmek için, fakir ve muhtaca yemek yedirmeyi, ihtiyacını karşılamayı imanın icablarından sayıp, İslâmın temel unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. Kur'an-ı Kerim ahiret sahnelerinden bir sahneyi şöylece tasvir ediyor: ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺴَﺒَﺖْ ﺭَﻫ۪ﻴﻨَﺔٌ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏَ ﺍﻟْﻴَﻤ۪ﻴﻦِ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﻳَﺘَﺴَﺎٓﺀَﻟُﻮﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ ﻣَﺎﺳَﻠَﻜَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺳَﻘَﺮَ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻢْ ﻧَﻚُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺼَﻠّ۪ﻴﻦَ ﻭَﻟَﻢْ ﻧَﻚُ ﻧُﻄْﻌِﻢُ ﺍﻟْﻤِﺴْﻜ۪ﻴﻦَ ﻭَﻛُﻨَّﺎ ﻧَﺨُﻮﺽُ ﻣَﻊَ ﺍﻟْﺨَﺎٓﺋِﻀ۪ﻴﻦَ "Her nefs, kazandığı şey karşılığında bir rehindir. Ancak sağcılar müstesnadır. (Onlar) Cennettedirler. Mücrimlerden (hallerini) sorarlar. "Sizi Cehennem'e sokan nedir?" Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. Batıla dalanlarla beraber dalardık." (El-Müddesir: 38,45) Başka bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: ﻛَﻼَﺎ ﺑَﻞْ ﻻﺎ ﺗُﻜْﺮِﻣُﻮﻥَ ﺍﻟْﻴَﺘ۪ﻴﻢَ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺤَﺎٓﺿُّﻮﻥَ ﻋَﻠٰﻰ ﻃَﻌَﺎﻡِ ﺍﻟْﻤِﺴْﻜ۪ﻴﻦِ "Hayır; Doğrusu siz yetime ikram etmezsiniz. Miskini de yedirmeğe birbirinizi teşvik etmezsiniz." (El-Fecr: 17, 18) Medine'de nazil olan âyetler sarih bir ifade ile zekât'ın vacib olduğunu beyan etmektedir. Kur'an-ı Kerim birçok yerlerde zekât ile namazı bir arada zikrediyor. Bunun için Abdullah bin Mes'ud diyor ki: ﺍُﻣِﺮْﺗُﻢْ ﺑِﺎِﻗَﺎﻣَﺔِ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ ﻭَﺍِﻳﺘَﺎﺀِ ﺍﻟﺰَّﻛَﺎﺓِ ﻭَﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳُﺰَﻙِّ ﻓَﻼﺎ ﺻَﻼﺎﺓَ ﻟَﻪُ "Namaz kılıp zekât vermekle emr olundunuz. Zekât vermiyenin namazı da yoktur." İslâm dini gaflette olanları uyandırıp, cimrileri cömertliğe alıştırmak için terğib ettiği gibi, terhib de ediyor. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻣَﻦْ ﺍَﺗَﺎﻩُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣَﺎﻻﺎ ﻓَﻠَﻢْ ﻳُﻮَۭﺩِّ ﺯَﻛَﺎﺗَﻪُ ﻣُﺜِّﻞَ ﻟَﻪُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﺷُﺠَﺎﻋًﺎ ﺍَﻗْﺮَﻉَ ﻟَﻪُ ﺯَﺑِﻴﺒَﺘَﺎﻥِ ﻳُﻄَﻮِّﻗُﻪُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﺛُﻢَّ ﻳَﺎْﺧُﺬُ ﺑِﻠِﻬْﺰَﻣَﺘَﻴْﻪِ ﺛُﻢَّ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍَﻧَﺎ ﻣَﺎﻟُﻚَ ﺍَﻧَﺎ ﻛَﻨْﺰُﻙَ ﺛُﻢَّ ﺗَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﴾ﺹ﴿ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺤْﺴَﺒَﻦَّ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳَﺒْﺨَﻠُﻮﻥَ ﺑِﻤَﺎ ﺍٰﺗَﺎﻫُﻢْ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪِ ﻫُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻬُﻢْ ﺑَﻞْ ﻫُﻮَ ﺷَﺮٌّ ﻟَﻬُﻢْ ﺳَﻴُﻄَﻮَّﻗُﻮﻥَ ﻣَﺎ ﺑَﺨِﻠُﻮﺍ ﺑِﻪِ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ "Allah, bir kimseye mal verir de, o da zekâtını eda etmezse, kıyamet günü malı kendisi için, erkek kel bir yılan suretine dönecektir. Bu yılanın iki gözü üstünde iki siyah nokta vardır. O kimsenin boynuna dolanarak onu her iki çenesinden yakalayacaktır. Sonra, "Ben senin malınım, ben senin hazinenim" diyecektir. Bununla beraber dünyevi cezayı da ihmal etmemiştir. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor: ﻣَﻦْ ﺍَﻋْﻄَﺎﻫَﺎ ﻣُﻮْۭﺗَﺠِﺮًﺍ ﻓَﻠَﻪُ ﺍَﺟْﺮُﻩُ ﻭَﻣَﻦْ ﻣَﻨَﻌَﻬَﺎ ﻓَﺎِﻧَّﺎ ﺍٰﺧِﺬُﻭﻫَﺎ ﻭَﺷَﻄْﺮَ ﻣَﺎﻟِﻪِ ﻋَﺰْﻣَﺔٌ ﻣِﻦْ ﻋَﺰَﻣَﺎﺓِ ﺭَﺑِّﻨَﺎ ﻻﺎ ﻳَﺤُﻞُّ ﻻﺎٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺷَﻰْﺀٌ "Bir kimse onu, (zekâtı) mükâfat umarak verirse, onun için mükâfat vardır. Vermemezlik eden kimseden de biz onu ve malının yarısını alırız. Bu, rabbımızın emirlerinden bir emirdir. Muhammed'in âl'i için ondan (zekâttan) hiçbir şey mübah olamaz." Bu hadisi nebeviden anlaşıldığı gibi, bir kimse zekâtını vermezse, müslümanların başında bulunan hükümdar veya onun vekili, kendisine mali ceza vererek, malının yarısını ceza olarak alır. Ayrıca İslâm dini, bu cezayı vermekle de iktifa etmemiş, zekâtı eda etmekten imtina eden kimseye (bir kuvvet teşkil ettiği takdirde) karşı harb ilân etmek için emir de vermiştir. Allah'ın Resûlü şöyle buyuruyor: ﺍُﻣِﺮْﺕُ ﺍَﻥْ ﺍُﻗَﺎﺗِﻞَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﺣَﺘَّﻰ ﻳَﺸْﻬَﺪُﻭﺍ ﺍَﻥْ ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﻳُﻘِﻴﻤُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓَ ﻭَﻳُﻮْۭﺗُﻮﺍ ﺍﻟﺰَّﻛَﺎﺓَ ﻓَﺎِﻥْ ﻓَﻌَﻠُﻮﺍ ﺫٰﻟِﻚَ ﻋَﺼِﻤُﻮﺍ ﻣِﻨِّﻰ ﺩِﻣَﺎٓﺀَﻫُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺤَﻖِّ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﻭَﺣِﺴَﺎﺑُﻬُﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ "Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in onun Resûlü olduğuna Şehadet edip, namaz kılıp zekâtı verinceye kadar, insanlarla savaş etmekle emr olundum. Bunu yaptılar mı, kanlarını ve mallarını benden muhafaza etmiş olurlar." Zekât çok mühimdir. Hakkiyle tatbik edilirse büyük ölçüde fakirlik problemi hal edilecektir. Zekât, İslâmi bir vergidir. Tahsil ve dağıtımı müslüman devletin eliyle olduğundan ne varlıklarının ihtiyarına bırakılır, ne de fakirin izzeti nefsi onunla rencide edilir. Ancak İslâm devleti tahsil ve dağıtım işini yapmadığı veya İslâm devleti olmadığı takdirde, her varlıklı müslüman bu farizayı ferdi olarak eda etmekle mükellef olur. Zekât, baliğ, akil ve müslüman olan kimseye vacibdir. Ulema, baliğ ve akil olan müslümana zekâtın vacib olduğunu, müslüman olmayana vacib olmadığı hususunda ittifak ettikleri gibi, farziyetini inkâr eden kimsenin kâfir olacağı hususunda da ittifak etmişlerdir. Resûlüllah (S.A.V.) Muaz bin Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderdiğinde kendisine şöyle buyurdu: ﺍِﻧَّﻚَ ﺗَﺎْﺗِﻰ ﻗَﻮْﻣﺎً ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻓَﻠْﻴَﻜُﻦْ ﺍَﻭَّﻝَ ﻣَﺎ ﺗَﺪْﻋُﻮﻫُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺷَﻬَﺎﺩَﺓُ ﺍَﻥْ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﺎِﻥْ ﻫُﻢْ ﺍَﻃَﺎﻋُﻮﻙ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﻓَﺎَﻋْﻠِﻤْﻬُﻢْ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻗَﺪْ ﻓَﺮَﺽَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺧَﻤْﺲَ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕٍ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﻳَﻮْﻡٍ ﻭَﻟَﻴْﻠَﺔٍ ﻓَﺎِﻧْﻬُﻢْ ﺍَﻃَﺎﻋُﻮﻙ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﻓَﺎَﺧْﺒِﺮْﻫُﻢْ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻗَﺪْ ﻓَﺮَﺽَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺻَﺪَﻗَﺔً ﺗُﻮْۭﺧَﺬُ ﻣِﻦْ ﺍَۭﻏْﻨِﻴَﺎﺋِﻬِﻢْ ﻓَﺘُﺮَﺩُّ ﻋَﻠٰﻰ ﻓُﻘَﺮَﺍﺋِﻬِﻢْ "Ehli kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk davet edeceğin şey, Allah'dan başka ilâh'ın olmadığına, Muhammed'in onun Resûlü olduğuna şehadet getirmek olsun. Bu hususta sana itaat ederlerse kendilerine haber ver ki, Allah kendilerine her gece ve gündüzde beş vakit namazı farz kılmıştır. Bu hususta da sana itaat ederlerse, kendilerine haber ver ki, Allah, Zenginlerden alınıp fakirlerine verilecek olan zekâtı da farz kılmıştır." İmam Nevevi diyor ki: Bu hadis, Allah'a iman etmenin bütün farzların edasından mukaddem olduğuna delâlet eder. Müslüman olmayanlar, İslâm devletinin gölgesi altında bütün hakları mahfuz, hürriyet içerisinde yaşamaları için Allah'ın ve onun Resûlü'nün zimmeti onlara verildiği, kâr ve zararda müslümanlarla müsavi tutuldukları halde, neden zekât hususunda müsavi tutulmamışlardır. Müslümanlardan zekât alınıyor da müslüman olmayanlardan niçin alınmıyor, diye bir çok kimse tarafından soruluyor. Cevap olarak deriz ki: Zekât, içtimai bir vazife, mahrum ve muhtaç olan müslümanlar için belli bir hak ve mali bir vergi olduğu gibi, namaz ve oruç gibi İslâm'ın temellerinden bir temeldir. Müslüman olmayan, namaz ve oruç ile mükellef olmadığı gibi, zekât ile de mükellef değildir. Yalnız şunu ifade etmek isterim ki, müslüman olmayanları düşmanlarından korumak ve ictimai ihtiyaçlarını karşılamak için (müslümanlardan zekât alındığı gibi) onlardan da cizye alınır. Çocuk ve delinin malı (nisaba baliğ olursa) mutlaka zekâta tabidir. Kendisi mükellef olmadığından velisi onun hesabına zekatını onun malından çıkarmak zorundadır. Çıkarmadığı takdirde büluğ çağına erdikten sonra geçmiş yılların zekâtını verecektir. Hanefi mezhebine göre çocuk ve deliye ait toprak mahsûlleri zekâta (Öşür) tabidir. Fakat diğer malları zekâta tabi değildir. Zekât, Medine-i Münevverede hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Kur'an-ı Kerim, zekât'a tabi olan malların nevilerini, şartlarını ve miktarlarını tâyin edip tahdit etmemiştir. Fakat Kur'an-ı Kerim'in hakiki müfessiri olan sünneti seniyye, onu beyan etmiştir. Kur'an-ı Kerimi halka tebliğ eden Allah Resûlünün elbetteki bu beyanı gerçektir. Açıkladığı her meselede tereddüt etmek imansızlığın ifadesidir. Zekât, malın altı nev'inden vacibdir. 1- Ehlî hayvan. 2- Toprak mahsulleri. 3- Gümüş ve altın (Para). 4- Ticaret. 5- Maden. 6- Asari atika. Bunlar altın, gümüş, deve, sığır, ehlî (evcil) davar, ekin, hurma ve üzüm olmak üzere sekiz sınıftır ve sekiz sınıfa verilir.