SEHİV SECDESİNİN DÖRT SEBEBİ VARDIR
Büyük Şafiî İlmihali · s.164
1- Kasden veya unutarak namazın "eb'az" (cüz'ler) ile isimlendirilen sekiz şeyden birisini terk etmektir. Bunlar da şunlardır: a- İlk teşehhüd veya bir kısmıdır. Bir kimse birinci oturuşta teşehhüdü veya bir kısmını bilerek veya bilmeyerek terk ederse veya terk ettiğine şüphe ederse sehiv secdesi getirir. b- İlk teşehhüdün oturuşudur. Bir kimse teşehhüdü güzelce okuyamazsa ilk teşehhüd için onun miktarı kadar oturup. Onu terk ederse secde-i sehv yapar. Yalnız bunun için yapılan secde, otururuş için değil de teşehhüde bedel olduğu içindir. c- Sabah namazında ve Ramazânı şerifin onbeşinden sonra vitir namazının son rek'atında Kunut'u unutan veya Kunut'u kasden terk eden kimsenin secde-i sehv yapması gerekir. Hanefi bir imama iktida eden kimse imam kunutu terk ettiği takdirde o da terk eder. Sonra, selâm vermeden evvel secde-i sehv yapar. Hatta fırsat bulup okursa yine secde-i sehv yapması sünnettir. Çünkü imamın terki, sehv mesabesindedir. İmamın sehvi de me'munun sehvi hükmündedir. Bir kimse medhü senayı tazammun eden bir ayet veya duayı kunut yerine okursa caizdir. Fakat kunut okuyup da ondan bir harf dahi terk ederse secde-i sehv yapması lâzımdır. d- Kunutun kıyamı. e- Teşehhüdün akabinde Peygamber'e (S.A.V.) salatı şerife getirmek. f- Kunut'un akabinde Peygamber'e (S.A.V.) salatı şerife getirmek. g- Son teşehhüd'ün akabinde Resûlullah'ın âl'ına salavatı şerife getirmek. h- Kunut'un akabinde Resûlüllah'ın âl'ına salavatı şerife getirmek. Secde-i sehvin delili şudur: Resûlüllah (S.A.V.) öğle namazını iki rek'at kılarak oturmadan kalktı, sonra namazın akabinde selâmdan önce secde-i sehv yaptı. (Buhari Müslim). Secde-i sevh'in yapılması sünnet olan diğer yerler de buna kıyas edilmiştir. Bir kimse unutarak birinci teşehhüd'ü terk eder ve ayağa kalkar, sonra hatırlarsa, teşehhüd'ü okumak için oturması caiz değildir. İmam teşehhüd'ü okumadan kalkarsa, me'munun immama tabi olması gerekir. Şayet ayrılış niyetini getirmeden oturursa namazı fesada gider. Bu sünnetlere, "eb'az" ismi verilmesinin sebebi şudur: Namazın eb'azı hakikiyyeleri (erkânları) terk edildiğinde telâfi edildiği gibi. "eb'az" ile isimlendirilen mezkûr sünnetler de terk edildikleri zaman önemli oldukları için secde-i sehv ile telâfi edilir. 2- Kasden yapıldığı takdirde namazı bozan bir fiili unutarak yapmak. Meselâ: Yanılarak, kısa olan itidal ile iki secde arasındaki oturuşu haddinden fazla uzatmak, yani itidali fatiha okunacak kadar, iki secde arasındaki oturuşu da teşehhüd kadar uzatmak, unutarak, az konuşma yapmak, az yemek yemek ve bir rek'at fazla kılmak gibi. Bunlar namazı bozmazlar, fakat üzerine secde-i sehv terettüb eder. Zira Resûlüllah (S.A.V.) öğle namazını beş rek'at kıldı ve selamdan sonra secde yaptı. (Buhari, Müslim). Çok yemek yemek, çok su içmek ve çok hareket yapmak, her ne sûretle olursa olsun namazı bozar. Kasden yapıldığı takdirde de, namazı bozmayan sağa sola bakmak, iki adım atmak gibi bir fiili unutarak yapmak gibi şeyler secde-i sehvi gerektirmez. Ve yine ister rükün olsun, (fatiha ve teşehhüd gibi) ister "ba'z" olsun, (kunut ve birinci teşehhüd gibi) ister hey'et olsun (zammı sûre gibi), okunması matlub olan bir şeyi yerinde değil de başka bir yerde kasden veya yanılarak okumak. 3- Kunut veya teşehhüd gibi. "Ba'zı sünnetleri" yapıp yapmadığına şüpheye düşmek. Fakat her hangi bir sünnetin veya muayyen olmayan bir "ba'z"ın terki halinde secde-i sehv gerekmez. 4- Kaç rek'at kıldığında şüpheye düşmek. Meselâ, üç rek'at mı dört rek'at mı kıldım diye şüpheye düşen kimse, az olan üç rek'atı kabûl edip bir rek'at daha kılar, sonra secde-i sehv yapar. Yalnız dördüncü rek'atı kılmadan evvel, üç rek'at kıldığını hatırlarsa dördüncü rek'atı kılar fakat secde-i sehv yapmaz. Keza, kılmak istediği rek'atı kılmadan evvel dört rek'at kıldığını hatırlarsa ne fazla bir rek'at kılar ne de secde-i sehv yapar. Selam ve konuşmak gibi namazın içinde yapılması caiz olmayan ve namazı ifsad eden bir şey yapıp yapmadığına şüpheye düşerse, secde-i sehv yapmaz. Bir kimse üç veya dört rek'atlı olan namazda selam verir, yanındaki adam, iki rek'atta selam verdin diye ikaz ederse, o da tereddüd etmeden hemen akabinde cevab verir, sonra yanlış olduğunu hatırlarsa hemen kalkar ve namazını tamamlar. Fakat ikaz edildiğinde tereddüde düşer ve cevab verir, sonra yanlış olduğunu hatırlarsa namazı bozulur, yeniden kılması gerekir. Me'mum, sücûd veya rükû halinde iken fatihayı terk ettiğini hatırlarsa, imam selâm verdikten sonra sadece bir rek'at daha kılar, secde-i sehv yapmaz. Bir mesbuk imamla birlikte selam verir, sonra mesbuk olduğunu hatırlarsa namazını tamamlar, bilahare secde-i sehiv yapar. İmam'ın yanılması me'mum'a da sirayet eder. Sanki o yapmış olur. İmam secde-i sehv yaparsa o da onunla beraber yapar. Yapmazsa, imam selam verdikten sonra me'mum yapar. Fakat me'mumun yanılması imama sirayet etmez, etmediği gibi imam onu kaldırır. Me'mum da secde-i sehv yapmaz. Mesbuk olan kimse, imamın yanılması sebebiyle imamla birlikte secde-i sehv yapar. Aynı zamanda mesbuk namazının sonunda da tekrar secde-i sehv yapmalıdır. Hanefi bir imama tabi olan kimse, imam bir sehv neticesinde selamdan sonra secde yaparsa, Şafii olan bu me'mûm imama uymadan münferiden secde-i sehv yapar sonra selâm verir. Çünkü imam birinci selamını verdikten sonra sücûda gidiyor, halbuki Şafii mezhebine göre birinci selamı vermekle namazdan çıkmış olur, bunun için getirilen sucûd muteber değildir. Aynı zamanda Şafii olan kimse selam vleren imama tabi olursa namazı fesade gider. Birinci teşehhüd'ü veya kunutu unutur, sonraki farza başladıktan sonra bilerek teşehhüde veya kunut'a dönse namazı fesade gider. Ancak dönüşün haram olduğunu bilmediğinden yaparsa namazı fesada gitmez, fakat secde-i sehv yapar. Sonraki farza başlamamış ise teşehhüdde kıyama yakın, kunutta da rükû haddine varsa da döner ve secde-i sehv yapar. Birinci teşehhüdü bilerek terk ederse ve kiyama yakın bir hala vardıktan sonra dönerse namazı fesada gider. Hanefi imama uyan bir Şafiinin, namazın akabınde secde-i sehv yapması sünnettir. Çünkü imam, sabah namazında kunutu okumaz, diğer vakitlerde ise ilk teşehhüdde salavatı şerife getirmez. Halbuki Şafii mezhebinde bunları terk eden kimsenin secde-i sehv yapması sünnettir. Secde-i sehv'in keyfiyeti: Son teşehhüdden sonra ve selamdan önce tekbir alıp iki secde yapmaktır. Secdede en uygunu şunu okumaktır: ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻻﺎ ﻳَﻨَﺎﻡُ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺴْﻬُﻮ "Uyuyup unutmayan zatı tenzih ederim." Cuma imamı, secde-i sehiv'i gerektiren bir şey yaparsa secdeye gider ve bu sırada ikindi namazının vakti girerse, selam vermeden iki rek'at ilave ederler ve böylece öğle namazı kılınmış sayılır. Yalnız selam vermeden evvel secde-i sehiv yaparlar. Bir kimse, yanıldığını zannederek secde-i sehiv'e gittikten sonra yanılmadığını anlarsa tekrar secde-i sehiv'e gider. Bir kimse sücûd gibi bir farzı getirip getirmediğinde veya dört rekatlı namazda üç rek'at mı, dört rek'at mı kıldığında şüphe ederse birinci meselede farzı yapmadığını ikinci meselede de üç rek'at kıldığını -yani azını- kabul edecektir. Böyle bir meselede başkasının sözüne göre de hareket edemez. Hatta imam dördüncü rek'ate kıyam ettiğini tahmin eder, cemaat de beşinci rek'ate kalktığnı zan eder ve bunun için onu ikaz etseler, fakat kendisi hatırlamazsa onların sözüne göre hareket edemez. Ama onlar da kendisine tabi olamazlar, müfarakat niyetini getirmeleri gerekir. Bir kimse unutarak beşinci rek'ate kalkarsa şayet dördüncü rek'atte teşehhüdü okumadan evvel kalkarsa ve beşinci rekatte teşehhüd okumadan önce durumu hatırlarsa hemen teşehhüde dönüp oturur. Beşinci rek'atte teşehhüdü okuduktan sonra durumu hatırlasa yapılacak bir şey yoktur. Yalnız secde'i sehv getirir.