CUMA NAMAZININ SIHHAT ŞARTLARI :
Büyük Şafiî İlmihali · s.188
Cuma namazının sıhhat şartları altıdır: 1- Öğle vaktinde eda edilmesi. Vakit dar olup cuma namazıyla, ondan önce okunması gereken iki hutbeye kâfi gelmezse, öğle namazı farz olur. Cuma namazına başlansa sahih değildir. Zaman, cuma namazına ve ondan önceki hutbelere kâfi gelecek zanniyle iki hutbe okunup namaza başlanır ve namazda iken öğle vakti çıkarsa, öğle namazı olarak tamamlanması gerekir. Bir mesbuk cuma namazının bir rek'atına yetişir, ikinci rek'atta iken vakit çıkarsa yine öğle namazı olarak tamamlanması lâzımdır. 2- Cuma namazının şehrin veya köyün hududu dahilinde kılınması. Çölde veya çadırlarda yaşayan kimseler ne kadar çok olursa olsunlar cuma namazını kılamazlar. Çünkü Resûlü Ekrem (S.A.V.) ve Hülafai Raşidin (R.A.) zamanlarında cuma namazı, yalnız ikamet yeri olan köy, kasaba ve şehirlerde kılınmıştır. Bunun için çölde veya kırda bir cami bulunsa ve etrafında ev olmazsa, içinde Cuma namazını kılmak caiz değildir. Yalnız bir köyde bir cami bulunur, sonra köy harabe olur, orada yalnız cami kalırsa, halk onu ihmal etmeyip içinde namaz kılmağa devam ederse, kıldıkları cuma namazı sahihdir. Halkın evlerinin taştan kerpiçten veya mağara olması hususunda fark yoktur. Cuma namazının camide olması şart değildir. Binaenaleyh kırk elli kişi büyük bir binada yerleşir ve evin dahilinde veya harem kısmında cuma namazı kılarsa caizdir. Bir köyde Cuma namazının farz olabilmesi için, evlerin bir arada olması lâzımdır. Evler dağınık, aralarında yüz elli metreden fazla mesafe olursa cuma namazı lâzım gelmez. Bir köy halkı cuma namazını terk ederlerse hepsi günahkâr olur. Cuma namazını kılmakla mükellef olan kimse meşru mazeret olmazsa cuma namazını terk edemez. Bunun için Cuma namazı, sığmayacak kadar zaman daralmayınca öğle namazını kılması, sahih değildir. Fakat kadın ve müzmin hastalığa mübtela olan kimsenin, tam zamanında öğle namazını kılması da efdaldır. Fakat mazeretin zevalini uman köle ve misafir gibi kimselerin öğle namazını tehir etmeleri daha efdaldır. 3- Cuma namazı kılanan yerde, başka bir cumanın tekbiretül-ihramının ona sebkat etmemesi veya onunla beraber olmaması. Çünkü Resûlullah'ın ve Hulefa'i Râşidin'in zamanlarında, şehir olsun, köy olsun yalnız bir yerde, bir tek cuma namazı kılınırdı. Ayrıca cuma namazı kılmaktan en büyük gaye müslümanları bir araya getirmek olduğundan, bir yerde kılınması daha münâsibdir. Ancak halk çok olup cuma namazını bir yerde kılmak, çok zor olursa veya iki mahalle arasında şiddetli düşmanlık bulunur ve bir araya geldikleri takdirde kavga çıkacaksa, ihtiyaç nisbetinde birkaç yerde kılmak caizdir. Çünkü İmam-ı Şafiî (R.A.), Bağdad'a gittiğinde birkaç yerde Cuma namazı kılındığı halde itiraz etmedi. Ve öğle namazının iade edilmesi de söz konusu değildi. Meselâ, bir şehirde beş cami halkın ihtiyacını karşılayabilecek durumda iken, altı veya yedi yerde cuma namazını kılmak caiz değildir. Böyle bir hal olursa, tekbiretül-ihramı daha önce getiren hangi caminin cemaatı ise, onların cumaları sahihdir. Diğerlerinin cuma namazları sahih olmadığından öğle namazını kılmaları lâzımdır. Tekbiretül-ihramı daha önce getiren cemaat belli değilse hepsi öğle namazını kılmağa mecburdurlar. Cumanın bu yönden dört şekli vardır: a) Şartlara haiz bir tek cuma namazını kılmak. Bu takdirde cuma namazı sahih olup öğle namazını kılmak haramdır ve fasiddir. b) İhtiyaç nisbetine göre birkaç cuma namazı kılmak. Yine cuma namazı sahih olup öğle namazını kılmak icab etmez. Fakat kılınmasında bir sakınca yoktur. c) İhtiyaçtan fazla birkaç yerde cuma namazını kılmak. Bu haletin de üç şekli vardır. Ya, bu cuma namazlarından birisinin tekbiretül-ihramı daha önce getirilmiş olacak veya bu cuma namazlarının tekbiretül-ihramları beraber olacak veyahut da bilinmiyecektir. Birinci şekilde tekbiretül-ihramı daha önce getiren cemaatın cuma namazı sahihdir. Geriye kalan cemaatlar ise öğle namazını kılacaklardır. İkinci ve üçüncü şekillerde ise hiçbir cuma namazı sahih değildir. Yeniden cuma namazını bir yerde veya ihtiyaca göre birkaç yerde kılmak icab eder. Malum olduğu gibi bu gün bütün şehirlerde aşağı yukarı ihtiyaç nisbetinden fazla müteaddid yerlerde cuma namazı kılındığı ve hangi cuma namazının tekbiretül-ihramı daha önce olduğu belli olmadığı halde hiçbir yerde cuma namazı iade edilmez. Ve iade edilse faydası olmayacaktır. Çünkü aynı şey tekerrür etmez. d) Tekbiretül-ihramı daha önce getiren belli iken, sonradan unutulmuş olmak. Bu halette hepsi öğle namazını kılmakla mükellefdirler. 4- İlk rek'atta cuma namazının cemaat halinde kılınması. Çünkü Resulûllah'ın ve Hülefa'i Raşidin zamanında, asla münferiden kılınmamıştır. Birinci rek'atı cemaat halinde kıldıktan sonra, ikinci rek'atı herkes ayrı ayrı kılabilir. 5- Cuma namazının müslüman, baliğ, akil, hür, erkek, mukim, sıhhatlı ve yerli olan kırk kişi ile eda edilmesi. Kırk kişinin bazıları gayri müslim, köle, kadın, misafir veya ticaret yapmak ve ilim öğrenmek gibi bir iş için orada bulunan kimselerse, cuma namazı kılınmaz. Fakat yukardaki vasıfları haiz olan, kırk kişinin haricinde köle, kadın veya misafir bulunsa beis yoktur. Yani onlarla birlikte cuma namazını kılsalar sahihdir. Binaenaleyh bu şartlara yani müslüman, baliğ, akil, hür, erkek, mukim, sıhhatlı ve yerli kırk kişilik bir cemaat bir köyde veya bir şehirde bulunsa cuma namazını kılmakla mükelleftir. Bu husus için hiçbir surette müsamaha gösterilmez ve şafii mezhebinde bu hususta muhalefet yapan yoktur. Memleketin ahalisi müslüman olsun olmasın, devlet ve hükümet erkanı İslâma inansın inanmasın durum değişmez. Yani beş vakit namaz ile Cuma namazı arasında fark yoktur. Ancak Hanefi mezhebinde İslâmın tüm hükümlerine inanan bir hükümdar bulunsa cuma namazını kılabilmek için onun veya onun yetkilisinin izni şarttır. Fakat müslümanların başındaki adam İslâmın hükümlerini kabul etmez veya memleket İslâm diyarı olmazsa müslümanların kabul ettikleri bir kimseye uyarak cuma namazını kılacaklar. Namazı kıldıran adam resmi olsun olmasın farketmez. Yeter ki camaat, onun imametine rıza göstersin. Bu açıklama Hanefi mezhebinin salikleri için mühimdir. Bu kırk kişinin hepsi veya bir kısmı göçebe olup yazın veya kışın veya her iki mevsimde de göç edip yer değiştirirlerse, cuma namazı onlarla eda edilmez. Çünkü Allah'ın Resulü Veda haccındaﺛﻦedine'i münevvereye avdet etmek niyetinde olduğu için Mekke'i Mükerremede cuma namazını kıldırmamıştır. Kırk kişinin içinde fatihasını güzelce okuyamayıp, öğrenmek hususunda kusur eden bir ümmi bulunsa, sayıları kırkdan düştüğü için cuma namazı sahih değildir. Kezalik cemaatin sayısı tam kırk kişi olup onlardan birisi herhangi bir sebepten dolayı rükuda imama yetişmezse cuma namazı sahih değildir. Yine onlardan birisi sağır olur ve hutbenin bütün rükünlerini veya bir kısmını işitmezse cuma namazı fâsidtir. İmam-ı Esnevi'ye göre bir ceza evinde yerli kırk tutuklu bulunursa, her ne kadar hürriyetten mahrum iseler de cuma namazını kılmakla mükelleftirler. Çünkü bunlar hapiste oldukları halde yine köle değil hür sayılırlar. Fakat düzgün okumak için çaba gösterdi haldeği öğrenemezse, kırktan sayılır ve kılınan cuma namazı sahihdir. Bir yerde bir tek cuma namazı kılınır ve imamın da fatihası yanlış olursa, fatihası düzgün olan kimsenin böyle bir imama uyması caiz olmadığı gibi cuma namazına gitmeye de mecbur değildir. Hutbe okunurken veya namazın her hangi bir cüz'ünde, son rek'atta da olsa, sayı kırktan aşağıya düşerse cuma namazı fesada gider. Hatta kırk kişiden bazıları ikinci rek'atta imamdan ayrılarak münferiden namaz kılar ve selâm verirse, henüz selam vermeyenlerden birisinin abdesti bozulsa, selam verenlerin de namazı bozulur. Hatip iki hutbe arasında oturduğunda ihlası şerifi okuması sünnettir. Cuma namazını kıldıran, köle veya baliğ olmayan veya misafir bir kimse ise, kendisinin dışında nisab yani kırk kişi tamamlanmışsa, namaz sahihdir. Aksi takdirde cuma namazı sahih değildir. Cuma namazını kıldıran imam, selam verdikten sonra abdestsiz olduğunu hatırlarsa veya üzerinde necaseti hafiyye bulunsa, kendisinden başka nisab tamam olduğu takdirde cuma namazı sahihdir. Fakat imamın, kadın veya hunsa veya kâfir olduğu ortaya çıkarsa cemaat ne kadar çok da olsa namazı sahih değildir. Bir kimse abdesti olmayan bir imama, rükûda iktida edip yetişirse, me'mum fatiha okumadığı ve imamın da namazı sahih olmadığından, me'müm o rek'ata yetişmemiş sayılır. Hutbeden önce nisab eksilirse hutbeye başlamaz. Hutbe esnasında sayı eksilirse yine hutbe muteber değildir. 6- Cuma namazından önce iki hutbe okumak. İbni Ömer'-den rivayet edilmiş, demişki: ﻛَﺎﻥَ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﴾ﺹ﴿ ﻳَﺨْﻄُﺐُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﺠُﻤُﻌَﺔِ ﺧُﻄْﺒَﺘَﻴْﻦِ ﻳَﺠْﻠِﺲُ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻤَﺎ "Resûlüllah (S.A.V.) cuma günü iki hutbe okur ve aralarında otururdu."