Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

ALIŞ-VERİŞ

Büyük Şafiî İlmihali · s.411

İslâm dini, insanın hem de madde hem manasına itina göstererek her ikisinin de hakkını tanımıştır. Mana için gıda mahiyetinde olan ibadetleri emrettiği gibi, madde için de; temel sayılan çalışma, sanat ve ticaret gibi şeyleri emretmiştir. Kur'an-ı Kerim buyuruyor: "Allah, satışı mübah kıldı." (El-Bakara: 275) Allah'ın Resûlü de: En iyi kazanç hangisidir, diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Kişinin eliyle yaptığı çalışma ile mübah olan alış veriştir." (Hâkim) Bey'in (alış verişin) üç rüknü vardır: 1 - Alıcı ve satıcı. 2 - Siğa (akit) dir. Siğa, satıcının; "Sana şunu bu kadara sattım." alıcının da "bu kadara aldım", şeklinde karşılıklı olarak söylenen sözleridir. Birinci rükün olan alıcı ile satıcıdır. Bunların beşer şartı vardır: 1 - Akil ve baliğ olmasıdır. Binaenaleyh çocuk ile delinin alış veriş yapmaları caiz değildir. Ama sarhoş olan kimsenin aklı başında olmazsa da yaptığı alış veriş sahihtir. Hatta hanımını boşasada boşaması muteberdir. Şayet bir çocuk bir şey satın alır, sonra kayıp eder veya atarsa sorumlu değildir. Elinde kalırsa kendisinin değil, mal sahibinindir. Velisinin onu iade etmesi gerekir. Binaenaleyh bugün çocukların her yerde olduğu gibi yaptıkları alış veriş caiz değil, batıldır. Bunun için Şafiî mezhebinin salikleri ya çocuklara bu alış verişi yaptırmamalı veyahutta mümeyyiz olan çocukların alış verişleri kabul eden Hanefi mezhebini taklit etmeleri gerekir. Bir kimse, birisinden bir şeyi iğreti olarak istemek üzere bir çocuğu bir yere gönderdiğinde o da kendisine verirse iğreti şey kayıp olduğu takdirde, ne çocuk, ne de onu gönderen kimse mesul değildir. Mal sahibi çocuğa malını teslim etmemeli idi. Bir kimse birisine, "Hakkımı şu çocuğa ver" dese, o da teslim ederse kayıp olduğu takdirde verenin kesesinden gitmiş sayılır. Fakat birisinden emaneti bulunan kimse, emanetçiye "emanetimi şu çocuğa ver" dese, o da verirse mesuliyetten kurtulmuş olur. Yalnız emanet çocuğun hakkı olup kendisine teslim ederse velinin izniyle de olsa mesuliyetten kurtulamaz. 2 - Mallarına haciz konulmaması. 3 - İsteğiyle alış veriş yapmasıdır. Bunun için bir kimse malını satmak istemediği halde zor kullanmak suretiyle kendisine alış ve satış yaptırılırsa caiz olmayıp, fasiddir. Ancak haklı olarak zor kullanılırsa caiz olur. Meselâ birisinin zimmetinde borç bulunup imkanı olduğu halde vermek istemezse, hakim dilerse borçlunun izni olmadan malını satıp borcunu kapatır. İsterse de borcunu kapatıncaya kadar onu hapseder. Bir kimse malının gasp edileceğinden veya hacz edileceğinden korktuğu için onu kurtarmak gayesiyle birisine satarsa, her ne kadar gayesi gerçek satış değilse de bu satış sahihtir. Müşteri isterse onu çevirmez. Ama kendisine vermek isterse yeni bir satış ile onu kendisine verebilir. Satışın şakası yoktur. Ciddisi muteber olduğu gibi, şakası da muteberdir. Ve ciddi sayılır. Meselâ, birisi şakadan malını satarsa malı satmış olur. Alıcı ile satıcı, satılık şeyin bedelini bin lira olarak tayin edip üzerine akid icra eder; fakat iki bin lira ilan ederse alıcı üç bin vermeğe mecburdur. Yani gizlice tayin ettikleri bin lirayı vermekle mükellef olduğu gibi, ilan ettikleri iki bini de alıcı vermeğe mecburdur. 4 - Alıcı ile satıcının alıp sattıkları şeye malik veya vekil veya veli olmasıdır. Binaenaleyh, bir kimse her hangi bir kimse için izni olmadan bir şey satın alırsa duruma bakılır. Şayet o kimse malı karşılığında satın almış ise, veya; "Ben falan adam için bu şeyi aldım, onun parası onun zimmetindedir." dese bu alış veriş batıldır, ama hiç kimseden söz etmerden bir şey satın alır, veyahut: "Ben kendisi için satın aldım." dediği halde, parası onun zimmetindedir." demezse yapılan alış veriş kendisi için olur. Bir kimse birisinden bir şey gasp eder ve gasp ettiği şeyle alış verişte bulunursa alış veriş batıl olur. Birkaç defa el değiştirse de netice değişmez. Ama şeker ve yağ gibi bir şey satın alır, sonra gasp ettiği paradan onun bedelini verirse yapılan alış veriş sahihtir. Çünkü "Şu şekeri veya yağı bu para karşılığında bana ver" dememiştir. 5 - Kur'an-i kerim Hadis ve dini kitapları satın alan kimsenin müslüman olmasıdır. Müslüman olmayan kimseye mezkur kitabları satmak caiz değildir. El-İzz b. Abdüsselâm diyor ki: "Müslüman olmayan kimsenin Kur'an-ı Kerimi ciltlemesi caiz değildir. Buna göre Kur'an-ı Kerimi ona bastırmakta haramdır." Siğanın da altı şartı vardır: a) Satıcı ile alıcının sözleri arasında uzun bir fasılanın bulunmaması, b) Yabancı bir sözün araya girmemesi, c) Her iki sözün birbirine uyması, birisi, şunu beş liraya sattım, diğeri de üç liraya aldım şeklinde konuşsalar, akit sahih değildir. d) Hem alıcının, hem satıcının bâliğ ve âkil olması. Çocuğun, delinin, her hangi bir alış veriş yapmaları sahih değildir. e) Muallak (Şartlı) olmaması. Bunun için birisi; Şayet buradan nakl-i hane yaparsam şunu sana sattım, şeklinde talik ederek akdederse, yapılan akit sahih değildir. f) Muvakkat olmaması. Meselâ; birisi, bunu sana bir aya kadar sattım deyip akdederse sahih değildir. Alış veriş mütemede göre muâtât-bilfiil eşyayı değiştirmek - ile münâkit olamaz. Muâtât ile yapılan alış veriş fasittir. Yalnız Mütevelli, Beğavi ve İmam-ı Nevevi bazı kitaplarında örf muataı kabul ederse, onunla alış veriş yapmak caizdir, yoksa caiz değildir derler. Bu zamanda halkın bütün alış verişlerinde siğa ile değil, muâtât ile icra edilmektedir. Şayet muâtâtı kabul etmeyip halkın alış verişini fasit olarak addedersek bütün muamelatın temeli sarsılır ve üzerine bir çok mefsede terettüp eder. Yalnız İmam-ı Nevevi Mecmu adlı kitabında şöyle diyor: "Bir çok kimse eşyanın fiatını sormadan satıcıdan satın alır, bir müddet sonra gelip hesabını görür ve parasını teslim ederse böyle bir muamele bilittifak caiz değildir." Ancak Hatibi Şirbîni Müğnil-Muhtaç isimli kitabında İmam-ı Gazali'nin bu hususta müsamaha gösterdiğini kayd etmektedir. Bir kimse, bir sürüden bir koyunu şu kadarla sana sattım, dese, satılan şey belli olmadığından yapılan akit sahih değildir. Fakat, şu koyun hariç bu sürüyü sana sattım dese, bey' sahihtir. Bir koyun satılır ve derisi veya yünü istisna edilirse caiz değildir. Bir kimse, sana evi bütün hukukiyle sattım dese, caizdir. Buna göre eve giden bütün yollardan geçmeğe hak kazanır. Birkaç kişi bir müessesede ortak olur, onlardan birisi hissesini satarsa caizdir. Yalnız hissesinin ne kadar olduğunu bilmeyen kimseye sattığı takdirde caiz değildir. Bir kimse süte su katar ve satarsa, bey' haram olduğu gibi, sahih de değildir. Avcılık, ev ve malı korumak için köpek edinmek caizdir. Fakat lüzumsuz olduğu takdirde onu edinmek caiz olmayıp haramdır. Yine tezek edinmek de caizdir. Fakat Şafiî mezhebine göre ne köpeğin ne de tezeğin satılması caiz değildir. Gerçekte odun, kömür ve gaz yağı olmayan yerlerde herkes tezeğe ve onu satın almağa mecburdur. Onun alış verişini yapmak caiz değildir, demek manasızdır. Bunun için alış verişini caiz gören Hanefi mezhebini kabul etmekten başka çare yoktur. Pars, maymun, kedi, ipek böceği, tavus, bülbül, papağan kuşu ve bal arısını satmak caizdir. Yalnız bal arısını satınalabilmek için arıları dışarda görmek lazımdır. Yılan, fare, karınca, aslan, kurt, kaplan, ayı ve karga gibi faydası olmayan hayvanları satmak caiz değildir. Zehirin tıp sahasında faydası olduğundan satılması caizdir. Katır ve eşek gibi eti yenilmeyen yük hayvanı, sakat olursa satılması caiz değildir. 3 - Üzerine akit yapılan maldır. Bunun da on şartı vardır: a) Malın temiz veya yıkamakla temiz olmağa kabil olması. Köpek ve içki gibi necis el-ayn olan şeyleri satmak haram olduğu gibi, temizlenmesine imkân olmayan yağ gibi müteneccis şeyleri de satmak haramdır. Fakat onları hibe veya tasadduk etmek caizdir. İslâm dini gelmeden önce cehalet devrinde yaşayan insanlar köpeği aşırı derece sevdiklerinden (bugün Avrupa'da ve Avrupalılaşan ülkelerde olduğu gibi) köpekle beraber yer içer, haşrû-neşir olurlardı ve bu durum kuduz hastalığının yayılmasına sebebiyet verirdi. Bunun için İslâm dini zaruret olmadıkça köpek edinmeyi yasaklar ve gerek olmadan köpek edinen bir kimsenin evine rahmet melekleri girmezler, buyurur. Ama avcılık veya ev ve sürü gibi şeyleri korumak için onu edinmekte beis yoktur. Müteneccis olan kumaşın temizlenmesi mümkün olduğundan satılması caizdir. b) Satılan malın kendisinden istifade edilir bir şey olması. Faydası olmayan haşaratı, yırtıcı hayvanları, buğdayın bir iki habbesini ve haram olan çalgı âletlerini satmak caiz değildir. Aynı zamanda gasbedilmiş ve geri alınması mümkün olmayan bir malı satmak ta caiz değildir. Çünkü alan kimse ondan istifade edemiyecektir. Ancak gasbedilmiş olan şeyi, geri alması mümkün olan kimseye satmak caiz olduğu gibi, rehin halinde olan malı satmak da caizdir. Tambur ve ud gibi dinen haram olan şeylerin İslâm fıkhına göre alış ve satışı caiz değildir. Çünkü dinen ondan faydalanılamaz. Yalnız altın ve gümüş kapları kullanmak haram da olsa, onları satmak ve satın almak caizdir. Üzerinde canlı mahlukların resmi bulunan kap, elsibe ve halıları alıp satmakta bir sakınca yoktur. () Yalnız alınıp satılmazsa daha iyidir. Çünkü alınıp satılması kullanılmasına vesiledir. Radyo ve televizyon çalgı aletleri gibi değildir. Bunlar şerre alet olabildikleri gibi hayra da alet olabilirler. Bunun için mutlak surette bunların satışı haramdır, diyemeyiz. Ancak İslâmın kabul etmeyeceği şeylerde onları kullanacak olan kimseye satmak haramdır. Kadın sütü, insanın cüzü de olsa satılabilir. Çünkü tahir olmakla beraber çocuklar için vazgeçilmez öneme sahip bir gıdadır. Ama kan bazı hastalar için zarurî ve hatta su kadar önemli de olsa satılamaz. Ancak teberru edilebilir. Yardıma muhtaç olan kimseye yardım elini uzatmak mecburi olduğu gibi kana muhtaç olan kimseye de yardım etmek mecburidir. Satılmamasının sebebi necis olmasıdır. Müslümanın kanı müslümana verilebildiği gibi kafirin kanı da kendisine verilebilir. Ayrıca karı kocanın birbirlerine kan bağışında bulunmalarında herhangi bir sakınca yoktur. Daha geniş bilgi için "Rududun ala Ebatil" isimli kitaba bakılabilir. c) Hem alıcının hem vericinin, üzerine akit yapılan şeyin aynını, miktarını ve vasfını bilmesi. Selem meselesi müstesna, alıcı ve vericinin görmedikleri şey üzerine akit yapmaları caiz değildir. Satılan şeyin durumunu anlamak için ne gibi yerleri görmek gerekirse onu görmek icab eder. Satılan şey ev ise duvarlarını, tavanlarını, hamam ve mutfağını; bahçe ise, ağaçlarını, duvarlarını, su mecralarını ve toprağını; hayvan ise dış tarafını görmek şarttır. Yukarıdaki izahattan da anlaşıldığı gibi, â'manın alış verişi caiz değildir. Çünkü alınan ve satılan şeyi göremediğinden aldanması kuvvetle muhtemeldir. Birbirine benzeyen şeyin bir kısmını (Numunesini) görmek kâfidir. Buğday, arpa gibi. d) Amme hakkının olmaması: Vakıf, cami, medrese, tekke, köprü, mezarlık, yol, kale, Arefe, Mine ve Müzdelife topraklarını temlik ve temellük etmek caiz olmadığından , ne satılması ne de satınalması caiz değildir. Mekkenin arazi ve binaları ise böyle değildir. Hem satılır, hem satın alınır. Hadis, Fıkıh ve Kelam gibi dini kitabların satılmasında beis yok ise de Kur'an-ı Kerim'in satılması mekruhtur, diyen vardır. Yalnız mekruh olarak kabul ettiğimiz ve alış verişini yapmadığımız takdirde Kur'an-ı Kerim'in okunmasına bizzat biz engel olmuş oluruz. e) Bedelin temiz olması: Binaenaleyh bir hayvan bir köpekle satın alınırsa caiz değildir. f) Kendisinden istifade edilebilmesi: Bir elbisenin bir kurt ile satın alınması fasittir. Bir kimse bir şeyi vâde ile satar ve almadan önce devalüasyon sebebiyle paranın kıymeti düşürülürse Şafii alimlerine göre üzerine akit yapılan paradan başka bir şey hak etmez. Ama o para tamamiyle yürürlükten kaldırılırsa, şayet altın veya gümüş veya değer taşıyan başka mâdeni bir şeyden olursa yine o paradan başka bir şey hak etmez. Ama kağıt para (Banknot) olursa ve yürürlükten kalkarsa, yürürlükten kalkmadan evvel hak sahibinin mağdur olmaması için değeri ne ise onu vermek icap eder. g) Paranın, müşterinin tasarrufu altında olması: Binaenaleyh bir kimse birisinden bir şey gasp eder, sonra onunla bir şey satın alırsa fasittir. h) Muayyen olması: Binaenaleyh bir kimse birisine "Şu iki koyundan birisini şu kadara sana sattım" dese, müşteri de; "Kabul ettim" şeklinde karşılık verse, yapılan alış veriş sahih değildir. Yalnız bir kimse bir bağın üzümünü satar ve mesla dörtte veya beşte birini veya zekatını istisna ederse böyle bir alış veriş sahihtir. Bir kimse bir ev satarsa şayet bu ev cadde ile bitişik ise evin yolu belli oluduğu için yapılan alış verişte bir sakınca yoktur, ama cadde ile bitişik değilse satıcının mülkünden başka yok ise mutlaka eve giden yolun belirtilmesi gerekir, aksi takdirde yapılan alış veriş sahih değildir. Bir kimse; "Şu tarladaki hissemi şu kadara sana sattım" dese, müşteri de kabul ederse, tarladaki hissesinin ne kadar olduğu bilinmezse yapılan akit sahih değildir. l) Miktarının bilinmesi i) Hangi çeşid olduğunun bilinmesi ve kabz edilmesi: Bir kimse henüz kabz etmediği bir şey ile satın alırsa caiz değildir. Bu zamanda bir çok tüccar, mesela fabrikadan ticaret eşyasını alıp henüz kabz etmeden başkasına devr etmektedir. Hem de bir çok kimsenin meselâ taksi almak için parasını yatırıp ve teslim almadan sırasını başkasına devr etmesi halinde böyle bir alış verişin batıl olduğunu bilmesi gerekmektedir. Bu gibi alış veriş yapanlar ya vaz geçmeli veya böyle bir muameleyi caiz gören Malikî mezhebini taklid etmelidir. j - Satılan malın alıcı ile satıcı tarafından görülmesi. Binaenaleyh bir mal alıcı veya satıcı tarafından görülmemiş ise onun alış verişi sahih değildir. Aynı zamanda onu kiralamak, rehn etmek gibi muamelelere tabi tutmak da sahih değildir. Ancak onu vakfetmek caizdir. Bir kimse buğdayından bir örnek getirip birisine gösterir ve bir miktar kendisine satarsa şayet nümuneyi de onunla beraber satarsa yapılan akit sahihtir, yoksa akit sahih değildir. Şafii mezhebine göre durum böyledir. Yalnız malum olduğu gibi bu gün usulen satılması istenen buğdaydan az bir şey nümune olarak getirilir ve evde veya ambardaki buğday satılır. Numunenin satışı söz konusu değildir. Bunun için bunu caiz gören Hanefi mezhebini taklit etmek gerekir. Aksi takdirde alış verişin batıl olması gerekir. Bir kimse şu tarlayı veya şu arsayı sana sattım dese, bina olsun ağaç olsun, içinde sabit olan ne varsa hepsi satılmış olur. Fakat buğday, arpa gibi sabit olmayan ve bir defada toplanan veya biçilen şey içine girmez. Ekilmiş arazinin satılması caiz olup henüz ekini biçilmediği halde kabzedilebilir. Bir arazi satılırsa içinde bulunan taş da onunla beraber satılmaz. Bir bostan veya bir bağ satılırsa, duvar ve ağaç gibi şeyler de içine girer. Bir ev satılırsa, normal olarak içinde bulunan kapı, pencere gibi sabit olan eşya da satılmış olur. Ağaç üzerinde bulunan meyve olgunlaşmış ise, kesme şartı olsun olmasın satışı caizdir. Fakat biçim zamanı gelmeden önce yeşil ekinin satışı sahih değildir. Tarla ile birlikte satılır veya ot olarak satılırsa caizdir. Arpa ve üzün gibi tane ve meyvesi görülen mahsulü, olgunlaştığı takdirde henüz toplamadan ve biçmeden önce satmakta beis yoktur. Fakat tanesi görülmeyen buğday gibi bir şey olursa, biçilip tasfiye edilmeden önce hiçbir surette satışı caiz değildir. Henüz başakta olan bir buğdayın, tasfiye edilmiş bir buğday ile satılıp değiştirilmesi caiz olmadığı gibi hurma ağacı üzerinde bulunan yaş hurmanın kuru hurma ile ve teyk üzerinde bulunan yaş üzümün kuru üzüm ile değiştirilmesi de caiz değildir. Ancak değiştirilen hurma ve üzüm beş vesk (bin kola civarında)'ten aşağı olursa müsaade edilmiştir. Fukaha buna a'râya diyorlar.