4) ÖLÜYÜ DEFNETMEK
Büyük Şafiî İlmihali · s.251
İnsan mükerrem olduğundan, sair hayvanlar gibi cenazesini toprağa vermeden açıkta, yırtıcı hayvanlara bırakmak ihanet sayıldığından İslâm dini, ölünün yıkanıp kefenlendikten sonra kabre konulmasını emrediyor. Kabrin basit şekli, kokunun yayılmasını ve yırtıcı hayvanların cesedi çıkarmalarını önleyecek bir çukurun kazılmasıdır. Toprağı kazımadan ölüyü yer sathına bırakıp kokusunu çıkarmıyacak ve yırtıcı hayvanlardan korunacak şekilde üzerine toprak yığmak caiz değildir. Ekmeli ise, derinliği bir boy ve el uzatımı kadar, eni de cenazeyi kabre koyan kimsenin zahmet çekmiyeceği kadar geniş olmasıdır. Resûlüllah (S.A.V.) Uhud şehidleri hakkında şöyle buyurdu: ﺛُﻢَّ ﺍَﺣْﻔِﺮُﻭﺍ(&
ﺍَﻭْﺳِﻌُﻮﺍ ﻭَﺍَﻋْﻤِﻘُﻮﺍ ﻭَﺍَﺣْﺴِﻨُﻮﺍ "Kazın, geniş tutun ve derinleştirin." (Tirmizi rivayet etmiştir.) Hazreti Ömer (R.A.) kabrinin bir boy ve el uzatımı kadar derinleştirilmesini vasiyet etmiştir. Toprak sert ise, kabir kazıldıktan sonra kabrin kıble tarafında cenaze sığacak kadar bir yer kazılır. (buna "lahd" denilir.) ve Cenazenin yönü kıbleye doğru çevrilip kazılan yere konulur. Taşlarla veya kerpiçle kapatılır. Sa'd ibni Ebi Vakkas ölüm hastalığında demişki: ﺍَﻟْﺤِﺪُﻭﺍ ﻟِﻰ ﻟِﺤْﺪًﺍ ﻭَﺍَﻧْﺼِﺒُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰَّ ﺍﻟﻠَّﺒِﻦَ "Benim için bir lahd yapın (Kabrin kıble tarafından yer kazın) ve lahdin ağzını kerpiçlerle kapatınız." Toprak yumuşak ise sadece bir çukur kazılır, üstü taş veya kerpiçlerle kapatılır. Çünkü toprak yumuşak olduğu halde lahd kazılırsa çökmesi kuvvetle muhtemeldir. Cenaze merasiminde bulunan kimseler, dünyanın fani olduğunu, herkesin ölüme mahkûm olup dünyadan göç edeceğini düşünüp birbiriyle ahiret hakkında sohbet etmelidir. Gaflete dalarak dünyadan söz etmek, gülüp şakalaşmak doğru değildir. Cenaze merasiminde bağırıp çağırmak, yüksek sesle tekbir getirmek haramdır. Mezarlığa giderken, cenazenin önünde ve ona yakın olarak yürümek sünnettir. Defnedilecek yer çok uzak olmazsa yürüyerek gitmek daha efdaldır. Cenaze, mezarlığa götürüldüğü zaman, cenazenin başı, kendisi için hazırlanmış olan mezarın ayakları yanına konulur. Mezara konulmak istenildiğinde, öne doğru yavaş yavaş çekilir. Cenaze kadın da olsa onu kabre erkekler koyacaklardır. Bunun için en uygunu, namazda ve gusülde olduğu gibi asabelerdir. (Baba tarafından akraba olanlar), Ebu Talhanın Ümmü Külsüm adlı kızı vefat ettiğinde, defin zamanı gelince Resûlüllah (S.A.V.) Ebu Talha'ya kabre inmesini emretti. (Buhari) Yalnız, vefat eden kadının kocası varsa, kocasının onu kabre koyması daha iyidir. Yoksa mahrem olan asabe, bunlar da yoksa mahrem olmayan asabesi, bu da yoksa salih bir yabancı meyteyi kabre koymalıdır. Ölüyü kabre koyanların bir veya üç kişi olması sünnettir. Resûlüllah'ın mübarek cenazesini kabri şerife koyanlar üç kişi idiler. (İbni Hibban rivayet etmiştir). Ölünün başı altına yastık koymak veya döşek sermek mekruhtur, bunu vasiyet etse de vasiyeti yerine getirilmemelidir, yer gevşek olmazsa tabuta koyup onunla defn etmek mekruhtur. Cenazeyi kabre koyduktan sonra üzerine toprak serpmeden evvel bir örtü ile örtülmesi (bilhassa kadın olursa) sünnettir. Cenazeyi kabre koyarken, ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﻣِﻠَّﺔِ ﺭَﺳُﻮﻝِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ demek sünnettir. Kıbleye doğru sağ yanı üzerine konur. Yüzü kabrin kıble duvarına dayandırılır. Beline de bir taş veya bir kerpiç destek yapılır. Lahd varsa ağzı kerpiçle veya taşla kapatılır, yoksa, taş veya kerpiçle tavan yapılır. Delikleri iyice kapatılır. Baş ucunda bulunan kimse, üç avuç toprak atar. Bunları atarken birincisinde, ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎﻛُﻢْ İkincisinde ﻭَﻓِﻴﻬَﺎ ﻧُﻌِﻴﺪُﻛُﻢْ Üçüncüsünde ﻭَﻣِﻨْﻬَﺎ ﻧُﺨْﺮِﺟُﻜُﻢْ ﺗَﺎﺭَﺓً ﺍُﺧْﺮَﻯ okumak sünnettir. Sonra kürekle üstüne toprak atılır. Tanınıp ziyaret edilmesi için kabir, bir karış kadar yükseltilmelidir. Resûlüllah (S.A.V.)'in kabri şerifi bir karış kadar yükseltilmiştir. Bir karıştan fazla yükseltmek, yatana fazla saygı yapılıp harama girmeğe sebep olacağından mekrûhdur. Kabri çimento ve taş ile yapmak, üzerine kubbe veya ev inşa etmek, üzerine yazı yazmak ve yazdırmak mekrûhdur. Mezarlık vakıf olursa, mezkûr şekilde yapmak haram olacağından yıktırılması lazımdır. Büceyremi cilt 1 sayfa 496 da diyor ki: Mısır'da Karafe mezarlığı vakıf olduğundan, orada bulunan kubbe ve inşa edilmiş kabirleri yıkmak lâzımdır. İmam Şafiî'nin kubbesi müstesnadır. Çünkü onun kubbesi, orası henüz vakıf olmadan evvel inşa edilmişti. Büceyremi'nin Halebi'den naklettiğine göre, salih bir zatın kabri üzerine kubbe yapmakta beis yoktur. Kabri dam şeklinde yapmak, deve sırtı şeklinde yapmaktan daha iyidir. Ölü, bâliğ ve âkıl ise, defn işi tamam olduktan sonra cemaattan biri kabre yanaşır, sırtını kıbleye verip yüzüne karşı gelmek sûretiyle oturur; ölü ile anasının ismini biliyorsa, meselâ: Adı, Hasan, anasının adı Hasine olursa, açık bir dil ile kendisine şöyle hitab eder; ﻳَﺎ ﺣَﺴَﻦَ ﺍﺑْﻦَ ﺣَﺴِﻴﻨَﺔَ ﺍﺫْﻛُﺮْ ﻣَﺎ ﺧَﺮَﺟْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺩَﺍﺭَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺷَﻬَﺎﺩَﺓَ ﺍَﻥْ ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺍَﻥَّ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﺣَﻖٌّ ﻭَﺍَﻥَّ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ ﺣَﻖٌّ ﻭَﺍَﻥَّ ﺍﻟْﺒَﻌْﺚَ ﺣَﻖٌّ ﻭَﺍَﻥَّ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔَ ﺍٰﺗِﻴَﺔٌ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻭَﺍَﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻳَﺒْﻌَﺚُ ﻣَﻦْ ﻓَﻰ ﺍﻟْﻘُﺒُﻮﺭِ ﻭَﺍَﻧَّﻚَ ﺭَﺿِﻴﺖَ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺭَﺑًّﺎ ﻭَﺑِﺎﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﺩِﻳﻨًﺎ ﻭَﺑِﻤُﺤَﻤَّﺪٍ ﴾ﺻَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠَﻴﻪِ ﻭَﺳَﻠَّﻢَ﴿ ﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻭَﺑِﺎﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﺍِﻣَﺎﻣًﺎ ﻭَﺑِﺎﻟْﻜَﻌْﺒَﺔِ ﻗِﺒْﻠَﺔً ﻭَﺑِﺎﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨِﻴﻦَ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧًﺎ Ravda adlı kitapta şöyle yazılır; "Telkin hakkında varid olan hadis her ne kadar zaif ise de, bir çok hadislerle te'yid edilmiştir. Müslümanlar, asırlardan beri bununla amel etmişlerdir." Meyyiti mezarlıkta defnetmek daha efdaldır. Çünkü mezarlığa gelen giden fazla olduğundan onların dua ve kıraatlarından istifade eder. Akrabaların mezarları birbirine yakın olmaları sünnettir. Bunun sebebi zaman zaman gidip bir arada onları ziyaret edip dua etmek ve hiçbirisini ihmal etmemektir. Bir kimse, gemide öldüğünde, şayet sahil yakın ise denize atılmayacak, karaya çıkarılıp normal olarak defnedilecektir. Yoksa yıkanıp tekfin edilecek ve namazı kılınacak sonra ağır bir şeye bağlanarak denize atılır. Zaruret olmadıkça iki kişiyi veya daha fazlasını bir arada defn etmek caiz değildir. Ancak yer darlığı gibi bir zaruret hasıl olursa caizdir. Böyle bir halde, ilim, amel, babalık analık gibi sıfatlara itina gösterilip bunlardan birisiyle muttasıf olan kimse öne sürülür. Erkek ve kadın bir kabre konulmasını gerektiren bir sebeb varsa arada bir hailin bırakılması zaruridir. Bütün bu durumlar, ölen iki cenazeyi birlikte veya biri çürümezden evvel diğerini de onun üzerine defn etmek içindir. Ama cenazelerden biri çürüdükten sonra aynı kabri kazıp onda başka bir cenaze defn etmekte bir beis yoktur. Çürüyüş süresi memleketlerin toprak ve havasına göre değişir. Meşgul bir kabri kazıp defn edebilmek için çürüyüş süresini bilen kimselere sorup onların mütalaalarını almak gerekir. Şayet bir kabir kazılıp meyyitin kemikleri çürümemiş bir durumda görülse hemen kapatılması gerekir, yalnız yer dar olursa o zaman kemikler bir köşede toplanır ve yeni ölünün yeri hazırlanır. Kabir üzerine oturmak veya ona basmak tahrimen mekruhdur. Ancak cenazeyi defn etmek veya buna benzer zarurî bir şey için başka bir geçit bulunmazsa ona basmak caiz olur. Kabri sulamak, üzerine çakıl taşlarını koymak ve başında mezartaşı dikmek ve bütün akrabalarının mezarlarını bir araya getirmek sünnettir. Resûlüllah (S.A.V.) süt kardeşi Osman bin Maz'unun yanı başında bir taş koydu ve dedi ki: "Bu taşla kardeşimin kabrini bilip, akrabalarımdan vefat edeni yanında defn edeceğim." - Ebu Davud rivayet etmiştir. - Meyyit çürümemiş ise mezarını kazıp başkasını defnetmek caiz değildir. Techiz ve teklifini yapılmadan defnedilen cenaze bozulmamış ise, çıkarılıp tekfin ve techiz edilmesi gerekir. Bir cemaat bir cenazeye rast gelseler gereğini yapmakla mükelleftirler. Yani, onu yıkayıp kefenleyecek ve defn edeceklerdir. Şayet cenazeyi gören kimse bir ise gereğini yapmak için müslümanlara haber verecektir.