Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

TEBÜK GAZASI

Büyük İslâm İlmihali · s.591

164- Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in hicretinin dokuzuncu senesi idi. Romalıların Şam'da İslâm aleyhine büyük bir ordu hazırlamış oldukları haber alındı, bunun üzerine Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, otuz bin kişilik bir ordu ile Medine-i Münevvere'den çıktı, Tebük denilen yere kadar vardı, yirmi gün kadar orada kaldı, fakat düşmandan hiç bir hareket görülmedi. Artık Şam'a kadar gidilmesini uygun görmeyip Medine-i Münevvere'ye geri dönüldü. 165- Tebük seferi esnasında Medine-i Tahire'de kıtlık vardı, İslâm ordusu güçlükle hazırlandığı için bu orduya"Ceyşü'l-usre"denilmiştir. Bu orduya İslâm zenginleri, hattâ fakirleri bile yardıma koşmuşlardı. Bir çok kadınlar, küpelerini bileziklerini, mücevherlerini teberru ettiler. Hz. Sıddık, bütün servetini getirip Resulü Ekrem (S.A.V)e teslim etti. Hz. Faruk, malının yarısını verdi, Hz. Osman Zinnureyn, Şam'a göndermek üzere hazırlamış olduğu bir ticaret kafilesini tamamen bağışladı. İşte bunlar, bizler için hak yolunda birer fedakârlık numunesidir. 166- Tebük seferi esnasında bazı kabileler ile münafıklardan bir çokları birer bahane ile geri kalmışlardı. Münafıklardan bir kısmı, "Böyle sıcak bir mevsimde yola çıkılır mı? Muhammed (S.A.V) Roma devletini oyuncak mı sanıyor?" diye insanlara korku, dehşet veriyorlardı. Hatta sefer esnasında Hz. Peygamberin devesi kaybolmuştu. Münafıklardan biri "Muhammed (S.A.V) Peygamberim diyor, yerden gökten haber veriyor, halbuki devesinin nerede olduğunu bilemiyor" demişti. Zaten münafıkların, İslâmiyet düşmanlarının âdetleri böyledir. Her hâdiseden istifade ederek müslümanları şüpheye düşürmek, müslümanların temiz inançlarını sarsmak, neticesinde de onların kutsal varlığını perişan etmek isterler. Fakat uyanık kalbli müslümanlar, düşmanlarının mahiyetlerini, maksatlarını, ileri sürdükleri görüşlerinin ne gibi bozuk fikirlere dayandığını pek güzel bilir, takdir ederler. Kısacası Şanı yüce Peygamber (S.A.V) Efendimiz, o münafıkın cahilane sözlerini, Hak Teâlâ'nın bildirmesiyle bilip Ashab-ı güzînine hikâye buyurdu "Vallahi ben Hak Teâlânın bildirdiği şeylerden başkasını bilemem, şimdi ALLAH Teâlâ bana bildirdi, deve filan derededir, yuları bir ağacın dalına takılıp kalmıştır. Gidip getirin" diye emretti. Onlar da koşup gittiler, deveyi o hal üzere buldular, oradan alıp getirdiler. 167- Tebük seferinden savaş edilmeksizin dönülmüştü. Fakat bu seferin birçok faydaları görülmüştür. Mesela: Müslümanların koca bir Roma İmparatorluğuna böyle meydan okuması, herkese dehşet verdi, İslâm ruhundaki kahramanlığı gösterdi, bir çok beldelerin idarecileri, müslümanlara cizye adıyla vergi vermeyi kabul ettiler. Yemen'den, Necid'den ve başka taraflardan birçok kabileler, müslüman olmak üzere Medine-i Münevvere'ye elçiler gönderdiler. Artık arap yarımadasında müslümanlara karşı durabilecek bir kuvvet kalmamıştı. Müslümanlığın etrafa yayılması, fevkalade bir genişlik almıştı.